Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Alman ve İtalyan Ulusal Birliklerinin Temeli

  • B. ALMAN VE İTALYAN ULUSAL BİRLİKLERİ

    1. Temeli

    19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Batı ve Orta Avrupa’da ulusal birliğini kuramamış ve merkezi bir hükümet biçimine sahip olamayan iki ülke kalmıştı: Almanya ve İtalya. Her iki ülke de, daha önce görüldüğü gibi, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu ile Fransa’nın etki ve denetimi altındaydı. Alman ve İtalyan ulusal birliklerinin kuruluşu, iki devlet (Prusya ve Piyomente) ve iki devlet adamının (Otto von Bismarck ve Konto Camillo Cavour) eseri gibi görünürse de, birliklerin kuruluşunu yalnız askeri ve diplomatik olaylar olarak görmek, bu başarıların tarihi önemini gölgeler. Bu olaylar, aynı zamanda, Batı ve Orta Avrupa’da daha önce incelenen ekonomik ve toplumsal yaşamın değişen yapısının sonucudur.
    19. yüzyılın ortalarına gelinceye kadar Orta Avrupa’da toprak ve doğal kaynaklar, küçük toprak sahipliği biçimde doğrudan doğruya halka ait olmadığı gibi, toprağı halka işletip kirayı toplumsal amaçlarla kullanılan bir monarka da ait değildi. Bölgenin siyasal bölünmüşlüğünün bundan payı büyüktü. Toprağın en verimli ve büyük bölümü, ufak bir feodalitenin elindeydi. Bu durumun bir sonucu olarak, 19. yüzyılda endüstri devrimiyle birlikte, mali güç belirli odaklarda toplanmaya başlamıştı. Bu mali gücü elinde bulunduranlar ise, teknolojik buluşları, küçük üreticinin yararı için değil, kendi çıkarları için kullanmaktaydı. Böylece biriken zenginlik, Orta Avrupa’da da merkezileşmiş endüstriyi doğurdu. Merkezileşmiş endüstriyse, merkezileşmiş mali gücün zenginliğini daha da arttırdı. Sonunda, merkezileşmiş üretim ve dağıtım yönünde bir gelişme başlayıp, girişimci bir “burjuva sınıfı” doğdu. Bir tarihçi şunları yazıyor:
    Burjuvazi, ticarete daha çok hareket özgürlüğü verecek olan birleşmiş bir ulusal devletin kuruluşu için mücadele eder. Mutlak monarşiyi –bu mutlakıyet bütünleşme yanlısı olmayan feodaliteye karşı mücadele ettiği sürece– tutar. Ancak, burjuvazinin gelişmesine engel olursa, ona karşı çıkar ve meşrutiyetle yönetilen bir monarşi ya da cumhuriyet kurar
    Gerçekten, Avrupa’da özellikle Fransız Devrimi’ni izleyen Napolyon Savaşları’nın ortaya çıkardığı siyasal istikrarsızlık (monarkların ve siyasal sınırların sürekli değişmesi dolaysıyla) ve çok sayıda siyasal birimlerin ticareti engellemesi (aralarındaki gümrük duvarları dolaysıyla), büyük bir güvensizlik duygusuna ve ekonomik bunalımlara yol açmıştı. Özellikle şiddetli olan 1857 – 1866 yılları arasındaki ekonomik bunalım, bu yeni sınıfa, endüstrileşmenin ortaya çıkardığı ekonomik bunalımlar ve güvensizliğin ancak bütünleşmiş, güçlü ve büyük merkezi devletlerce en az zararla atlatılabileceği açıkça gösterdi. Kısaca İngiltere, Fransa ve Belçika gibi ulusal birliğe sahip Batı Avrupa ülkelerinin ekonomik refahı, Orta ve Güney Avrupalı girişimcilerin gözünü açmıştı.
    Bu girişimci sınıf, belirli bir merkezi hükümet denetimi ve kolaylıkla değişmeyen sağlam siyasal sınırları, ticaret ve endüstrinin gelişmesi için gerekli gördü. Doğaldır ki, bu hükümet denetimi, karı garanti edecek bir sermayeyi koruyacak derece olacak olacaktı; kamulaştırmaya varacak kadar değil. Ayrıca, bu yeni sınıf, eski düzenin hukuki ve yönetimsel kurumlarını yıkmak, yeni bir işgücü pazarı kurma, daha liberal ve demokratik parlamenter kurumlar yoluyla siyasal iktidara da ortak olmak istemekteydi. 19. yüzyılın ortasında Almanya ve İtalya’daki gelişmeler, ancak bu ekonomik yapı anlaşıldıktan sonra anlam kazanabilir.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle