Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupada Siyasal Yetki Mücadelesi

  • ç. Siyasal Yetki Mücadelesi

    10. ve 11. yüzyıllarda, yerel düzeyde güvenlik göreli olarak kurulmuş ve barbar istilalarına bir son verilmiş olmakla birlikte, Avrupa genelinde barış ve düzen sağlanamadı. Dış baskının azalması, yerel lordların bu kez birbirine düşmelerine yol açtı. İşin aslına bakılırsa, 11. yüzyılı izleyen dönemin karışıklıkları ve sürekli savaşları (1337 ile 1453 yılları arasındaki Yüzyıl Savaşları gibi), siyasal bütünleşme düzeyleri, yani bir bakıma yetki alanları çatışan dört temel birimin birbiriyle giriştikleri siyasal yetki mücadelelerinin ürünüdür:

    (i) Gücü giderek azalmakta olan Kutsal Roma İmparatorluğu ve/ya da Papa tarafından yönetilen Hıristiyanlık;

    (ii) Bu geniş yetki alanına karşı çıkan ulusal monarşiler;

    (iii) İster dini ister laik nitelikte olsun, feodal lord ya da prensler ve
    (iv) uyanan ticaretin doğurduğu kent-devletler

    Bu dört nokta arasındaki dört köşeli mücadele, en azından 19. yüzyıla kadar Avrupa tarihinin özüdür.

     

    Bu yüzük dinsel saygınlığı ve “aforoz” gibi manevi bir silahı olmasına rağmen, Papalığın kendine ait önemli bir askeri gücü yoktu. Papalığın buyrukları monarşilerin uygulamalarıyla çatışınca uzun vadede kazanan üstün askeri güçleriyle monarşiler oldu. 13. yüzyılda Fransa ile İngiltere’de göreli olarak homojen ve güçlü ulusal krallıklar kurulurken, Almanya ve İtalya’da Kutsal Roma İmparatorluğu’nun mirası üzerinde küçük kent-devletler kuruldu; daha önce kurulmuş olanlarsa bağımsızlıklarını sürdürdüler. Fransız ve İngiliz monarklarının bu yeni güçlerinin gizi, monarşi sınırları içinde kentlerle monark arasındaki resmi olmayan ittifakta yatar. Kentliler, monarşinin kasasına sağladıkları vergi karşılığında, yerel feodal lordlara karşı korunma ve bazı temel özgürlükler kazandılar. Belirli ölçüde bir monarşi denetimi pahasına da olsa, monarşinin koruyuculuğunu, İngiliz ve Fransız kent insanına, Almanya ve İtalya’daki merkezi otoritenin yıkılmasıysa, belirli bir anarşi pahasına da olsa, bu bölgelerde kent-devletlerin hükümran birimler haline gelmelerine yol açmıştır.

    Bu konuda son olarak şu söylenebilir: 15. yüzyıla gelindiğinde, Avrupa’nın batısında ortaya çıkan ulusal devletler, gelecek yüzyıllarda parlak ve uzun bir gelişme ve güçlenme potansiyeline kavuşmuşlardır. İtalya ve Almanya bölgesinin kent-devletleri ise, 14. ve 15. yüzyıllarda kültürel ve ekonomik önderliği ellerine geçirmişlerdir. Yani, 1300 – 1500 yılları arasında Avrupa’nın siyasal dengesi, çevrede ekonomik bakımdan geri olan ulusal devletlerle, batı Hıristiyanlığının ortasında küçük ama canlı ve gelişmiş kent-devletleri arasında oluşmuştur.

    İşte bu siyasal çeşitlilik ve siyasal yetki çatışmalarından doğan dört köşeli mücadelenin yol açtığı sürekli savaşlar dizisi, belki dönemin Avrupa insanına acılar ve güçlüklerle dolu günlere mal olmuştur. Ancak bu canlı ortam Batı’nın dirikliğinin de çıkış noktasıdır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle