<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.tarih.gen.tr/author/tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarih.gen.tr</link>
	<description>Tarih Kâinâtın Vicdanıdır.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 07:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Tarih Blog &#8211; ibrahim Tatlıses Kafasından Vuruldu</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/tarih-blog-ibrahim-tatlises-kafasindan-vuruldu.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/tarih-blog-ibrahim-tatlises-kafasindan-vuruldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 23:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Blogu]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlıses başından vuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlıses kafasından vuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlıses öldü]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlıses vuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlısese suikast]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=734</guid>
		<description><![CDATA[ibrahim tatlıses kafasından vuruldu. ibrahim tatlıses başından vuruldu. ibrahim tatlısese suikast. ibrahim tatlısese saldırı İbrahim tatlıses program çıkışında kimliği belirsiz kişiler tarafından uzun namlulu tüfekle başından vuruldu. Hayati tehlikesinin bulunduğu İbrahim Tatlıses  Maslak Büyükdere Caddesi üzerinde vurulduktan sonra Özel Levent Hastanesi&#8217;ne kaldırıldı. Daha sonra ünlü şarkıcı İbrahim Tatlıses Maslak Acıbadem Hastanesi&#8217;ne sevk edildi. Sağlık durumunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ibrahim tatlıses kafasından vuruldu. ibrahim tatlıses başından vuruldu. ibrahim tatlısese suikast. ibrahim tatlısese saldırı</p>
<p>İbrahim tatlıses program çıkışında kimliği belirsiz kişiler tarafından uzun namlulu tüfekle başından vuruldu. Hayati tehlikesinin bulunduğu İbrahim Tatlıses  Maslak Büyükdere Caddesi üzerinde vurulduktan sonra Özel Levent Hastanesi&#8217;ne kaldırıldı. Daha sonra ünlü şarkıcı İbrahim Tatlıses Maslak Acıbadem Hastanesi&#8217;ne sevk edildi. Sağlık durumunun kritik bir süreçte olduğu söylenmektedir. Tedavisi süren İbrahim Tatlıses&#8217;in yakınları ve sevenleri hastaneye akın etmektedir. Bazı kesimlerce ibrahim Tatlıses&#8217;in öldüğü haberi verilmektedir.<br />
 Tarih.gen.tr yönetimi olarak Ünlü şarkıcıya acil şifalar dileriz.</p>
<p>Tarih.Gen.tr Yorumu: Kişilerin ne sebeple olursa olsun vurarak adaleti yok sayıp kendince adaleti sağlama şeklini şiddetle kınıyoruz. Kuralları yok sayan aynı zamanda devleti ve ilgili makamlarını da yok saymaktadır. İlgili kişilerin bulunup adalet ülkesinde cezalandırılması dileğiyle..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/tarih-blog-ibrahim-tatlises-kafasindan-vuruldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Kelimesinin Anlamı</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/turk-kelimesinin-anlami.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/turk-kelimesinin-anlami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 01:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Blogu]]></category>
		<category><![CDATA[türk kelimesinin anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[türk kelimesinin anlamı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[türk nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=732</guid>
		<description><![CDATA[Türk Sözcüğünün Anlamı Türk sözcüğü tarih boyunca doğan, türeyen, kuvvetli, güçlü anlamlarını içermiştir.  Siyasal isim olarak ilk kez GÖK-TÜRK devleti tarafından kullanılmış, daha sonra ise Türkçe konuşan toplulukları ifade etmiştir. Coğrafi olarak Türkiye kelimesi, ilk olarak Bizans kaynaklarında 6. yüzyılda Orta Asya için kullanılmıştır. Anadolu ise XII(12) yüzyıldan itibaren Türkiye olarak adlandırılmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Türk Sözcüğünün Anlamı</h3>
<p>Türk sözcüğü tarih boyunca doğan, türeyen, kuvvetli, güçlü anlamlarını içermiştir.  Siyasal isim olarak ilk kez GÖK-TÜRK devleti tarafından kullanılmış, daha sonra ise Türkçe konuşan toplulukları ifade etmiştir.</p>
<p>Coğrafi olarak Türkiye kelimesi, ilk olarak Bizans kaynaklarında 6. yüzyılda Orta Asya için kullanılmıştır. Anadolu ise XII(12) yüzyıldan itibaren Türkiye olarak adlandırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/turk-kelimesinin-anlami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ipone&#8217;nin HTC Windows Phone 7&#8242;ye Karşı Düşüşü</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/iponenin-htc-windows-phone-7ye-karsi-dususu.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/iponenin-htc-windows-phone-7ye-karsi-dususu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Nov 2010 08:57:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Blogu]]></category>
		<category><![CDATA[apple htc rekabeti]]></category>
		<category><![CDATA[HTC Windows Phone 7 özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ipone 4 özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ipone htc rekabeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=728</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği üzere Ipone ilk çıktığında telefon dünyasında büyük bir yer almış, buna karşılık Apple firması kendi teknolojisinde tek liderdi. Bu yüzden Ipone 1 serisi devam edip en son Ipone 4 çıkmıştı. O süreç içinde rakipleri de boş durmamış yeni model ve özellik arayışlarında çalışmalar başlatmıştır. Bu rakipler arasında en hırslısı bilindiği üzere HTC firması olmuştur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği üzere Ipone ilk çıktığında telefon dünyasında büyük bir yer almış, buna karşılık Apple firması kendi teknolojisinde tek liderdi. Bu yüzden Ipone 1 serisi devam edip en son Ipone 4 çıkmıştı.<br />
<img src="http://www.letsgodigital.org/images/artikelen/64/apple-iphone-4.jpg" alt="Ipone 4" /></p>
<p>O süreç içinde rakipleri de boş durmamış yeni model ve özellik arayışlarında çalışmalar başlatmıştır. Bu rakipler arasında en hırslısı bilindiği üzere HTC firması olmuştur. HTC son çıkardığı  &#8220;HTC Windows Phone 7&#8243; telefon markasıyla Ipone&#8217;nin 4 sürümünün satışlarını hayli düşürmüş hatta Almanya gibi teknoloji ülkesinde Ipone 4 önceki versionlarında hiç görmediği kadar büyük bir düşüş yaşamıştır. Almanya&#8217;dan alınan son bilgiler dahilinde Ipone 4 serisinin 350 Euro&#8217;ya kadar düştüğü belirtilmektedir. Bu rakam çok çarpıcıdır. Çünkü daha önce hiçbir ipone serisi bu kadar düşüş yaşamamıştır. Hatta eski serileri bile şuan o ücretin üstünde bulunmaktadır.</p>
<p><span id="more-728"></span></p>
<div id="msg_540699798_undefined">HTC Windows Phone 7 telefonun şık ve kaliteli görünümü hayli ilgi çekicidir.</div>
<p><img src="http://www.teakolik.com/wp-content/uploads/2010/10/HTC-WP7-Family-01.jpg" alt="HTC Family" width="425" height="407" /></p>
<div id="msg_540699798_undefined"><strong>HTC Windows Phone 7 Özellikleri</strong></div>
<p>• 3.7 inç genişliğinde, WVGA çözünürlüğünde Super LCD dokunmatik,<br />
• 1GHz hızında Qualcomm QSD 8250 işlemci,<br />
• 8 Megapiksel çözünürlüğünde Xenon Flaş’lı kamera,<br />
• 512 Megabayt kapasitesinde ROM bellek,<br />
• 576 Megabayt kapasitesinde RAM bellek,<br />
• 3G ile hızlı mobil internet,<br />
• Wi-Fi ile birlikte kablosuz ağlara erişim,<br />
• Bluetooth v3.0 ile hızlı veri aktarımı,<br />
• GPS bağlantıları ile konum veri bilgileri,<br />
• SRS ve Dolby Mobile destekli Audio DSP ses teknolojisi,<br />
• LI-PO 1300 mAh batarya<br />
• MicroSD ile 32 Gigabayt’a kadar kapasite arttırma,</p>
<p> <strong>Ipone 4 Özellikleri</strong></p>
<p>Sadece <strong>cam </strong>ve<strong> çelik materyalleri</strong> kullanılan cihaz oldukça sağlam olarak tasarlanmış ve oldukça ince bir kasaya sahip. Cihazda ayrıca <strong>Apple A4 işlemcisi</strong> kullanılırken, yenilenmiş batarya seçeneği ile cihaz <strong>7 saat 3G görüşme, 6 saat 3G sörf, 10 saat WiFi</strong> <strong>sörf </strong>ve <strong>300 saat bekleme</strong> <strong>süresi </strong>sunuyor. Arka kamerası <strong>5 Megapiksel çözünürlüğüne</strong> arttırılan cihazın kamerası <strong>LED desteği</strong> ile birlikte güçlendirilmiş.</p>
<p><strong>Yeni iPhone 4; WiFi, GPS, Bluetooth, UMTS</strong> ve <strong>GSM bağlantılarını</strong> bünyesinde barındırırken, <strong>çelik yüzeyini</strong> ve <strong>ekranını de çizilmeye dayanıklı</strong> olarak tasarlamış. Daha önce mikroskop görüntüleri ortaya çıkan <strong>ekran çok yüksek çözünürlüğe</strong> sahip olarak hazırlanmış. <strong>960&#8242;a 640 piksel çözünürlük</strong> ve <strong>326 piksel-inç oranı</strong> ile yüksek <strong>DPI sunan ekran</strong> bu kalitesi ile birlikte çok daha göze hoş gelir görüntüler oluşturacak gibi duruyor.</p>
<p>iPhone 4&#8242;ün 16 GB belleğe sahip modeli<strong> 199 dolara</strong>, <strong>32 GB belleğe</strong> sahip modeli ise <strong>299 dolara </strong>satılacak. Bu fiyatlar <strong>AT&amp;T üzerinden</strong> alımlarda ve<strong> 2 yıllık kontrat</strong> ile geçerli olacak. <strong>Kontratı 2010&#8242;da dolanlar</strong> yükseltme yapabilecek. <strong>24 Haziran&#8217;da satışa çıkacak </strong>olan cep telefonu için <strong>ön siparişler</strong> <strong>15 Haziran&#8217;da </strong>başlıyor. <strong>Amerika, Fransa, Almanya </strong>ve <strong>İngiltere&#8217;de</strong> satışa sunulacak olan telefon, <strong>2010 sonuna kadar 88 ülkede </strong>daha satışa çıkacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/iponenin-htc-windows-phone-7ye-karsi-dususu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1. Dünya Savaşının Özel Nedenleri</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-ozel-nedenleri.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-ozel-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 11:04:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşı özel nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşının nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşının özel nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[1. Dünya Savaşının Özel Nedenleri 1.Almanya ile İngiltere arasında ortaya çıkan siyasi ve ekonomik rekabet Açıklama: Özel sebepler arasında en etkili sebep bu sebeptir. Sömürgeleri kendi topraklarının 104 katına çıkan İngiltere, Almanya’yı sömürgeleri için bir tehdit unsuru olarak görüyordu. Almanya’nın İngiltere aleyhine büyümek istemesine rağmen; İngiltere mevcut durumunu korumak istiyordu.  2.Fransa’nın Sedan Savaşı sonucunda Almanya’ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;">1. Dünya Savaşının Özel Nedenleri</span></p>
<p>1.Almanya ile İngiltere arasında ortaya çıkan siyasi ve ekonomik rekabet</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Açıklama:</span> Özel sebepler arasında en etkili sebep bu sebeptir. Sömürgeleri kendi topraklarının 104 katına çıkan İngiltere, Almanya’yı sömürgeleri için bir tehdit unsuru olarak görüyordu. Almanya’nın İngiltere aleyhine büyümek istemesine rağmen; İngiltere mevcut durumunu korumak istiyordu. </p>
<p>2.Fransa’nın Sedan Savaşı sonucunda Almanya’ya kaptırdığı Alsas-Loren bölgesini geri almak istemesi</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Açıklama:</span> Almanya 1871 yılında, taş kömürü yönünden zengin olan Alsas-Loren ’i Sedan Savaşı ile Fransa’dan almıştı.</p>
<p>3.Boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’nın Almanya ve Avusturya-Macaristan’ı etkisiz hale getirme düşüncesi.</p>
<p>4.Rusların Slavları birleştirme (Panslavizm) politikasının Avusturya-Macaristan’ı etkilemesi (Slav-Germen çatışması)</p>
<p>5.Rusya’nın Balkanlara yönelik politikasının Balkanlar üzerinden Orta Doğu’ya açılmak isteyen Almanya’yı tedirgin etmesi.</p>
<p>6.Siyasi birliğini geç tamamlayan İtalya’nın yeni sömürgeler ele geçirmek ve Akdeniz’de etkili olmak istemesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Açıklama:</span> İtalya Akdeniz’e yönelik emelleri için Avusturya ile karşı karşıya geliyordu ki bu durum İtalya’nın Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra İttifak Grubu’nu terk ederek İngil­tere’nin yanına geçme­sinde de etkili oldu.</p>
<p>7.Dini ve kültürel yayılma yarışı<br />
<span style="text-decoration: underline;">Açıklama:</span> Sömürgeci devletler sömürmek istedikleri bölgelerde öncelikle dinlerini ve kültürlerini yaymaya çalışıyordu<br />
8.Hanedanlar arası mücadeleler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-ozel-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1. Dünya Savaşının Genel Nedenleri</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-genel-nedenleri.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-genel-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 11:03:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşı nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşının genel nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşının nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=716</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın Genel Nedenleri (1914-1918) Savaşın Genel Nedenleri 1.Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan düşüncelerin hızla yayılması 2.Sanayi İnkılâbı sonucunda gelişen sanayi, beraberinde hammadde ve pazar ihtiyacını da ortaya çıkarmıştı. Hammadde ve pazar ihtiyacı ise sömürgeci devletleri karşı karşıya getirdi.  3.Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini kurmaları sonucunda Avrupa’nın siyasi dengesinin bozulması 4.Bloklar arası silahlanma yarışının hızlanması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın Genel Nedenleri (1914-1918)</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Savaşın Genel Nedenleri</span></p>
<p>1.Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan düşüncelerin hızla yayılması</p>
<p>2.Sanayi İnkılâbı sonucunda gelişen sanayi, beraberinde hammadde ve pazar ihtiyacını da ortaya çıkarmıştı. Hammadde ve pazar ihtiyacı ise sömürgeci devletleri karşı karşıya getirdi. </p>
<p>3.Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini kurmaları sonucunda Avrupa’nın siyasi dengesinin bozulması</p>
<p>4.Bloklar arası silahlanma yarışının hızlanması</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Açıklamalar:</span></p>
<p>·  Almanya, Fransa’dan Alsas-Loren bölgesini aldıktan sonra kendisini Fransa karşısında güvensiz hissetmeye başladı ve kendini güvende hissetmek için ittifaklar ve bloklaşmalar dönemini başlattı.</p>
<p>·  Devletlerarası bu çıkar çatışmaları sonucunda Avrupa bloklara ayrılmıştır.1883’te Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında üçlü ittifak (Bağlaşma Devletleri) kurulmuştur.</p>
<p>·  Savaş başladıktan sonra kendine Anadolu’dan pay verilen İtalya bu gruptan ayrılmış; ancak bu boşluk Osmanlı Devleti ve Bulgaristan’ın ittifak bloğuna katılmasıyla doldurulmaya çalışılmıştır.</p>
<p>·  1907’de ise İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Üçlü İtilaf (Anlaşma Devletleri) kurulmuş bu gruba daha sonra Japonya, Sırbistan, Romanya, Belçika, Portekiz, Brezilya, ABD ve Yunanistan gibi devletler de katılmıştır</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bloklaşmanın Önemi:</span></p>
<p>1.Devletlerarası gerilim arttı.</p>
<p>2.Fransa ile Almanya arasında 19. yüzyıl sonlarında başlaması muhtemel olan ikili savaş ertelendi.</p>
<p>3.Silah ve bloklu tehdide dayalı zoraki barış dönemi oluştu.</p>
<p>4.Avusturya ile Sırbistan arasında 28 Temmuz 1914’de başlayan özel savaş dünya savaşına dönüştü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/1-dunya-savasinin-genel-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19. Yüzyılda Osmanlı Ekonomisi</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/19-yuzyilda-osmanli-ekonomisi.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/19-yuzyilda-osmanli-ekonomisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2010 08:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19 yüzyıl osmanlı devlet ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl osmanlı ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyılda osmanlı ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[son dönemde osmanlı ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=713</guid>
		<description><![CDATA[osmanlı ekonomisi, osmanlı devlet ekonomisi, son dönemde osmanlı ekonomisi, 19 yüzyıl osmanlı ekonomisi 19. Yüzyılda Osmanlı Devleti Ekonomisine Genel Bir Bakış Kuruluşundan 2 asır sonra dünyanın en güçlü imparatorluklarından biri haline gelen Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda gücünün zirvesine çıkmıştı. “Bilindiği gibi modern çağın başlarında (16. yy.) Asya&#8217;da, Afrika ve Avrupa&#8217;da askeri, mali ve teknik olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>osmanlı ekonomisi, osmanlı devlet ekonomisi, son dönemde osmanlı ekonomisi, 19 yüzyıl osmanlı ekonomisi</p>
<p><strong>19. Yüzyılda Osmanlı Devleti Ekonomisine Genel Bir Bakış<br />
</strong><br />
Kuruluşundan 2 asır sonra dünyanın en güçlü imparatorluklarından biri haline gelen Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda gücünün zirvesine çıkmıştı. “Bilindiği gibi modern çağın başlarında (16. yy.) Asya&#8217;da, Afrika ve Avrupa&#8217;da askeri, mali ve teknik olarak en büyük gücünü Osmanlı Devleti teşkil etmekteydi. Bu çağın başlarında, Osmanlı imparatorluğu çağın en büyük askeri mekanizmasını kurmuş, bu durum diğer alanlara da yansımıştır. Osmanlı imparatorluğu&#8217;nu bu seviyeye getiren dinamikler; çağın en düzenli ordularına, en ileri muhasara kuvvetlerine ve gelişmiş teknik araçlara sahip olmasındandır.” Ayrıca Osmanlı Devleti&#8217;nin fethettiği yerlere yönelik olarak takip ettiği siyaset, yerleştirdiği köklü program, refah, adalet uygulamalarındaki hassas davranmaları, yerli halkların gelenek ve göreneklerine karışmaması ve hatta gelişmelerine bile imkan tanıması idi. Yukarıda belirtilen bütün bu etkenler, Osmanlı Devleti&#8217;ni evrensel bir konuma getirmiştir.<br />
Osmanlı İmparatorluğu 16. asırda Asya ve Avrupa&#8217;daki yükselişleri devam etmiş, Afrika&#8217;daki genişleme 16. yüzyıl boyunca muazzam bir duruma gelmiştir. &#8220;Osmanlı Devleti, Orta Avrupa&#8217;nın tamamını kendi egemenliğine sokmuş, Avrupa&#8217;nın en güçlü iki devleti olan; Avusturya-Macaristan ve Şartken imparatorluklarını da Viyana kuşatmasıyla büyük bir baskı altında tutmuştur. Osmanlı Devleti&#8217;nin 16. ve 17. yüzyıldaki üstünlüğü II. Viyana bozgununa kadar devam eder. Viyana bozgunu ile Osmanlı Devleti Avrupa&#8217;ya karşı askeri, mali ve teknik sahalarda git gide gerileyecektir.&#8221;  18. yüzyılda ise Avrupa&#8217;ya karşı üstün konumunu kaybedecektir. Bu durum Avrupa&#8217;ya üstün bir güç ve intikam fırsatını verecektir. Osmanlı Devleti&#8217;nin bu gerileme durumunu kaçınılmaz kılan unsurlar şunlardır:<br />
&#8220;16. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde imparatorluk stratejik bakımdan aşırı genişlemenin sınırlarına gelmişti. Büyük bir ordu; asıl cephe olan Orta Avrupa&#8217;ya yerleştirilmişti. Geniş bir donanma Akdeniz&#8217;de hareket halindeydi. Osmanlı askerleri; Kuzey Afrika, lige, Kıbrıs ve Kızıl Denizde çarpışıyordu. Kırım&#8217;da yükselen Rus gücüne karşı koyabilmek için takviye kuvvetlerine ihtiyaç vardı. Yakın Doğu&#8217;da bile rahat bir Osmanlı kanadı yoktu: çünkü tabanı Irak&#8217;ta ve daha sonra da İran’da bulunan Şii kesimin egemen Sünni uygulama ve öğretilerine karşı direnmesiyle İslam âleminde ortaya çıkan yıkıcı dinsel bölünme idi.&#8221;<br />
<span id="more-713"></span><br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin, bu yüzyılın sonunda, bu durumunu koruyabilmesi için yapılan harcamalar ve insan gücü elden çıkan topraklardan elde edilen gelirlerin yerlerine alternatif kaynakların bulunamaması ve ayrıca 17. yüzyılın başında tımar sisteminin zayıflaması, Osmanlı Devleti&#8217;ni zora düşürmüştür. Ayrıca 17. ve IX. yüzyılda Avrupa&#8217;da girişilen sanayi devrimi sonucunda Avrupa devletleri merkezi güç kazanmışlar, bu durum ise Osmanlı Devleti&#8217;ni olumsuz yönde etkilemişti. Bu düşüşün diğer bir nedeni ise, İmparatorluğun içyapısındaki dengenin sarsılmasıdır.<br />
&#8220;Avrupa&#8217;da bütün bu gelişmeler olurken, Osmanlı Devleti, daha ziyade iç sorunları ile meşgul olduğundan, bu gelişmeleri takip edebilecek yeterli bir teknik kadroyu oluşturamıyordu. Bu sebeple 17. ve 18. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti Avrupa&#8217;ya karşı gerilemiş ve 19. yüzyıla girildiğinde ise Avrupa&#8217;da yükselen sanayi ve bunu temsil eden devletler ile ilişkiye daha çok ticari yönden ağırlık vermeye başlayacaktı. Bundan sonra Avrupa sanayisi için Osmanlı İmparatorluğu paha biçilmez bir hammadde kaynağı ve pazar idi.&#8221;<br />
19. ve 20. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin Batılı devletlere karşı vaziyetine gelince; yukarıda da belirtildiği gibi, 18. yüzyıl sonunda sanayi devrimini tamamlayan Avrupa dünyası 19. yüzyılda kendi hareket alanını genişletmek amacıyla az gelişmiş ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya başlamışlardı. &#8220;Avrupa kapitalizminin bu yüzyıldaki öncüsü ise İngiltere idi.&#8221;  İngiltere bu yüzyılda Batı Avrupa&#8217;daki rakiplerine karşı giriştiği mücadeleyi kazanmıştı. İngiltere bu yüzyılda serbest ticaret doktrinini dünyada kabul ettirme çabalarını yoğunlaştırmıştı. 19. yüzyılda İngiltere&#8217;nin sömürge ülkelerine karşı benimsediği ilke şu idi: &#8220;Mümkün ise gevşek bir denetim ile ticaret, mutlaka gerekli ise tam yönetim ile birlikte ticaret.&#8221;  düşüncesi idi. İngiltere&#8217;nin 19. yüzyılda Osmanlı Devleti ile daha önce kurmuş olduğu siyasi ilişkilerine bu yüzyılda ticaret boyutunu da katarak, bu yüzyıl boyunca ağırlığını ticari alana kaydıracaktır. Osmanlı Devleti ile olan siyasal ve ekonomik ilişkisi sömürge şeklinde olmayıp askeri, ekonomik ve ticari yönden, İngiltere&#8217;nin artan bir baskısı altına girecekti. Ancak Osmanlı Devleti&#8217;nin bu yüzyılda merkezi bir yönetime geçmesi, İngiltere&#8217;nin Osmanlı Devleti aleyhine planladığı ticari denetimi zorlaştırıyordu. Osmanlı Devleti&#8217;nin merkezi bürokrasisi İngiltere ve diğer Avrupa devletleriyle olan ticari münasebetleri sınırlı kalmakta idi. İngiltere bu ticari münasebetleri daha çok imparatorluk içinde egemen ve güçlü sınıflarla işbirliği yaparak kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeye çalışıyordu. Fakat merkezi bürokrasi bu işbirliğini engelliyordu. Bu nedenle merkezi bürokrasi ile olan ilişkilerini İngiltere düzeltme gereğini duyacaktır.<br />
&#8220;Bu şartlarla kapitalist devletler ve sermayedarlar genişleme sürecini dünya ekonomisiyle bütünleşmeden yana olan, ancak siyasal güçleri sınırlı toplumsal sınıflarla ittifaka giderek değil, merkezi bürokrasi ile adım adım uzlaşarak yürütmek zorunda kalmıştır.<br />
Merkezi bürokrasisi açısından dünya kapitalizminin ticareti ile bütünleşme ve bunun beraberinde getireceği yapılanma, tekelle/indeki, siyasi iktidarın kaybedilme riskini de beraberinde getirecekti. &#8221;<br />
Çünkü bu yakınlaşmalar siyasi iktidara ortak olacak toplumsal sınıfların güçlenmesine yol açıyordu. Bu durum zaten Osmanlı Devleti&#8217;nin yapısında mevcut olan; ancak kaldırılmasına çalışılan bir durumdur. &#8220;Bu dönemde II. Mahmud, eyalet özelliklerinin kaldırılması çalışmasını tamamlamıştı. Eyaletlerde derebeyleri,  eşrafları ve başkentteoturan yeniçerileri ezerek merkezi otoriteyi kurmayı başardı.&#8221;  Bu nedenle Osmanlı Devleti dünya kapitalizminin yararına olacak sıkı ilişkiye uzun bir zaman direnecektir. Ancak merkezi bürokrasinin tekelini savunan devletler, örneğin Osmanlı Devleti, dış güçlere karşı olan mücadelelerinde her zaman başarılı olmamışlardır. Osmanlı Devleti&#8217;nin bu yüzyılda içine düştüğü siyasi, askeri ve mali bunalımlar, Osmanlı Devleti&#8217;ni Avrupalı devletlerle (İngiltere, Fransa) ittifak kurarak ilişkiye geçmesini zorunlu kılmıştır. &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nin 19. yüzyılda buna benzer bir çok siyasi buhranının olması emperyalist devletlerin özellikle de İngiltere’nin kısa vadeli askeri, siyasi ya da mali desteği karşılığında, o devletten ticari ayrıcalıklar veya büyük yardım projelerinin gerçekleştirilmesi yönünden bir takım tavizler kopartılmış ve kopartılan bu tavizlerin açtığı kapıdan diğer emperyalist devletler de girmiştir.&#8221;  Böyle bir duruma düşen devletler adeta emperyalist devletlerin rekabet alanına dönüşüyorlardı.<br />
19. yüzyılın başında İngiltere sanayi devrimini tamamlamıştı. Kendi çıkarlarına dayalı sistemi egemen kılmak için giriştiği savaşlar dizisinde Fransa&#8217;yı yenerek rakipsiz duruma gelmişti. Dünya pazarlarında İngiltere sanayisi ile rekabet edebilecek ülke kalmamıştı. Ancak sanayi devrimini hala tamamlayamayan diğer Avrupa ülkeleri yüksek gümrük hadleriyle İngiltere&#8217;yi kendi pazarlarına sokmamaya çalışıyorlardı. İngiltere için tek çare ticaret ve sermayesi için azgelişmiş ülkelerin pazarları ve hammaddeleri idi. Bu pazarları ticarete açmak gerekiyordu. Bu pazarların en önemlisi; az gelişmiş ülkelerin içinde önemli bir yeri ulan ve geniş bir coğrafyanın sahibi Osmanlı İmparatorluğu idi. &#8220;Bu yüzyılın ikinci çeyreğinde Osmanlı Devleti&#8217;nin Ruslarla giriştikleri savaş yenildi ile sonuçlanmış ve imzalanan Edirne Antlaşması ile de Yunanistan&#8217;a bağımsızlık verilmişti. 1830&#8242;da Fransızlar&#8217;ın Cezayir&#8217;i işgal etmeleri ve hemen bir yıl sonra da Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın isyanı ile karşılaşıldı. Bu olaylar Osmanlı İmparatorlıığıı&#8217;nun içten ve dıştan dağılmasına sebep oluyordu.&#8221;  Bütün bu olaylar karşısında güçsüz kalan Osmanlı Devleti&#8217;nin, Mısır Valisi Mehmet Ali Faşa isyanını bastırmak için Rusya&#8217;dan yardım istemesi, olaya Avrupa devletlerinin müdahale etmesine yol açacaktı.<br />
Bütün bu olumsuz gelişmelerden sonra güçsüz düşen Osmanlı Devleti&#8217;nin, İngiltere ve diğer Avrupa devletlerinin baskılarına karşı uzun süre ayakta kalabilmesi son derece zordu. İşte bu durumda İngiltere, Mısır meselesinin Osmanlılar&#8217;ın lehine çözümlenmesi karşılığında, Osmanlı Devleti&#8217;nden ticari ayrıcalıklar koparmak niyetindeydi ve imzalanacak bir ticaret sözleşmesi ile Osmanlı&#8217;daki yerli sanayi ve zanaatların yıkılmasını hesapladığından, Osmanlı Devleti&#8217;nin bu bunalım ve zayıf anını çok bekledi ve bu durumu iyi takip edip siyasi ve ekonomik tavizler koparmanın zamanının geldiğini görmüş ve Osmanlı Devleti&#8217;ne siyasi yardım teklifinde bulunmuştur. Osmanlı Devleti bundan sonra tek başına olaylara yön verecek halde değildi. &#8220;İngiltere anlaşmanın imzalanması için baştan beri siyasi olayları seyrine bırakmıştı. İşte İngiltere&#8217;nin beklediği fırsat Mehmet Ali Paşa bunalımıdır. Mehmet Ali Paşa, Mısır&#8217;da çok güçlü bir denetim kurmuş, dış ticareti devlet tekeline almış, elde edilen gelirleri sanayileşmeye ve askeri harcamalara yöneltmişti. Mehmet Ali Paşa&#8217;nın bu faaliyetleri İngiltere&#8217;nin Mısır&#8217;daki çıkarlarına ciddi bir darbe indiriyordu. Diğer taraftan Mehmet Ali Paşa&#8217;nın askeri gücü Osmanlı saltanatını tehdit ediyor ve önemli vilayetleri teker teker ele geçiriyordu. Ayrıca Osmanlı&#8217;nın kuzey komşusu Rusya&#8217;nın da baskısı günden güne artmaktaydı.&#8221;<br />
Bütün bu bunalımlardan kurtulmak için Osmanlı hükümeti, en uygun yolu İngiltere&#8217;ye yanaşmakta bulacaktı. Böylece Osmanlı Devleti, bu yakınlaşma sonucunda ekonomisini İngiltere&#8217;ye açarak, karşılığında İngiltere&#8217;nin askeri ve siyasi desteğini kazanmayı hesaplayacaktı. Osmanlı Devleti, bu yakınlaşma ile iktisadi ödünler verecek; karşılığında, İngiltere Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun toprak bütünlüğünü koruyacak ve buna yönelik saldırılarda Osmanlı Devleti&#8217;ne destek verecekti. &#8220;Bu yakınlaşma İngiltere için ticari alanda faydalar ve iktisadi yönden gelişme sağlarken, Osmanlı bürokrasisi ise İngiltere’den siyasi destek sağlayacaktı. Böylelikle İngiltere Osmanlı Devleti&#8217;yle 1938&#8242;deki antlaşmasıyla hem Osmanlı Devletiyle girişeceği iktisadi ilişkilerde engelleri ortadan kaldırdı ve hem de dış ticarette tekelleri ortadan kaldırarak derin bir nefes alacaktı.&#8221;  Karşılıklı çıkara dayalı olan bu yakınlaşma sonucunda İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında bir ticaret sözleşmesi imzalandı.<br />
1838 Ticaret Sözleşmesi&#8217;yle Osmanlı İmparatorluğu dünya çapında bir müstemleke kurmak isteyen İngiltere&#8217;nin etki alanına girecek ve İngiltere&#8217;nin buraya yapmış olduğu ihracat % 11 gümrük vergisine rağmen gitgide artış gösteriyordu. Ayrıca gümrük duvarları açısından 1838 antlaşmasının önemi Osmanlı Devleti&#8217;nin bir daha geri dönmemek üzere bu antlaşmayı kabul etmesidir. Yani yerli tüccarların tekelleri kırılmış, yabancı tüccarlara ise nefes aldırtmıştır. Bu antlaşma diğer Avrupa devletleri tarafından daha da aşağılara indirmek ve İngiltere&#8217;nin elde ettiği ticari imtiyazları koparabilmek için, Osmanlı Devleti&#8217;nin zor duruma gireceği askeri, mali ve siyasi bunalımın oluşmasını beklemişlerdir.<br />
&#8220;Osmanlı hammaddesinin Avrupa&#8217;ya akması açısından JS3H Ticaret Sözleşmesi önemlidir. Bu antlaşmanın en önemli yanı, dış ticaretteki tekel üzeni (Yeddi Vahid) ile merkezi devlerin ihracata özel sınırlamalar ve ek gümrük vergileri koyma gücünün ortadan kaldırılmasıdır. Bu durum tamamen yerli tüccarların aleyhine bir durum idi. Nitekim 1838 ticaret antlaşmasında ortadan kaldırılan Yeddi Vahid ile Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın elindeki dayanakları alıyor, oradaki sanayileşme hamlelerini ise çökertiyordu.&#8221;<br />
Bu nedenle Osmanlı Devleti 1838 Ticaret ve Gümrük Antlaşması&#8217;nı kabul etmekle gümrüklerin üstündeki egemenliğinden vazgeçmiş oluyordu. 1838 sözleşmesi, yabancıların Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Avrupalı tüccarların ticari düzenlerini pekiştiriyor, yasa karşısında yabancılar üstün kılınıyordu. Bu tavizleri elde eden İngiltere, genel olarak Osmanlı Devleti&#8217;nde, özel olarak da Mısır&#8217;da çok derin bir nefes alacaktı. &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nin bu antlaşma ile ihracatta olağanüstü gümrük vergileri uygulama hakkından vazgeçmesi, uzun vadede olumsuz, sonuçlar doğuracaktı. 1830&#8242;lu yıllara kadar uygulanan olağanüstü gümrük vergileri, özellikle de savaş yıllarında, maliyeye (savaş masraflarını karşılamak amacıyla) ek gelir sağlamak için başvurulan bir yöntemdir. Osmanlı Devleti&#8217;nin bu uygulamadan vazgeçmesi, özellikle savaş yıllarında Osmanlı maliyesini, başvurabileceği önemli gelir kaynağından mahrum bırakıyordu.&#8221;<br />
19. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde kapitülasyonlara ek olarak ticari sözleşmelerle yabancılara Osmanlı topraklarında tam bir ticaret serbestisi tanınarak ülke ekonomisi temelden baltalanacaktı. Liberal ekonomi sistemini savunan ama bu sistemi kendi ülkelerinde uygulamaktan kaçınan Avrupa ülkeleri, kapitülasyonların tam bir sömürge ülkesine dönüştüremediği Osmanlı Devleti&#8217;nde, liberal sistemini ticaret sözleşmeleriyle uygulayacaklardır. &#8220;Kapitülasyonlar Osmanlı ülkesini sanayileşmekte olan Avrupalı devletlerin tam bir açık pazarı haline getirmekte yetersiz kalıyordu. Osmanlı Devleti kendi ülkesinde uyguladığı bazı ekonomik ve mali önlemler, Avrupalı devletlerin, Osmanlı topraklarında diledikleri gibi ticaret yapmalarını kısıtlıyordu. 1838 Ticaret Sözleşmesi bütün engelleri kaldıracak ve açık pazar olmaya ilk adım başlayacaktı. &#8221;<br />
İngiltere ile imzalanan ve Osmanlı sanayi ve tüccarlarının yıkımının başlangıcını oluşturan 1X38 Ticaret Sözleşmesi&#8217;nden çeyrek yüzyıl sonra Osmanlı Devleti&#8217;nin 1860-61&#8242;de içine düştüğü mali bunalımı ile Lübnan siyasi bunalımını fırsat bilen Avrupalı devletleri harekete geçirecekti ve bunun sonucu olarak da 183X ticaret sözleşmesinde de ihracattan alınan gümrük oranlarını %12&#8242;den %1&#8242;e indiren antlaşma Osmanlı Devleti&#8217;ne kabul ettirecektir. Osmanlı Devleti&#8217;nin her mali ve askeri bunalımından sonra Avrupalı devletlere taviz vermesi ve gün geçtikçe yeril sanayi ve yerli tüccarların imkanlarının çöküşünün hızlanması, Osmanlı Devleti&#8217;ni temelinden sarsacaktır. Nitekim Kırım Savaşı&#8217;ndan sonra Osmanlı maliyesi ağır bir bunalım geçirecek ve bu durum Osmanlı Devleti&#8217;ni Avrupa&#8217;nın para borsalarına açılmasını kaçınılmaz kılacaktır. Bu durum Osmanlı tarihinde yeni bir sayfa açacaktır.<br />
1853&#8242;te Osmanlı Devleti&#8217;nin, Rusya&#8217;nın güney inme politikasına karşı meydan vermemesi, Kırım Savaşı&#8217;nın başlamasına sebep olacaktır. Rusya&#8217;nın yarattığı tehlike (güneye inme çabaları), diğer Avrupa devletlerinin (özellikle de İngiltere&#8217;nin) çıkarlarına dokunmuştur. Bu nedenle Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti ile birleşerek -geçici olarak-Rusya&#8217;ya karşı bir Avrupa bloğu meydana getirmişlerdir. Yapılan savaşta Rusya yenilmiş ve 1856&#8242;da Paris Antlaşması imzalanmıştır. &#8220;Böylece Rusya&#8217;nın doğurmuş olduğu tehlike karşısında toprak bütünlüğünü sağlamak ve korumak için, Avrupa devletleriyle ittifak kuran Osmanlı Devleti, bunun karşılığında savaşın mali boyutunu üstlenmek zorunda kalmıştır. Fakat bu yıllarda Osmanlı maliyesinin bozuk olması ve gelir kaynaklarının azalması, Osmanlı Devleti&#8217;ni mali darboğaza sokacak ve Avrupalı devletlerin yapmış oldukları askeri masrafları karşılamak için mecburen Avrupa sermayedarlarına, borç para almak için ilk kez başvurmak zorunda kalacaktır. Böylelikle siyasi ilişkilerin gelişmesine paralel olarak malı yardım alanında da borç alınması şeklinde bir ilişki başlayacak ve ilk borçlanma 1854&#8242;t.e yapılacaktı.&#8221;<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin mali alandaki yıkımı demek olan borçlanma süreci, sömürüyü daha da geliştirecek ve devletin birçok mali kaynaklan daha sonra ipotek altına girecekti.<br />
&#8220;Bu dönemde, dış ticaretin hızlı bir şeklide genişlemesi ve Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun dünya pazarları için hammadde ve gıda maddeleri üretiminde önemli bir yere sahip olması ve uzmanlaşması ile başlayan yeni bir boyut kazandı. 1854&#8242;deki ilk dış borçlanma ile başlayan yabancı sermaye girişi daha sonra çeşitli alanlardaki dolaysız yatırımlarla devam etti.&#8221;  Osmanlı Devleti&#8217;nin Batı&#8217;ya karşı olan mali ve ekonomik direnci dış borçlanma ile beraber kırılacak ve Batılı devletler ele geçirdikleri fırsatları Osmanlı maliyesinin daha da bozulması yönünde kullanacaklardı.<br />
&#8220;Görüleceği gibi Bab-ı Ali, Londra&#8217;da Palmer, Paris&#8217;te Goldschmid kurumları ile 24 Ağustos 1854&#8242;te bir sözleşme yaparak 3.000.000 İngiliz lirası borç aldı. Osmanlı tarihinde alınan bu ilk borca Mısır&#8217;dan alınan vergi karşılık gösterildi. İkinci borçlanma İngiltere ve Fransa&#8217;nın kefaleti sağlanarak 1855&#8242;te Rotschild kurumu ile 5.000.000 Sterlinlik bir sözleşme imzalandı. Bu borca karşılık da İzmir ve Suriye gümrüklerinin gelirleriyle Mısır vergisinin birinci borçlanmadan artan kısmı gösterildi. Ayrıca sözleşme gereği alınacak paranın sadece savaş masraflarına karşılık olarak kullanılması, bunu kontrol etmek üzere İngiltere ve Fransa hükümetlerinin temsilcilerinden oluşan bir komisyonun kurulması kabul edildi.&#8221;<br />
Ekonomik yönden gelişmiş Avrupalı devletler, mali bunalım geçirmekte ve hammadde açısından önemli olan azgelişmiş ülkelere verdikleri borçları demiryolları ve alt yapı tesislerine harcamayı dikte ettiriyorlardı. Bunun sebebi, az gelişmiş bağımlı ekonomilerden gelişmiş ekonomilere sahip ülkelere aktarılacak hammadde akımını kolaylaştırmaktı.<br />
&#8220;Ekonomisi bozulmuş Doğu ülkelerine yapılan sermaye ihracı merkezci kapitalist ülkelerinin pazarlarına ek imkanlar sağlamış ve kendi sanayilerinin gelişimini hızlandırmıştı. &#8221;<br />
Avrupalı devletler 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı Devleti ile kurdukları ticari ilişki sonucunda, mali denetimlerini arttıracaklar ve Osmanlı Devleti kısa bir süre sonra almış olduğu borçların faizini ancak ödeyebilecek kadar zayıf düşecekti.<br />
&#8220;Osmanlı Devletinin Avrupalı devletlere karşı mali yönden bağımlı hale gelmesi, &#8216;merkezi bürokrasinin güçsüzlüğü ve son yüzyıl (19. yy)da devletin içine girdiği mali ve siyasi buhran ve bunlara uzun vadeli çözüm bulamaması, maliyenin bir türlü düzelememesine bağlıdır. Mali kriz, ekonominin güçsüzlüğünden, vergi gelirlerinin büyük bir kısmına yerel unsurların el koymasından kaynaklanıyordu. Bütçe açıkları, özellikle savaş dönemlerinde öyle durumlara ulaşıyordu ki, değişik olarak yapılan para tağşişlerinin yetmediği gibi, Galata bankerlerinden faizle alınan borçlar da yetmiyordu. Bütün bunlara bağlı olarak Osmanlı Devleti bu dönemden itibaren Avrupa&#8217;nın mali boyunduruğu altına girmek zorunda kalmıştı.&#8221;<br />
Osmanlı Devleti dış borçlanmalarını iki dönemde yapmıştır. Bu dönemlerden ilki; 1854&#8242;teki ilk borçlanmadan, Osmanlı Devleti&#8217;nin borç ödemelerini sürdüremeyeceğini ilan ettiği 1875-76 yıllarına kadar süren dönemdir. Birinci dönemde alınan borçların özelliği Osmanlı Devleti&#8217;nin çok ağır koşullarda ve çok büyük miktarlarda borçlanmasıdır.<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin aldığı borçların ağır olduğunu gösteren kanıtta bu dönemde borçlanmaya giren diğer devletlerin, uluslararası mali piyasalardan hangi koşullar altında borç aldıkları incelendiğinde, &#8220;Osmanlı borçlanmasından daha hafif şartlarda yapıldığı görülecektir, 1875&#8242;e kadar ki dönemde alınan borç /Hıralarla yatırım yapılmamış, sadece eski borçların faizlerin ödenmiş ve Avrupa&#8217;dan büyük bir donanma satın alınarak Haliç’e terk edilmiştir. Saray masrafları giderek artmış ve alman borçların büyük bir kısmı Boğaz içinde sarayların yapımında harcanmıştır.&#8221;  Alınan borçların yatırımlara dönüştürülememesi ve yeni kaynaklar oluşturulamaması, lüks harcamaların devam etmesi, Osmanlı Devleti&#8217;nin mali bağımsızlığını kaybetmesine neden olacaktı. Biriken anapara ve faizlerin borçlarını ödeyemeyen Osmanlı Devleti 1875&#8242;te borçları ödeyemeyeceğini bildirecek ve l876&#8242;da da iflasını ilan edecektir.<br />
&#8220;Osmanlı Devleti borçlarını ödeyememesine rağmen Avrupa&#8217;dan alman borçlar daha ağır koşullarla alınmaya devam edilmiş ve bu borçlar günden güne kabarıyordu. Bu borçlanmadan, Avrupa&#8217;daki her kesimin kazançlı olduğunu görünüyordu. Blaisdell&#8217;in işaret ettiği gibi &#8220;Osmanlı&#8217;nın borç almasına izin vermek, spekülasyondular ve bankacılar için kolay ve çabuk kar sağlamak küçük yatırımcılar için de daha yüksek faiz oranları elde etmek fırsatı demekti.&#8221;<br />
Böylece Osmanlı Devleti, spekülasyoncular ve büyük bankalar, her yıl borç ödemeleri için gereken miktarlardan daha fazlasını Avrupa borsalarından sağlayarak borçlanma furyasını bir kaç yıl daha sürdürdüler. Yeni borç bulmanın zorlaşması durumunda iflas kaçınılmazdı. &#8220;1873 yılında, uzun dönemli bir dünya buhranının başlangıcını haber veren borsa krizleri Avrupa ve Amerika&#8217;ya yayılınca sanayileşmiş Avrupalı ülkelerden Doğu ülkelerine sermaye ihracı kesilecekti.&#8221;<br />
Borçlarını ödeyemeyen Osmanlı Devleti beş senelik bir savaşı, belirsizlik ve müzakere döneminden sonra alacakların tahsil edilmesini sağlayacak anlaşmaya varıldı. 1881&#8242;de Duyun-i Umumiye İdaresi kuruldu. Osmanlı Devleti&#8217;nin belli başlı gelir kaynaklan Avrupa sermayesinin denetimi altına alındı ve bu fonlar doğrudan doğruya Osmanlı dış borçlarının ödenmesine yöneltildi. Böylece kurulan Duyun-i Umumiye İdaresi, ihracata yönelik tarımsal üretimi artırmayı hedeflemiştir. Bununla de vergi gelirleriyle idarenin el koyduğu gelirler artarken bir yandan da dünya pazarlarına bütün çıplaklığıyla açılmıştır. Bu da Osmanlı Devleti gibi ekonomisi çökmüş bir ülkenin yan sömürge durumuna düşmesini kaçınılmaz kılıyordu.<br />
Borçlanmanın ikinci bölümü ise 1882-1913 dönemidir. Bu dönemi de iki alt döneme ayırmak mümkündür. 1901 yılına kadar yeni alınan borçlar sınırlı kalırken, 1901 sonrasında hem yeni borçlanma, hem de borç ödemeleri hacminde hızlı bir artış görülmektedir. Osmanlı Devleti&#8217;nin gelir kaynaklarının önemli bir bölümünün Duyun-i Umumiye İdaresi&#8217;ne devredilmesinden sonra merkezi bürokrasi yeni borç anlaşmalarını imzalamakta tereddüt ediyordu. &#8220;Ayrıca bu dönem, Osmanlı imparatorluğu için göreli olarak sakin bir dönemdi. Ek harcamalarla dolu savaş bütçelerinin ortaya çıkmaması, merkezi bürokrasiye bütçeyi daha az borçla dengeleme olanağı verdi. Bu dönem Osmanlı, dış borçlanmalarının en düşük düzeyde kaldığı bir dönemdir. Bu arada 1895-1899 yılları arasında küçük bir buhran yaşandı. Bu dönemde meydana gelen buhranın temel sebebi; 1895 sonbaharında patlak veren mali bunalımdır.&#8221;<br />
&#8220;Bu yıllar Osmanlı için zor yıllar olarak kabul edilir. 1895 sonbaharında Ermeniler, Avrupa&#8217;nın kendi milliyetçi davaları lehine müdahalesini sağlamak için İstanbul’da bir bankayı basarak rehine aldılar. Bu eylem l897&#8242;ye kadar olacak olaylar zincirini tırmandıracaktır.&#8221;  Buhran yıllarına bakıldığında toplumsal olayların zirveye çıktığı ve Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti üzerindeki baskıları ve ayrılık hareketlerinin doğurduğu sorunlar ile mali açmazlar büyümeye başlayacaktı. &#8220;Osmanlı Devleti bunların çözümü için gerçek anlamda çözüm üretmekten uzaktı. Ortaya çıkan bütçe açıklarının kapatılması için Osmanlı Devleti önlem noktasında; Osmanlı Bankası ve diğer mali kurumlardan alman kısa vadeli borçların arttırılması oldu. Bu önlemler Avrupa borsalarından daha fazla borç alınması yolunda alılmış adımların ilkini teşkil etti. Bu yıllarda imparatorluğun askeri masraflarının arttırılması, mali darboğazların daha da büyümesine yol açtı. 1891 yılma gelindiğinde, Osmanlı maliyesi, eski borçların faiz ve anapara ödemelerinin ancak artan miktarlarla alınan dış borçlarla karşılanabildiği bir aşamaya gelinmişti. Bu tablo 1876 senesindeki Osmanlı maliyesinden farksızdı. Bu durumda Osmanlı Devleti&#8217;nin yapabileceği tek şey; ikinci bir iflasın ilanını yapmaktı. Fakat bu ilan gerçekleşmeden Avrupa&#8217;daki emperyalistlerarası ekonomik ve askeri-siyasi mücadele kızışmış ve neticede 1914&#8242;te patlak veren 1. Dünya Harbi Osmanlı Devleti&#8217;nin iflasının ataya çıkmasını engellemiştir. &#8221;<br />
I. Dünya Savaşı öncesi ve savaş yılları ile Milli Mücadele yıllarında siyasi ve ekonomik yapıya gelince; bu dönemde, Osmanlı Devleti&#8217;nde 1908&#8242;de İttihat ve Terakki&#8217;nin zorlamasıyla II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve 1909&#8242;da cereyan eden 31 Mart Vakası&#8217;ndan sonra &#8220;İttihat ve Terakki iktidara kilit adamlarını yerleştirerek ve Sultan Mehmet Reşat&#8217;ı etki altına alarak, bundan sonra da ülkenin hakimi konumuna gelecektir.  Bu tarihten sonra iktidarını pekiştiren İttihat ve Terakki Partisi, bu yıllarda yaptığı bazı hamlelerle beraber, &#8220;yerli burjuvazi Müslüman halkın ticari ve sınai girişimlerinin desteklenmesini isteyecek düzeyde gelişmiş bulunuyordu.  Fakat 19. ve 20. yüzyılda Batılı kapitalist devletlere verilen kapitülasyonları tek taraflı olarak Osmanlı Devleti kaldıramazdı. Bu nedenle bu dönemde yerli Müslüman halkın lehine girişilen bu çabalar sınırlı düzeyde kaldı. Buna rağmen Osmanlı İmparatorluğu iktisadi gelişmeyi hızlandırmaya ve buna yönelik politikalar İttihat ve Terakki hükümetiyle beraber güçlenmeye başladı. Bu dönemde ittihat ve Terakki&#8217;nin en başarılı çalışması 1913 yılında çıkarmış olduğu Teşvik-i Sanayi Kanunu idi.&#8221;  &#8220;Fakat iç pazardaki imkanların gelişmesine ve Teşvik-i Sanayi Kanunu&#8217;na karşı I. Dünya Savaşı&#8217;na kadar ki dönemde sanayi sermayesi birikimi sınırlı kaldı. Çünkü bu teşvikle ortaya çıkan işletmelerin çoğu da yabancıların veya onların koruduğu yerli gayri Müslimlerce kuruldu.&#8221;  Yerli sanayinin düze çıkarılması ve Müslüman halkın sınai ve ticari alanda derin bir nefes alması kısmen 1. Dünya Savaşı&#8217;yla başlayacaktı. Çünkü bundan sonra &#8220;İttihat ve Terakki hükümeti İngiltere ve Fransa&#8217;ya karşı Almanya&#8217;ya yakın bir diplomasi içine girmişlerdi. 1914&#8242;te savaşa Almanya&#8217;nın yanında giren İttihat ve Terakki hükümetinin kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırma teşebbüsü olacaktır. 1 Ekim- 1914&#8242;ten geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırıldığı ilan edecektir. Bunun üzerine ülkedeki Duyun-i Umumiye İdaresi yetkilerini kaybetti. Hükümet, hem yeni gümrük tarifesi kanunları çıkarabilecek, hem de kağıt para basacak duruma geldi.&#8221;  İttihat ve Terakki hükümeti kaldırdığı kapitülasyonların mali, ekonomik, adli ve idari alanları kapsadığını Avrupa devletlerine bildirecekti. Bundan böyle Osmanlı topraklarında yabancılar için devletler hukuku ilkeleri doğrultusunda işlem yapılacağı bildiriliyordu. Ancak İtilaf Devletleri bu istekleri kabul etmeye yanaşmazlar, bunun üzerine Osmanlı Devleti tek yanlı da olsa kapitülasyonları kaldırmıştır. Bundan sonra Almanya ile birlikte savaşa giren Osmanlı Devleti&#8217;nin bu isteklerini Almanya tarafından kabul edilmişse de daha sonra İttihat ve Terakki hükümeti ile gizli bir anlaşma imzalanmış, &#8220;eğer diğer devletler kapitülasyonları kabul etmemeleri halinde kendisi için de geçerli olmayacağına dair taahhüt almıştı.&#8221;  Kapitülasyonların tek taraflı olarak kaldırılması, Avrupalı devletlerce pek kabul görmemekle beraber, İttihat ve Terakki hükümetinin bu çabaları Osmanlı Devleti&#8217;nin Avrupalı devletlere olan bağımlılığını kısmen de olsa kaldırmaya yönelik bir teşebbüstür. Dört yıllık savaş süresince hükümetin ve bu hükümete yakın bankaların teşvikiyle yeni imkanlar kazanan Türk sermayesi hızlı bir ekonomik faaliyet içine girdi.<br />
Ayrıca bu dönemde İttihat ve Terakki hükümeti imparatorluk içinde birbirleriyle rekabet eden ekonomik güçlerden -Avrupalı devletlerden-, Almanya&#8217;dan yana bir tavır almış ve Almanların doğal bir müttefiki haline gelmiştir. Almanya&#8217;nın Osmanlı Devleti&#8217;ne yakınlaşması sonucunda, Alman yatırımcı bankaları, ülkelerinin ticaret, istikraz ve siyasi işlerinde Orta Doğu&#8217;ya yayılmasında İstanbul hükümetini sıçrama tahtası olarak kullanmayı amaçlıyordu. &#8220;İttihat ve Terakki ise Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu, İngiltere ve Fransa arasında bölüşülmesi ve bunların açık pazarı haline gelmesini önlemek amacıyla Almanya&#8217;ya yanaşmış, bu durum ise Almanlar&#8217;ın çıkarları için bir uyum arz ediyordu. Bu açıdan Almanya yanına Osmanlı Devleti ve bazı devletleri alarak dünya hiyerarşisine karşı geçici ve eksik bir isyana girişecek, fakat savaşta Almanya&#8217;nın yenilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu da yenik sayılacak, İttihat ve Terakki hükümeti savaşı kaybedecekti.&#8221;  Ekim 1918&#8242;de imzalanan Mondros Mütarekesiyle, Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri&#8217;yle anlaşmak zorunda kalacaktır. Bu antlaşma imzalanır imzalanmaz ittihat ve Terakki&#8217;nin adamları olan Enver-Talat-Cemal paşalar memleketi gizlice terk edeceklerdir. Bundan sonra İtilaf Devletleri Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerini işgal edecekler, İttihat ve Terakki döneminde girişilen çabalar sonuçsuz kalacaktır. &#8220;İttihat ve Terakki kadrosunun &#8216;İktisadi Milliyetçilik&#8217; olarak adlandırılan hükümet uygulamaları, Osmanlı İmparatorluğuna kısmi olarak bir canlanma getirmiştir.&#8221;  Diğer taraftan da imparatorluk İngiltere ve Fransa&#8217;nın etki alanından kısmi olarak kurtulup, Almanlar&#8217;ın çıkar arenasına dönüşecekti. Bu durum hiç bir şeyi değiştirmemiş, sadece emperyalistlerin Osmanlı Devleti üzerindeki rekabetlerini kızıştırmış, bu ise Osmanlı Devleti&#8217;nin durumunu daha da kötüleştirmiştir.<br />
Osmanlı İmparatorluğu son yıllarda Türkiye&#8217;deki toplumsal ve iktisadi hayat, hala farklı etnik ve dini öğelerin bir arada yaşadığı bir yapı yansıtmaktaydı. Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler daha çok şehirlerde yaşamakta ve tarım dışı sektörlerde yeni ticaret ve sanayi-imalat işlerinde çalışmaktadırlar. Yerli gayri Müslimler, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun dış ve iç ticaretinde, madencilik ve sanayi sektörlerinde Müslümanlara göre çok daha önemli bir yeri ellerinde tutuyorlardı. Yine bu dönemde Anadolu tarımında ihracata yönelik üretimin geliştirilmesi, yeni tekniklerin kullanılmasında da, Rum ve Ermeni çiftçileri daha önde gelmekteydi.<br />
&#8220;Osmanlı siyasal birliğinin dağılışı sırasında emperyalist güçlerin, Anadolu&#8217;yu parçalamaya yönelik politikaları, Türkiye&#8217;de yaşayan Türkler&#8217;le, Rum ve Ermeniler arasında acı bir düşmanlık ve silahlı çatışmaya yol açtı. Anadolu&#8217;da Müslüman nüfuzun ezici çoğunluğuna rağmen, Doğu Anadolu&#8217;da bağımsız bir Ermeni devleti kurmak, Batı ve Kuzey Anadolu&#8217;yu Yunanistan&#8217;a katmak düşüncesi gerçekleşmedi. Fakat Anadolu&#8217;nun etnik yapısının değişmesini zorunlu kıldı. Yerli Ermeniler&#8217;in Osmanlı İmparatorluğunu işgal, eden devletlerle işbirliğine gitmeleri nedeniyle Osmanlı Devleti, duruma müdahale edecek, silahlı hareket bastırılacaktı. Büyük çapta göç ve tehcir, Anadolu&#8217;daki etnik yapıyı değiştirmiştir.&#8221;<br />
Yukarıda anlatılan bütün bu olumsuzluklara ek olarak sanayi ve ticaret gibi önemli alanlarda Müslüman yerli halkın yekin olmaması, Anadolu Türkiyelinde bir ekonomik çöküntü meydana getirmiş ve bu olumsuzluklar Kurtuluş Savaşı boyunca da devam etmiştir. Ancak, Mustafa Kemal&#8217;in başlattığı milliyetçi hareket, Anadolu&#8217;yu düşmanlardan temizleyip, otoriteyi kurduktan sonraki ekonomik darboğazlar, başıboş bırakılmış araziler, çökmüş sanayi-imalathaneleri ve tarımsal etkinliklere yeni bir canlılık verilmeye çalışılacak ve Türk milletinin kazandığı siyasi bağımsızlığın verdiği taze ruhla bu işe koyulup, yeniden Anadolu&#8217;yu başlan başa imara koyulacaktır. Atatürk&#8217;ün deyimiyle; &#8220;siyasi bağımsızlık, iktisadi bağımsızlıkla mümkün olacaktır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/19-yuzyilda-osmanli-ekonomisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat Tarihi &#8211; Kavramlar</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/sanat-tarihi-kavramlar.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/sanat-tarihi-kavramlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 16:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Genel]]></category>
		<category><![CDATA[balbal]]></category>
		<category><![CDATA[fresko]]></category>
		<category><![CDATA[grifon]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan üslubu]]></category>
		<category><![CDATA[kurgan]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi kavramları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=673</guid>
		<description><![CDATA[KURGAN: Orta Asya Türklerinin eşya ve hayvanlarıyla birlikte gömüldükleri MEZARLARdır. Eşya ve hayvanlarla birlikte gömülmesi, diğer dünyaya inandıklarını dolaysiyle diğer dünyada o eşya ve hayvanların onlara lazım olacağı inancı söz konusudur. Kurgan Örnekleri APLİKE: Keçe üzerine renkli, ince, deri ve kumaşlar yapıştırılarak yapılan bir resim tekniğidir. Daha açık bir ifadeyle, düz ya da desenli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #800000;">KURGAN:</span><br />
</span><span style="color: #000080;">Orta Asya Türklerinin eşya ve hayvanlarıyla birlikte gömüldükleri MEZARLARdır.<br />
Eşya ve hayvanlarla birlikte gömülmesi, diğer dünyaya inandıklarını dolaysiyle diğer dünyada o eşya ve hayvanların onlara lazım olacağı inancı söz konusudur.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kurgan Örnekleri</span></p>
<p><img src="http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/kurgan_issyk.jpg" alt="Kurgan Örneği" width="427" height="335" /></p>
<p><a href="http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/kurgan_issyk.jpg"></a></p>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/09/Kurgan.png" alt="Kurgan Örneği 2" width="431" height="225" /></p>
<p><span style="color: #800000;"><br />
APLİKE:</span><br />
<span style="color: #000080;">Keçe üzerine renkli, ince, deri ve kumaşlar yapıştırılarak yapılan bir resim tekniğidir. Daha açık bir ifadeyle, düz ya da desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmesidir.</span></p>
<p><img src="http://www.10marifet.org/imaj/esraylahobi/s7303202.JPG" alt="Aplike Örneği" width="398" height="209" /></p>
<p><img src="http://www.turkkorsanlari.com/resim/sancakbarbaros.jpg" alt="Aplike Örneği 2" /><br />
<a href="http://www.10marifet.org/imaj/esraylahobi/s7303202.JPG"></a></p>
<p><a href="http://www.turkkorsanlari.com/resim/sancakbarbaros.jpg"></a></p>
<p><span style="color: #800000;">GRİFON:</span><br />
<span style="color: #000080;">Baş ve kanatları kartal, gövdesi aslan biçiminde olan mitolojik bir yaratıktır.</span></p>
<div id="attachment_847" class="wp-caption alignnone" style="width: 254px"><a href="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/grifon.jpg"><img class="size-full wp-image-847" title="grifon" src="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/grifon.jpg" alt="" width="244" height="207" /></a><p class="wp-caption-text">Grifon</p></div>
<p><img src="http://www.sanattarihi.org/images/stories/kanatli_figur.jpg" alt="Grifon Örneği 2" width="379" height="191" /><br />
<a href="http://img357.imageshack.us/f/grifon0521599ut3.jpg/"></a></p>
<p><a href="http://www.sanattarihi.org/images/stories/kanatli_figur.jpg"></a></p>
<p><span style="color: #800000;">HAYVAN ÜSLUBU:</span><br />
<span style="color: #000080;">Orta Asya Türk toplumları hayvanlarla iç içe bir yaşam sürdürmüşlerdir. Bundan ötürü de günlük kullanım eşyalarında, mezarlarda ele geçen çeşitli yapıtlarda görülür. Başta at olmak üzere çeşitli hayvan tavsirleri yer almaktadır. Dokumalarda silahlarda, kap kaçaklarda çeşitli at figürleri yaygın olarak kullanılmıştır.</span></p>
<p><a href="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/hayvanuslubu.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-849" title="hayvanuslubu" src="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/hayvanuslubu-300x202.jpg" alt="hayvan üslubuna örnek" width="300" height="202" /></a></p>
<p><span style="color: #800000;">BALBAL:<br />
</span><span style="color: #000080;">Orta Asya Türk sanatında, öldürülen her düşman için dikilen kabartmalı taşlara verilen addır.<br />
Bu Balbal&#8217;larla, öldürülen düşmanların öteki dünyada ölen kişiye hizmet edeceği düşüncesi hakimdir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ölen kişi, yaşamında ne kadar çok düşman öldürmüşse öteki dünyada o düşmanlar ölen kişiye hizmet edecektir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Balballar; elbiseleri, kemerleri, başlıkları, silahları, saçları ve bıyıkları ile başlı başına birer portre heykel özelliğindedir.</span></p>
<p><img src="http://aton.ttu.edu/images/pics/07-ozbekistanda_balballar.jpg" alt="Balbal Örneği" width="342" height="241" /></p>
<p><img src="http://commondatastorage.googleapis.com/static.panoramio.com/photos/original/4232816.jpg" alt="Balbal Örneği" width="316" height="419" /></p>
<p><span style="color: #800000;">FRESKO:</span><br />
<span style="color: #000080;">Yaş sıva üzerine boyalarla yapılan renkli duvar resmidir.</span><br />
<a href="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/fresko.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-848" title="OLYMPUS DIGITAL CAMERA Fresko" src="http://www.tarih.gen.tr/wp-content/uploads/2010/09/fresko-300x225.jpg" alt="Fresko Örneği" width="237" height="160" /></a><a href="http://www.yurder.org.tr/hadrian_clip_image003.jpg"></a></p>
<p style="text-align: left;"><img src="http://herekecarpets.files.wordpress.com/2010/03/fresko_paulusgrotte_ephesus.jpg" alt="Fresko Örneği" width="389" height="278" /></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Takıldığınız Kısımları</strong></span> <a href="mailto:Tarih@Hotmail.Com">Tarih@Hotmail.Com</a> <strong><span style="color: #800000;">Adresine Mail Atarak Bildirebilirsiniz.<br />
                                                                                                                                                     Hasan NAS</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/sanat-tarihi-kavramlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Padişahlar &#8211; 1. Abdulhamit</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-1-abdulhamit.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-1-abdulhamit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 May 2010 00:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[1. abdulhamit]]></category>
		<category><![CDATA[küçük kaynarca anlaşması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=666</guid>
		<description><![CDATA[1. abdulhamit, 1. abdulhamit, küçük kaynarca anlaşması, 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı, abdulhamid    I. Abdülhamit    I. Abdülhamit Saltanatı 21 Ocak 1774- 7 Nisan 1789 Padişah Sırası 27 Doğum Tarihi 20 Mart 1725 Ölüm Tarihi 7 Nisan 1789 (64 yaşında) Önce III. Mustafa Sonra III. Selim Soyu Osmanlı Hanedanı Babası III. Ahmet Annesi Rabia Sermi Sultan Dini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. abdulhamit, 1. abdulhamit, küçük kaynarca anlaşması, 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı, abdulhamid</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/Osmanli-nisani.svg/30px-Osmanli-nisani.svg.png" alt="Osmanli-nisani.svg" width="30" height="36" />    I. Abdülhamit</th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<p style="text-align: center;"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1f/Abdulhamid_I.jpg/150px-Abdulhamid_I.jpg" alt="Abdulhamid I.jpg" width="150" height="227" />  </td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">I. Abdülhamit</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Saltanatı</th>
<td>21 Ocak 1774- 7 Nisan 1789</td>
</tr>
<tr>
<th>Padişah Sırası</th>
<td>27</td>
</tr>
<tr>
<th>Doğum Tarihi</th>
<td>20 Mart 1725</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Ölüm Tarihi</th>
<td>7 Nisan 1789 (64 yaşında)</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Önce</th>
<td style="text-align: left;">III. Mustafa</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Sonra</th>
<td>III. Selim</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Soyu</th>
<td>Osmanlı Hanedanı</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Babası</th>
<td>III. Ahmet</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Annesi</th>
<td>Rabia Sermi Sultan</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Dini</th>
<td>İslam</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 310px"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/3/3b/AbdI._ta%C3%A7_giyme_t%C3%B6reni.png/300px-AbdI._ta%C3%A7_giyme_t%C3%B6reni.png" alt="" width="300" height="222" /><p class="wp-caption-text">Sultanahmet&#39;te I. Abdülhamid&#39;in taç giyme töreni</p></div>
<p> I. Abdülhamit (Osmanlı Türkçesi: عبد الحميد اول `Abdü’l-Ḥamīd-i evvel 27. Osmanlı padişahıdır )(d. 20 Mart 1725 – ö. 7 Nisan 1789). III. Ahmet&#8217;in oğlu ve III. Mustafa&#8217;ın kardeşidir.  </p>
<p>Sultan I. Abdülhamit, siyasi ve askeri ıslahatlara girişti. Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu, &#8220;Mühendishane-i Bahr-i Hümayun&#8221; adıyla, avrupai tarzda bir askeri mühendislik okulu olarak açtı. Yeniçeri ocağına ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. Sürat Topçuları Ocağı&#8217;nı kurdurdu, Yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Bu faaliyetleri yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikayet edildi. Halil Hamit Paşa, yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Sultan I. Abdülhamit&#8217;in emriyle idam edildi.<br />
<span id="more-666"></span>  </p>
<p>Sultan I. Abdülhamit, bütün başarısızlıklara rağmen Osmanlı padişahları arasında iyi niyeti ve gayreti ile anıldı. Zarif ve alçakgönüllü kişiliğiyle takdir topladı. 1782 yılı yazında İstanbul&#8217;da çıkan yangında itfaiye işlerini bizzat kendisi yürütmesi sonucu halkın sevgisini de kazanmıştı.  </p>
<p>Saltanatı Dönemindeki Önemli Olaylar  </p>
<p>Küçük Kaynarca Antlaşması</p>
<table cellspacing="3">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2">Küçük Kaynarca Antlaşması</th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" align="center">
<div>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/bc/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca.jpg/250px-K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca.jpg" alt="Küçük Kaynarca.jpg" width="250" height="188" />  </p>
<div>Antlaşmanın İmzalandığı yer</div>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>İmza<br />
<small>- yer</small></td>
<td align="top">21 Temmuz 1774<br />
<small>Kaynarca, Dobruca</small></td>
</tr>
<tr>
<td>İmzacı devletler</td>
<td><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/00/Russian_Empire_1914_17.svg/20px-Russian_Empire_1914_17.svg.png" alt="Russian Empire 1914 17.svg" width="20" height="13" /> Rusya İmparatorluğu<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/3f/Flag_of_the_Ottoman_Empire_%281453-1844%29.svg/20px-Flag_of_the_Ottoman_Empire_%281453-1844%29.svg.png" alt="Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg" width="20" height="13" /> Osmanlı Devleti</td>
</tr>
<tr>
<td>İmzalayan</td>
<td>Petro Rumyantsev<br />
Muhsinzade Mehmed Paşa<br />
<strong>Müzakereciler:</strong><br />
Nikolay Repnin<br />
Ahmed Resmî Efendi<br />
İbrahim Münib Efendi</td>
</tr>
<tr>
<td>Dilleri</td>
<td>Rusça, Osmanlıca, İtalyanca</td>
</tr>
<tr>
<td>Web sitesi</td>
<td><a href="http://www.tarih.gen.tr">www.tarih.gen.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 210px"><a href="/wiki/Dosya:Treaty_of_K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca1.jpg"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c9/Treaty_of_K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca1.jpg/200px-Treaty_of_K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca1.jpg" alt="" width="200" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Antlaşmanın imzalandığında yerdeki kitabe: Burada 10-21 Temmuz 1774 tarihinde Büyük Katerina&#39;nın temsilcisi Kont Petro Rumyantsev ve Sultan I. Abdülhamid&#39;in temsilcisi Sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa tarafından Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmanın 7. maddesine göre Babıali Hristiyanlık dinini ve kiliselerini ebediyen koruması altına aldığını taahhüt eder.</p></div>
<p> </p>
<p>Küçük Kaynarca Antlaşması Osmanlı Devleti ile Rusya arasında, 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşına son veren ve Osmanlı Devletinde önemli toprak kayıplarına yol açan antlaşmadır. Güney Dobruca’daki Küçük Kaynarca kasabasında imzalandığından bu adı almıştır.  </p>
<p>1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı<br />
Osmanlı ordusunun, 1773’te Ruslara karşı kazandığı Rusçuk, Silistre ve Varna zaferlerinin intikamını isteyen Çariçe II. Katerina, Tuna ordusunu takviye etmişti. Başkumandan Mareşal Petro Rumyantsev, Osmanlı ordusunu, merkezinde muhasara için Şumnu’ya doğru hareket etti. Bu sırada rahatsız olan Vezîr-i âzam ve Serdâr-ı ekrem Muhsinzade Mehmed Paşa, düşmanı karşılamak üzere Yeniçeri Ağası Yeğen Mehmed Paşa kumandasında bir kuvvet sevk ettiyse de, bu kuvvetler Kozluca’da mağlup oldu. Rumyantsev’in, bu başarıdan sonra Şumnu önlerine gelip Varna yolunu kesmek suretiyle, Osmanlı ordusunu iâşe ve mühimmattan mahrum etmesi, askerin dağılmasına yol açtı ve orduda on iki bin kişi kaldı. Yanındaki az sayıdaki kuvvetle mukavemet etmenin bir fayda sağlamayacağını anlayan Serdâr-ı ekrem mütareke istemek zorunda kaldı. Sadrazam kethüdâsı Ahmed Resmî Efendi, nişancı rütbesi ile birinci, Reîsül-küttab İbrâhim Münib Efendi de ikinci murahhas tayin olunarak, 12 Temmuz 1774’te Şumnu’dan hareketle Balya Boğazına yakın Küçük Kaynarca kasabasına geldiler. Ruslar tarafının murahhası,General Nikolay Repnin idi. Mareşal Rumyantsev mütareke kabul etmeyerek birinci sulh müzâkeresinde esasları iki tarafça kabul edilmiş olan esaslara göre derhal sulh akdini istediğinden, mecburen teklif kabul olunup, iki günde ve iki celsede antlaşma imzalandı.  </p>
<p>Rus başkumandanı, sulh görüşmesi yapabilmek için başlangıçta Kılburun, Kerç ve Yenikalenin Ruslara terkini şart koydu. Osmanlı murahhasları, bütün fırsatların elden çıkması ve kendilerine zaman verilmemesi üzerine, Rus isteklerini çaresiz kabul ettiler.  </p>
<p>Antlaşmanın koşulları<br />
17 Temmuz 1774 tarihinde imzalanan ve henüz tahta yeni çıkan I. Abdülhamit tarafından tasdik edilen, yirmi sekiz maddelik bu antlaşmaya göre[1] :  </p>
<p>1.Kırım Hanlığı&#8217;yla Kuban ve Bucak Tatarları siyâsî bakımdan müstakil olup, ancak dînî işlerinde Hilafet makamına tâbi olacaklardır.<br />
2.Kılburun, Kerç, Yenikale ve Azak Kalesi&#8217;yle Dinyeper (Özi) ve Buğ (Aksu) nehirleri arasındaki arazi, Rusya’ya terk edilmiş ve Aksu hudut kabul edilmiştir.<br />
3.Ruslar tarafından işgal edilen Besarabya, Eflak, Boğdan ve Gürcistan ülkeleriyle Akdeniz adaları Osmanlılara iade olunacaktır.<br />
4.Rus ordusu, Bulgaristan’da Tuna’nın sağ sahilinden, bir ay içinde sol sahiline çekilecektir.<br />
5.Babıali, İmparatorlukta Hristiyan diniyle kiliselerini, daimî surette himaye edecektir.<br />
6.Rus sefirlerinin, Eflâk ve Boğdan vaziyetleri hakkındaki müracaatları dikkate alınacaktır. (Bu madde mucibince memleketin işlerinde Rus müdahalesine devamlı açık kapı bırakılmış oluyordu.)<br />
7.Rus ticaret gemileri, Karadeniz’le Akdeniz’de hareket serbestisine sahip olacak ve istedikleri zaman boğazlardan geçebilecekler ve Osmanlı limanlarında kalabileceklerdi. Böylelikle Karadeniz bir Türk gölü olmaktan çıktı.<br />
8.Ruslar İstanbul&#8217;da elçilik bulundurabilecek ve Balkanlarda konsolosluk bulundurabileceklerdi. Bu da Rusların Panslavizm politikasına zemin hazırlamıştır.<br />
9.İngiltere ile Fransa&#8217;ya verilen kapitülasyonlar, Rusya’ya da aynen tanınacaktır.<br />
10.Osmanlı Devleti, savaş tazminatı olarak, üç senede ve üç taksitte, Rusya’ya on beş bin kese akça verecektir. Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa savaş tazminatı ödemiştir.<br />
11.Orta Kuzey Kafkasya&#8217;da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında tarafsız bir bölge olan Kabartay ya da Kabardiya, Rusya&#8217;ya ilhak edildi.  </p>
<p>Antlaşmanın sonuçları<br />
Osmanlı Devleti, arazi itibariyle fazla kayba uğramamakla beraber, Rusların Eflak ve Boğdan’a karışmaları, istedikleri yerlerde konsolosluk açabilmeleri ve Ortodoksların hâmisi sıfatını takınmaları gibi maddeler sebebiyle, zayıf anlarında, devamlı olarak bu devletin saldırılarına mâruz kalmıştır.  </p>
<p>Ayrıca bu antlaşmayla Kırım&#8217;a özerklik verilmesi Rusya&#8217;nın sonradan Kırım&#8217;ı egemenliği altına alması için bir atlama taşı oluşturmuştur. Nitekim Rusya bu antlaşmanın imzalanmasından 9 yıl sonra Kırım&#8217;ı topraklarına katmıştır.<br />
Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti;  </p>
<p>Dünyanın sayılı devletlerinden biri olma özelliğini yitirmiştir.<br />
Uluslararası saygınlığını kaybetmiştir.<br />
Yüzyılın en ağır antlaşmasını imzalamıştır.<br />
Karadeniz&#8217;de yüzyıllardır devam eden egemenliğini kaybetmiştir.  </p>
<p>Kırım<br />
Küçük Kaynarca Antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında kalıcı bir barış sağlanamamıştı. Çünkü Rusya Kırım&#8217;ı tamamen kendisine bağlamak istiyordu. Kırım&#8217;da Osmanlı hükümetinin atadığı III. Selim Giray Han ile Rusların Kırım&#8217;a Han olarak seçtikleri Şahin Giray arasında bir iç savaş çıktı.  </p>
<p>Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirmesi üzerine, Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Küçük Kaynarca Antlaşmasının bazı maddeleri değiştirildi. Ruslar Kırım&#8217;dan askerlerini çekecek, Osmanlı Devleti ise Rusların istediği Şahin Giray&#8217;ın hanlığını kabul edecekti. Tamamen Rus taraftarı olan Şahin Giray&#8217;ı Kırım halkı istemedi. Çıkan ayaklanmayı bahane eden Şahin Giray, Rus kuvvetlerini Kırım&#8217;a çağırdı. Kırım Hanlığı, Rusya&#8217;nın Kırım&#8217;ı ani işgali sonucu 9 Temmuz 1783 tarihinde Rusya&#8217;ya bağlı bir eyalet haline geldi.<br />
Osmanlı Devleti, Kırım&#8217;ın 1783 yılında Rusya&#8217;ya bağlanmasını kabullenememişti. Rusya ve Avusturya, Osmanlı Devletini paylaşmak için bu sırada projeler üretiyorlardı. Bu iki devlet arasındaki yakınlaşma İngiltere&#8217;yi telaşlandırdı. Osmanlı Devleti, İngiltere ve Prusya&#8217;nın kışkırtmaları ile 13 Ağustos 1787 tarihinde Rusya&#8217;ya karşı tekrar savaş ilan etti. Avusturya da Rusya&#8217;nın yanında yer aldı.  </p>
<p>Rusya ve Avusturya Savaşı (1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı)<br />
Osmanlıların 1774 yılında imzalamış oldukları Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla kaybettikleri toprakları geri almak amacıyla başlattıkları bir savaştır.  </p>
<p>Savaş I. Abdülhamit&#8217;in saltanatı sırasında başladı. İngiliz ve Fransızlar savaşa katılmamakla birlikte bu savaşta Osmanlı Devleti&#8217;nin yanında yer aldılar. Ancak Avusturya da savaşa girince Osmanlı Devleti beklemediği bir şekilde kendisini Avusturya&#8217;nın da karşısında buldu. Osmanlı ordusu disiplinden uzaktı. Rus generali Potemkin 1788 yılında Özi&#8217;yi kuşattı. 6 ay boyunca kuşatmaya dayanan Özi Aralık ayında -23oC sıcaklıkta teslim oldu. Kentin bütün sakinleri Ruslar tarafından katledildiler. I. Abdülhamit&#8217;in bu haberin üzüntüsüne dayanamayarak öldüğü söylenir.  </p>
<p>Tahta III. Selim&#8217;in geçmesinden sonra kayıplar devam etti. Fokşan (1 Ağustos 1789) ve Boze Savaşlarında (22 Eylül 1789) Osmanlılar büyük kayıplara uğradılar. Akkerman kalesi Rusların eline geçti ve Besarabya Rusya tarafından işgal edildi. Osmanlı Devleti kendine müttefik bulma amacıyla 11 Temmuz 1789 tarihinde İsveç ve 31 Ocak 1790 tarihinde de Prusya&#8217;yla barış antlaşmaları imzaladı. Ancak bu iki devletten de yardım alamadı. Sonunda Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı Rusya kadar başarılı olamayan Avusturya Osmanlı Devleti&#8217;yle barış antlaşması imzaladı (Ziştovi Antlaşması 4 Ağustos 1791). Avusturya&#8217;nın savaştan çekilmesinden birkaç ay sonra Rusya da barış antlaşması yapmağa razı oldu (Yaş Antlaşması 9 Ocak 1792). Osmanlı Devleti bu antlaşmayla Kırım&#8217;ın Rusya&#8217;nın egemenliği altına geçtiğini tekrar kabul etmek zorunda kaldı. Dinyester nehri Rusya ile Osmanlı Devleti arasında sınır olarak kabul edildi. Karadeniz kıyısında bulunan Anapa Kalesi Osmanlılara geri verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-1-abdulhamit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Padişahlar &#8211; 3. Mustafa</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-mustafa.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-mustafa.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 19:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[3. mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[3. mustafa dönemi ıslahatlar]]></category>
		<category><![CDATA[3. mustafa dönemi yenilikler]]></category>
		<category><![CDATA[esham sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=664</guid>
		<description><![CDATA[3. mustafa, 3. mustafa dönemi ıslahatlar, 3. mustafa dönemi yenilikler, esham sistemi    III. Mustafa III. Mustafa Saltanatı 30 Ekim 1757- 21 Ocak 1774 Padişah Sırası 26 Doğum Tarihi 28 Ocak 1717 Ölüm Tarihi 21 Ocak 1774 (56 yaşında) Önce III. Osman Sonra I. Abdülhamit Soyu Osmanlı Hanedanı Babası III. Ahmet Annesi Mihrişah Sultan Dini İslam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3. mustafa, 3. mustafa dönemi ıslahatlar, 3. mustafa dönemi yenilikler, esham sistemi</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/Osmanli-nisani.svg/30px-Osmanli-nisani.svg.png" alt="Osmanli-nisani.svg" width="30" height="36" />    III. Mustafa</th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<p style="text-align: center;"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/6a/Mustafa3.jpg/150px-Mustafa3.jpg" alt="Mustafa3.jpg" width="150" height="218" /></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">III. Mustafa</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Saltanatı</th>
<td>30 Ekim 1757- 21 Ocak 1774</td>
</tr>
<tr>
<th>Padişah Sırası</th>
<td>26</td>
</tr>
<tr>
<th>Doğum Tarihi</th>
<td>28 Ocak 1717</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Ölüm Tarihi</th>
<td>21 Ocak 1774 (56 yaşında)</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Önce</th>
<td>III. Osman</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Sonra</th>
<td>I. Abdülhamit</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Soyu</th>
<td>Osmanlı Hanedanı</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Babası</th>
<td>III. Ahmet</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Annesi</th>
<td>Mihrişah Sultan</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Dini</th>
<td>İslam</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Not: 3. Mustafa döneminde yapılan ıslahatlar(yenilikler) en son konu olarak altta verilmiştir.</p>
<p>1. Kaynak<br />
3. Mustafa</p>
<p>Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve islam halifelerinin doksan birincisi. Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, Edebiyat, tarih, coğrafya , nücum(Astroloji), tıb, devlet idaresi ve askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti. Üçüncü Osman Han’ın vefatı üzerine 30 Ekim 1757′de hükümdar oldu.</p>
<p>Cülusunu (Tahta geçişini) müteakib ilan ettiği Adaletname ile reayanın vaziyetini düzeltti. Hazineyi zenginleştirmek için tedbir aldı. Devletin maliyesine zarar veren, zahmetsiz karlar peşinde koşan yahudi ve hıristiyan taifesinin sıkı kontrol altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devleti’ni askeri bakımdan kalkındırmak için topçu sınıfını ıslah, tophaneyi tanzim ve mühemdis mektebini te’sis yoluna gitti. Ordunun artan top ihtiyacına cevap vermek üzere Hasköy’de modern bir top dökümhanesi kuruldu. Bu iş için bilhassa Fransız ordusunda hizmet görmüş bulunan Baron de Tott’dan istifade edildi. Donanma faaliyetleri ele alınıp gemi inşaası hızlandırıldı.</p>
<p>Bu arada Urban eşkiyasının faaliyetleri, hac yolunu tehlikeye düşürmüştü. Bu olaylara sebep olan Beni Harb kabilesi şiddetle cezalandırıldı. İsyan eden Eflak voyvodası yakalanarak hapsedildi. Çıldır, Kars, Karaman, Aydın, Kıbrıs, Bosna ve Karadağ’da meydana gelen disiplinsizliklere karşı tedbirler alındı.<br />
<span id="more-664"></span></p>
<p>Üçüncü Mustafa Han dış siyasette daima temkinli hareket ederek sulh ve sükunu muhafaza etti. Fransa ve Prusya arasında yedi yıl devam eden savaşlara tarafların tahriklerine rağmen katılmadı. Osmanlı Devleti’ni bu devrede savaştan uzak tutan devlet adamları arasında bilhassa Sadrazam Koca Ragıb Paşa önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Ragıb Paşa’dan sonra devlet idaresinde söz sahibi olan paşalar arada daimi olarak bir ihtilaf bulunan Rusya ile harbe sebebiyet verdiler(1769). Osmanlı Kuvvetleri başlangıçta Kırım’da ve Tuna boylarında ağır yenilgiler aldı. İbrail, Bender, Kefe, Yenikale ve Kerç gibi müstahkem yerler Ruslar tarafından işgal olundu. Rus donanması Çeşme limanında yakaladığı Osmanlı donanmasına baskın düzenliyerek yaktı.</p>
<p>Bu mağlubiyetler üzerine idarede değişiklikler yapan Mustafa Han, Silahdar Mehmed Paşa’yı sadrazamlığa, Cezayirli Hasan Paşa’yı Kaptan-ı Derya’lığa, Muhsinzade Mehmed Paşa’yı Vidin seraskerliğine, Kırım Hanlığına da Üçüncü Selim Giray’ı detirdi. Bu tayinler ve fermanlarla vaziyeti düzeltmeye muvaffak olan Mustafa Han, Rusların Tuna Boylarındaki ilerlemesini önledi.1772′de başlayan sulh görüşmeleri muvaffakiyetsizlikle neticelendi. Yeniden başlayan savaşta Rusların Dobruca ve Kuzeydoğu Bulgaristan’daki Osmanlı Kasabalarını aldıktan sonra akıl almaz barbarlıklarla tahribetmeleri ve müslüman halkını küçük bebeklere varıncaya kadar, türlü işkencelerle öldürmeleri Mustafa Han’ın üzüntüden hastalanmasına ve 21 Ocak 1774′de bir cuma günü öğle ezanı okunurken hayata gözlerini yummasına sebeb oldu. Cenazesi Laleli Camii yanında bulunan türbesine defnedildi. Türbesinin başucunda yer alan bir çekmece içerisinde Peygamber efendimizin kadem-i şerifi ( Mübarek ayak izi) bulunmaktadır.</p>
<p>Üçüncü Mustafa Han, dindar, çalışkan, adil, hamiyetli bir padişahtı. Verdiği vazifeleri takib eder, mes’ullerinden hesap sorardı. Saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraştı. Fakat ne yazık ki, bu hususlarda kendisine yardımcı olacak devlet adamlarından mahrumdu. O bu sıkıntısını şu ktasıyla dile getirdi.</p>
<blockquote><p>Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,<br />
Devleti Çerh-i deni verdi kamu mübtezele<br />
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele<br />
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e</p>
<p>Üçüncü Mustafa Han ilme ve alimlere büyük değer verirdi. Alimleri huzurunda toplar, münazaralar yaptırır ve onları cömertce mükafatlandırırdı. Cihangir mahlasıyla şiirler yazdı. Padişahlığı zamanında sonradan çıkan Rusya harbinden dolayı memlekette başlayan sıkıntı ve buhrana rağmen, evvelce başladığı hayır ve imar işlerini mümkün olduğu kadar devam ettirdi. Üsküdar’da Ayazma camii’ni yaptırdı. 1766 zelzelesinde büyük hasar gören Fatih ve Eyyüb Sultan camiilerini yeniden inşa ettirdi. Yine aynı faciada yıkılan yüzlerce abide ve evi çoğu eskisi gibi olmak üzere bir kaç yıl içinde yeniden yaptırdı. Davudpaşa kasrı ile Kapalıçarşı’yı, baruthane’yi, Saraçhane’yi, Tophane ve Kızkulesi’ni tamir ettirdi.</p></blockquote>
<p>(2. Kaynak)</p>
<p>III. Mustafa, (d. 28 Ocak 1717 – ö. 21 Ocak 1774). 26. Osmanlı padişahıdır.</p>
<p>Babası Sultan III. Ahmet, annesi Mihrişah Sultan‘dır. Babasının 1730′da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman’ın ölümü üzerine 1757′de tahta geçmiştir.</p>
<p>Saltanatı</p>
<p>Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Ragıp Paşa’yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott’a “Sürat topçuları” adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770′te Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı. Bu donanmanıın subaylarını yetiştirmek üzere 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’u kurdurdu. Laleli Camii’ni yaptırdı. Ayrıca depremde yıkılan Fatih Camii’ni yeniden yaptırdı.</p>
<blockquote><p>Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya’nın Lehistan’a yaptığı müdaheleler yüzünden Rusya’ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi’nden yola çekan Rus Donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken öldü. Laleli de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi nin içindeki III.Mustafa Türbesi’nde yatmaktadır.<br />
<em>Osmanlı Devletinde ilk kez iç borçlanmaya gidilmiş,Galata Bankerlerinden borç alınmıştır. Buna</em><strong>  Esham Sistemi</strong> Denilir.<br />
Donanma güçlendirilmiştir.</p>
<p><em>Not:</em>Esham sistemi hakkında daha detaylı bilgi almak için lütfen site içi aramayı kullanınız.</p></blockquote>
<p>(3. Kaynak)</p>
<p>Yirmi altıncı Osmanlı sultanı. İslâm halîfelerinin doksan birincisidir. 28 Şubat 1717′de İstanbul’da doğdu. Babası Üçüncü Ahmed Han, annesi Mihrişâh Sultandır. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyât, târih, coğrafya, askerî bilgileri devrin meşhur âlimlerinden tahsil etti. Üçüncü Mustafa Han, Üçüncü Osman Hanın vefâtıyla, 30 Ekim 1757′de hükümdâr oldu. Çalışkan ve azim sâhibiydi. Devlet işlerini iyi tâkip ederek, mâlî ve askerî sâhalarda ıslâhatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları, sulh ve sükûn içinde geçti. İlk sadrâzamı Koca Râgıb Paşayı, tahta çıkışından vefâtına kadar vazîfesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyân eden (1756-1763) “Yedi Yıl Savaşları’nda” müttefiklerden her biri, Osmanlı Devletinin kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa, ittifaklarına katılmaları hâlinde, siyâsî, askerî ve mâlî vaadlerde bulundular. Teklifleri dikkatle tâkip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sâhiplerinin çıkarcı ve plânlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla oyaladılar. Süratle ordunun, donanmanın teçhizine ve yenilenmesine, mâliyenin iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü kaleleri, ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. İstanbul’da bulunan Baron de Tott, Tophâneyi tanzim etmekle vazifelendirildi. Baron de Tott, Tophâneyi ıslah ederek yeni toplar döktürdü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahkim ve müdâfaası için, Boğaz içindeki kalelerin plânlarının tanzimiyle Hasköy’de yeni bir top dökümhânesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin tâdili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler yapıldı. Üçüncü Mustafa Han, yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.</p>
<p>Avrupa’da Yedi Yıl Savaşları bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve Rusya’nın anlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgâl ve zulmüne karşı, hürriyet ve istiklâlin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk), Osmanlı hudûdundan geçerek Balta’ya sığındılar. Bunları, Rus ordusunun tâkip etmesi ve tecâvüz ettikleri topraklarda Lehlilerle berâber Osmanlı ahâlisini de kılıçtan geçirip, kasabayı yakıp yıkmaları, 18 Eylül 1739′da Belgrad’da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu. Osmanlı Devletinin hükümranlık hakkını korumak, Rusya’nın Lehistan’a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyânatlarla Lehistan işgâlini dünyâ kamu oyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw Doniatowski vâsıtasıyla Balta’da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina’ya haddini bildirmek için toplanan dîvanda, Rusya’ya sefer için karar verildi. 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaş açıldı. Rusya’da bulunan Osmanlı ticâret heyetinin iâdesi için İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule’de hapsedildi. Osmanlı Devletine tâbi Kırım Hanı Kırım-Giray’ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Târihte ahlâksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina, Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vâsıtası ile zehirleterek öldürttü. 27 Mart 1769′da Serdar-ı ekrem vazîfesiyle Rus Seferine çıkan Sadrâzam Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa, 1 Mayıs 1769′da ilk Hotin Zaferini kazandı.</p>
<p>Lehistan’ı himâye için girişilen savaşta, Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran Ruslara karşı 12 Ağustos 1769′da Hotin’de ikinci bir zafer daha kazanıldı. Yağlıkçızâde’den sonra sadrâzamlığa getirilen Moldovanlı Ali Paşa, Rus Seferine serdar tâyin edildi. Ali Paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün yıkılmasıyla büyük bir fâcia meydana geldi. Ayrıca, Yeniçerilerin artan itâatsizliği ve muhârebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi kullanılmamasından, Rus orduları, Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya’ya girdi. 21 Eylül 1769′da Hotin, Rusların işgâline uğradı. İngiltere ve Fransa’nın askerî yardım ve siyâsî desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus Donanması Cebelitârık Boğazını geçerek Akdeniz’e girdi. Bununla, Çar Deli Petro (1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da destek ve yardım görmüş oldu. Bir Osmanlı Ülkesi olan Mora Yarımadasında Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta’da âsi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahâliye, müttefikleri Avrupa devletlerinden de tepki gören vahşîce katliamlar yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tâyin edilen Kaptan-ı Deryâ Mandalzâde Hüsâmeddîn Paşanın Mora Çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe’de 9 Nisan 1770′te bozuldu. Hüsâmeddîn Paşaya ‘Mora Fâtihi’ unvânı verilip, bölgedeki âsiler temizlendi. Ruslar geri çekildi.</p>
<p>Akdeniz’deki Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı tâciz edildiyse de fırsatlardan istifâde eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki Osmanlı donanmasını yaktılar.</p>
<p>Osmanlı donanması yanarak imhâ olunca, İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdâfaadan ürküp, cesâret edemediler. Çeşme fâciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal Ovasında bulunan Osmanlı ordusu, Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden, 1 Ağustos 1770′te bozguna uğradı. 1771 yazında Kırım’ın işgâlinden başka, General Tatloben idâresindeki Rus ordusu, Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.</p>
<p>2 Ağustos 1771′de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771′de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran 1773′te Silistre (Romanya), 20 Ekim 1773′te Varna (Bulgaristan) zaferleri kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devâm eden Rus Seferini netîcelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774′te vefât etti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774′te imzâlanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte netîcelendi. (Bkz. Küçük Kaynarca Antlaşması)</p>
<p>Üçüncü Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi, içeride sulh ve sükûn içindeydi. 22 Mayıs 1766 İstanbul zelzelesinden başka tabiî âfet olmadı. Osmanlı Rus Harbi esnâsında, Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan’daki isyânı, 1 Mayıs 1773′te Sâlihiyye’de mağlûbiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus yayılma siyâsetinde Ortodoksluğun hâmisi rolüyle Mora’da Slavlık propagandası yapılıp, isyân çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 Nisan 1770 zaferiyle netîcelendirilerek, bölgede sulh ve sükûn sağlandı. Dış politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyâsî ve askerî ittifaklar kabûl edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi ittifak tekliflerinin samîmiyetsizce olduğu meydana çıktı. Lehistan (Polonya) milliyetçilerinin ‘Türk atları Vistül’de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet yok’ sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.</p>
<p>Bütün Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindâr, âdil, çalışkan, azimli, hamiyetli, metin, hassas ve ilme, âlimlere hürmetkârdı. Devrin âlimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. ‘Cihângir’ mahlasıyla yazdığı şiirleri vardır. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vâkıftı.</p>
<p>Yapılan icraatları bizzât yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi, tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askerî, idarî ve mâlî birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Âlimlere ve ahâliye cömertçe ihsânlarda bulunurdu. Süveyş’te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.</p>
<p>Birçok hayır müessesesi, askerî ve sivil eser yaptırdı. Lâleli Câmii ve yanındaki türbesi, Çakmakçılar’da kendi adıyla bir câmi, Kadıköy’de İskele Câmii Paşabahçe’de İncirliköy Câmii, Üsküdar’da Ayazma Câmii ve zelzelelerde hasara uğraması üzerine yenilediği Fâtih Câmii, yaptırdığı eserlerden bâzılarıdır. 1773′te Deniz Harb Okulunun temelini teşkil eden Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn ve teknik üniversite mâhiyetindeki Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn açıldı. Zamânında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdâr olan Üçüncü Mustafa Hanın icraatlarını, oğlu Üçüncü Selim Han (1789-1807) devâm ettirdi.<br />
<strong>III.MUSTAFA DEVRİ ISLAHATLARI (1757-1774):</strong><br />
III.Mustafa döneminde Lehistan meselesi yüzünden 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı yapıldı.Savaş Osmanlı Devleti için felaketle sonuçlandı. III. Mustafa kederinden öldü.(1774)</p>
<p><strong>Islahatlar:</strong><br />
a)- &#8220;Baron Dö Tot&#8221; Sürat topçuları adlı bir birlik kurdu, topçu ve istihkam sınıflarını<br />
yetiştirdi.<br />
b)- Hendeshane adlı okulda denizcilik ve topçuluk eğitimi verildi.(Mühendishane-i Bahri Hümayun)<br />
c)- Maliyede düzenlemeler yapıldı.</p>
<p><strong>Mimari Alanda Çalışmaları</strong><br />
a) Laleli Camisini yaptırdı.<br />
b) Fatih Camisini yeniden yaptırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-mustafa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Padişahlar &#8211; 3. Osman</title>
		<link>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-osman.html</link>
		<comments>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-osman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 19:31:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tarih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[3. osman]]></category>
		<category><![CDATA[3. osman dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarih.gen.tr/?p=661</guid>
		<description><![CDATA[3. osman, 3. osman dönemi, 3. osman kimdir, 3. osman eşleri    III. Osman (Osman-ı Salis) III. Osman Saltanatı 13 Aralık 1754- 30 Ekim 1757 Padişah Sırası 25 Doğum Tarihi 2 Ocak 1699 Ölüm Tarihi 30 Ekim 1757 (58 yaşında) Önce I. Mahmut Sonra III. Mustafa Soyu Osmanlı Hanedanı Babası II. Mustafa Annesi Şehsuvar Sultan Dini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3. osman, 3. osman dönemi, 3. osman kimdir, 3. osman eşleri</p>
<table cellspacing="5">
<tbody>
<tr>
<th colspan="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/Osmanli-nisani.svg/30px-Osmanli-nisani.svg.png" alt="Osmanli-nisani.svg" width="30" height="36" />    III. Osman (Osman-ı Salis)</th>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<p style="text-align: center;"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2b/OsmanIII.jpg/150px-OsmanIII.jpg" alt="OsmanIII.jpg" width="150" height="226" /></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">III. Osman</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Saltanatı</th>
<td>13 Aralık 1754- 30 Ekim 1757</td>
</tr>
<tr>
<th>Padişah Sırası</th>
<td>25</td>
</tr>
<tr>
<th>Doğum Tarihi</th>
<td>2 Ocak 1699</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Ölüm Tarihi</th>
<td>30 Ekim 1757 (58 yaşında)</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Önce</th>
<td>I. Mahmut</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Sonra</th>
<td>III. Mustafa</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Soyu</th>
<td>Osmanlı Hanedanı</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Babası</th>
<td>II. Mustafa</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Annesi</th>
<td>Şehsuvar Sultan</td>
</tr>
<tr>
<th style="text-align: left;">Dini</th>
<td>İslam</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>III. Osman (Osmân-ı Salis), (d. 2 Ocak 1699 – ö. 30 Ekim 1757). 25. Osmanlı padişahıdır. I. Mahmud&#8217;un (1730-54) kardeşi ve II. Mustafa&#8217;nın (1695-1703) oğludur. Tarihte pek dikkat çekmeyen bir padişahtır. Döneminin belirgin olayları gayrımüslimlere karşı artan hoşgörüsüzlük (Hıristiyanlar ve Museviler ayırıcı kıyafetler veya nişanlar giymek zorundaydılar) ve büyük İstanbul yangınıdır [1]. I. Mahmut döneminde yapımına başlanan Nuruosmaniye Camii onun döneminde tamamlanmıştır.</p>
<p>III. Osman hayatının çoğunu sarayda hapis geçirdi. Padişah olmasından sonra bu durum davranışlarında bazı garipliklere yol açtı. Sık sık sadrazam değiştirdi. Daha önceki sultanların aksine müzikten nefret ediyordu ve saraydaki tüm müzisyenleri kovdu. Kadınlara karşı duyduğu rahatsızlık yüzünden demir ayakkabılar giydiği, sesini duyan haremdeki kadınların yoluna çıkmadığı rivayet edilir. Yeni Cami Turhan Valide türbesine defnedilmiştir.<br />
<span id="more-661"></span></p>
<p><strong>Eşleri</strong><br />
Leyla Baş Kadın.<br />
Zevkî Üçüncü Kadın<br />
Ferhunde Emîne Dördüncü Kadın.</p>
<p><strong>Ek Bilgi:</strong></p>
<p>Sultan 3. Osman, 2. Mustafa&#8217;nın 3/1/1699 tarihinde Edir­ne sarayında Şehsuvar sultandan doğan oğludur. Yılmaz Öz-tuna bey, &#8220;Devletler ve Hanedanlar&#8221;isimli eserinin 2. cildinde yukarıda yazdığımız 3/1/1699 şeklinde doğum tarihini be­yan ediyor. Ancak; üzunçarşılı Tarihinde, 1. Mahmud&#8217;un tah­ta geçişi 1143/1730 olarak kabul edilirken, Sultan 1. Mah­mud&#8217;un 35 yaşında olduğu beyan ediliyor. 1730&#8242;dan 35 yaşı eksilttiğimiz zaman karşımıza 1695 tarihi çıkar. 3. Osman&#8217;ın; 1. Mahmud&#8217;dan 2 yaş ufak olduğu beyanı göz önüne alınırsa, 1697&#8242;nin 3. Osuian&#8217;ın doğum tarihini teşkil ettiği görülür. Aynı şekilde; hicri tarih olan, 1. Mahmud&#8217;un, tahta çıkış yaşı olan 35 eksiltildiğinde 1108 kalır bu rakama, 3. Osman&#8217;ın ağabeyinden iki yaş küçük olduğunu gözönüne alarak, 1108 sayısına 2&#8242;yi ilâve edersek, 1110 tarihini bulmuş oluruz. Bu hesap; milâdi tarihle Yılmaz Öztuna bey&#8217;in bulduğu 3/1/1699 tarihine doğruluk getirir. Biz buna hangi gün oldu­ğunu da beyan ederek bir nokta koyalım. 3. Osman; 3/ocak/1699 cumartesi günü doğmuştur.   Baba bir anne ay­rı Ağabeyi;  1. Mahmud&#8217;un vefatı üzerine taht&#8217;a 27/se-fer/1168-13/aralık/1754 cuma günü çıktı. Osmanlı padişah­larının 25. sidir. Tahta çıktığında 55 yaşındaydı. En büyük şansı veya devletin büyük büyük şansı, devrinde hiç bir mu­harebe yapmayışımızdır. Yine; bu padişahın döneminde çı­kan, iki büyük yangının, İstanbul&#8217;un üçte birini yakıp yok et­tiği müşahede olunmuştur.   Nûr&#8217;uosmaniye Camiini tamarn-latmıştır.  1. Mahmud Camiyi yaptırmada pek büyük gayret sarfetmişse de açmak kendisine nasip olmamıştır. Tamamla-maksa kardeşi 3. Osman&#8217;a düşmüştü. Sultan 1. Mahmud, kendisi için yaptırdığı türbeye, 3. Osman&#8217;ın emri yüzünden gömülememişti. Yeni Camii türbesine gönderilmişti.</p>
<p>Ne varki; kendisine plânladığı Nûr&#8217;uosmaniye Câmi&#8217;indeki türbeye de, kendisinin vefatı sonrasında padişah olan 3. Mustafa da, onun defnine müsaade etmediğinden bu Camie hiç bir padişah defn edilememiştir. &#8220;Serir-i Aray-ı Hilâfet-i İs-lâmiye ve Saltanat-ı Osmaniye&#8221; adlı eserde, Savaşsız ve ka­yıpsız geçen yıllar; memleketin mâli bakımdan, olsun, asayiş bakımından olsun, asude bir hayat geçirmesine imkân bul­duğu gözlenir. Aslında 3. Osman tahta geçtiğinde Osmanlı hazinesinin müzayakası mevcuttu. Buna rağmen cülus bah­şişinin ödenmesinde bir sıkışıklığa düşülmemiştir. 3. Osman pek sık sadnazam değiştirmiştir. Bunun en önemli sebeble-rinden birisi, şehzade katli yolunu açmak istemesidir. Buna razı olmayan veziriazamları, başka bahaneler bularak ya öl­dürmek, yahutda sürgüne yollamak suretiyle cezalandırma yoluna giderdi. Ağabeyi 1. Mahmud&#8217;un musiki ve şiirdeki yüksek zevkini 3. Osman&#8217;da aramak beyhudeydi. Aslında 1. Mahmud&#8217;a yakıştırılmış kadınların kaçması için ayakabıları-na ses yapıcı kabaralar koyan 3. Osman olduğu galip ihti­mâldir. Çok acele eden bir kimseydi. Kadın meselesi üzerin­de ençok duran padişahlardandır.</p>
<p>Kadınların sokağa çıkmasını yasaklamak ve süslenmeleri­ni kısıtlama icraatındandır. Rüşvete sevdiğini öldürtecek ka­dar düşman idi.    Silahdarlıktan sadrıazamlığa çıkardığı ve    pek sevdiği Ali Paşayı rüşvet yüzünden azledip öldürttüğü bi­linir.</p>
<p><strong>Müdehaleci Padişah</strong></p>
<p>Sadrazamların en muvaffak olan kısmını yüksek selahi-yetle vazife yapanlar gösterebilmiştir. Bunlara bilhassa sıkın­tılı dönemlerde başvuranlar arasında bilindiği gibi, 4. Meh-med&#8217;in Köprülü Mehmed&#8221; Paşası örnek gösterilir. Daha önce-leride 2. Selimin Sokullu Mehmed Paşa merhumu, selahiyet-leri ile başbaşa bırakarak padişahlığı müddetince başarıları­na alkış tutması perde arkasında kalmasına medar olmuşsa da, devletin kazancı azimsanmayacak mertebede olduğu gö­rülür. Böyle yapan padişahlar, işbeceren vezirleri sayesinde daha az sıkıntıya duçar olmuşlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da, ondan önce Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa da ge­niş selahiyetlerie mücehhezdiler. Bunlardan ilki, Viyana önle­rinde uğradığı bozgun yüzünden, padişahı sarsarken, Fâzıl Ahmed Paşa uzun yıllar seferde kalmasına rağmen, padişa­hın rahatına halel gelmemiştir. Bunların; padişah 3. Osman tarafından bilinmediği iddia olunamaz. Ne kadar tehdit altın­da yaşarsa yaşasınlar mahrum olmadıkları derslerin başında dini bilgiler, Kur&#8217;an öğrenimi ve tarih dersi gelen şehzadeler, tahta da koşsalar, ahirete de yürüseler bu derslerden mah­rum edilmezlerdi.</p>
<p>Hasbel kader, devletin başına geçtiklerinde, en muhtaç ol­dukları dersler bunların olduğunu her akıl sahibi takdir et­mektedir. 3. Osman&#8217;ın şüpheci bir tabiyatı olması, bildiklerini uygulama imkânını tanımamış olsa gerek. Meselâ; tebdili kı­yafet sokaklarda gezmek, bulduğu kimselerle mülakat en başvurduğu kontrol makanizması olmasına rağmen, yakınla­rı ve hademeler teftişlerinden haberdar olduğu padişahlarının önüne çeşitli kıyafet vede meslek erbabı imişçesine çıkarlar, huyunu bildikleri padişahlarının haz edeceği cevaplan vererek hem mükafatlara nâü olurlar, hem de bu teftişlerden çı­kacak hayırlı sonuçlan saboteye muvaffak olurlardı.</p>
<p>Böylece de millete ve mülke zarar verirler idi. 3. Osman dönemi; bizim artık avrupa topraklarında sabit kalmaya ça­lıştığımız dönemi kapsar. Artık Osmanlı Ordusu şaşaalı za­ferlerin mümessili değildir. Bulunduğu kale, palanga vede ta­bii hududa sahip çıkmaya çalışan bir dönemin adıdır. Böyle bir dönemde, 3. Osman&#8217;ın reisül küttabı yâni bugünkü adıyla dışişleri bakanı Abdi efendi, ne dinimizin, ne durumumuzun ne de avrupa piyasası âleminin müsaade edip, kabulleneme­yeceği bir davranışın içindeydi. Bu davranışını; ülkemize ge­len elçileri huşunetle karşılaması, bazen de bunları bir güzel dövmesiydi.</p>
<p>Ahmed Rasim Bey, tarafımızca hazırlanmış tarihinde di-yorki; &#8220;.bir defasında da İngiliz elçisi Porter&#8217;e fena halde ha­karet etmiştir. Mösyö Porter padişahın cülusunu tebrike geldiği sırada; Abdi efendi, elçiye teklif edeceği fermanı öp­mesini söylemiş, sefir kabul etmeyince iki hizmetkâr çağı­rarak kollarından sıkı sıkıya tutturduktan sonra, fermanı yü­züne sürmüştür.&#8221;</p>
<p><strong>Vehhabiliğin Doğuşu<br />
</strong> <br />
Bu sıralarda Vehhabi mezhebi parlamaya başlamıştı. Veh-habilik Mekke&#8217;nin takriben onbeş merhale Basra tarafında bulunan &#8220;AYNİYYE&#8221; köyünde doğmuş bulunan Muhammed bin Abdulvahhab adlı birinin icat ettiği bâtıl bir mezheptir. Abdulvahhab Hanbeli mezhebindeyken, adetâ din terk eder gibi ayrılmış, Ayniyye&#8217;den çıkma yoluna gitmiş ve köy köy dolaşarak batıl mezhebini yaymaya çalışmış ve ikna edecek epeyide muhatap bulabilmiştir. Böylecede islâm âlemimimi-ze bir belâ daha düşmüştür.</p>
<p>3. Osman&#8217;ın devrinde bazı tabii afetlerde zuhur etmiştir. Bunların arasında önemli yeri olan Hoca Paşa yangını zikre değer, bu yangın zuhur ettiğinde, sadaret Bıyıklı Ali Paşanın dönemini yaşamaktaydı. Bâb-i âli bu yangından payını almış bulunduğu için personel Kadırga limanında bulunan, Esma Sultanın sarayına taşınmıştır.</p>
<p>Bu yangından başka Cibali yangını diye ünlenen bir diğer frlâket husule gelmiş iki yangının verdiği hasar, İstanbul&#8217;un kısm: azamini yok ettiği devrin tarihçileri tarafından da bildi­rilmektedir. Halic&#8217;in o sene meydana gelen müthiş soğuklar münasebetiyle donduğu müşahede olunmuş. 3. Osman ha-tırnaz olup kendisinin üzerinde, Ebû Kof Ahmed Ağa isimli kızlarağasımn mühim tesiri var idi. Bu Ağa ile şu vakayı ya­zarak, bahse konu olan şahıs hakkında, bilgi sahibi olalım ve 3. Osman&#8217;ın sadnazamlannın sonuncusu olan Koca Ragıp Paşa, Ebû Kof Ahmed Ağa İle didişmekteydi. Padişahın o sı­rada hastalanarak yatağa düşmesi Ebû Kofa; Ragıp Paşayı azlettirme şansı getirmişti. Ebû Kof Ahmed Ağa, kafasında yer tutan Kül Ahmed Paşazade Ali Paşayı sadarete atamak için Ragıp Paşayı saraya çağırtmış, bunu temin içinde balta­cılar kethüdasını göndermişti. Ancak darü&#8217;ssade yazıcısı İb­rahim efendi de Koca Ragıp Paşaya bir tezkere göndermişti. Bu tezkerede hülaseten, padişahın sabaha çıkamayacak ka­dar ağır hastalığından söz ediliyordu.   Padişah şirpençe has­talığının öldürücü safhasındaydı.</p>
<p>Yazıcı, Ragıp Paşaya kendisini göstermemesini, gelenlere yok dedirtmesini tavsiye etmekteydi. Ragıp Paşa, bunu yeri­ne getirdi. Böylece gece yarısı eve dönen Koca Ragıp Paşa, padişahın vefat haberini aldı artık azilden kurtulmuş oldu. Osmanlı milleti de, Koca Ragıp Paşa gibi kıymetli bir sadrı-azam görmüş oldu ki Ragıp Paşanın belki hayatta en uzun günü, 16/safer/1171-30/ekim/1757 pazar günü yâni padişahin vefat ettiği gün olmuştur. 3. Osman&#8217;ın vefatı dolayısıyla; Osmanlı tahtına çıkan 3. Mustafa, Koca Ragıp Paşayı göre­vinde ipka edince, Ebû Kof için tehlike çanları çalmaya baş­ladı, çok geçmedi, Ragıp Paşa darü&#8217;ssaade ağasını azlettirip, önce Rodos&#8217;a sürgün etti. Arkasından ferman yetişti, hacıla­rın urban tarafından saldırıya uğramasına sebeb olması ha­sebiyle katline karar verilmesiydi. Böylece de Koca Ragıp Paşanın bütün zarafetine ve şâir ruhlu olmasına rağmen ha­yatına kasdeden adamı, kurduğu tuzağa düşürmekten içti-nab etmedi. İstanbul&#8217;un sembolleri arasında zaman zaman görünen Ahırkapı Feneri 3. Osman&#8217;ın hatırasıdır.</p>
<p>Vefatında ağabeyi Sultan Mahmud&#8217;u gömdürmediği Nûr-u Osmaniye türbesine kendi de defnoiunmayarak, Yenicâmi türbesinde ağabeyinin yanına defn olundu. 3. Osman devri­nin diğer ülkelerdeki hükümdarlarına göz atarak bu devirle ilgili genel bilgileri tamamlayalım.</p>
<p>Almanyada imparator 1 Fransuva, İngiltere de kra! 2. Jorj, İran&#8217;da Şah t Hüseyin Han Kaçar, Papalık da 14. Benuva, Prusya da kral 2. Fredrik, Rusya da imparatori-çe Elizabet, Fransa da kral 15. Lui gibi kimselerdir.</p>
<p>Ülkedeki meşhur zevat, 3. Ahmed ve 1. Mahmud devirle­rinde yetişmiş kimselerden ibarettir.</p>
<p><strong>3. Osman&#8217;ın Hanımları</strong></p>
<p>3. Osman, ağabeyi 1. Mahmud gibi çocuk sahibi olmadan vefat etmiş bulunmaktadır. Leylâ hanım ilk hanımıdır. Bu ha­nım 3. Osman&#8217;dan sonra, 38 yıl daha ömür sürdü. 1757 se­nesi içinde Hacı Mehmed Emin bey adlı biriyle izdivaç yaptı. 28 yıl süren bu evliliğinden Feyzullah isimli bir çocuk sahibi oldu. 3. Osman&#8217;ın 2. hanımının adını tesbit edememiş bulu­nuyoruz.  Kocasından sonra öldüğü bilinmekte,   1756 senesinde Fındıklıda yaptırdığı çeşmeden bildiğimiz Zevki kadın, 3. kadını oluyor 3. Osman&#8217;ın. 4. kadını ise 1791 tarihinde vefat eden Ferhunde Emine kadındır.<br />
 <br />
<strong>3. Osman&#8217;ın Sadrazamları<br />
</strong> <br />
Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa, Sultan 1. Mahmud&#8217;ün son, 3. Osman&#8217;ın ilk sadrazamı idi. İlk sadaretinin 1/7/1752&#8242;de başlamış olduğunu görüyoruz. Sona eriş tarihi 15/şubat/1755 olup, sebebi ise, 3. Osman&#8217;ın şehzade katli için tertibat alması emrini vermiş olduğu ve Bahir Paşa&#8217;nın rıza göstermediği rivayeti yayılmıştır. Bu istifadan sonra sa­darete Naili Abdullah Paşa gelmiş ve 3 ay, 7 günlük hizmeti tamamlandığında tarihler 24/ağustos/1755&#8242;i gösteriyordu. Nişancı Bıyıklı Ali Paşa 2 ay, 2 gün süren hizmetini bitirdiğin­de, takvim 25/ekim/1755 tarihini göstermekteydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olup, sarayda baltacı sınıfından, müezzinliğe geçmiştir. Sadarete silahdarlıkdan gelmişse de rüşvetin müt­hiş düşmanı bulunan 3. Osman, kendisini epeyce sevmesine rağmen yaptırdığı tahkikat, rüşvetçiliğini tescil ettiğinde te­reddüt etmeden de idamını emretmiş ve îhfaz yaplımıştı yaşı ise kırkbeş civarındaydı. 136. sadrazam olarak Yirmisekiz Çelebizâde Mehmed Sâid Paşayı 3. Osman&#8217;ın 4. sadrazamı olarak görmüş oluyorsak da, bunun hizmetinin, 5 ay, 7 gün olduğunu görüyoruz. Bu zâtın arkasından da Bahir Mustafa Paşanın 2. sadareti başlar ki, 3. Osman&#8217;ın 5. sadnazamını temsil etmektedir. 9 ay, 10 gün süren bu sadaret nihayetinde 1757/1 l/ocağında, Dâmad Koca Ragıp Paşa 3. Osman&#8217;ın sonuncu, 3. Mustafa&#8217;nınsa ilk sadnazamı olarak göreve gelir.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz gibi 3. Osman, Ragıp Paşa bir oyunla alaşağı edileceği sırada hastaydı. Saraydan gelen da­vete icabet etmiyerek azli önlemiş idi. 3. Mustafa ise, tahta cülus ettiğinde bu fevkalâde kıymeti hâiz sadnazamı göre­vinde ipka etti. 8/nisan/1763 tarihinde vefatı münasebetiyle sadaretten ayrıldı. Ülkeyi uzun bir sulh devresi içine sokan politika takip etmiştir. Şairliği ve edibliği pek mârufdur. Üze­rinde çok tetkikat yapılması gereken nâdir hizmet sahiplerindendir.</p>
<p><strong>3. Osman&#8217;ın Şeyhülislâmları</strong><br />
 <br />
Feyzullahzâde Murtaza Efendi, 3. Osman&#8217;ın şeyhülislâmlık makamında bulduğu zattı ve vazifesinden, 12/ocak/1755&#8242;de istifa etti. Yerine; Abdullah Vassaf efendi geçmiş ve makam-ı meşihattaki müddeti 4 ay, 27 gün devam edebildi. Onun ye­rine ifta makamına Damadzâde Feyzullah Efendi, 1 sene, 1 ay, 18 gün sürecek vazifesine başladı. Nöbeti bittiğinde, tak­vimler 26/temmuz/1756 tarihini haber vermekteydi. Ancak araya 6 ay, 23 günlük meşihatıyla Dürrizâde Mustafa Efendi girdi. Dürrizâdeyide Damadzâde Feyzullah Efendi takip etti, Damadzâde 96. Osmanlı şeyhülislâmı olmuş idi. Böylece 3. Osman 3&#8242;yılhk saltanatı esnasında beş tane şeyhülislâm ata­mış oldu. Bunlardan; Damadzâde Feyzullah efendi iki defa meşihata gelmiş oldu.</p>
<h3 style="text-align: center;">Mimari Eserleri</h3>
<p><strong></strong><br />
Padişahın geride bıraktığı eserler arasında,ağabeyi Sultan Birinci Mahmud zamanında yapılmaya başlanan ve onun döneminde inşaatı tamamlanan, kendi adını verdiği Nur-i Osmaniye Camii meşhurdur (5 Aralık 1755). Sultan Üçüncü Osman döneminde yapılan diğer eserler şunlardır; Aydın Cihanoğlu Camii ve Ahırkapı Deniz Feneri’dir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarih.gen.tr/padisahlar-3-osman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

