Mayıs, 2012

Logo Background RSS

» 2012 » Mayıs

  • Siyasi Tarihte Emperyalizm
    Yazar: | Tarih: 19 Mayıs 2012 | Yorum Yok Yorum var

    C. EMPERYALİZM

    Endüstri Devrimi’nin Avrupa açısından en önemli sonucun Alman ve İtalyan ulusal birliklerinin kurulması olduğunu görmüş bulunuyoruz. Bu devrimin tüm yeryüzü çapında en önemli sonucu ise, sömürgeciliğin emperyalizm biçimine dönüşmesidir.

    Sömürgecilik, bir devletin egemenliği başka topraklar ve halklar üzerinde kurması ya da genişletmesidir. Sömürgeciliğe çok yakın bir sözcük olan emperyalizm ise, özellikle Avrupa’nın büyük devletlerinin 19. yüzyılın ikinci yarısında öteki kıtalar üzerinde genişlemelerine verilen addır. Bugünkü tanımlanışı ile, Avrupa’da kuvvet politikasının, devletler arası sürtüşme ve ekonomik rekabetin denizaşırı bölgelere yayılmasıdır. Böylece Endüstri Devrimi’nin ürünü olan yeni ekonomik koşullarla, anarşik uluslar arası siyasal ilişkilerin bileşimi, emperyalizmin gerçek niteliğini açıklayabilir.

    Avrupa devletlerinin sömürgeler kurmak yoluyla genişlemelerinin 19. yüzyılın bir olgusu olmadığı, 15. yüzyıldan beri Avrupa tarihinin önemli bir özelliği olduğu belirtilmişti. Ancak, emperyalizm sözcüğü 19. yüzyılın ikinci yarısında kullanılmaya başlandı ve 1870 sonrası dönemi “emperyalizm” çağı olarak adlandırıldı. Şimdi sorulacak soru, bu dönemin özelliğinin nereden geldiğidir.

    Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, sömürgecilik her ne kadar uzun bir geçmişe sahipse de, Avrupa’nın 19. yüzyılda Endüstri Devrimi sonucu karşılaşacağı ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm getiren yöntem olarak yenidir. Ayrıca, özellikle Alman ve İtalyan ulusal birliklerinin kurulmasından sonra sömürgecilik eski yüzyıllara oranla büyük bir hız kazanmıştır. Bu yarışa, İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın yanında Almanya, İtalya, Rusya, ABD ve Japonya da katılmıştır. Dolaysıyla, emperyalizm, sömürgecilikten hem nitelik hem de nicelik bakımından farklıdır. Emperyalizm olgusunun temelinde şu unsurlar yatmaktadır. Bu unsurlar ise; (daha&helliip;)

  • Islahat Fermanı
    Yazar: | Tarih: 19 Mayıs 2012 | Yorum Yok Yorum var

    Islahat Fermanı

    ISLAHAT FERMANI (Hatt-ı Hümâyûn) (18 Şubat 1856)

    Islahat Fermanı, aslında Osmanlı Devleti’nin bir iç düzenleme girişimi olmakla beraber, devletlerarası bir antlaşmada, yani Paris Antlaşması’nın maddeleri arasında yer alması yönünden, aynı zamanda siyasi niteliği de olan bir hareketti. Bu yönden konuya detaylıca incelemek yerinde olacaktır.

    1. Kırım Savaşı ve Islahat Fermanı’nın Hazırlanışı:

    Kırım Savaşı (1853–1856), bir bakıma Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde bulunan Hıristiyanları korumak ve ayrıcalıklarını çoğaltmak istemesi iddiasından çıkmıştı. Bu bakımdan, savaş sırasında Osmanlı Devleti’nin müttefikleri olan ve Rusya’ya karşı savaşan Avrupa Devletleri, Rusya’yı bu iddiasından yoksun bırakmak için girişimlerde bulunmuşlardı.

    Nitekim İngiltere, Fransa ve Avusturya, daha Nisan 1855’te kendi aralarında, savaş sonrasında yapılacak antlaşma esaslarını görüşerek bazı kararlar almışlardı. Sonra da buna dayalı olarak 16 Aralık 1855’te bir anlaşmaya varmışlardı. Rusya’ya da aynen kabul etmesi için bir nota ile bildirilen bu kararlar arasında “Babıâli’nin hükümranlık haklarını bozmayacak bir şekilde, Hıristiyan uyruğun hak ve ayrıcalıklarını belirleyen yeni bir Islahat Fermanı’nın çıkması”da vardı.

    Osmanlı Hükümeti, Viyana’da yapılan görüşmelerde, yukarıda belirtilen hususun devletin iç işlerine karışma anlamına geleceğini bildirerek, 16 Aralık 1855 tarihli kararlar arasında yer almamasına gayret etti, fakat başarı sağlayamadı. Bunun üzerine Paris’te yapılacak barış görüşmelerinden önce Islahat Fermanı’nı ilan ederek, müttefikleri olan devletlere iç işlerine karışma yolunu kapamaya çalıştı. Bunun için de hemen fermanı hazırlamak üzere İstanbul’da bir komisyon kuruldu. Bu komisyonda Sadrazam, Hariciye Nazırı ve diğer devlet adamlarından başka, müttefik devletler olan İngiltere, Fransa ve Avusturya’nın elçileri de bulunuyordu.

    Komisyonun kuruluş şekli, yabancı devletlerin, meydana getirecek fermanda etki sahibi olmak istediklerini göstermekteydi. Amaçları, Rusya’nın daha önce Osmanlı Devleti’nden Hıristiyan uyrukları bahane ederek sağladığı hak ve ayrıcalıkları, kendilerinin de bu yoldan elde etmelerine dayanıyordu. Ancak tutulacak yol hakkında aralarında görüş birliği yoktu. Her biri ayrı bir tez ortaya atıyordu. Bununla beraber hepsinin ileri sürdüğü ortak nokta, Osmanlı Devleti’nin 1839’da ilan etmiş olduğu Tanzimat Fermanı hükümlerinin, Müslümanlar ile Müslüman olmayan uyrukların aralarındaki farkları ortadan kaldıramadığı, bu nedenle yeni çıkarılacak fermanda Müslüman olmayan uyruğa eşitliği sağlayacak hükümlerin konması ile, bunların uygulanması arasında, Avrupa büyük devletlerinin söz hakkına sahip olmasıydı. (daha&helliip;)


sitemap
site ekle