Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupada Öteki Ayaklanmalar

  • c. Öteki Ayaklanmalar

    Metternich’in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da 1848 devrim girişimlerinden payını almıştır. Çok uluslu bir imparatorluk olan devlette, Macarlar ulusal bağımsızlık için ayaklanmışlardır. Viyana’da halk, “anayasa ve özgürlük” isteğiyle Metternich’e karşı harekete geçmiştir. Bu baskılar karşısında, 18. yüzyıldaki yönetim anlayışının 19. yüzyıldaki etkin temsilcisi Metternich, bir daha Viyana’ya dönmemek üzere İngiltere’ye kaçacaktır. Ancak 1848 yılının sonunda imparator ilan edilen ve I. Dünya Savaşı’na kadar iktidarını koruyacak olan Franz Joseph, Metternich okulunun temsilcisi olarak, Macaristan’ın bağımsızlık hareketini hem büyük ölçüde Rusya’nın yardımı ile kanlı bir biçimde ezecek, hem de halkın anayasa ve özgürlük isteklerine kulağını tıkayacaktır.

    1848 Devrimi, İtalyan yarımadasında da bir ulusal birlik hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Bu amaçla İtalya’nın çeşitli yerlerinde gizli dernekler kurulmuştur. Bunlar arasında İtalyan milliyetçisi Mazzini’nin önderliğini yaptığı “Canbonari” derneği en tanınmış olanıdır. Bu derneklerin ortak amacı, tıpkı “Almanya”da olduğu gibi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun İtalyan yarımadasından çıkarılması ve yarımadanın bir birliğe kavuşmasıydı. Bu uğurda İtalyan yarımadasının en güçlü devleti Piyemonte’nin (Sardunya) iki girişimi başarısız oldu. Görüleceği gibi, 1848 devrimler yılı, İtalyan, Fransa, Avusturya ve Prusya’da “radikal” hareketlerin bastırılmasıyla sonuçlandı. Böylece, ulusçu ve demokratik özlemler, ilerde tekrar canlanmak üzere, kısa süreli bir başarısızlığa uğradılar.

    19. yüzyılın en etkin ve devrimci güçlerinden olan ulusçuluk ilkesinin, bu yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da yozlaştığı ve özgün niteliğini yitirdiği görülür. Çünkü zamanın ulusçu düşünürleri, giderek uluslar arasındaki farklılıkları abartmışlar ve farklılıkların nedenini çevre ve eğitimden çok doğuşla açıklamaya çalışmışlardır. Böylece ırkçı düşünceden de kök alan ulusçuluk ilkesi, giderek ve çok yalın bir anlatımla şu anlayışa varmıştır: “Her ulus, doğuştan hakkı olan isteklerini gerçekleştirmede özgür olmalı ve bu konuda hiçbir sınır tanımamalıdır” bu yeni anlayış, ulusçuluğun sömürgecilik ve emperyalizme dönüşmesinde önemli bir unsur olmuştur.

    Liberalizm ve ulusçuluk gibi, sosyalist düşünce de çıkış noktasını 1789 Fransız Devrimi’nden almıştır. Nasıl liberaller özgürlük düşüncesine, demokratlar eşitlik ülküsüne önem vermişlerse, sosyalistler de başlangıçta kardeşlik ilkesine bağlanmışlardır. İlk sosyalist düşünürlere göre, insanlar doğuştan iyidirler; yoksulluk ve yapay toplumsal eşitsizlikler olmasa, birbirine kardeşçe davranacaklardır. Güdüsel olarak, rekabetten çok işbirliğine eğilimlidirler. Ancak, sosyalizm, Louis Blanc gibi devlet sosyalistlerinin ve Karl Marx gibi ekonomik kuramcıların çabalarıyla değişme uğramış, Avrupa’nın giderek endüstrileşen devletlerinin ekonomik sorunlarına yanıt verebilecek bir akım haline gelmiştir. Ancak sosyalizm, 19. yüzyılda liberalizm ve milliyetçilik kadar etkili bir güç olamamıştır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle