Logo Background RSS

» 2011 » Kasım

  • Osmanlının İçten Dağılma Sürecinin Başlaması
    Yazar: | Tarih: 30 Kasım 2011 | Yorum Yok Yorum var

    4. Küçük Kaynarca ve İçten Dağılma Sürecinin Başlaması

    III. Mustafa (1757 – 1773) tahta geçtiği zaman, ülkenin yönetimini Köprülülerl’le karşılaştırılabilecek yetenekte bir sadrazam elinde tutuyordu: Ragıp Paşa. Kendisi, geleneksel yapılarla Batılaşma arasında bir uyum kurmaya çalışmaktaydı. Ragıp Paşa, dış politikasında da aynı uyum ve dengeyi aramıştır. Yüz yıldan beri Osmanlı Devleti aleyhine topraklarını genişletmekte olan Avusturya ve Rusya’ya karşı dayanabileceği bir devlet olarak, şimdi giderek güçlenmekte olan Prusya ile bir antlaşma imzalamış ve bunu bir savunma ittifakına dönüştürebilmenin yollarını aramıştır. Rusya ve Avusturya’ya karşı karşıt-ağırlık olmak üzere Prusya’nın seçilmesinin nedeni, bu devletin hiçbir Osmanlı toprağı ya da çıkarı ile ilgisinin olmamasıdır. Bu çabalar, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının ve Avrupa diplomasisi içine girerek müttefik aramasının başlangıcı sayılabilir. 19. yüzyıl boyunca izlenecek, “Avrupa’nın büyük devletlerini birbirine karşı kullanarak bağımsızlığını sürdürme politikasının” da başlangıcını oluşturur.
    Ancak, III. Mustafa bir barış adamı değildi. Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin daha savaşkan ve militan bir tutum alması gerektiğini düşünüyordu. Tam bu sırada Rusya’da da aynen kendisi gibi savaşkan bir yönetici iktidara gelmiştir. Çariçe Büyük Katerina. Katerina, tıpkı ataları gibi, Bizans’ın “mirasçısı” olarak, çift başlı ve Bizans kökenli çarlık bayrağını Boğaz’ın kıyılarına dikmeyi, dış politikasının en önemli amacı haline getirmişti. Tıpkı Prut Savaşı öncesinde olduğu gibi, başka bir Avrupa devleti yüzünden Osmanlılar yeniden Rusya ile savaşa girişeceklerdir. (daha&helliip;)

  • Lale Devri ve Önemi
    Yazar: | Tarih: 30 Kasım 2011 | 2 Yorum var2 yorum Yorum var

    Lale Devri ve Önemi

    Bir barış adamı olan III. Ahmet, Pasarofça Antlaşması’ndan sonra 12 yıl sürecek olan barış döneminde, Batılılaşma ve reform yönünden ciddi girişimlerde bulunma olanağına kavuştu. Haremin çevirdiği dolaplardan göreli olarak uzak kaldı. Hoşgörülü, Batı ile Doğu’nun uygarlıklarını birleştirmesini bilen, gelişmekte olan modern dünyayı anlayan, gelişmiş kafa yapısına sahip, uygar bir monarktı. İstanbul’da Fransız Büyükelçisi’nin getirdiği planlara uygun olarak, kendisine yazlık Sadabat Sarayı’nı yaptırdı. Kendisine bu konularda, güzel sanatlara çok düşkün olan Sadrazam Damat İbrahim Paşa da yardım etmiştir.

                III. Ahmet zamanı, ünlü Lale Devri’dir. Lale, dönemin edebiyatının, öteki güzel sanatların ve Batılılaşma hareketlerinin simgesi durumuna gelmiştir. O kadar ki, lale 20. yüzyılda Cumhuriyet dönemine kadar Türk şiirinin simgesi olma durumunu korumuştur. Lale Devri, Sadabat’ta eğlenceleri ve ilham ettiği edebiyatıyla, yalnızca geçici bir heves olarak görülmemelidir. Yeni bir dünyevilik, yeni bir aydınlanma, rasyonel araştırma duygusu ve liberal reform dönemini de açmıştır. İslamcı Doğu’nun geleneksel dinsel değerlerine laik bir karşıt ağırlık sağlamak üzere, yeni bilimsel gelişmeleri, ekonomik refahı ve askeri gücüyle esin kaynağı olarak Batı’ya bakılmıştır. Dolaysıyla, lale, Batı uygarlığının etkisi altında yeni doğmaya başlayan Osmanlı Rönesansı’nın simgesi olarak değerlendirilmelidir.

                1720 yılında Osmanlı hükümeti, 15. Louis’nin sarayına Mehmet Çelebi adında özel bir elçi gönderildi. Resmi görevi Fransa ile bir ittifak sağlamaktı. Ama sadrazam tarafından, buna ek olarak, Fransız fabrikalarını, kalelerini ve öteki gelişmeleri görüp, bir rapor biçiminde İstanbul’a sunması da istendi. Mehmet Çelebi’nin yazdığı rapor, Osmanlılarda gelecek yeniliklerin el kitabı durumuna gelmiştir. 1727’de İbrahim Mütefferika’nın ilk matbaayı kurması, bu raporun aydınlatıcı etkisinin sonucudur. İbrahim Paşa’ya raporu sunuş yazısında şunları söylüyor: (daha&helliip;)

  • Osmanlının Rusya ve Avusturya İle İlişkileri
    Yazar: | Tarih: 30 Kasım 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Rusya ve Avusturya İle İlişkiler: Prut ve Petervaradin

    II. Mustafa’nın (1695 – 17003) yerine geçen III. Ahmet (1703 – 1730) barışçı düşünceli bir sultandı. İspanya Veraset Savaşları sırasında, İstanbul’daki Fransız Büyükelçisi, Fransa ile ittifakın yararlarından söz ediyor ve Macaristan’da Habsburg’lara karşı ortak harekât öneriyordu. Ancak III. Ahmet, bu savaşa Hıristiyanlar arası bir mücadele gözüyle bakıp katılmak istemedi. Ayrıca önce de gördüğümüz gibi, savaş Fransa’nın aleyhine gelişiyordu.

                Sultan istese de istemese de, İsveç yüzünden Rusya ile savaşa girdi. Rusya’nın Baltık üstünlüğü için 1709’da Poltava Savaşı’nda İsveç’i kesin bir yenilgiye uğratması, kuzeyde Rus gücünü arttırmıştı. İsveç Kralı Charles (Demirbaş) daha önce diplomatik ilişki kurmak istemediği Osmanlılara sığınmış ve buna rağmen sultan tarafından çok sıcak bir biçimde karşılanmıştı. III. Ahmet, Rus baskılarına rağmen kralın geri verilmesini kabul etmemiş, ancak Charles’ı yeniden tahta koyarak, Rusya ile süren barışı bozmak istemediğini de belirtmiştir. Bu arada Ruslar, İsveç birliklerini aramak bahanesiyle sık sık Osmanlı topraklarını ihlal ediyorlar ve karışıklık çıkarıyorlardı. Hatta Osmanlı toprağı olan Buğdan’a girerek buraya sığınmış bulunan bir İsveç birliğini ellerine geçirmişlerdi. Bunun üzerine III. Ahmet savaşa ikna edildi ve Osmanlı ordusu Prut Nehri’ne doğru sefere çıktı. Zaman Baltık’ta meşgul olan Çar Petro için uygun değildi ve Prut Savaşı’nda Osmanlılar Rus birliklerini yendiler. O kadar ki, çarın bile tutsak edilmesi an meselesiydi. Ancak Çariçe Catherine’in akıllı diplomasisi ve ordu komutanına verdiği değerli armağanlar sonucu çatışmalar durdu ve 1711 tarihli Prut Barışı yapıldı. Bu barışa göre Azak ve çevresindeki topraklar Osmanlılara geri verilecek, Dinyeper akarsuyundaki bazı kaleler boşaltılacak, Rus ordusu Polonya’dan çekilecek ve İsveç Kralı’nın ülkesine serbestçe dönmesi sağlanacaktı. Böylece Prut Barışı ile, Rus Çarı’nın Karadeniz’i bir Rus denizi haline getirme çabası engellenmiş oldu. Prut Barışı’nın ikinci önemli sonucu, Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki 25 yıllık barış dönemi açmış bulunmasıdır. Bu Osmanlı – Rus ilişkilerinin tarihi incelendiğinde gerçekten uzun bir barış dönemidir. Böylece ilerde görüleceği gibi, bu barış dönemi iyi yönde kullanılacak ve içerde belirli yeniliklerin yapılması sağlanacaktır. (daha&helliip;)


sitemap
site ekle
izmir escort ankara escort mersin escort ankara escort izmir escort izmir escort