Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupa Hun Devleti’nin Temelleri

  • Avrupa Hun Devleti’nin Temelleri

    Hun tarihi hakkında en kıymetli kaynağımız olan Priskos’un eseri 434 olayları ile başlar ve bu bahis eserinin en kıymetli kısmıdır. Maalesef eseri tam olarak elimize geçmediğinden olayları etraflı olarak öğrenemiyoruz. Hun kabileler birliğini 5. yüzyılın 20. yıllarında Rua ele geçirir ve o henüz bütün Hunların reisi değildir. İktidarı Muncuk ve Oktar ile paylaşır. Tahminlere göre her biri Hunların bir kısmı ile bağlı kavimlerin bir bölümü üzerinde hüküm sürerdi. Bağlı kavimler idaresinin nasıl ayarlandığı bilinmemektedir. Bu devrin bir çok olayı kaynak eksikliğinden dolayı karanlıktadır. Rua’nın kardeşleri Muncuk ve Oktar ondan önce öldüklerinden Rua 432’de bütün Hunların kağanıdır. Hunlar 434’de Bizans’a karşı harekete geçerler. Rua, Bizans ordusunun uzakta bulunmasından faydalanarak Trakya’da ilerledi ve İmparatorluğu 350 libre altın (1 libre 0.327kg) ödemeye zorladı ve bir sulh imza edildi. Bu para haraçtı, Bizans altınlarının Hun sarayına akması böyle başladı ve bununla Hun arkeolojisinin altın devrine geliniyordu. Bundan sonraki yıllarda Bizans’ın yerini Roma İmparatorluğu alacaktı.

    Büyük İmparator Theodosios’un oğlu Honorius vefat edince (14 Ağustos 423), senato ve kumandanlar bir İtalyan soylusu olan Johannes’i imparator seçtiler (20 Kasım 423). Fakat Ravenna Sarayı bu yeni imparatoru kabul etmedi ve I. Theodosios’un kızı Augusta Galla Placidia ile Doğu Roma İmparatoru birleşerek Johannes’i ortadan kaldırdılar.

     Bunun üzerine Aetius yardım istemek üzere Hunlara başvurdu ve Rua’dan büyük bir meblağ karşılığında kuvvetli bir Hun ordusu ile İtalya üzerine yürüdü. Fakat bu ordu gecikmişti, Galla Placidia bu Hunlara haraç vermek zorunda kaldı (425). Böylece Hunlar Batı Roma İmparatorluğu’nun içişlerine karışmış oluyorlardı. Hunların yeni imparatorluk merkezi bu sıralarda Körös ve Maros ırmakları bölgesinde bulunuyordu. Bu arada Aetius Hun dostluğundan mahirane faydalandı. Hun yardımcı kuvvetlerini her yıl Galiya’ya gönderdi ve bu kuvvetler 425-427 yılları arasında gittikçe daha tehlikeli bir hal alan Vizigotları geri püskürttüler ve 428’de bir kısım Frankları Ren ırmağının karşı tarafına sürdüler. Rua’nın kardeşi Oktar 429-430’da Ren ırmağının sağ sahilinde bulunan Burgund’lara hücum etti, fakat kendisi de bu sefer esnasında vefat etti. Oktar’ın ölümü Burgundlar arasında bir ferahlık yarattı. Bu arada Aetius merkeze alındı ve orada ordu baş kumandanı ilân edildi. 432 yılında Saray, bütün iktidarı ele geçiren bu ordular başkumandanının üzerinden rütbelerini alarak mevkiinden uzaklaştırdı ve Afrika duxu Bonifacius’u başkumandanlığa getirdi. Patricius ilân edilen Bonifacius Aetius ile ona sadık kalan kuvvetleri Rimini’de yendi. Fakat Aetius Hun sarayına sığındı, arkadaşı Rua ona yardım etti ve Aetius Hun kuvvetleri ile İtalya’ya girdi. İmparatorluk kuvvetlerini dağıttılar; bunun üzerine imparatoriçe Aetius’u affetti ve onu patricius yaptı (430-435). Bu arada Rua vefat etmiş, Bleda ile Attila iktidara gelmişlerdi. Aetius, Roma’da müzakerelerde bulunan Hun elçilerine resmen Pannonia’yı verdi. Bu arada Roma-Hun münasebetleri en üst düzeye yükseldi.

    Aetius oğlu Carpilio’yu Hun sarayına rehine olarak gönderdi. Kendisi yeniden Gallia’ya gitti ve 435 yılında Ren ırmağını geçerek Roma arazisine giren ve kendi başına buyruk Burgundlara karşı yeniden dostları Hunlara başvurdu. 433-436’da Burgundların ordusu başlarında kralları Gundahar olmak üzere kılıçtan geçirildi. Bu korkunç olay Cermen kavimlerinin hatırasında derin izler bırakmış ve olaylar daha sonra Nibelungem destanına girmiştir. Bu olaydan sonra Hunlar Gallia valisi Litorius’u Vizigotlara karşı giriştiği seferde desteklediler ve başlangıçta başarılı oldular. 437’de Litorius’un Hun kıtaları Vizigot Kralı I. Theodorikin Narbon şehri üzerindeki muhasarasını kaldırarak şehri kurtardılar. Ertesi yıl Litorius ve Hun yardımcıları arka arkaya kazandıkları zaferlerle Vizigotların başşehri Toulouse’u sıkıştırdılar. Bu sıkışık durumda Vizigotlar Litorius’dan sulh istediler, fakat Litorius bu teklifi reddetti. Muharebenin kızıştığı bir anda Litorius esir düştü ve şehirde öldürüldü, Hunlar dağıldılar. 439’da Hunlar, Gallia aristokratlarına yardımcı olarak çalıştılar. Bu sıralarda her tarafta Hunların yardımı aranmaktaydı. “Son Romalı” ünvanını alan Aetius, görünüşü kurtarmak hususundaki bütün çabalara rağmen Hunların yarattığı bir insandı. Hunlar olmadan ne iktidara gelebilir, ne de iktidarda kalabilirdi. Augusta Galla Placidia’nın durumu da daha iyi değildi. Aetius’u iktidardan uzaklaştırmak pahasına eski düşmanları Vizigotlarla işbirliği yapmaktan çekinmedi. Hatalı siyasetin neticesi Kuzey Afrika’nın kaybı oldu. Bütün bu olayların sonunda durum Hunların lehine gelişti. Batı Roma İmparatorluğu’nun siyaseti 435’den beri Hunların askeri gücüne dayanıyordu. Para, deneyim, ganimet onların eline geçmişti. Hunlar bu zamanda artık siyasi hünerlerini göstermeye başlamışlardı.

    434’de Rua İstanbul’a elçiler göndererek Hunlardan kaçan bir kısım kimseleri istedi, aksi halde harp olacaktı. Zaman iyi seçilmişti, zira Doğu Roma’nın kuvvetleri birkaç yıldan beri Afrika’da Vandallarla muharebe halinde idiler. Afrika duxu Bonifacius ise İtalya’da Aetius ile muharebe halinde idi. Elçinin iadesini istediği insanlar, Azak Denizi bölgesinde oturan ve Rua’nın hâkimiyetini tanımak istemeyen kabilelerdendiler. Orduların Afrika da bulunmasını göz önünde tutan Bizans diplomatları, elçiyle müzakerelerde bulunmaya karar verdiler. Hunlarla konuşmayı kabul eden kumandanlardan biri Plintha idi ve bu Theodosios’un sarayında nüfuz kazanan bir Got’du. Bu esnada Rua öldü ve bu olay Bizans’ta bir ferahlık sebebiydi. Zira onun harp tehdidi imparatorlukta bir gerilim sebebi olmuştu. Rua’dan sonra Bleda ile Attila onun yerine geçmişlerdi.

    İktidara gelen iki kardeşin karakterlerinin birbirinden farklı olduğundan başka bir bilgimiz yoktur. Attila’nın karakteri hakkında azimli, kararlı, merhametsiz bir şahsiyeti olduğu bildirilir. Bizans senatosu, Rua’nın ölümünden sonra da Hunlarla müzakerelerin devamına karar verdi. Plintha idaresinde bir heyeti Margus şehrine gönderdi. Morova ırmağının Tuna’ya döküldüğü yere yakın bir şehir olan Margus önemli bir ticaret merkeziydi. Bizans heyeti Bleda ve Attila’nın elçilerini şehrin surları dışında karşıladılar ve Hunlar atlarından inmek istemediklerinden müzakereler at sırtında sürdü. Aslında müzakereler formaliteleri yerine getirmekten ibaretti, zira Hunların isteklerinin hepsi kabul edilmişti. Antlaşmaya göre Bizanslılar bundan böyle Hun kaçaklarını kabul etmeyecek ve

     o güne kadar sığınanları da geri vereceklerdi. İade edilmeyenlerin her biri başına 8 Solidus ödenecekti. Bu para ile o bölgede 100 kile buğday (Mod) satın alınabiliyordu. Bundan başka Bizanslılar, Hunların Harp halinde bulundukları hiçbir kavimle ittifak kuramayacaklardı. Yine bu antlaşma, Hunlara imparatorluk şehirlerinde ticaret hakkı tanıyordu. Plintha, Hunlara ödenen verginin iki misline çıkarılmasına razı olmak zorunda kaldı. Bu 700 Libre altın (yaklaşık 229 kilo) idi. 435 Margus Antlaşması aslında bir emirname idi ve böylece muharebenin önü alınmış oluyordu.

    Bundan sonraki 4-5 yıl olayları karanlıklar içindedir. Attila’nın ordugâhı bugünkü Bükreş ile Ploesti arasında bir yerde idi. Attila’nın bu sıralarda Sororgi kavmini itaat altına almakla meşgul olduğu bilinir. Batı sınırları Alplere kadar uzanıyordu ve kuzeyde Baltık Denizi’ne çıkılmıştı. Hunların sağladıkları emniyet sayesinde ticaret büyük bir atılım yaptı. Don Irmağı ile Aral Gölü arasındaki bozkır Hun hâkimiyetini tanıyordu. Alp dağları ile Baltık Denizi arasında yaşayan Cermen Kavimleri ve diğer kavimler, Hazar Denizi’nin biraz ötesindeki bölgeler Attila ve Bleda’nın hâkimiyeti altında idi. İki kardeş imparatorluğu aralarında bölmüştü. Rua’nın ölümünden sonra, imparatorlukla Hunlar arasındaki ihtilafın çözülmesinde Bleda’nın payı büyüktü. Ayrıca, müzakereler sırasında Hun arazisi ile imparatorluk arazisi arasında “tarafsız” bir bölge bırakılması da kararlaştırılmıştı.

    435 ile 440 yılları arasında Bizans, kuzey hudutlarında huzursuz bir sulh devresi yaşadı. Batı Roma İmparatorluğu’na karşı Attila, amcasının siyasetini sürdürdü. İmparator II. Theodosios, her ne kadar 435’de imza edilen sulhu kabul ettiyse de şartlarını yerine getirmek niyetinde değildi. Kendisine iltica eden Hun kaçaklarını hemen iade etti. Bunlar arasında Attila ailesine mensup kimseler de vardı. Bundan sonra, Hunlara göndermeyi vaadettiği 700 Libre altını ihmal etti. İzlediği politikanın tehlikesini iyi biliyordu ve 439’da bir adım daha attı. 408’den sonra inşa edilen Theodosios surlarını tahkim etti. 439’da mühim olaylar oldu. Kuzey Afrika kaynıyordu. Bizans Batı İmparatorluğu’na yardım etti, Vandallar Rodos’a hücum etmişlerdi. 440’da Kartaca’yı Vandallardan kurtarmak üzere bir donanma yola çıktı. Bunun üzerine İran Ermenistan’a hücum etti ve Bizans toplayabildiği bütün orduları silâh altına aldı. Bu yüzden kuzey hudutları savunmasız kalmıştı, bütün bunlardan Hunların haberi vardı. Bu devri iyi değerlendiren Bleda, imparatorluğun Tuna üzerindeki son kalesi Castra Constantia’ya hücum etti ve Bizans bu hareketi Margus sulhunun ihlâli sayarak protesto etti, bu bir harp sebebiydi. Muharebeyi önlemek üzere girişilen müzakerelerde Hunlar birçok suçlamada bulundular ve bu yüzden müzakereler kesildi. Hunlar haklıydılar ve Bizans delegeleri bu iddialar karşısında kaçamak cevaplar verdiler. 440 sonbaharında Bizans’ın Tuna üzerindeki Viminakion’a (bugünkü Kostolac) hücum eden Hunlar kaleyi ele geçirdiler. Bleda bundan sonra Margus kalesini zaptetti. Tuna’nın güneyinde ilerleyerek Illıyricum’a taaruz etti. Bir kuşatmanın ardından Singidunum (Belgrad) tahrip edildi. Bleda 441’de önemli bir mevkideki Sirmium’u zaptetti. Bundan sonra Güney Pannonia’yı ele geçirdi. Böylece 441 seferleri sona ermiş, imparatorluğun savunma hattında bir gedik açılarak bütün Balkanlar Hun akınlarına açılmıştı. Bütün bu olaylar sırasında gelişmeleri uzaktan seyreden Attila, muharebenin başlamasından uzun bir süre sonra Bizans ile barış müzakerelerinde bulunmak üzere 441 baharında araya girdi. İmparatoru tehdit etti ve ödenmeyen haracın gönderilmesini ve arttırılmasını istedi. Asıl isteği, bir kısım Hun prensleri ile ileri gelen Hun kaçakların iade edilmesiydi. Attila, Bizans ile tek başına baş edemeyeceğini anladı. Zira II. Theodosios kaçaklarla ilgili isteği reddetmişti. Fakat kendi ordusu ile aşağı Tuna’da bir çok kaleyi ele geçirdi. Birleşik Hun orduları Niş’i aldılar, ardından Serdica (Sofya)’yı zapt ettiler. Ondan sonra Trakya’ya girerek birçok kaleyi ele geçirdiler. Bu sıralarda sadece Edirne ve Marmara Ereğlisi karşı koydu. Başarı büyüktü ve artık Hun orduları İstanbul’u tehdite başlamışlardı. Bu başarılarının sebebi Bizans ana kuvvetlerinin Vandallara karşı savaş halinde bulunması idi, nitekim az sonra Güney İtalya’dan dönen Aspar idaresindeki Bizans ordusu da yenildi ve II. Theodosios Aspar aracılığıyla sulh istedi. 443’de varılan barış Bizans’a ağır yükümlülükler getiriyordu. Yıllık haraç 3 katına (2100 Libre) çıkarıldı. Bu haraç geçmiş ve ödenmemiş 3 yılın haracı olarak isteniyordu. Bir defasında 6000 Libre (1962 kilo) istediler ve aldılar. Kaçaklar için istenilen fidyeyi de 8 altından 12 altına çıkardılar. Bizanslılar bundan böyle iltica kabul etmeyeceklerdi. Bu antlaşma 27 Ağustos 443’de geçici olarak imzalandı.

    Bu arada Bizans orduları Trakya’da ana kuvvetlerden ayrılan Hun kıtalarına karşı bir zafer kazandılar. Ana kuvvetlerden ayrılan seçme Hun müfrezeleri aşağı Mösya’de akınlar yapmış ve çok sayıda ganimet ve esir ele geçirmişlerdi. Asemus (bugünkü Osma) halkı çok sayıda esir ve ganimetlerle ilerleyen Hunlara baskınlar yaparak onların birçoğunu öldürdü ve esirleri kurtardılar. Barış müzakerelerinde Attila, Asemusluları cezalandırmak istedi ve esir olan Hunları geri almayı istediyse de başaramadı. Attila orada uğradığı haysiyet kırıcı muameleyi unutmadı. Barış müzakerelerinden sonra Bizans’da kısa süren bir nefes alma devri başladı. Attila yakın adamlarından birini haracı ve kaçakları almak üzere İstanbul’a gönderdi. Bu adama vergi teslim edildi, fakat kaçaklar iade edilmeye razı olmadıklarından kılıçtan geçirildiler. İade edilmeyi istemeyenler arasında Attila’nın akrabası da vardı. Sonunda Hunlarla Bizans arasında barış 443 sonbaharında imzalandı. Attila, kaçakları geri almak maksadıyla İstanbul’a arka arkaya elçi gönderdi. İmparatorun adamları elçilere bol miktarda hediyeler verdiklerinden Attila’nın elçileri olur olmaz bahanelerle Bizans başşehrine giderlerdi.

    Bu sıralarda İran doğu sınırlarında yeniden taaruza geçti, toprak sahipleri de ayaklanmışlardı. Batı Ermenistan’da isyan çıkmıştı. Güney Anadolu’nun sarp eyaleti Isauria’da yine başkaldırma olmuştu. Çölden gelen muharip kavimler de Doğu Anadolu halkının huzurunu kaçırıyorlardı. Habeşistan krallığından da karışıklık haberleri geliyordu. Bu keşmekeş içinde 444’de Attila’nın elçilerinin de arkası kesilmiyordu. İmparatorluğun kuvvetleri her tarafa dağılmış bulunduklarından Hunlara karşı ciddi olarak karşı koyamıyorlardı. Bu güç durumda Theodosios, kuzey hudutlarında emniyet tedbirleri almak ihtiyacını duydu. İmparatorluğun en güvenilir nazırlarından Nomus’a Tuna’nın gerisinde tahkimat yapması emrini verdi. Buradaki kaleler onarıldı ve muhafız kıtaları önemli derecede arttırıldı. Bütün 444 yılı bu önlemlerle geçti ve buradaki başarılarından dolayı imparator Nomus’u Consul yaptı (445). Fakat, bu işler sürerken imparator, arkası kesilmeyen Hun elçilerinin isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Bu arada Hun devleti içinde nifak başgöstermiş ve olay, Bleda’nın kardeşi tarafından öldürülmesiyle son bulmuştur. Kaynaklardaki tutarsızlığa rağmen Attila’nın kardeşini 445 yılında öldürdüğü şüphesizdir. Nifak konusu belli değildir. 440-443 muharebesi ve bunu izleyen sulh Bleda’nın başarısıydı.

    Bu zaferin neticesi, Hun merkezini tehdit eden Bizans’ın yakındaki Tuna limesinin yıkılmasıyla şehirler sisteminin dağılmasıydı. Bizans’tan alınan haraç da en yüksek seviyesine erişti. 443’den 449 yılına kadar 20700 libre alacakları vardı. Anlaşmalarla tespit edilen bu meblağı Attila, bundan sonra l libre olsun arttıramadı. Hatta hayatının son 4 yılında bu meblağı tamamıyla kaybetti. Bu sebeple Attila son yıllarda şiddetli muharebelere girmek zorunda kaldı. Fakat, Hun İmparatorluğu da bu sırada en geniş sınırlarına erişti. Attila’nın bundan sonraki muharebeleri bu hudutları 1 km kadar olsun genişletemedi. Asıl önemlisi Bleda’nın başarılarının her iki tarafça kabul edilmiş olmasıdır.

    Not: Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle