Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupa Hunların Hayat Tarzı ve İnancı

  • Avrupa Hunların Hayat Tarzı ve İnancı

    5. yüzyıl ortalarında Orta Avrupa’da hüküm süren Hun toplumun yapısı elbette 4. yüzyıl sonundakinin aynı değildi. Servet artmış ve devlet kuvvetlenmişti. Buna paralel olarak sosyal yapının değişmesi normaldi. Bizans 430’larda Hunlara 350 Libre altın ödüyordu ve bu vergi, Attila ve Bleda zamanlarında iki katına çıkarıldı. 447 Trakya muharebelerinden sonra ödenmeyen vergiler karşılığı olarak toptan 600 Libre altın ödenecekti. Yıllık vergi 3 katına çıktığından 2100 Libre altın alacaklardı. Uldin’in hâkimiyetinin ilk yıllarında Hunlar Romalı esirler karşılığında 1 Solidus alırlardı, 435’de esirler karşılığında 8 Solidus ve bu fiyat 443’de 12 Solidus’a yükselir. Arada bir rastgele kazanç sağladıkları da olurdu. Meselâ 443’de soylu bir hanım karşılığında 500 Solidus almışlardır. Esirlerin fidye ödenmeden kaçmalarını önlemek maksadıyla sıkı önlemler alınmıştı. Fidye esir alanlara ödenir haraç ise hazineye girerdi. Yeni bir fetih esnasında ganimetlerin büyük payı, iktidar sahiplerinin eline geçer ve geri kalanı muharipler arasında dağıtılırdı. Akınlardan büyük ganimetler elde edilmiştir. Bu çok miktardaki paranın Hun toplumu üzerindeki etkisinin ne olduğunu ve bu paranın nasıl harcandığını bilmiyoruz.

    Bleda ile Attila başlangıçta ortak hüküm sürerlerdi. Herhalde bu reislerden her biri bir kabilenin başında bulunurdu. Bir hükümdarın hâkimiyeti irsi olarak ele geçirdiği ve miras olarak halefine bırakıldığı anlaşılıyor. Hunlarda bu yeni idi ve verasete dayanan yeni bir asalet meydana gelmişti. Ammianus’un sözünü ettiği Primates herhalde servetten kaynaklanan ve miras bırakılabilen türdendi. Attila biricik ve güvenilir kaynağımız olan Priskos’a göre mutlak bir hükümdardı. Halk arasında dolaşır ve onlar kendisini alkışlarlardı. Lâkin halkın sevgisi korkuya dayanıyordu ve kaynağımızın ifadesine göre bütün halk sindirilmişti. Attila’nın iktidarı harp ve sulh zamanlarına göre sınırlı değildi. Muharebeye karar veriyor ve hiç kimseye danışmadan sulh müzakereleri yapıyordu. Sulh zamanlarında adaleti idare ediyor ve evinin eşiğinde durarak şikâyetleri dinliyordu. Halk onun hükümlerini itirazsız kabul ederdi. Attila, çekişen tarafları dinledikten sonra hemen karar verirdi. Tebaasının hayatı ve ölümü meselelerinde kesin iktidar sahibi idi. 4. yüzyılın Primates sınıfı bu kararları değiştiremezdi. Attila, kabile baskılarından ve ırkının iktidarı tehdit eden kararlarından kendini kurtarmıştı, onu kimse kontrol edemiyordu ve intikam korkusundan uzaktı. Tebaası onu ilâhlaştırmıştı ve ona öyle hitap etmekten hoşlanıyordu. Servetin artması Hun toplumunu kökünden değiştirmişti.

    Mutlak idareye tâbi bir toplumda liyakata dayanan Primates sistemine artık yer yoktu. Bundan sonra servet ve başarı önde geliyordu. Logadesler efendilerinin hizmetlerini görür, koruma vazifesini yapar, baş mabeyinci gibi çalışırlardı. Hepsi Attila’nın köleleri olmalarına rağmen sadakatle çalışmışlardır. Meselâ, Edeko Attila’ya karşı komplo işine karıştırılmış fakat o bunu hemen Attila’ya bildirmişti. Ayrıca, Logades sınıfı emirlerindeki askerî güçle imparatorluğun belirli bir kısmı üzerinde efendileri adına hüküm sürerlerdi. Bir sefer esnasında kumanda ederler ve bunlar arasında da hiyerarşi vardır. Bu kumandanların mevkiinin tayininde idare ettikleri bölgenin büyüklüğü ve önemi ağır basardı ve bölgenin nüfusu, zenginliği, stratejisi göz önünde bulundurulurdu. Tâbi kavimler arasında nizamı sağlamak ve gıda biriktirmekte onların görevleriydi. Tarım ile uğraşmayan Hunlar gıdalarını ya bağlı kavimlerden veya ticaret aracılığıyla sağlarlardı. Hunlar, tâbi kavimleri kendileri namına seferlere gönderirlerdi.

    Logades sınıfı imparatorluğun esas unsurunu oluştururdu. Sekreterlerin vazifesi yabancı hükümdarlara gönderilen mektupları yazmak ve arşivi muhafaza etmek idi. Logades olmadan imparatorluk idare edilmezdi. Hunların sayısı hâkimiyetleri altındaki kavimlere nispetle daha azdı. Bu sebeple birçok kabile kendi ırkından adamlar tarafından idare edilirdi.

    Priskos’tan önceki Hun kadınları hakkında bilgimiz yoktur. Arabalarda yaşar, orada giyecek hazırlar ve çocuklara bakarlardı. Fakat, Priskos’un Hun kadınları serbestti. İtibarları vardı ve erkekler arasına karışır ve seferlerden döndüğü zaman Attila’yı karşılamaya çıkarlardı. Priskos Attila’nın karısı Arıkan’ın çadırına kolayca giriyor ve onunla konuşuyor. Bleda’nın dulunun bir köyü vardı. Yabancı heyeti misafir edebiliyordu. Hunlarda ataerkil aile vardı, ailede baba hâkimdi. Çok evlilik bulunmasına rağmen bu iş servete bağlıydı bu yüzden erkek cinsi ağırlıkta idi.

    Attila, maiyetine iyi davranırdı ve İsteb’de cömert bir reis başarılı olabilirdi. Attila ganimetlerin önemli bir kısmını maiyetine dağıtır, adamlarını yabancı ülkelere elçi olarak gönderirdi. Attila son iki yıla kadar bol ganimetlere ve çok paraya kavuşmuştu, bu sebeple maiyeti de refah içinde idi. Ziyafetlerde bolluk vardı. Göçebenin başlıca gıdası etti ve bu sebeple ziyafetlerde ilk sırayı alırdı. Ziyafetler akşam erken saatlerde başlar ve geç saatlere kadar sürerdi. Bütün bu servet ve refah yüksek tabakada olumsuz etkiler de yapıyordu. Yalnız, refahı sağlayan maddelerden hiçbiri Hunlardan değildi, üretim çok zayıftı. Ayrıca bütün bu nimetler yüksek tabakanındı ve geniş halk tabakalarının bundan nasibi yoktu. Bununla beraber 440’larda büyük halk tabakası buğday ekmeği tüketiyordu. Attila devrinin Hun toplumu gittikçe bu lüks denebilecek gıdaya alışmıştı. Bu hayatın sürdürülmesinin tek şartı bu maddelerin akışının sağlanması idi.

    ***

    Üst tabakanın lüksünü oluşturan sadece hediyeler, vergi ve ganimetler değildi. Bu devirde Hun toplumunun en önemli gelir kaynağı ticaretti. Göçebe toplumlar yerleşik toplumlarla mübadelede bulunmadan yaşayamazlardı. Hunların her iki imparatorlukla ticaret yapmaları kaçınılmazdı. Bu yüzden dış ticaret gayet önemli idi. Hunların üretim maddeleri birbirinin aynı olduğundan iç ticaret zayıftı. Hunlar başlangıçta giyecek ve gıda maddeleri ithal ederlerdi. Bunların dışında silâhlar çok yer tutardı. Göçebe toplumu muhtaç olduğu silâhların hepsini imal edemezdi, üstelik silâh imaline yarayan hammaddeyi de her zaman bulamazlardı. Normal zamanlarda ok, yay ve kargıyı kendileri yaparlardı. Ancak, büyük çapta muharebeler başladığında, esasen zayıf olan imalat sanayi yetersizdi. Bu yüzden yabancılara başvurmaya mecburdular. Silâhlardan sonra ithal maddeleri arasında tahıl başta gelirdi. Gerçi önceleri ekmek Hunlarda bir lükstü, fakat zamanla Hunlar buna alışmışlardı. Demir kılıç, keten ve elbiseler aranan maddelerdendi. Bütün bunlara karşılık Hunlar yerleşik kavimlere at et, kürk ve köle satarlardı. Hunlarda ticaret eski bir meslekti ve Hunların servetinin artması nispetinde sınıflar da meydana gelmeye başlamıştı. Hun ticaretinde Doğu İmparatorluğu ilk sırada idi, Batı İmparatorluğu’yla olan ticaret daha sınırlıydı. Hunların şehirleşmeleri arttıkça ticaretlerinin de arttığı söylenebilir.

    Hunların Çin ve İran ile ticarette bulundukları da bilinir. Bizans ile Hunlar arasındaki ticarete dair pek az bilgi vardır, zira bu devir yazarları ticarete karşı fazla ilgi duymazlar. Theodosios zamanında Hunlara gönderilen külliyetli altının ticaret yoluyla tekrar Bizans’a geri dönmüş olması tabiidir. Hun İmparatorluğu’nun ortaya çıkması birçok Roma şehrinin ve tüccarının refahını arttırmıştı. Rua ve Attila zamanında ticaretin canlı olduğu bir vakıadır. Attila, daha 435’de Bizans ile vardığı ilk müzakerelerde, bütün Bizans pazarlarının Hunlara açılmasını ve bu pazarlarda her türlü emniyetin sağlanmasını istemiştir. Attila bu arzusunu 448’de de tekrar eder. Hudut bölgelerindeki sahalarda boş bir arazinin bırakılmasını istemesi de, bu bölgede ticaretin gelişmesine yardım maksadını güdüyordu.

    449’da Priskos’un ziyaret ettiği Hun toplumu şehirleşme sürecinde idi ve artık el emeği sıkıntısı başlamıştı. Attila devrinde hâlâ çobanlık yapıldığına dair bilgimiz yoktur. Herhalde artık, sığır gütmektense insan idare etmenin daha kârlı bir iş olduğunu öğrenmişlerdi. Henüz sınıf farklılaşması meydana gelmedi ise de servet sahibi olma isteği doğmuştu. İmparatorluğun en zayıf yönü, Hun askerî gücünün imparatorluğun geniş hudutları üzerinde çok seyrek olarak dağılmış olması idi.

    Attila’nın imparatorluğu Kafkasya’dan, Fransa’dan ve Danimarka’ya kadar uzanan sahayı içine alıyordu. Bu bakımdan İmparatorlukta hassas durum, Ardarik ve adamlarının dizginlenmesi idi. Hun muhariplerinin gıda, vergi toplamak üzere çok dağılmış olmaları, fonksiyon sahibi insana karşı ihtiyacı arttırıyordu ve bu yüzden Attila kendi adamlarının Romalılara kaçmasına tahammül edemezdi. Bunları geri almak için çok ısrar etmiştir. Aslında bu kaçaklar fazla değildi ve Attila onların sayısını biliyordu. Attila bu kaçakların Roma ordusuna girmelerine engel olmayı ve kendisine karşı muharebeye katılmalarına set çekmeyi istiyordu.

    Hunlar, tâbi kavimlerden garnizonlar teşkil ederlerdi. Hunların zor kullanarak Romalılardan getirdiği ziraat işçisini çalıştırdıkları anlatılır. Göçebelerin, ihtiyaç duydukları esnafı ve işgücünü yabancılardan sağladıkları bilinir. 453’de Attila’nın ölümünden sonra, önce oğulları arasında ve ardından da mahkûm kavimlerle muharebeler çıkmış ve Hunlar Nedao ırmağı kenarında bozguna uğramışlardır. Kaynaklar abartılı olarak bu muharebede 30000 Hunun öldürüldüğünü bildirirlerse de bu muharebede pek çok Hun’un yok edildiği doğrudur. Bu muharebeden sonra Hun devlet idaresinin kaymağı olan Logades sınıfı dağıldı ve her biri kendi yoluna gitti. Bizans, bu safhada asileri desteklemiştir. 452’de Bizanslılar Hunlara tâbi yabancı kavimler arasında tahriklerde bulundular. Büyük Hun bozgunundan sonra Bizanslıların aldığı iki karar Hunları çok güç durumda bırakmıştır. Birinci kararda Hunlara Bizans şehirlerinde serbest ticaret yapmayacaklarına verilen ret cevabıydı. İkincisi, 455-456’da çıkarılan bir kanunla Bizans, Hunlara her türlü silâh satılmasını yasakladıktan başka silâh yapılmasına yarayan her türlü madde de satılamayacaktı. Bu kanun daha sonra başka kavimlere de teşmil edildi: Düşmana silâh satılmayacaktı. Bu kanunla Avrupa da göçebe kavimlerin hâkimiyetine son verilmiş oluyordu. Hun İmparatorluğu’nun çöküşüne âmil olan başka olayların da bulunduğu sanılıyor. Bir taraftan, Hun muhariplerinin her tarafa yayılması, diğer taraftan Logades sınıfının gittikçe artan ölçüde servete, lükse kavuşması ve bunların büyük kitleden gittikçe uzaklaşmaları sosyal problemler yaratmış olabileceği gibi, büyük servetlere kavuşmak gayesiyle yapılan çok büyük fetihler esnasında emniyet kuvvetlerinin her tarafa dağılmasıyla tâbi kavimler arasında azınlığa düşmesi, diğer taraftan Hunların üstün sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına giriştikleri nispette, milli özellikleri olan askeri güçlerinin azalması ile ana birlikler çok dağıldığından tâbi kavimler esaret boyunduruğunu kırmayı düşünmeye başlamış ve bunun sonunda felâket ortaya çıkmıştır.

    Henüz sınıflaşma mertebesine erişemeyen Hun toplumu, Batının feodal nizamı içinde ve ağır şartlar altında yaşayan bir kısım kavimler tarafından kurtarıcı gibi karşılanmıştır. 435-448 yılları arasında Galya’da haksızlığın ve vergi tahsildarlarının sebep oldukları isyan bastırılmış ve reisleri Eudoxius Attila’ya sığınmıştı. Yabancılar, kendilerini ezen aristokratlara karşı Hunlardan yardım beklemişlerdir. Uzun süren Roma dostluğu sona ermiş ve Bizans ile münasebetler düzelmişti. Bunu sezen Roma’nın muhalifleri Hunlarla yakınlaşmayı planladılar. Gene bu sıralarda kavgaya tutuşan Ripuar Franklarının iki kardeşinden biri Attila’ya diğeri de Aetius’a sığınmıştı ve bu iyiye alâmet değildi. Bir kısım idialara göre Eudoxius ve Frank Prensi, Attila’yı Galya seferine teşvik ederler. Priskos’un bu hususta kısa bir kaydı vardır. Bir kısım tarihçiye göre Aetius’a sığınan Frank Prensi Merovenj hanedanının kurucusu Merovech idi. Bu sıralarda Doğu Roma İmparatorluğu’nun sosyal durumu da iyi değildi ve imparatorluğun adalet sistemi iyi işlemiyordu. Buna karşılık Hunlar arasında hayat sade ve özellikle sulh zamanlarında rahattı. İmparatorlukta ise mali durum bozuk ve emniyet sistemi şikâyet konusu idi.

    Hun devlet adamlarının birçoğu yabancı idi ve bunların başında Attila’nın başbakanı Onegesios gelirdi. Bu zat ordu kumandanı ve diplomat olarak kendini kabul ettirmiş ve hanedanın itimadını kazanmıştı. Onun dirayetli bir devlet adamı olduğuna kanaat getiren Attila onu en yüksek mevkie çıkarmıştı. Bu şahsın üstün devlet adamı vasıfları Bizans’da da iyi biliniyordu. Bu yüzden onu kendi taraflarına kazanmak için her çareye başvuruyorlardı. Maximinus’un görevi, ilk sırada Onegesios’u kazanmaktı ve bu maksatla zengin hediyelerle, özellikle bol miktarda altın verilerek çok mültefit bir dille onun aklının çelinmesine çalışılacaktı. Fakat, Onegesios Attila’nın sadık adamı, ciddi ve şerefli bir devlet adamı tavrı ile kendisine yapılan bu teklifi nezaketle ve kesinlikle reddetmiştir. O, burada kendi ülkesinde Romalılar için çok daha faydalı olabilir, efendisinin fevri hareketlerini engelleyebilir ve iki devlet arasındaki münasebetlerin düzelmesine yardımcı olabilirdi. Attila’nın iki cephede muharebe etmesine engel olmak da onun elinde idi. Onegesios’un Attila ailesi içinde de uzlaştırıcı olduğu anlaşılıyor. Bütün bu davranışlarından anlaşıldığına göre Onegesios, devletin sadık ve güvenilir bir adamı olduğunu ispat etmiştir. Onun dışında böyle davranan devlet adamları da vardı. Onegesios’un adı son defa Galya seferinde zikredilir.

    İmparatorluğa hizmet eden yabancılar arasında Onegesios’dan sonra gerçek bir aristokrat ve akıllı bir adam olan Orestes gelir. Orestes taşranın toprak sahibi sınıfındandı ve bunlar Noricumlu idiler. Karısı da bu bölgenin soylularındandı. Orestes Yunanca da bilen aydın bir adamdı. Fakat Attila’nın yanına ne zaman geldiği bilinmez. Ancak, Attila’nın durumunun kuvvetli ve istikbalinin parlak olduğunu görerek ona intisap etmişti.

    Orestes, 449’da Edeko ile elçi olarak İstanbul’da bulunduğu sırada, Bizans sarayı Edeko ile Attila’ya karşı komplo tertibinde bulunmuş ve bu suikasti Orestes ortaya çıkarmıştı. Bu olay Attila’nın ona itimadını arttırdı. Orestes Attila’nın sarayında bir nevi teşrifat nazırı idi. 452 İtalya seferine katılmıştır. Attila’nın ölümünden sonra malikânesine çekilen Orestes, bir müddet siyasi hayattan uzak kaldı. Zira, o devrin Roma siyasileri, Attila ile işbirliği yaptığından onu ihanetle suçladılar. O takımın devlet başından uzaklaşmasından sonra ortaya çıkabildi, 472’den sonra yıldızı parladı. 475’de son imparator Julius Nepos’u iktidardan uzaklaştırarak tahtı ele geçirdi. Fakat bu mevkie kendisi oturmadı ve oğlunu tahta çıkardı. Bu zat da Roma’nın son imparatoru oldu. Attila’nın sarayında Orestes’in rakibi olan Edeko’nun oğlu Odovakar, Orestes Attila sarayında iktidarının evcindeyken 20 yaşını geçmiş bir delikanlı idi ve Attila’nın sarayında terbiye görmüştü.

    Attila zamanına kadar mağlup kavimlerin kuvvetlerine çok nadir zamanlarda baş vurulurdu. “Müttefik Kavimlerinin” kuvvetleri, tamamıyla Attila’nın bir yeniliği idi. Bu kavimler Hunlarla birlikte seferlere çıkmaya can atarlardı. Bu muharip ve ganimetlere haris kavimlerin isteksiz olarak muharebeye zorlandıklarına dair kayıtlara rastlamıyoruz. Zira, 408 ilâ 456 yılları arasında hiçbir Doğu Cermen kavmi Hun ittifakından ayrılma veya Roma arazisine yerleşme denemesinde bulunmadı. Attila’nın Galya seferi bazı iddialara göre Vandal kralının tahriklerinin neticesi idi, fakat bu husus ispat edilememiştir. Hiç şüphesiz Attila kendi iradesi ile bu işe girişmişti. Buna rağmen bir kısım Got ve Bizans kaynakları Attila’nın bu seferi üzerinde spekülasyonlar yaratırlar. Vizigotlarla Attila’nın arasının açılmasında belki Romalıların parmağı vardı. Aetius’un ordusundaki Roma dostu Franklarla Vizigotlar da birbirlerine karşı güveni olmayan insanlardı. Attila’nın ordusu da homojen değildi. Priskos’un gözüyle gördüğü ve mahzun tavırlı bulduğu Attila’nın, bütün büyük dünya fatihleri gibi insanı etkileyen bir karizması vardı. Halkı ve maiyeti ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyuyordu. Yıllarca Hunlarla temas halindeki Romalılar arasında da adı ve şöhreti yaygındı. Bu duygu geniş halk tabakaları arasına kadar yayılmıştı. Birçok insanın gözünde Attila romantik, kudretli ve cesur, azametli bir hükümdar idi. Honoria bile gasp edilen haklarının, zarar gören siyasi itibarının böyle meşhur bir hükümdar tarafından iade edilebileceğine inanmakta haklı idi.

    Not: Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle