Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupa Hun – Bizans Barışı

  • Avrupa Hun – Bizans Barışı

    447 muharebelerinden sonra Hunlarla Bizanslılar arasında diplomatik müzakereler başladı. Askeri gücü tükenen Bizans, ağırlığı diplomasiye kaydırdı ve bu alanda beklediklerinden fazla başarı sağladılar. Bu devrin diplomasisi hakkında en önemli kaynağımız Priskos’un eseridir. Bu arada Attila, 449’da Karadeniz sahillerinde muhtemelen Azak Denizi bölgesinde oturan Akatzir kavmine karşı sefer yapmak zorunda kaldı. Bu kavim, Hunlarla iyi münasebetler içinde yaşıyordu ve imparator Theodosios bu kavmi Hunlara karşı kullanmayı denemiş fakat başaramamıştır. Attila bu olaydan haberdar olunca Akatzirler üzerine sefer yaparak onları kendine bağladı. İsimlerinden ve hayat tarzlarından bunların büyük bir Türk boyu olduğu anlaşılıyor. Bu sıralardaki kabile reislerinden birinin adı Kuridachos’dur. 448’de Hunlarla Bizanslılar arasında bir barış sağlandı. Bu barışta öncekilerde bulunmayan oldukça ağır bir ifade vardı. Attila’nın daima yeni istekler ileri sürmesi yüzünden sulh müzakereleri uzadı. Her şeyden önce evvelce kabul edilen haracın ödenmesini istiyordu. Nitekim 448’de bunu aldı. Tuna’nın güneyinde Ponnonia’dan aşağı Tuna’ya kadar uzanan 500 km. uzunluğunda bir bölgenin tamamıyla boşaltılmasını da istiyordu. İllirya’nın bir sınır şehri olan Niş’de (Naissus) bir panayır yeri olmalıydı. Attila ayrıca, Niş’in kuzeyinde bir zamanlar gelişmiş bölge olan Mösya’nın da serbest bölge olmasını istiyordu. Attila’nın ileri sürdüğü diğer istekleri bilmiyoruz. Haraç ödemekte devam edecekti, fakat miktarını bilmiyoruz. Bundan sonraki iki yılda Bizans diplomasisi bu maddeleri yumuşatmak hususunda çok çabalar sarf etti. Attila 449 baharında İstanbul’a gönderdiği bir mektupta 435’de aktedilen antlaşmanın şartlarının yerine getirilmesini, bir kısım kaçakların iadesinin geciktiğini ve boşaltılması gereken yerlerin boşaltılmamış olduğunu ileri sürüyor ve bu şartlar yerine getirilmezse bir muharebe ile tehdit ediyordu. Ayrıca, kendisine gönderilen elçilerin seçkin ve üst tabaka insanlardan olmasını istiyordu. Bu mektuptan anlaşıldığına göre Attila 443’den beri sürdürdüğü şantaj politikasında ısrarlı idi. Fakat artık Bizans, daha köklü bir politika taraflısıydı. Bu müzakerelerin çıkmaza girdiği bir sırada İstanbul’da Demokratik partinin sulh sever nazırı Chrysaphios, Skir kralı Edeko ile bir rüşvet karşılığında Attila’ya karşı bir suikast planlıyordu. Tam, bu başarısız komplonun yapılmasının planlandığı bir sırada Priskos, elçi Maximinus’un kâtibi olarak Attila’nın sarayında bulunuyordu. 449 yazında İstanbul’dan Attila’ya gitmek üzere yola çıkan elçi heyetinin başında Bizans soylusu Maximinus bulunuyordu. Maximinus’un, Attila’ya karşı düzenlenen suikastden haberi yoktu. Elçiliği tertip eden Chrysaphios idi ve görevi mektubu Attila’ya vermekti. Mektupta Attila’nın imparatorluk arazisini istilaya hakkı olmadığı anlatılıyordu. Bunun yanında imparator, daha önce iade ettiği Hun esirlerden başka 70 esiri daha gönderiyordu. Hunlara gönderilen elçilerin yüksek mevki sahibi olmaları gerekmediği de anlatılacaktı. Halbuki bu doğru değildi ve bu sulh müzakerelerinden önce tanınmış kimseler de gönderilmişti. Bu defa Theodosios’un bu husustaki isteksiz davranması, suikast girişiminin bir skandal ile son bulması ihtimalini düşünmüş olmasındandı. Maximinus’un bu göreve getirilmesi bir talih eseri idi. Zira bu görev kendisine verilince Maximinus, dostu tarihçi Priskos’a giderek kendisine eşlik etmesini istemiştir. Bizans’da, diplomatik görevlere gidenlerin yanlarına yazar ve tarihçi almaları eski bir âdetti. Priskos bu sefer sırasında elçi ile çok sık temaslarda bulunur ve hatta elçinin danışmanı ve akıl hocası işini görür. Bu seferde tanınmış tercüman Rusticus’da bulunuyordu. Fakat, Bizans heyeti diplomatik bakımdan başarılı olamadı. Önce heyet, yeteri kadar soylu saymadığını Attila’ya bildirmişti. Bundan başka komplo teşebbüsü ortaya çıkmış ve Attila Bizans’ın başbakanı Chrysaphios’un kendisine teslimini istemiştir. Halbuki bu sefere Priskos’un katılması dünya tarihi ölçüsünde bir olaydı. Çünkü Priskos, “İlâhların en Büyüğü” ile karşı karşıya gelecek ve onu ölümsüzleştirecekti. Bugün Attila devrinin olayları hakkında en kıymetli tek kaynağımız, onun maalesef tamamı zamanımıza kalamayan eseridir. Onun Attila tasvirinde de bir kısım şahane hatlar vardır.

    Bizans elçi heyeti, ilk defa Attila’nın huzuruna çıktığında çok gergin bir ortam bulmuştur. Fakat bu patlama derecesindeki durum komik bir çözümle neticelendi. Attila, Batı Roma elçilerine karşı çok öfkeli davrandı. Bu elçiler ise taraflar arasındaki münasebetleri düzeltmek ve Attila’yı sakinleştirmek maksadıyla gelmişlerdi. Attila, eski bir olayı tazeliyor ve bunu bir harp ve sulh konusu haline getiriyordu. Sirmium’un 441 kuşatması esnasında şehrin piskoposu, hükümdarın sekreteri ile gizli bir işbirliği yaparak kilisenin kutsal evanisini kuşatma çemberinin dışına çıkarmıştı. Sekreter bu evaniyi daha sonra Roma’da bir bankere rehine olarak bıraktı ve bu defa Attila sekreterin bu işlemini öğrendi. Batı Roma elçilerinden bu “Çalınmış” eşyayı gürleyerek geri verilmesini veya bankerin kendisine teslimini istedi.

    Aslında Bizans heyeti bu duruma sevinmiştir. Attila’nın büyük Bizans seferleri esnasında Roma, Hunların dostu ve müttefiki idi. Fakat 448’den sonra durum değişti ve Roma İmparatorluğu’yla olan münasebetler gittikçe gerginleşti. Attila, Roma’nın muhaliflerini himaye ediyor, Frankların taht kavgasına tutuşan iki prensinden büyüğü Attila’ya ve küçüğü Aetius’a sığınıyordu. Artık Attila’nın korkunç sesini Romalılar da duyuyordu. Sirmium piskoposunun vaktiyle kaçırdığı ve fazla değeri olmayan evani bir bahaneydi. Romalılar artık Attila’nın bir sefer hazırlığında olduğundan şüphe etmiyorlardı. İstanbul, Attila’da görünen bu değişiklikten çok faydalandı ve Attila’ya çok tanınmış iki kişi elçi olarak gönderildi. Attila bu çok yüksek rütbeli iki misafirini iyi karşılamakta acele etti, Bizans’la çok uygun bir antlaşma yaptı. Arazi iddialarından vazgeçti, bundan böyle kaçaklar sebebiyle imparatorluğu rahatsız etmeyecekti ve birçok esiri ücretsiz salıverdi. Elçilere bol hediyeler verdi ve yüksek vergiyi arttırmaktan söz etmedi. Bütün bunlar Attila’nın Doğu Roma İmparatorluğu gücüne inandığını göstermekte idi.

    Barış antlaşmasının henüz imzası tamamlanmadan II. Theodosios vefat etti (28 Temmuz 450). Ağustosta imparator seçilen Markianos, aristokratların dahil bulunduğu maviler partisine mensup bir askerdi ve bu parti sulh uğruna bir tek kuruş ödenmesine taraftar değildi. Theodosios’un başbakanı Markianos tarafından idam edildi. Yeni imparator, 25 yıldan beri Hunlara ödenen haracı derhal durdurdu. Attila’nın elçilerine asker tarzında bir cevap verdi: Şayet sulh istiyorsanız belki hediyeler alabilirsiniz, aksi halde davayı muharebe çözer. Hun sarayının büyük geliri böylece sona eriyordu. Doğu İmparatorluğu artık hesaplaşmaya hazırdı. Attila bundan böyle gittikçe Batı Roma ile ilgilenmeye başladı. Honoria meselesine ise iradesi dışında bulaştı. Batı İmparatoru III. Valentinianus’un kız kardeşi prenses (augusta) Honoria, iktidarın ortağı idi. Honoria’nın evlenirse çocuklarının imparatorun çocukları ile taht kavgasına tutuşmasından korkulduğundan evlenmesine müsaade edilmiyordu. Fakat 449’da o zaman artık 31 yaşında bulunan prensesin kendi mülklerini idare eden Eugenius ile ilişkisi olduğu ve hatta hâmile olduğu söylendi. Skandal yayılınca prenses ahlaki bir terbiye görmesi maksadıyla İstanbul’a gönderildi ve orada nezaret altına alındı. Ayrıca prenses zorla, yaşlı fakat muteber ve zengin bir adam olan Herculanus’la nişanlandı. Haysiyeti kırılan prenses, bu hazin durumdan kurtulmak için mahren adamlarından birini Attila’ya göndererek bu dayanılmaz izdivaçtan kurtarılmasını rica etti ve Attila’yı inandırmak maksadıyla ona yüzüğünü de gönderdi. Honoria’nın bu tutumu birinci sınıf bir skandaldı. Bu olay meydana çıkınca Eugenius’un suikast suçlaması ile kellesi kesildi. Fakat, Attila teklifi ciddiye aldı ve Roma’ya başvurarak “Nişanlısına” isabet eden imparatorluğun yarısının çeyiz olarak kendisine verilmesini istedi. Honoria’nın zalim kardeşine karşı onu himaye edecekti. Attila’nın durumu tartışmasız kuvvetlenmişti. II. Theodosios da Valentinianus’a Honoria’yı Attila’ya vermesini ve böylece ileride iktidara ortak olmak iddiasından vazgeçirilmesini istiyordu. Theodosios’a fazla güvenemeyen Valentinianus, Honoria’yı güç kullanarak 450 Şubatı’nda Roma’ya götürdü ve orada nişanlısıyla evlendirdi. Attila ise, nişanlısının hukukunun savunucusu kesilerek gittikçe dozunu arttıran bir tehdit ile işi muharebeye dökeceğini söylüyordu. Attila’nın bu teklifi III. Valentinianus tarafından kararlılıkla reddedildi. 450 baharından başlamak üzere Attila’nın artık Batı Roma’ya karşı harp açmaktan başka çaresi yoktu. 450 yazının sonuna doğru olaylar Attila namına çok süratle gelişti. Theodosios’un ölümü, Markianos’un iktidara gelmesi, dış politikasında köklü değişiklikler yapması, Chrysaphios’un idamı, ardından Hunlara ödenen haracın durdurulması birbirini takip etti. Tuna boyunda kökten bir değişiklik ile karşılaşan Attila, biri Roma’ya ve diğeri İstanbul’a olmak üzere elçiler gönderdi. Batı Roma’ya, Honoria’ya zarar verilmemesi talimatını ulaştırdı. Zira o Attila’nın karısı idi ve ona zarar verilirse intikamını alacaktı. Aynı zamanda Batı Roma İmparatorluğu’nun yarısını miras olarak istiyordu. Valentinianus, Honoria’nın kendisine verilemeyeceğini çünkü başka birisi ile evli olduğunu söyledi. Bundan başka, Batı Roma’da veraset hakkı erkek dalına aitti ve Markianos’dan ise Theodosios zamanında kararlaştırılan vergiden söz edilemeyeceği haberi gelmiştir. Burada tutum daha da katı idi ve böyle bir vergiden söz edilemez idi bir tehdit söz konusu ise imparator bütün gücü ile karşı koyacaktı. Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları vergiyi kestiklerinden para sıkıntısına düşen Attila, II. Theodosios’un altınlarının bir taklidini bastırmıştır. Düşünülen Galya seferine katılacak Cermen müttefiklerinin ücretleri vaktinde ödenmeli idi. Bu sıralarda Ripuar Franklarında kral seçimi meselesi ortaya çıktı. Bu Frankların kralı az zaman önce vefat edince oğulları arasında veraset problemi patlak verdi. Oğullarından büyüğü Attila’ya sığındı, zira küçük oğlu Aetius’a sığınmıştı. 450 Kasımı’nda Aetius ile Batı Roma, Hunlarla bütün münasebetleri keserek onlara karşı müttefikler aramaya başladılar. Attila ile olan münasebetler kopma noktasına geldiğinden bir harp beklentisi içine girildi. Attila’nın hemen karar vermesi gereken mesele, Markianos’un meydan okumasına verilecek cevaptı. Attila, Markianos tahta çıkmadan önce Batı Roma üzerine bir sefer yapmaya karar vermişti. Fakat Markianos’un cevabı, bütün dikkatlerini bu tarafa çevirmesine sebep oldu ve bu yüzden Attila yön tayininde güçlük çekiyordu. Sonunda daha zayıf bulduğu Batı Roma üzerine yürümeye karar verdi. Markianos’un gösterdiği cesaret çok tehlikeli idi ve Attila bu cevabı unutamayacaktı.

    Attila, Batı Gotlarıyla baş ettikten sonra Romalılarla hesaplaşabileceğinden emindi. Bu sebeple Galya’da Batı Gotları üzerine yürüdü. Gotlar arasında, Aetius ile Romalılara karşı sefere çıktığı kanaatini uyandırmaya çalıştı. Romalılara ise, Galya sınırından imparatorluğun dostu olarak Roma arazisine girdiğini bildirdi. Romalılarla değil yalnız Gotlarla kavgası vardı. Bu kurnaz davranışı ile Gotlarla Romalıların birleşmesine engel olmayı düşündü. Attila, Vizigotlara karşı yürüdüğü bir sırada yanlış bir adım attı. Orduları hareket halinde iken Ravenna’ya Honoria ile ilgili iddialarını tazeleyen bir elçi daha gönderdi. Halbuki Romalılar o vakte kadar onun Vizigotlara karşı yürüdüğünü sanıyorlardı. Fakat, Attila’nın mesajından sonra yanıldıklarını anladılar ve Attila’nın Galyaya karşı sefere çıktığını görerek o zamana kadar düşman saydıkları Vizigotlarla ittifak aramaya başladılar. Bu olaylar gelişirken Vizigotlar tek başına olayları göğüslemeye hazırlanıyorlardı. Zira, Aetius’dan yardım ummuyorlardı. Fakat, Aetius krala başvurarak geçmiş olayların unutulmasını ve ortak düşmana karşı işbirliği yapılmasını teklif etti. Vizigotlar, Attila’nın kendileri üzerine yürüdüğünden emin idiler. Onlar Toulouse etrafında toplanan krallıklarını savunmayı düşünüyorlardı. Aetius ise Galya’yı bir bütün sayıyordu.

    Bu sebeple, Theodorik’i kuzeye doğru yürümeye ve mümkün olduğu kadar sınır bölgesinde Attila ile çarpışmağa ikna etmek gerekirdi. Fakat, Vizigotlarla geçmişteki münasebetleri dolayısıyla bu işi şahsen başarması mümkün değildi. Bu sebeple müstakbel İmparator Avitus bu işle görevlendirildi ve Avitus bu işi başardı. Aetius İtalya’dan hareket ettiği zaman Galya şehirleri alevler içindeydi. Attila’nın diplomatik çabaları başarılı olamamış, Batı Roma ile Vizigotlar birleşmiştir. Attila, Vizigotlara hücum etme planına sadık kaldı. Önce Vizigotlara hücum edecek ve ardından Frankları yola getirecekti. Artık Romalılarla çatışma kaçınılmazdı. Attila’nın Galya siyasetinin oluşumunda araya birçok olay girmiştir. Daha 450 yılının ilk aylarında Batı Roma İmparatorluğu üzerine bir sefer hazırlığı yapıldığına dair hiçbir kayıt yoktur. Fakat, Attila’nın en büyük rakibi Aetius idi. Attila’nın Batı Roma’ya karşı politikasındaki âni değişmenin sebebini iyi bilmiyoruz. Son aylarda Roma’da kuraklık vardı ve bu sebeple de Aetius büyük ölçüde ordular toplamayı başaramadı. Nihayet nisan sonunda Theodorik ile birleşerek düşmana karşı kuzeye yürüdüler. Ordu çok karışık unsurlardan oluşuyordu: Burgundlar, Ripuar Franklarının büyük bir kısmı, Salia Frankları, Alanlar, Saksonlar ve nihayet Armorianlar vardı ve bunlar Attila’ya sığınan Evdoxius’un kabilesi idi. Attila, 451 başında o zamana kadar görülmemiş sayıda muharip ve müttefik kuvvetleri Galya’ya sevk etti. Ordusunun büyük bir kısmını Cermenler oluşturuyorlardı. Çağdaşlarının Attila’nın ordusu hakkında bildirdikleri yarım milyon abartmadır. Üstün sayıdaki Gepid ve Ostrogotların yanında birçok Cermen kavimi katılıyordu. Attila, Cermen ordularını hizmete almaya mecbur olmuştu. Zira, kendisinin üstün hareket kabiliyetine sahip Hun atlılarını İran’a karşı baş kaldıran Ermenistan’a yardıma göndermiştir. Galya muharebesine katılan Hun atlıları Cermen tarzındaki saflar halinde ağır hareket eden orduya eşlik ediyorlardı. Bu yüzden, Hunların sürate dayanan taktiğini tatbike imkân kalmamıştı. Ren ırmağını geçtikten sonra birçok kale ele geçirildi ve birçokları da kapılarını açtılar. 7 Nisan’da Metz fethedildi ve ardından Orléans üzerine yüründü bu kale Loire ırmağı kenarında stratejik bir yerde idi. Aetius ve Theodorik Attila’dan önce kaleye varmaya çalıştılarsa da yetişemediler. Orléans Batı Gotları sınırında idi. Müttefik orduları kale önüne yetiştiklerinde kale alevler içinde idi. Surları neredeyse yıkılacaktı.

    Hun hükümdarı kuşatmayı 14 Nisan’da derhal kaldırdı. İki ordu uygun muharebe yeri arayarak Catalaunum üzerine yürüdü. Burası Troyes şehrinin 7.5 km. uzağında iki ırmak arasında bir yerdi ve Hun ordusunun manevralarına müsaitti. Campania (Champagne) ovasının güney kenarında ve Seine nehrinin sol kıyısında idi. Muharebe tarihi haziran sonuna rastlamaktadır. Muharebeye öğleden sonra başlandı ve iki ordu daha başından itibaren büyük çapta bir muharebe plânı uygulayamadı ve her iki taraf meydana hâkim bulunan bir tepeyi ele geçirmeyi denedi, fakat başaramadı. Aetius, bütün dikkatini itimada lâyık olmayan Alan ücretli ordusunun dağılmasına engel olmaya çevirdi. En az güvendiği Alanları, kaçmak akıllarına gelmesin diye ortaya aldı. Gotları ikiye ayırarak bir kısmını rehine olarak yanına aldı. Büyük kısmını kralları Theodorik idaresinde sağ tarafa yerleştirdi. Attila, kendi ordusunun ortasında idi.

    Değişik kavimlerden oluşan birlikler onun etrafında toplanmışlardı. Rahipler kendisine yenilgi kehanetinde bulunduklarından ilk sırada kendi emniyetini düşündü. Ordusunun büyük bir kısmını Cermenler oluşturduğundan Aetius, çok kan kaybına sebep olan Cermen taktiği uygulamaya mecbur oldu. İnadına bir göğüs göğüse muharebe başladı, fakat bir netice alınamadı. Kumandanlar, kısa bir zaman sonra bütün sevk ve idareyi kaybettiler. Vizigot kralı öldürülmüştü, muharebe gece karanlığına kadar sürdü ve Vizigotlar, Hunlar ile beraber Attila’yı arabalarla çevrili bir karargâha sıkıştırmayı başardılar. İki taraftan hiçbiri gerilememiş ve her biri kendisini karargâhına kapayarak nihai zaferi ertesi günden beklemiştir. Büyük bir kısmı Roma silâhlarıyla teçhiz edilen Aetius’un barbar ordusu yakın bir muharebede üstünlüğü ele geçirmişti. Hafif silâhlar taşıyan Hun muharipler gerilediler ve Attila karanlık basınca ordugâhına çekildi ve düşmanın âni bir baskınına engel olmak gayesiyle arabalardan, eğerlerden ve odun yığınlarından meydana getirilen bir siperin arkasına sığındı. Gotlarla Romalıların muharebeye hazırlandıkları bir sırada Attila ölüme hazırlanıyordu. Ölü veya diri düşmanın eline geçmektense diri diri ateşte yanmayı tercih edecekti. Muharebenin o zamana kadarki akışını pek beğenmedi. Roma-Vizigot ordusu Attila’nın yanındaki Hunların ok yağmurundan korkmasalardı her an Attila’nın karargâhına hücum edebilirlerdi. Onlar da karârgahlarına çekildiler ve Aetius geceyi karanlıkların koruması altında geçirdi. Aetius artık bir devlet adamı tavrıyla davranarak neticeyi zorlamamayı yeğledi. Üstün bir zafer sarhoşluğuyla Batı Gotlarının ziyadesiyle şımararak bütün Galya’yı istemelerinden korkuyordu. Hunları tamamıyla imha ederse bu barbar Cermenlere karşı imparatorluğa kim yardım edecekti? Talihin dönerek Attila’nın başarı kazanması ihtimali de vardı, onun kanaatine göre Attila hâlâ iyi bir dost olabilirdi.

    İşte Aetius bu düşüncelerle hareket etti ve Attila’nın araba safları arasından çıkmasına zemin hazırladı. Bu önlemler, onun siyasi takdiri idi. Zira krallarının öldürülmesine hiddetlenen ve öfkelerini alamayan Vizigotları teskin ile Theodorik’in oğlunu Toulouse’a giderek krallığın başına geçmesini sağladı. Ardından, Frankların genç prensini, tahtını büyük kardeşine kaptırmadan ülkesine dönmeye ikna etti. Ancak bundan sonra Attila’nın karârgahından çıkmasına yardımcı oldu. Bu muharebeye katılanlar 30000 bin veya en çok 50000 idi. Fakat, çağdaşları üzerinde çok büyük bir etki yapan bu büyük muharebe hakkında çok çabuk efsaneler türemiştir. Aetius, daha bir müddet karârgahında kaldıktan sonra, ağır ağır ilerleyen ve ardından Ren ırmağına kadar Troyes piskoposu ile yol alan Attila’yı, yanındaki az sayıda insanla takip edemezdi. Ayrıca, eski dostunun ileride kendisine yardımcı olacağını düşündü. Fakat bu meselede çok yanıldı. Attila, Aetius’un kendisine Galya’dan kaçma fırsatı vermesi yüzünden hiç minnet duymadı, aksine bu büyük fırsatı bir hakaret saydı. Aynı zamanda Bizans konusunda bir yanılgı içinde idi ve vaktiyle kararlaştırılan haracı, tehdit yoluyla alabileceğini sanıyordu. Buna karşılık Bizans bir elçi heyeti göndermiş, fakat haracı göndermemişti. Bu sebeple Attila elçi heyetini kabul etmedi. Attila, sarayına akan bol altından artık mahrum kalmıştı ve kendisini sıkan altın yokluğunu, daha zayıf gördüğü Batı İmparatorluğu’ndan elde edebileceğine inanıyordu.

    Not: Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle