Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupa Hunlarından Kalan Eserler

  • Avrupa Hunlarından Kalan Eserler

    İlk Kavimler Göçü arkeolojisinin Roma devrine kadar süren safhasını tespit etmek bu güne kadar mümkün olamamıştır. Bu son derece çalkantılı ve hareketli geçen devirden kalan malzemenin hangi kavme ait olduğunu belirlemek çok güçtür. Hun eşyalarının tanınması, Hunların kısa süren hâkimiyetleri ve belirli bir yerde uzun zaman yerleşmemiş olmalarından dolayı ayrıca hem az hem de yabancı kavimlerin eserleri ile karışmış olmaları sebebiyle çok zor olmaktadır. Ayrıca Nagyszéksos ve diğer yerlerde elegeçirilen çok kıymetli eşya, Hun sanatının yüksek bir seviyeye eriştiğini göstermektedir. Büyük bir kısmı defin âdetleri ile ilgili olan bu eşyanın ancak altın, gümüş ve tunçtan yapılmış olanları zamanımıza kadar kalabilmiştir. Bu eşya günlük hayatın muhtelif safhalarını aydınlatmağa yarıyor; bunlar arasında ev eşyası, harp âletleri ve avcılık ile ilgili âletler vardır. Bugün bu malzeme, Hun sanatının eriştiği seviye ile komşu sanatların bunlar üzerindeki etkisini gösteriyor. Hun sanatı da büyük ölçüde geliştiği çevrenin tesiri altındadır. Kökleri M.Ö. 7. yüzyıla kadar çıkan, çağdaşı ve daha sonraki Yunan yazarlarının “İskit” toplu adı altında kaydettikleri İstep sanatı ve kültürü, Kuzey Kafkasya ile Güney Rusya’nın Dinyeper ve Karadeniz sâhilleri ile Kırım yarımadasını içine alan bölgede yayılmıştır. Atı iktisadî ve askerî sahada ilk defa kullanmakla tanınan Kimmer kültürü bunun başlangıcını oluşturur. Bu kültürün oluşmasında, Anadolu ve Karadeniz sâhillerinde faaliyet gösteren Yunan kolonilerinin büyük payı vardır. Zira, İstep mıntıkası ile güneyin gelişmiş medeniyetleri arasındaki mübadeleyi Yunanlılar yürütürlerdi. Bu itibarla bu sanat üzerinde İyon tesiri açıktır. Bunlar dışında eski Got ve Cermen sanat tesirleri ile İran sanatı da bu geniş sahada birbirine rakip olarak çarpışır. Batıdan gelen ve M.Ö. 400-300 yılları arasında Kafkasya’ya kadar uzanan sahalarda etkisini gösteren Kelt sanatı dışında, milâdın ilk yıllarından başlayarak kuzey batıdan bu mıntıkaya giren Cermen sanatı etkisi barizdir ve bu akım Hunların meydana çıkmalarına kadar sürer. Bu geniş sâha, bunlardan başka doğudan gelen sanatların tesirine de açık bulunmuştur.

    Büyük ölçüde hayvan yetiştirmeğe dayanan Hunların iktisadî hayatında, daha dar ölçüde de olsa avcılık, balıkçılık, “çiftçilik”, ticaret ve yağma yer alır. Bütün bu uğraşılar ve mübadele, uzak mesafelerin aşılmasına ihtiyaç göstermiştir. Bu sebeple İskit sanatının izlerine, Volga ırmağının kollarından biri olan Kama nehrine, Batıda Macaristan ovasına, Silezya’ya kadar uzanan geniş bir sahada rastlanmaktadır. Hazar Denizi’nin kuzeyinden doğuya doğru ilerleyen kervan yolu, münbit ve etrafı mahfuz bir bölge olan Minussinsk’te son bulur. Bu mıntıka çok erkenden Çin ile de münasebetlerde bulunmuş ve Güney Rusya’da imal edilen sanat eserlerine Minusinsk’te rastlanmıştır. Aynı eserlerin isteplerin derinliklerinde Ordos’a kadar eriştiği görülmüştür. İstep mıntıkasının büyük iktisadî temellerinin daha İskit devrinde atıldığı anlaşılıyor. Nitekim, İskitler devrinde yerleşen bu ticaret sisteminin Ortaçağ başlarına kadar sürdüğü bilinir.

    Güney Rusya bozkırlarında, M.Ö. 300 sıralarında İrani bir kavim olan Sarmatlar, sanata yeni unsurlar getirirler. Sahanın en batısında ve bugünkü Macar ovalarında, Milâd sıralarında Sarmat-Yazigler bulunuyorlardı. Karadeniz sahilindeki Yunan kolonileri varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kırım yarımadası ve özellikle Kerson ve Bosforos şehirleri, kuzey ile güney arasındaki mübadelenin yapıldığı merkezlerdi. Kırım yarımadası, Hunlar zamanında da aynı canlılığı sürdürmüştür. Bu saha daha önce Doğu Gotlarının elinde bulunuyordu. Fakat, 3. yüzyılda İran’da yeni bir imparatorluğun kurulması, bu bölgede de değişikliklere sebep olur. Bundan sonra bu bölge Bizans, İran ve Güney Rusya bozkırlarının hâkimi olan İstep kavimlerinin eline geçer. Bu sıralarda bu bölgede Got sanatı çok gelişir ve bu sanat Hun sanatı üzerinde de çok etkili olur. Tam bu esnada gelişmekte olan Hun sanatı aynı zamanda Sarmat sanatından faydalanır. 4-5. yüzyıllarda gelişen yeni sanat, Hun sanatı karakterini kazanır. Hun devrinden kalan kafa taslarından çoğunun harabolmuş bulunması, mezarlardan çıkan kemikler üzerinde antropolojik araştırmalar yapılmasını güçleştiriyor. Buna rağmen, Hunlardan hiç olmazsa bir kısmının mongoloid tipte Türk ırkından oldukları anlaşılıyor.

    Geçen yüzyılın ortalarından başlamak üzere, Macaristan’da yapılan kazılarda meydana çıkarılan pek çok mezar ve süs eşyasının çoğunun Avarlara ait olduğu anlaşılmıştır; halbuki daha önce bu eserlerin Hunlara ait olduğu sanılıyordu. Bu hatanın düzeltilmesinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bir hayli mesafe alınmıştır. Bu gün Volga ile Dinyeper ve Tuna havzasında birbiri ile akraba, zaman, mekân ve karakter bakımından Hun devri ile birleştirilebilecek buluntular artmaktadır. Hatta, Hunların en tanınmış eşyaları başında gelen bakır kazanların menşeinin İç Asya’ya kadar izlenmesi mümkün olmuştur. Doğu Kazakistan ile Moldavya arasındaki bölgede bulunan 25 kadar defin yerinde, zengin kadın ve erkek malzemesine rastlanmış ve bunların Hun devrinden olduğu tespit edilmiştir. Bunların arkeolojik karakterinin birliği ve birbirleri ile olan bağlılığını göstermek mümkün olmuştur. Tuna havzasında, Tuna munsabı ile Alp dağları arasında şimdiye kadar birbirine çok benzeyen yaklaşık on kadar açılmış kazı yeri tanıyoruz. 70 kadar tutan ve açıkça belirlenebilen bu mezar buluntularının yardımı ile bunların iki misli kadar hasarlı veya tam olmayan ve müzelerde saklanan arkeoloji malzemesi de mevcuttur. Bugün artık Hun toplumunun üst ve orta tabakasına mensup insanlara ait bir çok malzeme tanınıyor. Bu malzemenin Doğu ve İç Asya’ya kadar uzanan maddî ve manevî köklerini takibedebiliyor ve bunların Orta Asya’daki gelişim ve değişimini de öğreniyoruz. Bunlar arasında “Nomad” aristokrasisinin ve soylu tabakasının mutlaka etnik bir birlik oluşturmadığını da görüyoruz. Karaton ve Attila’nın maiyeti ile asker alt tabakası için de durum aynıdır. Bununla beraber, Hun İmparatorluğu’nda büyüklerin ve ordu kumandanlarının büyük bir kısmı doğu menşeli idi ve Hun giyimi taşıyorlardı. Halk ve ordu, Orta Asya’daki hareket noktasında hemen hiçbir arkeolojik iz bırakmamış ve çoğu yağma edilen defin yerlerine rastlanmıştır.

    Hunların ilerledikleri sâhanın arkasında tahribedilen veya yanan yerler kalmıştır. 376 ile 381 yılları arasında, bugünkü Romanya ovasından kaçarken Vizigotların terkettikleri köylerde ve mezarlıklarda, Hunların izlerine de rastlanmaktadır. Dehşete düşen Gotlar, firar esnasında bu bölgede para ve altın gömmüşlerdir. Yine Gepidlerin mağlup edilmesi ve eski Gepid aristokrasisinin yok oluşu esnasında arkalarında bir hazine bölgesi kalmıştır.

    Doğu Avrupa’nın Hun fetihleri sonunda meydana gelen firar hareketleri ve özellikle Aşağı Tuna bölgesindeki hareketler, yalnız yazılı kaynakların ışığında aydınlanamaz. Bir kısım arkeoloji malzemesi, Doğu Cermenlerinden çoğunun Alanlara katıldıklarını gösteriyor ve bu hususu tarih kaynakları da doğruluyor. Pannonia sahasında değişik ziynet eşyası ile elbisenin birbirine karışması, 376 yılında doğudan gelen ilk mültecilerin ortaya çıkmasından, asıl Hun hâkimiyetinin meydana gelmesine kadar süren zaman bölümünde gözlenebiliyor; muhtelif dinlere mensup kavimlerin değişik tarzdaki defin usullerini sergiliyor. Bu araştırmalarla 430’dan önce ve sonra bu bölgede hüküm süren ve yaşayan kavimlerin terekesini birbirinden ayırmak mümkün oluyor. 400’den sonraki devirde Roma ile barbarlar arasında gittikçe sıklaşan ve beraber yaşamaya tanıklık eden eserler, daha önce Roma İmparatorluğu’na dahil bulunmayan komşu bölgelerde de çabucak yayılıyor. Bu devirde Pannonia’da barbarlara ait keramik, kuyumcu eşyası ve cam nevinden birçok eşyaya rastlanır. Alan, Got, Hun firarileri de beraberlerinde bir kısım moda eşyası getirmişlerdir. Bunlar arasında bulunan beyaz metalden bir ayna bu neviden olup, Doğu Asya, Çin menşelidir. Hunların yayılma sahasını arkeolojik malzeme ile de göstermek mümkündür. Hunların arkeolojik malzemesi gittikçe daha belirgin bir hal almaktadır. Yüzden fazla buluntu arasında, 75 veya 100 yıllık devreye girebilecek eserlerin yayıldığı çok geniş bir alan vardır. Bu devirden Hunlarla ilgili eserlerin yayıldığı sahalar doğudan batıya doğru bir zincir oluşturur, fakat bu bir birlik göstermez. Hun eşyasının bulunduğu yerler yaklaşık 5-6 bin kilometre uzunluğundadır. Özellikle birkaç yüz kilometrelik sahadaki buluntu yerleri, Ural dağları ile Obi ırmağı arasına rastlar. Hun yayılma sahalarında Hun eşyasının bulunduğu yerler daha sıklaşır. Tanınmış Hun buluntularından bir seri, meşhur Volga geçidinin bulunduğu Saratov bölgesindedir. Kuzey Kafkasya’nın orta bölgesinde Hasavyurt, Hazar Denizi yakınında Dağıstan’da Kişpek, Utamiş, İragi, Aşağı Dinyeper bölgesi ile Kırım yarımadasına kadar uzanan Kerson bölgesi (İrgen, Makartet, Tokmak civarı), Kırım yarımadasında ve özellikle onun bozkır bölgesinde, Kerç’te birçok buluntu yeri olmak üzere, Aşağı Buğ, Prut, Dinyester sahili, Doğu ve Batı Moldavya, Buzau vadisi ve Dobruca’da görülür. Macaristan’da Kırım veya Volga bölgesi ile ilgili arkeoloji malzemesi bulunmamıştır. Bütün bu malzeme arasında defin âdetleri ile ilgili olanlar büyük bir yer tutmaktadır. Kuzey Kafkasya’daki Hun devri büyük Alan mezarlarının da bunlarla yakın ilgisi vardır ve bunlar Patigorsk, Maykop, Novorossiysk vs.’dir. Zira, Hun elbise ve at takımlarının çoğu Alan mezarlarındaki veya diğer cesetlerin yardımı ile aydınlanabiliyor. Karpatlar havzasında Hun eserleri ancak bir nesil süresi içinde bulunabilmiştir. Bunlar da yan yana olmaktan ziyade üstüstedir. Avarların ilk devirlerine ait defin ve yerleşme âdetleri, Hunların Karpatlar havzasındaki terekesine çok benzer ve bunların hepsi Asya menşelidir.

    Not: Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle