Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

  • Bulgarlar ve Ogurlar
    Yazar: | Tarih: 22 Mayıs 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Bulgarlar ve Ogurlar

    Bu iki boy adı, 5-6. yüzyıllarda Avrasya bozkır bölgesinin batı kısmında ortaya çıkan ve Türkçe konuştukları kesin olarak bilinen ilk toplulukların (Şaragur, Ogur, Onogur, Kutrigur, Utigur, Bulgar) adıdır. Türkçe konuşan bu halkların birlikte ele alınması tarihsel ve dil tarihiyle ilgili gerekçelere dayandırılıyor. Türk dilleri, Genel Türkçe ve Çuvaşça tipi Türkçe (daha önceki terminolojide Bulgar Türkçesi) olmak üzere iki büyük gruba ayrılmaktadır. Bu sonuncu gruptan günümüze yalnızca Çuvaşça kalmıştır. İdil Bulgar Devleti’nin nüfusunun önemli bir bölümü de Çuvaşça türünde bir Türk dilini konuşuyordu. Fakat dilsel ve tarihsel gerekçelere dayanarak, bugünkü Çuvaşları İdil Bulgarlarının doğrudan ardılları sayamayız. Bulgar Türkçesi terimi aslında, Bulgar adı altında görülen halkların “Bulgar Türkçesi” konuştukları varsayımına dayanıyor. Karadeniz’in kuzeyindeki erken dönem Bulgarca’nın ve Balkanlar’daki Tuna Bulgarcasının dilsel verilere gerek duyulmaksızın bu Türk dil grubuna sokulması da buradan kaynaklanıyor. Daha sonra bu kuram Ogur adının, Oguz adının Çuvaşça türündeki bir biçimi olmasından dolayı daha da yaygınlaştı ve adlarında Ogur unsuru bulunan bütün Türk halklarının, yani Şaragurların, Ogurların, Onogurların, Kutrigurların, Utigurların dili Çuvaşça ile aynı türden sayıldı. Bu bileşik boy adlarının birinci unsurlarının ilk biçimleri Çuvaşça türündeki bir dilde aşağıdaki şekilde olmalıydı: Şaragur < *şarı ogur ‘Ak Ogur’; Onogur < on ogur ‘On Ogur’; Kutrigur << *tokur ogur ‘Dokuz Ogur’; Utigur << *otur ogur ‘Otuz Ogur’. Renk ve sayı adlarından oluşan bileşik boy adları Türk dillerinde sıklıkla görülmektedir. Renkler ise genellikle yön bildirirler. Buradaki Ak da dolayısıyla Batı’yı simgeler. Sayılar ise federasyonu oluşturan boyların sayısını gösterirler. İkinci unsur, kabile teşkilâtını yöneten (Okumaya Devam Et)

  • Hazarlarda Dil ve Yazı
    Yazar: | Tarih: 20 Mayıs 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Hazarlarda Dil ve Yazı

    Hazarlar’ın hangi dili konuştukları hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bunun da sebebi Hazar dili ile yazılmış herhangi bir eserin zamanımıza kadar ulaşmamış olmasıdır. Günümüze kadar Hazarlardan bize kadar ulaşan sadece iki belge vardır ve bunlar da İbranice yazılmışlardır.

    Bunlardan biri, Hazar Hakanı Yusuf tarafından 960 yıllarında Emevilerin Kutuba Emiri III. Abdurrahman’ın (912-961) hizmetinde çalışan, Yahudi ilim ve devlet adamı Hasday İbn Şaprut’a yazılan mektup ve diğeri de, yine hakan Yusuf zamanında ismini bilemediğimiz Mûsevi bir Hazar tarafından yazılan bir mektubun Mısır’da bulunan parçalarıdır. Bu mektupların sahte olup olmadıkları ilim alemini epeyce meşgul etmiş ve daha sonra özellikle İbn Havkal’ın verdiği bilgilerle sahte olmadıkları kabul edilmiştir.

    Çok okuyan ve yüksek rütbeli bir aydın olan Hasday, Kurtuba’ya gelen yabancı elçilerden ve İslâm ülkelerinin komşularından, hükümdarları ile birlikte Mûsevi dinine mensup kudretli bir kavmin bulunduğunu duymuş ve bu hususta duyduklarının doğru olup olmadığını öğrenmek üzere Hazar hakanı Yusuf’a mektup yazmıştır. Hasday’ın 950-960 yılları arasında yazdığı sanılan mektubu, kendisinin ve yardımcısı Menahem ben Saruk’un adını ihtiva eden akroştiş ile başlar;  asıl metinde ise Endülüs ve Hazarlar’ın coğrafî konumunu, Endülüs’ün tabii zenginliğini belirtilerek, Hazarların Museviliği nasıl kabul ettikleri meselesi üzerinde durur. (Okumaya Devam Et)

  • Hazarlarda Dini Hayat
    Yazar: | Tarih: 20 Mayıs 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Hazarlarda Dini Hayat

    Hazarların dini bugüne kadar ilim alemini epeyce meşgul etmiştir. Çünkü devlet içerisinde bir çok din yaşama imkânı bulmuştur. Bu dinlere mensûp insanlar arasında zaman zaman bazı sürtüşmeler görülse de yine de bu dinler büyük bir serbestlik ve müsamaha içerisinde yanyana yaşamışlardır. Hiç şüphesiz, Hazarların asıl ve uzun süreli dinleri bütün diğer Türk kavimlerinde olduğu gibi “Gök Tanrı Dini” idi. İbn Fadlan ve İbn Rüste gibi müelliflerin verdikleri bilgiler bu görüşü teyit etmektedir. Buna göre Hazar Türkleri Tengri Han (Gök-Tanrı) adını verdikleri bir ilâha tapıyor, diğer Türk topluluklarında olduğu gibi tabiat güçlerine ve atalara dinî anlamda saygı gösteriyorlardı. İbn Fadlan’ın seyahatnamesinden anlaşıldığı kadarıyla âhiret hakkındaki düşünceleri de diğer Türk kavimlerinden farklı değildi.

    Hazar Hakanlığı’nda erken dönemlerden itibaren ortaya çıkan bir başka din de Hıristiyanlık’tır. Kafkasya, Azerbaycan ve Güney Rusya’da Hıristiyanlık daha VI. yüzyılda yayılma ve yerleşmeye başlamıştır. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Hunlar ve onların devamı olan Sabarların 507-508 yılında Arran patriği Kardust’un teşvikleri ile Hıristiyanlığı kabul ettiklerini görüyoruz. Ayrıca Dağıstan’daki Yahudilerde Sabar-Hazarları arasında Mûseviliği yaymaya çalışmışlardır. Yine Arap istilâsı döneminde de Müslümanlık Harezmli tüccarlar aracılığı ile yayılmıştır. Merkezleri Arran olan Hıristiyanlar, Hazarlar üzerinde etkili olmaya başlamışlar ve Arran metropolidi İsrail (677-703) Hazarlar arasında Hıristiyanlığı yaymayı başarmıştır. Özellikle Bizans sınırlarında ve Kırım’da yaşayan Hazarlar arasında Hıristiyanlığın yayıldığı görülmektedir. Yine Varasan şehrinde yaşayan Hazarlar’ın Hıristiyanlığı kabul ettikleri ve bunların önceki dinlerinin Gök-Tanrı dini olduğu ve Tanrılarına “Tengri” dedikleri kaynaklarda belirtilmektedir. (Okumaya Devam Et)

sitemap
site ekle