Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupa’da 1848 Devrimlerinde Ulusçuluk

  • a. Ulusçuluk

    19. yüzyılı önceki yüzyıllardan ayıran temel öğelerden biri de ulusçuluktur. 19. yüzyıla kadar Avrupa, feodal bir temel üzerinde bir araya gelmiş birçok siyasal birimden oluşmaktaydı. 19. yüzyılda ise, bu küçük siyasal birimleri bir araya getirmekte ve büyük imparatorluklar içinde yaşayan ulusların bağımsızlıklarını sağlamakta, endüstrileşme ve liberalizmin yanında önemli bir payı olan ulusçuluk akımı kendini güçlü bir biçimde duyurmuştur.

    Ulusçuluğa, tüm öğelerini bir araya getiren bir tanım vermek oldukça zordur. Ancak mutlaka bir tanım vermek gerekirse, şu söylenebilir: Ulusçuluk, yönetimsel bir birime sahip olmak isteyen herhangi bir coğrafi grubun, bağımsız tek bir devlet kurma hakkıdır. Dolaysıyla, bir ulusun, sınıftan farklı olarak, ekonomik olmayan bir tanımı vardır. Bir dayanışma duygusuna sahip coğrafi bir gruptur. Bu dayanışma duygusu, ortak bir dilden, ortak bir geçmişten, ortak bir kültürden ya da ortak çıkar ve tehlikeden doğmuş olabilir. Ancak bu dayanışma duyusu ulus varlığının temelidir.

    Süreklilik ve değişiklik getiren güçlerin çatışması, 1830 devrimlerinden sonra, Avrupa’da yeni bir dizi ayaklanmalara yol açtı. Liberal akım, 1848 ayaklanmaları içinde kendisini duyurmuşsa da, İtalya’da, Almanya’da, Avusturya’da ve Macaristan’daki ayaklanmalar, yabancı yönetici ve Avusturya Başbakanı Metternich’in sindirme politikasına karşı, ulusçu nitelikte hareketlerdi. İsviçre, Belçika, İngiltere ve Fransa’da ise, orta sınıf hükümetlerinin yetersizliğine karşı toplumsal ve demokratik reformlar biçiminde ortaya çıktı. Hatta, başarısı kısa süreli de olsa, Fransa’da 1848 Devrimi’nin, 1830’dakinden çok daha belirgin bir biçimde, Büyük 1789 Devrimi’nin ilkelerini sağlamlaştırdığını söylemek olanaklıdır.

    1848 yılı şu olguyu açık bir biçimde gözler önüne serdi: Bilinçli toplumların kendi geleceklerini kendilerinin saptaması anlamındaki ulusçuluk, Avrupa sahnesindeki en etkili güçtür. Ayrıca, ulusçuluk bu yönüyle liberalizmin mantıksal bir sonucu olmuş, onunla at başı beraber gitmiştir. Liberal düşünceye göre, kendileri özgür ve başka ulusların da özgürlüğüne saygılı olan tüm uluslar, kendi ulusal değer ve refahlarını geliştirmek durumundadırlar. İşte bu milliyetçi güç, ulusun çeşitli bölümlerini birbirinden ayrı tutan hükümetleri, kapsamlı ulus-devletin kurulabilmesi için yıkacak (Prusya’nın Germen Konfederasyonu’nu yıkıp Alman ulusal birliğini kurmasında olduğu gibi) ya da kapsamlı hanedanlık devletlerini, daha küçük ve dar ulus devletlerinin kurulması yolunda zorlayacaktır. (Macaristan’ın Avusturya İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını alma mücadelesinde olduğu gibi).

    Kökeni ve niteliği ne olursa olsun, 1848 yılında, tüm Avrupa’yı düzenden hoşnutsuzluğun alevi kapladı. 1848 ayaklanmalarının Avrupa çapında en önemli siyasal başarısı, Metternich’in ve onun simgelediği “eski düzen”in alaşağı edilmesidir. Doğu Avrupa açısından önemli ekonomik ve toplumsal sonucu ise, feodalizm büyük ölçüde ortadan kaldırılmasıdır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle