Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Attila’nın İtalya Seferi

  • Attila’nın İtalya Seferi

    Attila, 452’de Markianos’a karşı hazırladığı seferi erteledi. İtalya’ya yapacağı seferin sebepleri iyi bilinmez. Ancak, Batı Roma’da uğradığı yenilginin acısını çıkarmak istediğinden şüphe edilemez. Vizigot ve Roma ordularının birbirinden ayrılmış olmalarını fırsat sayıyor ve onları ayrı ayrı tepelemeyi düşünüyordu. Sebebi ne olursa olsun 451’deki kadar bir ordu topladı. Pannonia’dan geçti, Alplerden İtalya’ya indi ve 452 muharebe mevsiminde orada idi. Aetius son derece hazırlıksız yakalanmış ve şaşırmıştır. Galya muharebesinden sonra atalate düşmüş ve hiçbir tedbir almamıştı. Şaşkınlığı geçtikten sonra Valentinianus ile İtalya’yı terk etmeyi düşündü. Attila İtalya’nın Venetia eyaletine taarruz etti. 3 aylık bir muhasaradan sonra imparatorluğun surlarla çevrili Aquileia şehrini zapt ederek bir harabeye çevirdi. Buradan Altinum, Padova, Verona, Brescia, Pergamon ve Milano’ya geçerek ilerledi. Bu beklenmedik hücum hükümeti ve Aetius’u şaşkına çevirmişti. Romalılar, Attila’nın Galya’da uğradığı kan kaybından sonra uzun zaman kendisine gelemeyeceğini düşünmüşlerdi.

    Bu ümitsiz durumda ellerinde yeteri kadar kuvvet yoktu. III. Valentinianus ve onun Roma’da bulunan hükümeti, başka çare kalmadığı için Attila’dan sulh ricasında bulundular. Barışı sağlamak maksadıyla tanınmış papalardan olan Büyük Leon’u (440-461) rica heyetinin başına geçirdiler. Yanına çok tanınmış iki şahıs verdiler. Attila bu sırada Po ve Mincio ırmaklarının birleştiği yerde bulunuyordu. Roma’ya doğru yol buradan ayrılırdı. Bu saygın heyetin ricalarına fazla karşı koyamayan Attila, mütarekeyi imzaladı. Papa, Hunların elindeki esirlerin serbest bırakılmasını da sağladı. Fakat Attila’nın kolayca sulha razı olmasının başka sebepleri vardı: Önce, ordusu Aquileia kuşatmasında çok ağır zayiat vermişti. Arkasından, defnedilmeyen cesetler yaz sıcağında sarî hastalıkların çıkmasına sebep olmuş ve hastalıklar Hun ordusuna kadar sirayet etmişti. Geçmiş yıllarda İtalya’da kıtlık vardı, Bu yıl da mahsul iyi değildi. Üstelik Hunların seferi hasat zamanına rastlamış ve hasat yapılamamıştı. Bu yüzden orduyu beslemek çok büyük güçlüklerle karşılaşıyordu. Fakat dahası vardı: Bir yıl önce Attila’ya gönderilen elçilere yapılan işlem dolayısıyla Bizans İmparatoru Markianos, ordularını Attila’nın ülkesi üzerine göndermiş ve bu ordular ülkenin içlerine kadar ilerlemişlerdi. Ayrıca Bizanslılar, Hunlar tarafından ezilen Cermen kavimleri arasında tahrikler yapmaya başlamışlardı. Attila, iki cephe arasında kalmış ve Tuna’daki merkezi de tehlike altına girmişti. Bu şartlar altında yurduna dönen Attila, Romalıları hâlâ tehdit ediyor, krallıktan kendisine isabet eden araziyle Honoria’yı vermeyecek olurlarsa kısa zaman sonra geri geleceğini söylüyordu. Attila, son seferleri dolayısıyla doğudaki girişimi ihmal etmiştir. Macar ovasındaki merkezine dönünce ilk iş olarak Markianos’a elçi gönderdi. Geciken haracın ödenmesini, aksi halde harple alacağını bildirdi. Lâkin bu tehdit gerçekleşemedi. Zira muharebe mevsimi başlamadan önce, Ildiko adında çok güzel bir kadınla gerdeğe girdiği gece, Attila’nın burnundan kan boşalmış ve boğulmuştur. Hunlar bu manzara karşısında dona kalmışlar, kendi âdetlerine göre yas tutmuşlardır.
    ***
    Attila’nın cesedini, ovada kurulan bir çadır içine koydular ve halk etrafında hayranlıkla dolandı. Priskos’a dayanan bu esnadaki törenler definle ilgilidir. Attila’nın ölümü haberi Avrupa’da yıldırım hızıyla yayıldı ve bunun ardından ölüm tarzı hakkında efsaneler çıktı. Attila’nın ölümünden sonra oğulları imparatorluğu aralarında eşit olarak böldüler. Fakat Gotlar bu taksime derhal reaksiyonda bulundular. Zira Attila oğulları babalarından kalan araziyi değil üzerinde yaşayan insanları bölmüşlerdi. Bir göçebe kavmi olan Hunlar bakımından üzerinde insanın yaşamadığı arazi önemli değildi. Attila’nın oğulları birbirlerinden kopmak istemiyorlardı ve Hun âdetleri uyarınca Attila’nın ilk karısından dünyaya gelen üç oğlu mirasa hak kazanmıştı. Taht en büyük oğlu Ellak’a geçti. Fakat diğer kardeşleri daha fazla pay isteyince aralarında kavga çıktı ve bu bağlı kavimlere fırsat verdi ve birbiri ardından ayaklandılar. İsyan önce Ostrogotlar arasında başladı, ardından Gepid kralı Ardarik baş kaldırdı. Diğer Cermen kavimleri de onu izlediler. Hunlara katılanlar arasında Ostrogotlar fazla idi. Attila’nın büyük oğlu Ellak bu muharebeler arasında öldürüldü. Zaferden sonra Gepidler Hun merkezini ele geçirdiler. Müttefik kavimlerin en büyük kazancı hürriyetlerine kavuşmaları idi. Fakat hâlâ Hunların hücumlarından korkuyorlardı ve bu sebeple Roma İmparatorluğu’na müracaatla dostluğunu aradılar ve Nedao galipleri imparatorluğun hukukuna çok riayatkâr davrandılar.

    Muharebeyi kaybeden Hunlar, Attila’nın iki oğlu Dengizik ve İrnek idaresinde Karpat dağlarını aşarak Karadeniz’in kuzeyine çekildiler ve 80 yıl önce ilk defa Avrupa’nın ufkunda göründükleri sahada yer açtılar. Bu yeni yurtlarından Ostrogotları kovarak nihai olarak iliştiler. Batıya doğru ilerleyen Ostrogotlar Pannonia’da yerleştiler ve Bizans’ın dostluğuna başvurdular. Hunların bir kısmı Balkanlar’da yerleşmişlerdir. Bu olaylardan sonra büyük Hun İmparatorluğu tarihe karışır. “İskitya’nın mağrur efendileri, Roma İmparatorluğu’nun Korkunç Düşmanları”, bu yeni yurtlarında emniyet içinde yaşayabildilerse kendilerini mutlu saymışlardır. Dengizik’in bugünkü Romanya ovalarında İrnek’in ise Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda hüküm sürdüğü anlaşılıyor. Her iki prens kavminin barışa ve emniyete ihtiyacı olduğunu görmüştür. Bu sebeple 466’da Bizans imparatoruna elçiler göndererek imparatordan barış ve Hun tüccarlarının Bizans şehirlerinde ticaret yapmalarına izin verilmesini istediler. Lâkin Bizans sarayında elçilerini dinleyen olmadı; bu ret cevabı Attila oğullarını son derece rencide etti ve çöküş acısını ancak şimdi hissetiler. Dengizik bu hakarete cevap vermeyi düşündü ve elçileri vasıtasıyla isteklerini tekrarladı. Müzakereler kısa sürdü ve Dengizik imparatorluk arazisini yağmalamaya başladı, fakat imparatorluk kumandanı tarafından 469’da öldürüldü. “Kâinatın Dehşeti, Allah’ın Kamçısı” Attila’nın sevgili oğlunun akıbeti böyle oldu İrnek’in akıbeti ise belli değildir.

    İrnek yurdunda doğudan ilerleyen Ogur Türklerinin istilasına uğradı ve Oğur Türkleri 5. yüzyılın ortasında bir felâkete uğramışlardı. Doğudan Avarlar tarafından yurtlarından kovulan Sabirler onlara hücum etmişler ve onlar da batıya doğru kaçmışlardı. Bu sahada yerleşmiş bulunan Hunları yendikten sonra Bizans’a elçiler gönderiyor ve İmparatorluk ile ittifak yapıyorlardı (465-466). Kısa bir zaman sonra Karadeniz’in kuzeyinde konaklayan bütün kavimleri hakimiyet altına alırlar. 466’da Kafkasya’dan İran’a, Ermenistan’a ve İberia’ya girerler. Hâkim zümre Saragur yani Ak Oğurlardı. Bundan başka Oğur ve Onoğurlar bilinir. Oğurların istilâları sonunda İrnek, Don ırmağının doğusundaki bütün arazisini kaybeder. 466’da durum o kadar kötü olmamasına karşılık 467’de artık vahim bir hal almış ve bütün halk Oğurların önünden kaçmıştır. Dengizik’in başarısız girişiminden sonra Hunlar ve müttefikleri Pontus boyundaki İsteblerinden acele ile Tuna’nın sağ sahilindeki imparatorluk arazisine sığındılar. Zira arkalarından Oğur Türkleri sıkıştırıyorlardı. Bu yeni gelenler İmparatora tâbi olmayı ve “Müttefikler” olarak Tuna boyundaki hudutları savunmayı kabul ettiler. Bu istekler İmparatorluk tarafından memnunlukla karşılanmış ve onlar imparatorluğun hudut muhafızlığını üstlenmişlerdir. Böylece Attila’nın küçük oğlu İrnek adamları ile Dobruca’nın kuzeyinde yerleşmiştir. Artık 457-491 yıllarında Hunların büyük bir kısmı Tuna boyunda toplandı. Bunlar Bizans’ın tebaası idiler ve Nedao muharebesinden sonra Batı Roma İmparatorluğu’nda da pek çok Hun çalıştı. Ancak, doğudan gelen yeni ve kuvvetli göçlerden sonra bugünkü Romanya ve Rusya arazisinde fazla Hun kalmamış ve bunlar imparatorluk arazisine sığınmışlardır.

    Doğu’dan ilerleyen Oğur Türkleri, önüne geçilemez bir kuvvetle bütün Pontus bölgesini işgal ederek 466’da Don ırmağını geçip ve Pannonia’daki Sirmium’a kadar ilerlemişlerdir. Daha ilk yıllarda Bizans ile yaptıkları ittifak çok uzun ömürlü oluyor lâkin 499’da Bizans ile araları açılan Oğurlar, olmuş ve Mösya’yı harabeye çevirmişlerdir. Bu yeni ve büyük kavim adı bundan sonra kaynaklarda Bulgar (Karışık) olarak geçer. Bir Türk dili olan Bulgarca, diğer Türk dillerinden bir kısım fonetik ayrılıklar gösterir. Bu kavimler bugün Rusya’da yaşayan Çuvaşların cedleridirler. O zamandan sonra bu bölgede meydana gelen siyasi faktörlerin başında Bulgarlar gelirler. Fakat, bunların oluşturdukları yeni siyasi teşekküller şöhretlerini arttırmak ve daha korkunç görünmek maksadıyla Aşağı Tuna boyunda yaşamakta olan Hun geleneğini kendilerine mal etmekten geri kalmazlar ve bu kabilden olarak Attila ile oğlu İrnek’i efsanevi cedleri sayarlar.

    Hun İmparatorluğu parçalanmış ve dağılmıştır. Ancak şimdi imparatorluğun yıkılması ânında, Hazar Denizi ile Danimarka’ya kadar uzanan çok geniş bir sahada, iktidarı bir avuç göçebenin elinde bulundurduğu meydana çıkmıştır. Daha önce bütün dünyayı yenmek hülyasında bulunan bu kimseler birkaç yıl gibi kısa bir zamanda dağılırlar. “Hükümdar Kabilesi” ufak kabilelere, gruplara ve kısımlara ayrılır. Bir kısmı İsteb’de kalarak yeni devletler kurulmasında yardımcı olmuş, birçokları ise yabancıların hizmetine girmişlerdir. Attila’nın sevgili oğlu Bizans’ın askeri olmuş, binlercesi onun örneğini izlemiştir. Daha sonraki yıllarda, içinde ücretli bir Hun askerinin bulunmadığı bir imparatorluk garnizonu yoktur. Bir zamanlar imparatorluğun düşmanı olan bu insanlar, imparatorluk ordularının subay ve kumandanı olarak âdeta Bizans’ı istila ederler. Fakat bundan sonra, o zamana kadar Hunların dizginledikleri Cermen kavimleri Batı Roma İmparatorluğu’na hücum ederler. Attila’nın maiyetini oluşturan pek çok kimse, Roma’da en yüksek mevkiiye çıkar. “Son Roma İmparatoru” Julius Nepos’u yerinden uzaklaştırarak yerine oğlu Romulus Augustos’u geçiren Orestes, Attila’nın en mahrem adamlarındandı. Bilindiği üzere Orestes’i Odovakar uzaklaştırır. Bu Odovakar ise Attila’nın itimadı sayesinde yükselen Edeko’nun oğlu idi. Attila’nın sarayında büyümüştü. “Allah’ın Kamçısının” iktidarın evcinde iken ve çok büyük muharebelerle dahi elde edemediğini “köleleri” oyuncak kabilinden bir kolaylıkla sağladılar. Roma’da hüküm sürdüler.

    Not: Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle