Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Avrupada Ticaretin Doğuşu ve Kent Yaşamı

  • c. Ticaretin Doğuşu ve Kent Yaşamı

    Avrupa’da, göreli de olsa, yerel güvenliğin sağlanmasının çok önemli sonuçları oldu. O zamana kadar Avrupa’daki yerleşik toplulukların karabasanı haline gelen, karada haydut saldırıları ile deniz ve kıyılarda korsanlık çekici meslekler olmaktan çıkmaya başladı. Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yolmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Böylece, etkili yerel savunmanın gelişmesiyle, korsan gemileri yerini ticaret gemilerine, haydutlar da tüccarlara bıraktı. Hatta çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek tüccar oldular.

                Burada önemli olan nokta, haydut ve kursan ile şimdi ortaya çıkan tüccarın aynı bağımsızlık ve özgür davranış alışkanlıklarına sahip olmalarıdır. Tıpkı haydut ve korsanlar gibi, tüccarlar da bağımsızca kendiişlerini kendileri görmeyi ve hatta savunmalarını kendileri sağlamayı yeğlemişlerdir. Köylü ve lordları yabancı ve işe yaramaz “aylaklar” olarak görüp, ayrı bir tüccar kişiliği yaratmışlar, çalışkanlığı en önemli ve soylu değer olarak benimsemişlerdir. Zamanla bu tüccarlar topluluğu, ticarete uygun ve savunması kolay yerlerde uzun süreler geçirmeye, sonra buralara sürekli olarak yerleşmeye başladılar. İşte bu, çekirdekten Batı ve Kuzey Avrupa’nın kentleri doğdu.

                Bizans, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’deki kent insanı, Avrupa’nın bu modern “korsan”larından temelde çok farklıydı. Avrasya uygarlıklarının tüccar ve zanaatkarları, öncelikle devlet görevlileri, toprak sahipleri ve yöneticiler gibi toplumun üst tabakalarına hizmet eden kişiler durumundaydılar. Yukarıdan düzenleme ve vergilenmeye alışmışlardı ve bunun karşılığında savunma gereksinimleri karşılanıyordu. Avrupa’nın saldırgan, çalışkan, acımasız ve kendi kendine yeterli tüccarları[1] ile Doğu’dakiler arasında tam bir zıtlık vardı. İşte, daha sonraki Avrupa tarihinin kendine özgü niteliği buradan kaynaklanmaktadır. Böylesine tüccarlar tarafından kurulan Avrupa kentleri, bir kere yaşamsal ekonomik ve askeri sorunlarını çözünce, üstün bir uygarlığın çıkış noktaları oldular.

                Kentlerin sayılarının artması ve genişlemeleri, doğal olarak gıda ihtiyacını da artırdı. Bunun üzerine lordlar ekim alanlarını genişletmeye başladılar. Eskiden köyler birbirinden çok uzakken ve aralarında hemen hemen hiç etkileşim yokken, ekim alanlarının genişlemesi ve yeni köylerin kurulması bunları birbirlerine yakınlaştırarak, haberleşme ve etkileşimi hızlandırdı. Bu faaliyetlere nezaret eden lordlar, köylülerin yeni açılan ekim alanlarına gitmeleri için özendirici tedbirler almaya başladılar.[2] Bunların başında da köylüye özgürlüğünü vermek geliyordu. Bu iki saatlik mesafede halkın özgür olduğu bir köy varken, belli bir köyün lordunun kendi köylüsünü serflik içinde tutması giderek zorlaştı. Üstelik şimdi köylüler ürettiklerinin bir kısmını kentlerde satarak biraz da para kazanıyorlardı. Ayrıca, kentler paranın satın alabileceği mallar üretmeye başladığından lordların da paraya ihtiyacı doğmuştu. Böylece, lorda yıllık olarak verdiği para karşılığında kişisel özgürlüklerini kazanan ve kendi topraklarına sahip olan köylüler hızla artmaya başladı. 12. yüzyılda Kuzey Fransa ile Güney İngiltere’de, 15. yüzyıla gelindiğindeyse hemen hemen tüm Avrupa’da serflik kurumu, fiilen olmasa bile hukuken ortadan kalktı.

                Ticaret ve değişik bir kent yaşamının orta çıkışının Avrupa uygarlık ve üstünlüğünün doğuşundaki payı gerçekten çok büyüktür. O kadar ki, eğer Avrupa’da böyle canlı bir ticaret doğmamış ve bağımsız özelliklere sahip kentler kurulmamış olsaydı 15. yüzyılın Rönesans’ı ya gerçekleşemez ya da en azından çağımızın temellerini oluşturacak yenilikleri etkisiz ve kısa süreli kalırdı.

                Ticaret ve kentleşme, belki de dünya tarihinin en önemli iki dönüm noktası olan tarım ve endüstri devrimleri arasındaki uzun zaman dilimi içindeki “basamak taşı”nı oluşturmuş ve insanların birinden ötekine geçmelerini sağlamıştır. Belki de, dünya tarihinin en az onar kadar önemli bir olayıdır. İngiltere’nin 19. yüzyılda bir endüstri devi olmasından çok daha önce büyük bir ticaret devleti haline geldiği unutulmamalıdır. Bu bir dereceye kadar öteki Batılı devletler için de doğrudur.


    [1]  Bugün özellikle ABD’deki iş adamlarının genel olarak temel nitelikleri ve hatta açıkça benimsedikleri iş ilkeleri ile Batı’nın tüccarlarının çıkış noktası arasındaki koşutluk ilginçtir. Demek ki, 11. yüzyılda Batı Avrupa’da tam bin yıl sürecek olan geleneğin tohumu atılmış olmaktaydı.

    [2] Bu köylüler “tutsak” değil, “serf”tiler. Serf, tutsaktan daha çok haklara sahiptir. En önemlisi, belirli bir toprağa bağlı bulunup, yer değiştirmeye zorlanmamalarıdır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle