Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Demokratik Özerklik ve Barış

  • Bugünkü yazı dizimizde Hamit Geylani’nin Demokratik Özerklik: Bir Barış Projesi adlı makalesine yer vereceğiz. Birbirimizi daha iyi anlayabilmek, bu anlam bütünlüğü içinde fikir ve görüşlere sahip olmamız gerekmektedir. Kimin ne dediği, amacın ne olduğunu bilmemiz için ortaya atılan görüşleri iyice okumak ve yorum yapmak gerekir. Bu yüzden her türlü görüş ve öneriye yer vereceğimizi daha önce dile getirmiştik. Eğerki tarafsız bir yayın politikası izleyeceksek ve barış adına daha fazla adım atılması gerekiyorsa düşüncelerin konuşulması, tartışılması gerekmektedir. İki kutbun birbirine karşı mutlak bir şekilde cephe alması toplumun yarayan kanasını daha da derinleştirmekten başka bir sonuca götürmeyecektir. Bu yüzden gerçekten barış yanlısı, gerçekten bir bütünlük isteyen kitleler oturup barış için birşeyler yapmalı yer yer bu şekilde görüşlerini makaleler şeklinde yayınlamalıdır. Biz de bu makaleleri her şekilde yayınlayıp daha fazla kitleye yani daha fazla barış yanlısı kitleler oluşturma gayreti içindeyiz.
    Şimdi Hamit Geylani’nin Demokratik Özerklik ve Barış hakkındaki görüşlerine bakalım.

    Texas Üniversitesi Ortadoğu uzmanlarından Robert Olson’un İngiliz  Gizli Belgeleri’nden derlediğine göre BMM, 10 Şubat 1922 tarihli gizli oturumunda, Kürdistan’ın Özerkliği Yasası’nı 64’e karşı 373 oyla kabul etmiştir.

    İngiliz Yüksek Komiseri Horace Rumbold, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazdığı yazıda, meclisçe onaylanan bu 18 maddelik yasayı rapor eder
    Bir barış projesi olarak Demokratik Özerklik

    Kapitalist Modernite; çağımızda belirlenen yeni ihtiyaçlar karşısında özüne değil, biçimine dönük bazı değişimlere gittiyse de çözüm olamadı. Bu çerçevede AB 1980’lerin ikinci yarısında yerel yönetimlere dönük düzenlemeler gerçekleştirdi. Üye ülkelere yönelik olarak “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” olarak benimsenen düzenlemeyi gerçekleştirdi. Yerel özerklik, yerel topluluğun yerel nitelikteki işleri kendi başına ve kendi organlarıyla görebilmesidir. Halkın refah düzeyini artırabilmek için yerel kaynaklara sahip olması ve bu kaynakları öz yönetim organlarıyla kullanabilmesidir. Bugün ülkemizde; merkezi yönetimin ekonomik baskısı ve aşırı siyasi vesayet denetimi yapıyı felç etmiş ve çalışamaz duruma getirmiştir. Çünkü bu sistemde halk yoktur. Özünde bu alan, sosyal halk çıkarları temelinde, katılımcı demokrasinin uygulama alanlarıdır. Gelinen süreçte, Türkiye’nin idari yapısı ile ilgili kutsallaştırılmış tabu ve dogmaların arkasına sığınarak sürdürülen politikalar çağımızda iflas etmiştir. Onun için çağa yanıt alma noktasında; Demokratik Özerkliğin çözüm olacağına inanıyoruz.

    Demokratik Özerklik ve benzeri düşüncelerin tarihsel arka planları

    Toplumlar, tarihleri ile yüzleşmeli ve korkmamalıdırlar. Türkiye siyasetinde merkezi bir yönetim yerine yerel yönetimlerin ağırlık kazandığı, “Eyaletler Düzeni”, ilk kez Osmanlı döneminde Prens Sabahaddin tarafından savunulmuştur. Bu ve benzeri görüşlerinden ötürü, öz dayısı olan II. Abdulhamit’e karşı Jöntürk hareketine katılmıştır. Prens Sabahaddin’e göre; Devlet, merkezi bir yapılanmayla bireyi ezmiş ve her türlü olumlu değişim ve gelişim eğilimini yok etmiştir. Merkezi yönetimler; yetkilerin, bir zorbalar grubu elinde toplanmasına yol açıyordu. Yerel yönetimlerin ağırlıklı olduğu “Adem-i Merkeziyetçi” düzende ise, esas ve temel; “bireyin özgürlüğü ve gücüdür.” Merkezi yönetimlerde memurlarla askerleri siyaset dışında tutma olanağı yoktur. Ordunun siyaset dışı tutulması ancak yerel yönetimlerin ve bireylerin ağırlık kazanmasıyla sağlanabilir, demektedir.

    Prens Sabahaddin, yaşam tarzı ve diğer görüşleri, tarihsel eleştiri alanıdır. Ancak onun merkezi vesayete bakış açısı 21. yüzyıl Türkiyesi’nin korkulu rüyasıdır. Onlar sadece Osmanlı’nın diğer oyunları ile teşnedirler.

    Cumhuriyete doğru gelişmeler

    Biraz da yakın ortak tarihe döndüğümüz zaman; savaş koşullarında çıkarılan ilk anayasa 1 Şubat 1921 tarihlidir. (Teşkilatı Esasiye Kanunu)

    Şimdi “idare” başlıklı 10. maddesine bakın: “Türkiye’nin idari yapısı vilayetlere, vilayetler ilçelere, ilçeler nahiyelere ayrılır. Yereldeki hizmetler de özerktirler” denilmektedir. Buna göre, iç ve dış siyaset, şer’i, adli, askeri işler ve uluslararası iktisadi ilişkiler dışında kalan vakıf, medrese, eğitim, sağlık, iktisat, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım işlerine Vilayet Şuraları’nı yetkili kılmıştır.

    Bu anayasada adem-i merkeziyetçi sistem yaklaşımı vardır. Belki de bundan esinlenerek, aradan geçen asırlık süreye ve dünyadaki değişim ve dönüşümlere rağmen; Bir proje olarak, Türkiye’nin geneli için önerdiğimiz “Demokratik Özerklik” tezi bazılarının uykularını kaçırmaktadır. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. 1921 Anayasası’nda devlet, “Türkiye Devleti”dir. “Türkiye” bir üst kimlik olarak kabul ediliyor. Büyük Millet Meclisi’ne “Kürdistan” ve “Lazistan” mebusları etnik kimlikleriyle katılmışlardır. Halen de var olması gereken bu ve benzeri doğrular kimsenin uykusunu haram etmesin. Çünkü bize göre bunlar helal tespitlerdir. Bundan çeyrek cesaret alan AKP hükümeti 2004 yılında ve biraz da 21 Anayasası’nın taklidi olan “Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı’nı” meclisten geçirmiştir. Ama her yasada olduğu gibi, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarafından bu da veto edilmiştir. Bu kez AKP de veto gerekçelerine aynen uyarak ve tasarıyı kuşa çevirirek “İl Özel İdaresi ve Belediyeler Kanunu” olarak yasalaştırdı. Yasanın; hukukilik ve demokratik perişanlığı da ortadır.

    İngiliz Gizli Belgeleri ve Özerk Kürdistan

    Texas Üniversitesi Ortadoğu uzmanlarından Robert Olson’un İngiliz Gizli Belgeleri’nden derlediğine göre BMM, 10 Şubat 1922 tarihli gizli oturumunda, Kürdistan’ın Özerkliği Yasası’nı 64’e karşı 373 oyla kabul etmiştir. İngiliz Yüksek Komiseri Horace Rumbold, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazdığı yazıda, meclisçe onaylanan bu 18 maddelik yasayı rapor eder.

    Bu yasa maddelerinden dikkat çekici olanları şöyle sıralanabilir.

    Madde 1: BMM (Büyük Millet Meclisi), Türk milletinin medeniyetin gerekleri doğrultusunda ilerlemesini sağlamak amacıyla, Kürt milleti için kendi milli gelenekleriyle uyum içinde bir Özerk yönetim kurmayı taahhüt eder.

    Madde 3: BMM, tüm Kürt milleti tarafından benimsenen ve onurlu bir geçmişe sahip deneyimli bir yöneticiyi Genel Vali olarak seçecektir.

    Madde 4: Genel Vali üç yıl içinde atanacaktır. Bu dönemin bitiminde eğer Kürt milletinin çoğunluğu önceki Genel Valinin görevine devam etmesini istemiyorsa yeni bir Genel Vali Kürt Milli Meclisi tarafından seçilecektir.

    Madde 6: Kürt Milli Meclisi, Doğu vilayetlerinde genel oya dayalı seçimle oluşturulacak ve her meclis üç yıl için seçilmiş olacaktır. Meclis oturumları 1 Mart’ta başlayacak ve 4 ay süreyle görev yapacaktır. Eğer meclis bu süre içerisinde işlerini tamamlayamazsa süre, üyelerinin çoğunluğunun isteği ve Genel Valinin onayıyla uzatılabilir.

    Madde 9: ÖZERK BÖLGE sınırları karma bir komisyon tarafından belirleninceye kadar KÜRDİSTAN İDARİ BÖLGESİ Van, Bitlis, Diyarbakır Vilayetleri, Dersim Sancağı ve kimi kaza nahiyeleri içerecektir.

    Madde 10: Kürdistan’ın yönetimine ilişkin olarak, bazı yerlerde yerel duruma göre uygun olarak bir yargı örgütü oluşturulacaktır. Bu örgüt şu an için yarısı Türk, yarısı Kürt olmak üzere yetkin elemanlardan oluşturulacaktır. Emeklilikleri durumunda Türk görevliler Kürt görevlilerce değiştirilecektir.

    Madde 12: Doğu Vilayetlerinde düzeni korumak amacıyla bir Jandarma Kolordusu oluşturulacaktır. Kürt Meclisi bu kolordunun oluşturulmasına ilişkin yasayı inceleyecek. Ancak jandarmanın üst komutası hizmetleri gerekli görüldüğü sürece yüksek rütbeli Türk görevlilerin elinde olacaktır.

    Madde 15: Türk dili sadece Kürt Milli Meclisi’nde idari işlerde ve hükümet idaresinde kullanılacaktır. Bununla birlikte Kürt dili okullarda öğretilebilir ve yönetim, Kürt dilinin gelecekte hükümetin resmi dili olma talebine temel teşkil etmeyecek şekilde, bu dilin kullanılmasını teşvik edebilir.

    Madde 16: Hukuk ve Tıp Fakültelerini içeren bir üniversite kurulması, Kürt Milli Meclisi’nin öncelikli görevi olacaktır.

    Madde 17: Genel Valinin onayı alınmadan ve BMM bilgilendirilmeden Kürt Milli Meclisi hiçbir vergi uygulamasına girişemez.

    Madde 18: İlke olarak BMM ile görüşülmedikçe ve BMM bilgilendirilmeden Kürt Milli Meclisi hiçbir vergi uygulamasına girişemez ve onayı alınmadan Kürt Milli Meclisi’ne hiçbir imtiyaz tanınmaz. (Ahmet Mesut, İngiliz Gizli Belgelerinde Kürdistan 1918-1958, Doz Yayınları) Ancak; çok ilginç bir tespit olarak, Türkiye BMM’nin 9 Şubat ve 11 Şubat 1922 tutanakları olduğu halde 10 Şubat 1922 tutanakları yoktur. Bu da yukarıdaki yasanın doğruluğunu ve sonra imha edildiğinin kanıtıdır.

    Günümüz dünyasının pratiği;

    Çağımızda İdari Yönetimde, Merkez-Yerel ilişki ve çelişkisinin demokratikleşmesi esastır. Bu da egemenliğin belli alanlarda devrini beraberinde getirmektedir. Türkiye’nin klasik üniter yapısı içinde bugüne kadar egemenliğin iç paylaşım hakkı, hep korkulara ve ırkçılığa çarpmıştır. Almanya, Belçika, İspanya ve çoğu uygar dünyada bu kompleksler çoktan aşılmıştır.

    Yerel özerklik modelleri

    Birden çok ili kapsayan yerinden yönetim örgütlenmesinde halk kendi meclislerini kurarak, kendi yöneticilerini seçerek kendisini yönetir. Demokratik Özerklik, idari yapının demokratikleşmesinin başlangıcı, demokratik bir cumhuriyetin ve demokratik ulus inşasının kalıcı adımıdır. Onun için bu tür tartışma ve gelişmelerden korkmak yerine özendirmek gerekir. Bakınız; İtalya Anayasası, “Bir bölünmez olan Cumhuriyet, Yerel Özerklikleri tanır ve özendirir” (madde 5)

    Yine; “Anayasanın belirlediği kurallara göre, kendilerine özgü statüleri, yetkileri ve işlevleri bulunan, komünler, provensler, metropoller ve bölgeler özerk topluluklardır.” (madde 114)

    Ve; “Bölgelerin yasama yetkileri, Anayasaca devletin yasama yetkisine açıkça saklı tutulmamıştır.” (madde 117)

    İtalya 20 özerk bölgeye ayrılır

    Başta Sicilya ve Sardunya olmak üzere 5 bölgeye, diğerlerine göre ayrıcalıklı bir statü tanınmıştır. HADEP sürecinde Sardunya Adası’nda 3 günlük bir programa katılmıştık. Coğrafyası, dili, kültürü ve yaşam biçimi, ananeleriyle İtalyan halkından farklılıklar taşımaktadır. Sardinler adada kendilerini özgürce yönetmekte, yöneticilerini seçmekte, İtalyan resmi dili ile birlikte Sardince anadillerini de kamusal alan dahil yaşamın her damarında kullanmaktadırlar. Ama İtalya’nın birliği içinde ve İtalyan sistemi ile hiçbir sorun yaşamamaktadırlar. Doğal sorunları da demokratik anlayış içinde çözmektedirler. İspanya 17 özerk yönetimden oluşan bir devlet. (anayasa madde 3) Bask, Katalonya vee Galiçya da birer özerk bölge. Özerk bölgelerin kendi meclisleri, kendi yargı sistemleri, kendi polis güçleri, kendi bayrakları ve çift resmi dilleri var. Özerk bölgeler anadillerinde eğitim haklarını da kullanıyorlar. Anayasaları ile de tüm bu hakları güvenceye alıyorlar.

    Demokratik Özerklikte anadil ve anadilde eğitim sorunu

    Her ülke kendi toplumsal dokusu, siyasi rejimi ve uygar dünyadaki konumu gereği, belirlediği yöntemlerle dil farklılığı ve buna yönelik eğitim sorununu çözmelidir. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra batı demokrasilerinde vazgeçilmeyen yöntem, çok kültürlülüğün eşit haklar temelinde çözülmesidir.

    Dünya pratiğine baktığımızda

    a) Üniter devlet yapısı içinde; Dil ve kültür uygulayan ülkeler; Fransa, İtalya, Avusturya, Amerika, Finlandiya ve Yunanistan’dır.

    b) Çok kültürlülük içinde toprağa bağlı, ya da Eyalet Sistemi uygulayan ülkeler: İspanya ve İngiltere’dir.

    c) Çok kültürlülük içinde Federasyon Sistemi uygulayan ülkeler: İsviçre, Belçika, İsrail ve Kanada’dır.

    d) Birden fazla resmi dilli ülkeler: Afrika Cumhuriyeti, Çin, Hindistan, Lüksemburg dahil 30 ülke bulunmaktadır.

    e) Çok kültürlülük sorununu Ulusal Bağımsızlık Yöntemiyle çözen ülkeler: Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Çeçenistan ve Kosova gibi ülkelerdir.

    f) Çok kültürlülük sorununu reddeden, ırkçılık ve asimilasyon uygulayan ülkeler: Fas, Cezayir, Tunus, Suriye ve ne yazık ki Türkiye’dir.

    Türkiye’nin de imzalamış ve uymak zorunda olduğu çok sayıda çok kültürlülük ve anadil sorununu çözüme kavuşturan temel belgeler vardır. Ama buna rağmen konulan çekincelerle özgürlükler ve demokratik yaşam hakkı yok sayılmıştır. Bizim hedefimiz hukuk devleti olmalıdır. Onun için insan doğasına, demokrasiye, evrensel hukuk normlarına aykırı olan tüm engel, anti-demokratik yasaları, hukukileştirmek ve barışçıl demokrasinin hizmetine sunmak hepimizin görevidir.

    Çözüm projesi olarak Demokratik Özerklik

    Kimsenin korkmasına gerek yok, bizim savunduğumuz çözüm projesi bir devlet biçimi değildir. Devletçilik hiç değildir. Ayrıca devleti parçalamak ve paylaşmak da değildir. Onun için tüm korkuları da toprağa gömmek gerekir. Bu proje, sadece Kürt coğrafyası için öngörülmüş bir detay değildir. Türkiye’nin geneli için öngörülmüştür. Bu proje ile; Türkiye’nin bir bütün olarak demokratikleşmesini amaçlıyoruz.

    Tabular ve ezberler

    Türkiye sisteminde; tartışma, empati, diyalog ve ortaklaşma kültürü yoktur. Çünkü özgürlükler, başkalarının özgürlüklerinin sınırı ve toplumsal çıkarlarla sınırlandırılmıştır. Çelik barikatlı tek sınır; Kutsanmış devletin yüceliği, güvenliği ve bekasıdır. Ama, Kürtlerin son çeyrek yüzyıllık özgürlük direnişi, tabuları bir bir yıkmaktadır. Direniş; sistemin ezberini alt üst etmiştir. Demokratik Özerklik projesinin temel referansı olan “cinsiyet özgürlükçü, demokratik paradigma” öğretisi, sistemin ve onun temsilcilerinin zihinlerini allak bullak ediyor. Çünkü zihniyet, hâlâ karanlık çağ cahiliye zihniyetidir.

    Oysa ki, bu derin öğretinin projesi; Ekolojik kültürü, kadın özgürlüğünü ve toplumdaki dinamizmini, ahlaki ve eşit temsiliyetli halk siyasetini ve onurlu yaşamın halkçı kurallarını dizayn eden demokratik bir idari yönetimi, Türkiye’nin geneli için açığa çıkarmaktadır. Kuşkusuz, her halkın bir kültürü, bir kimliği ve anadilde eğitim hakkı vardır. Düşünce ve örgütlenme hakkı temelinde, tabandan örgütlenme hakkı vardır. Kendi irade ve taleplerini merkeze yansıtmak için yerel meclisler kurma talepleri; meşru, demokratik ve hukukidir. İşte Demokratik Özerklik en yalın haliyle budur. Demokratik Özerklik: il, eyalet, bölge veya federasyon yapılanması veya benzer idari yapılanmaların varlığı veya yokluğu koşulu değildir. Ayrıca yerel meclisler alternatif meclisler olmadığı gibi, merkezi meclislerin işlerini kolaylaştırır.

    Demokratik Özerklikte anayasal güvence

    Demokratik Özerkliğin demokratik anayasa ile güvence altına alınması kaçınılmazdır. Çünkü demokratik bir anayasada, “idarenin yapısı yönetim biçimi” faslında, Demokratik Özerkliğin yer almaması; en azından kısa vadede benzer bir yapılanmada toplumsal mutabakatın sağlanmaması durumunda, yapılacak bir anayasanın demokratik, özgürlükçü, toplumsal, uzlaşmacı ve evrensel hukuku içselleştiren ve çağcıl olamayacağını herkesin bilmesi gerekir. Bu bağlamda; demokratik anayasaların iki temel özelliği; sınırlama ve uzlaşmadır. Sınırlama devletten başlar. Devleti, iktidar gücünü ve kurumlarını birey yararına sınırlamak suretiyle kişilerin, toplulukların ve aidiyetlerin hak ve özgürlüklerinin güvencesinin sağlanmasıdır. Onun için bütün toplum ve kesimlerinin katıldığı genel bir uzlaşma kabulüne dayanırlar. İşte merkezi otoritenin sınırlanmasının en önemli boyutu, yerel demokrasinin özgürlükçü ve özerk yapıya sahip olmasıyla olanaklıdır.

    Kaynak: Ozgur Gundem

Yorum Yazin


sitemap
site ekle