Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

  • Türklerde Hükümdarlık Sembolleri ve Unvanları
    Yazar: | Tarih: 28 Ağustos 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Türklerde Hükümdarlık Sembolleri ve Unvanları

    Eski Türk devletinin başında, tanınmış bir aileye veya boya mensup bir hükümdar bulunuyordu. Her hükümdar belirli hükümdarlık ve hâkimiyet sembolleri almakta ve kullanmaktaydı. Böylece hükümdar hem içerde hem de dışarda bu semboller vasıtasıyla tanınmaktaydı. Bunlar “unvan” (tanhu veya şan-yü, kağan, han, hakan, yabgu, il-teber), “otağ” (kurvı çuvaç=hükümdar çadırı), “taht” (örgin, ornag, orunluk), “tuğ”, “bayrak”, “davul” (köbürge, kövrüg), “kotuz”, (sorguç) “kemer” (kur), “kılıç”, “yay”, “kama”, “kamçı” (berge) gibi unsurlardı. Özellikle, hükümdarın oturduğu yer, yani devletin merkezi olan “ordu” da (=çadır kent) hükümdarlık ve hâkimiyet sembolü idi. Ayrıca, hükümdarın çeşitli vesilelerle verdiği halka açık “toy”lar da hükümdarlık sembolü sayılmaktaydı. Bu toylar, Türk devlet başkanının iktidarını ve maddî gücünü sergilediği ve gösterdiği bir yer olmaktaydı. Daha doğrusu, Türk hükümdarı bu toylar vasıtasıyla kendisine destek veren beyler ve halk için ne kadar büyük fedakârlıklar yapabileceğini göstermekteydi. Bundan dolayı bu toylara herkesin, özellikle beylerin mutlaka katılması lâzım geliyordu. Çünkü, toya icabet, doğrudan doğruya iktidarın tanınması ve itaat anlamına geliyordu. Aksi durum ise, itaatsizlik ve isyan demekti. Hükümdar tarafından cezalandırılması gerekiyordu.

    Eski Türklerde Hükümdarlık Unvanları

    • Han
    • Kağan
    • Hakan
    • Şanyü
    • İdikut
    • Yabgu
    • İlteber
    • İlteriş
    • Erkin
    • Tanhu
    • Tanrıkut

    (Devamını Oku)

  • Eski Türklerde Hakimiyetin İntikali
    Yazar: | Tarih: 28 Ağustos 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Eski Türklerde Hakimiyetin İntikali

    Eski Türk devletlerinde, taç baş değiştirirken, ilâhî bağış olan “kut” (siyasî iktidar), hanedan üyeleri arasında birinden diğerine kan yoluyla geçmekteydi. Fakat Tanrı, hanedan üyeleri arasında seçimini ve tercihini sadece biri lehinde kullanmaktaydı. Bu seçim ve tercih de, genellikle hükümdarlığa en çok lâyık ve yetenekli bir hanedan üyesi üzerinde olmaktaydı. Tanrının iradesinin hangi hanedan üyesi üzerinde olduğu da, ancak taht için yapılan bir mücadele sonucunda ortaya çıkmaktaydı. Bu yüzden eski Türk devletlerinde taht veraset hukuku son devirler istisna edilirse, hiçbir zaman belirli kurallara bağlanamamıştır. Bunun tabiî sonucu olarak da, hanedan üyeleri arasında taht kavgaları daima kaçınılmaz ve âdeta meşru bir vak’a olarak sık sık tekrarlanmaktaydı. Hatta hükümdarın daha sağlığında şehzadelerden birini kendisine veliaht tayin etmesi bile, diğer şehzadeleri durduramamaktaydı. Çünkü, veliahtın dışında hemen hemen her şehzade hakkının gasp edildiği duygusuna kapılarak, harekete geçmekteydi. Hem taht davacılarının hem de onlara destek veren kütlelerin yatışması ise, ancak bir taht kavgası sonucunda da olsa işbaşına dirayetli ve yetenekli bir hanedan üyesinin gelmesiyle mümkün olabilmekteydi. (Devamını Oku)

  • Türklerde Güç
    Yazar: | Tarih: 28 Ağustos 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Türklerde Güç

    Tanrı Türk Kağanı’na verdiği “küç” ile de, onun savaş yeteneğini artırıyordu. Göktürk yazıtlarının ifadesiyle Türk Kağanı’nın “askerlerini kurt, düşmanın askerlerini koyun gibi yaparak, kendisine zaferler kazandırıyordu. Bu inancın tabiî sonucu olarak, Türk Kağanları savaşlarda elde ettikleri başarıyı hep Tanrının kendilerine verdiği “küç” bağışına bağlıyorlardı. Bundan dolayı onlar, zaferden hemen sonra kurban sunmak suretiyle Tanrı’ya karşı minnettarlıklarını gösteriyorlardı.

    Temeli “Tanrı bağışı”na dayanan bu iktidar tipine sosyolojide “karizmatik iktidar” denmektedir. Bu duruma göre, eski Türk devletlerindeki iktidar tipi de “karizmatik” bir özellik göstermektedir. Bu iktidar anlayışının icabı olarak, Türk Kağanı Tanrı tarafından bazı olağanüstü güç ve yeteneklerle donatılmış olmasına rağmen, o hiçbir zaman olağanüstü varlık, yani bazı eski medeniyetlerde olduğu gibi “tanrı-kral” sayılmamıştır. Onun diğer insanlardan farkı, sadece ilâhî bağışa nail olmaktan ibaret idi. İktidarını Tanrıdan aldığına inanan Türk Kağanı da, kendisini daima bu iktidarın kaynağına karşı sorumlu sayıyordu. Ayrıca, Türk Kağanı’nın sorumlu olduğu ikinci bir yer daha vardı ki, o da yazılı olmayan kanun durumundaki “Türk töresi” idi. Esâsen o, bütün icraat ve faaliyetlerini Türk töresine uygun bir şekilde yürütmek zorundaydı. Bu da gösteriyor ki, Türk Kağanı’nın iktidarı sadece “ilâhî” değil, aynı zamanda “kanunî bir temele” de dayanıyordu.

    Öte yandan, Türk hâkimiyet anlayışına göre, Tanrı sadece siyasî iktidarı veren değil, aynı zamanda verdiği iktidarı geri alan bir kudrete sahiptir. Tanrının bu gücü, Türk hükümdarlarının üzerinde daima siyasî bir baskı aracı olmuştur. (Devamını Oku)

sitemap
site ekle