Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Demokratik Özerklik ve Hukuk

  • Sevgili tarih.gen.tr okurları. Yer yer gerek mail gerekse yorum kısmında neden tek bir bakış açısı içinde olunduğu sorulmakta ve Türkiye’nin güncel konuları sitede niye yer verilmeyip herkesin görüşlerine açık olunmadığı sorulmaktadır.
    Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, biz tarafsız bir yayın ilkesi içindeyiz. Herkese aynı eşit uzaklıktayız. Bir taraf tutmamız söz konusu değildir. Peki neden toplumsal ve güncel konulardan uzak duruyoruz? Sevgili okurlarımız öncelikle geçmişimizi bilip sonra geleceğimizi inşa etmemiz gerekir. Okurlarımızdan büyük bir kısmı bu tarihi gerçeklik ve bilgisinden maalesef uzaktır. Lakin yapılan tüm yorum ve eleştirileri göz önünde bulunduracağımızı söylemekle birlikte Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın makalesini sizlerle paylaşacağız. Unutmayalım ki insanların görüşlerine katılmak zorunda değiliz ancak ve ancak saygı duymamız gerektiğini bilmemiz lazım. Bu yüzden herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir tarih sayfasına sahip olduğumuzu vurgulamaktayız. Şimdi Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Demokratik Özerklik ve Hukuk adlı makalesini bir hukukçu gözüyle nasıl dile getirdiğine bakalım..

    Demokratik Özerkliğin gücü evrensel hukuktan geliyor! Demokratik Özerklik bütünlük ve birlik içinde yaşamanın en asgari demokratik modelidir.

    Ulusal üstü hukuk açısından bakıldığında Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısının tüm koşullarının oluştuğu, inşa ve statüsünün resmileştirilmesi için sürdürülen çalışmaların stratejik bir çözüm projesi olduğu görülecektir. Demokratik Özerklik bölünme değil ‘bütünlük’ projesidir, sınırları, resmi dili, bayrağı tartışmadan, etnik, dini ve bir bölge esası gözetmeden bir Türkiye projesi olarak taraftar buldu; bilgi kirliliği ve tüm anti propagandalara rağmen güçlenmesinin temelinde evrensel hukuktan gücünü alan meşruiyet bulunmaktadır.
    Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısı

    I-ULUSAL ÜSTÜ HUKUK AÇISINDAN

    İnsanlık tarihi yaşanan acıların külleri üzerinde İkinci Dünya Savaşı sonrası insan hakları konusunda önemli gelişmeler sağlamıştır. 1990’lı yıllardan sonra uluslararası insan hakları hukukunun bir parçası olarak “Self Determinasyon” ve “azınlık hakları” gelişmiştir.

    Farklılıkları olan çok kültürlü ülkelerde yönetim biçimi de değişmektedir. Demokratik Özerklik (Uluslararası hukuk tanımında sıkça “otonomi” diye geçer) bütünlük ve birlik içinde yaşamanın en asgari demokratik modelidir. İleri aşamaları federasyon, eyalet sistemi, konfederasyon tarzı yönetimler gelişmiş ülkelerde başarı ile uygulanmaktadır.

    Birlikte yaşama ve ülke bütünlüğü içindeki çözümler demokrasileri güçlendirir, refah düzeyini yükseltir. Yugoslavya’nın dağılması sonucu birçok devletin kurulduğu gerçeği, kurulan devletlerde çok kültürlülük gerçeğini değiştirmemiştir. Bosna-Hersek’te Cumhurbaşkanlığı görevi ikişer yıl sırayla Boşnak, Sırp ve Hırvatlar arasında değişmekte, üç ayrı resmi dil bulunmaktadır. Son olarak BM La Haye Adalet Divanı’nın Kosova ile ilgili verdiği ve Self Determinasyon hakkını tanımlayan kararı evrensel hukuk ölçütleri açısından önemlidir.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu “etnik, dinsel ve dilsel azınlıklara mensup” kişilerin haklarına ilişkin “azınlık” tanımının “objektif” ölçütleri içinde yer alan “…çoğunluktan farklı, etnik, dilsel, dinsel özelliklere sahip olma unsuru” azınlık haklarına ilişkin uluslararası belgelerin hak öznesinin tanımlanmasında kullanılan diğer bir unsur “subjektif” ölçüt olarak “ortak kimlik” ve korunması üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Özerklik demokrasiyi güçlendirir

    Azınlıkların korunması, devletlerin yetki alanını aşan, insan haklarının uluslararası korumasının ayrılmaz bir parçası olarak kabul görmektedir. Azınlıkların kimlik haklarının temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı içine yerleştirilmesi, kültürel ve siyasal çoğunluğun taşıyıcısı insan hakları ve demokrasi anlayışı içinde ifade edilmesi ve korunmasını sağlayacak çözüm yöntemleri geliştirmeyi zorunlu kılıyor.

    Türkiye BM’nin 1966 tarihli ikiz sözleşmelerini imzaladı ve onayladı. Bunların ortak birinci maddesi, “halkların self determinasyon hakkı”ndan söz ediyor. Bunun ölçütleri olarak, sayı, yoğunluk, tarihsel süreklilik, motivasyon ölçütlerine bakılıyor. Kürt halkının bu ölçütleri taşımasının bir “bölünme sendromuna” yol açacağı kaygısıyla bazı çekinceler konuldu.

    Dış etkenler, uluslararası konjöktür ve iç etkenler birlikte değerlendirildiğinde “Kürt sorununun” çözümü konusunda acil önlemler alınması gerektiği açıktır. Demokratik Özerklik projesi üzerindeki çalışmalar beş yılı aşkın süredir devam ediyor ve 2007 yılında DTP, Meclis’te bir kitapçık olarak sunarak tartışmaları başlatmıştı. Yaşanan tartışmalara baktığımızda Demokratik Özerklik projesini bir ayrışma, bölünme projesi olarak karalayanların görüşlerinin, evrensel hukuk ve dünya gerçekliği karşısında hiçbir dayanağının olmadığı görülür.

    Türkiye’yi 20-25 ayrı bölge olarak yapılandırmayı hedefleyen proje, AB Yerel Özerklik Şartı’nı imzalayan Türkiye’de sistem partilerinin imzaladıkları sözleşmelere dahi karşı çıktığını gösteriyor. Merkezi yönetimlerin zayıflatılarak yerel yönetimlerin bölge yönetimleri aracılığıyla iktidarının güçlendirilmesinin benzer ülkeleri güçlü kıldığı görülmektedir. ABD; İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya, İsviçre, Belçika gibi ülkelerde çoğulcu kültürel yapıların, dillerin, kültürlerin demokrasileri güçlendirdiği biliniyor.

    Demokratik Özerkliğin hukuki dayanakları

    Ulusal üstü hukuk açısından bakıldığında Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısının tüm koşullarının oluştuğu, inşa ve statüsünün resmileştirilmesi için sürdürülen çalışmaların stratejik bir çözüm projesi olduğu görülecektir.

    Demokratik Özerklik bölünme değil “bütünlük” projesidir, sınırları, resmi dili, bayrağı tartışmadan, etnik, dini ve bir bölge esası gözetmeden bir Türkiye projesi olarak giderek taraftar buldu; bilgi kirliliği ve tüm anti propagandalara rağmen güçlenmesinin temelinde evrensel hukuktan gücünü alan meşruiyet bulunmaktadır.

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 2’nci maddesi “ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da düşünce, ulusal ya da toplumsal köken… nedeniyle insanlar arasında fark gözetilmeyeceğini…” amir olup yeni anayasaların dayanağı ve ilham kaynağıdır.

    Uluslararası Ekonomik, Sosyal Haklar Sözleşmesi, “öğrenim-eğitim  hakkını, kültürel hayata katılma, bilimsel gelişmelerden yararlanma, haklarının güvenceye alınması gerektiğini…” , “Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, “…her türlü düşünceyi ifade etme hakkı, halkların kendi kaderini tayin hakkı, etnik, dilsel ve dinsel azınlıkların bulunduğu ülkelerde kendini geliştirme hakkının yadsınamayacağını…” belirtmektedir. BM’nin ikiz sözleşmeleri Demokratik Özerkliğin en önemli hukuki dayanaklarıdır.

    Çerçeve Sözleşmesi’nin yanı sıra BM’nin ve Avrupa Konseyi ile AGİT’in birçok karar ve bildirgesinde, azınlık haklarının korunması ve yaşatılması önemli bir yer tutmaktadır. Ulusal ya da etnik, dinsel ve dilsel azınlıklara mensup kişilerin hakları konusunda BM Teşkilatı’nın bildirgesinde;”…kendi kültürünü yaşama hakkı, kendi dinini öğretme ve uygulama hakkı, kendi dilini kullanma hakkı, kültürel, dinsel, sosyal, ekonomik ve kamu yaşantısına etkin biçimde katılma hakkı…” gibi birçok hakka değinmektedir.

    Kürtler dünyanın devletsiz en büyük ulusu

    Azınlık hakları, kimlik ve kültürel haklar artık ulusların iç sorunu olmaktan çıkmış, uluslararası denetim mekanizmasına tabi temel hakların başında gelmektedir. AİHS’in 14’ncü maddesi her türlü ayrımcılığı yasaklarken, AB müzakere sürecinde; özellikle azınlık ve kültürel haklar konusu önemli bir yer tutmaktadır.

    “Kültür ve Kalkınma Dünya Komisyonu Raporu” son yılların önemli çalışmalarından olup, Dünya Kültür Komisyonu İLC’nin ilk raporunu 1998 yılında BM’ye sunması yanında; kültür hakları konusunda bir Ombdusman Bürosu kurulması önerilmekte, bu büroya baskı altındaki kişiler ya da grupların başvurabilecekleri belirtilmektedir.

    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin kabul ettiği bir raporda “…Kürtlerin dünyanın devletsiz en büyük ulusu olduğu” yazılıdır. Kürtlerin kültürel haklarına kavuşması, Kürt ailelerin mevcut dil öğrenim olanakları hakkında bilgilendirilmesi ve Kürt kültür derneklerinin resmen tanınması ve desteklenmesi isteniyor. Başta Türkiye olmak üzere “devletlerin Kürt kültürünün korunması konusunda atması gereken adımlar” sıralanıyor. Buna göre Türkiye’nin Avrupa Azınlık ve Bölgesel Diller Şartı’nı imzalayıp yürürlüğe koyması, Kürtçe öğrenim görebilme olanağı yaratılması, üniversitelerde Kürtçe dil edebiyat dersleri verilmesi, Kürt ailelerin mevcut dil öğrenim olanakları hakkında bilgilendirilmesi, Türkiye’de Kürt kültürünün tanıtımını sağlayacak merkezlerin kurulması, Kürt kültür derneklerinin resmen tanınması ve desteklenmesi… dile getiriliyor.

    Sosyolojik ve hukuki tanım

    Uluslararası hukuk belgelerinde azınlıkların iki tanımının olduğu görülüyor. Biri “sosyolojik” diğeri “hukuki” tanımıdır. Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası belgelerde etnisite, dil, din veya bu grupların farklılıklarını koruma ve geliştirme hakkı tanınmaktadır. Sözleşmelerin bir kısmı tanıdığı hak ve özgürlüklerin öznesi olarak “halkları” göstermiştir. Azınlık ise doğal ve tarihsel bir bulgu olarak kabul edildiğinden, sözleşmede tanımlanmasına ve ilgili devlet tarafından tanınmasına gerek olmadığı kabul edilmiştir.

    Çağdaş uluslararası belgelerin bir kısmı, bir devletin dil, din, kültür ya da etnik öğe açısından farklılaşan gruplara tanıyacağı hakları “topluluk” düzeyinde tanımıştır. Sosyolojik azınlığa asgari düzeyde bazı hakların tanınması demokratik bir ülke için kabul edilebilir en düşük standarttır.

    Etnik, dilsel, dinsel veya kültürel farklılıkların inkar edilmesi, bu farklılıkların korunması ve geliştirilmesine yönelik hakların (asgari düzeyde de olsa) tanınmaması, uluslararası hukukun ölçütleri bakımından “asimilasyonist” bir politikanın izlenmesi anlamına gelir.

    UNESCO’nun kültürel haklar konusundaki sözleşme, karar ve tasarıları, eğitimde ayrımcılığa karşı UNESCO sözleşmesi, kültürel haklar konusunda uluslararası standartları oluşturma çalışmaları sonucu:

    •Kültürel hayata katılma hakkı
    •Bilimsel gelişmeye katılma hakkı
    •Bilgi edinme hakkı
    •Herhangi bir sanat ya da edebiyat yapıtının maddi ya da manevi ürünün korunması hakkı
    •Kimlik hakkı, kültürel kimlik hakkı
    •Silahlı çatışmalarda dünya, kültür ve doğa mirasının korunması, kullanılması hakkı, önemli bir yer tutmaktadır.

    AİHS ışığında kültürel haklar:

    •Kimlik hakkı,
    •İsim hakkı,
    •Kişinin istediği dili kullanma hakkı,
    •Kişinin istediği dili öğrenme hakkı,
    •Kurum tesis etme hakkı,
    •Kültürel etkinlik hakkı,
    •Bir kültürel topluluk üyesi olarak tanınma hakkı,
    •Kamu makamları ile ilişkilerde kendi dilini kullanma hakkı,
    •Fikri mülkiyet hakkı,
    •Bilgiye ulaşma hakkı,
    •Kültürel mirastan yararlanma hakkı,
    •Yetişkinlerin eğitim hakkı,
    •Yüksek nitelikli öğrenim görme hakkı düzenlenmiştir.
    Ayrıca Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi, Ulusal Azınlıkların Korunması Hakkında Çerçeve Sözleşmesi, gibi önemli sözleşmelerin AB üyelik sürecinde Kopenhag Kriterleri de esas alınarak yaşama geçirilmesi gerekmektedir.
    II-DÜNYA ÖRNEKLERİNDE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ

    Farklı kültür ve halkların olduğu ülke örneklerinden yola çıkarak Türkiye’de sorunun kendisine özgü çözümü konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkündür.

    1-UNESCO’nun MOST (Sosyal Değişimlerin Yönetimi) programı çerçevesinde yapılan araştırmalar sonucu şu kategoriler ortaya çıkmıştır.

    a-Tek dil konuşulan ülkeler, eğitim dahil tek dil politikası uygulamaktadır.
    b-Bazı ülkeler tek ulusal dil ve o dilde eğitim politikası izlemekle birlikte bölgesel dilleri ve göçmenlerin dillerini hesaba katarak farklı dillere sınırlı öğrenim ve uygulama olanakları tanımaktadırlar (Fransa, İtalya, Bulgaristan gibi)
    c-Çoğunluğun dilinin egemen olduğu, bazı yerlerde geçici olarak başkaca resmi dillerin kabul edildiği ülkeler. (ABD)
    d-Çokdilli ülkelerde farklılık teşvik edilmemekte, ülkenin çok dilli niteliği kabul edilmektedir. (Belçika, İsviçre gibi)
    e-Kanada örneği ülkeler; iki resmi dil kabul edilmiş.
    f-Farklı kültürleri tatmin eden çok kültürlülüğü kabul ederken, aynı zamanda merkezi idarenin egemenliğine vurgu yapan, kamu yönetiminde devletin tek iletişim dilini kullanan ülkeler.

    2-Çok kültürlü ülkelerde farklı kültürleri tanıyan, tanımayan ülkeler olduğu gerçeği ışığında şu kategoriler ortaya çıkmaktadır.

    a-Dil yönünden bağdaşık ülkeler; Asimilasyon ve entegrasyan uygulayan ülkeler (Brezilya, Çin, Endonezya)
    b-Azınlık diline ulusal üstü belgeler ışığında kullanılma hakkı tanıyan ülkeler [Avusturya, İtalya, Türkiye (Lozan anlaşması ile sadece Ermeni, Rum ve Yahudilere tanınan haklar, 39’ncu madde haklarından, Kürtler/Süryaniler yararlandırılmamıştır), Yunanistan]
    c-Ülkesinde resmi ve başka dillere hukuki statü tanıyan ülkeler (İngiltere, Fransa)
    d-Bölgesel özerklik tanıyan ülkeler (Fransa, İtalya, İspanya)
    e-Bölge dil ayrımı uygulayan ülkeler (Belçika, İsviçre)
    f-Birden fazla resmi dil uygulayan ülkeler (Yeni Zelanda, İsrail, Kanada)
    g-Toplumsal yaşamda çok dillik uygulayan (ABD)
    h-Sömürge dili yerine kendi dilini uygulayan Sudan, Cezayir, dillerin kullanımına karışmayan Avustralya gibi değişik uygulamalar bulunmaktadır.

    1-Üniter devlet yapısı içinde dil ve kültür özerkliği uygulayan ülkeler:

    Fransa’da Oksitanca, Bretonca, Baskça, Flamanca, Korsikaca, İtalya’da Sardca, Almanca, Fransızca, Slovanca, Avusturya’da; Slovanca, Hırvatça, Çekçe, Macarca, Sorabca, ABD’de; İspanyolca, Finlandiya’da; İsveççe uygulamada kullanılmaktadır.

    2-Çokkültürlülük içinde Toprağa Bağlı Özerklik, Eyalet Sistemi uygulayan ülkeler

    İspanya (Katalan, Galiçya, Bask, Arogan, Belçika (Flamanca, Fransızca, Volanca, Almanca) İsrail (Arapça, İbranice) Kanada (Fransızca, İngilizce). Birden fazla resmi dili olan ülke sayısı 30 kadardır. Çin, Rusya, Hindistan, Filipinler, Pakistan bu ülkelerden bazılarıdır.

    3-Çokkültürlülük sorununu bağımsızlıkla çözen ülkeler;
    Çekoslavakya (Çek ve Slovakya)

    4-Çokkültürlülük sorununu çözmek için asimilasyonu uygulayan ülkeler;
    Türkiye, Cezayir, Tunus, Suriye.

    Örneklerden yola çıktığımızda özerkliğin farklı uygulamaları olduğu gibi karma uygulamalara da tanık oluyoruz. Bir yanda coğrafi, diğer yandan kültürel özerklik modelleri, iç içe girmiş karma sistemler, tamamen özerk bölgelerin reel durumuna göre şekillenebilmektedir.

    Çokkültürlülük sorununu aşması, Türkiye’nin iç barışı sağlaması, barış, güven, huzur ortamını tesis etmesi ile AB müzakere sürecinin sağlıklı işleyeceği bir gerçektir. 21. yüzyılda etnik yapılar tehdit olarak değil, zenginlik aracı olarak görülmekte, demokrasilerde birliğin harcı olarak değerlendirilmektedir. Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Türkiye’nin anadilde yayın/eğitim sorunlarının yazılması ve kısa vadede çözüm sağlanması isteği bunun sonucudur. AB süreci olmasaydı yine milyonlarca Kürt yurttaşının kimlik ve kültür sorunlarını aşamayan bir Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü sağlaması mümkün olmayacaktı.

    Çokkültürlü toplumlarda sosyal barışı ve bölge kültürlerinin gelişmesini sağlamanın bir başka yöntemi bölgesel özerkliği tanımaktır

    Evrensel hukuk ölçütlerine göre, Demokratik Özerklik modeli eşit yurttaşlığı, özgür bireyi, örgütlü toplumu güçlü kılar. Temsilde adalet ile halkın iktidara katılımı sağlanır. Yerel, bölgesel özellikler dikkate alınarak sorunların çözümü kolaylaşır. Bağımsız yargının sağlanması, her türlü askeri, yargısal, bürokratik vesayetin son bulması sağlanır, farklılıkların yaşatılması, çoğulcu kültürel zenginlik korunur.
     

    Demokratik Özerklik güçlü kılar

    III-BÖLGESEL ÖZERKLİK TANIYAN ÜLKELERDE DURUM

    Çokkültürlü toplumlarda sosyal barışı ve bölge kültürlerinin gelişmesini sağlamanın bir başka yöntemi bölgesel özerkliği tanımaktır. Fransa, İspanya, İtalya gibi tek resmi dil kullanan ülkeler ile birden fazla resmi dil kullanan İsviçre, Belçika, Hindistan, Finlandiya gibi ülkeler bölgesel özerklik politikası uygulayarak soruna çözüm bulmuşlardır. Bölgesel özerklik politikalarının temel amaçlarından biri de ülkenin bir bölgesindeki farklı kültür ve kimlikleri korumaktır.

    Üniter devlet yapısı içinde Fransa Korsika örneği, “yarı özerklik” modeli olarak gösterilmektedir. Coğrafi yapı, Korsika dili, Korsika bölgesinin örgütlenmesinde özellikle coğrafyası ve tarihinden kaynaklanan özellikleri dikkate alınarak 1982 yılında statüsü bir yasa ile açıklığa kavuşmuştur. 1970 yılında Korsikalıların özerklik talepleri ve silahlı mücadeleleri sonucu bu noktaya varılmıştır.

    Yasa ile tanınan özerklik statüsüne İspanya örneği gösterilmektedir. Ülkenin resmi dili İspanyolca ya da Kastilyandır. Katalan, Bask, Galiçya, Aragon dilleri ayrıca eyaletlerde resmi dil olarak kullanılmaktadır.

    Belçika örneği toprak ayrımı yapılması ve farklı dilleri konuşan toplumlara tam özerklik tanımıştır. İsrail iki resmi dili Arapça ve İbranice’yi konuşmaktadır. Finlandiya azınlık dilinin kullanılması için belirli bir nüfus oranını yeterli görmektedir. Ülkenin resmi dili Fince ve İsveççe olmasına rağmen, Laponca çoğunluk olduğu yerlerde kullanılmaktadır. Kanada iki dilli statüsünün uygulanması için yeterli sayının bulunmasına gerek duyan bir sistem uygulamakta ve çoğunluk oluşturan kültürün bağımsızlığa yönelmesi söz konusudur. ABD’de resmi dil İngilizce olmasına rağmen Havai adalarında iki resmi dil kullanılmaktadır.

    Özerklik uygulamaları ve müzakereler

    Bugün dünyada konuşulan dil sayısı 6000, devlet sayısı 197’dir. Bu da birçok ülkenin çok kültürlü olduğunu gösteriyor. Azınlık ve insan hakları sorunları bu nedenle ülkelerin iç sorunu olmaktan çıkmıştır.

    AB ile bütünleşme yolunda olan Türkiye, 2005 İlerleme Raporu ve KOB belgesinde anadilde yayın eğitim önündeki engellerin kısa sürede aşılması istenmiştir. Ülkemizin uygar dünyada yerini alması bu sorunları en kısa zamanda çözmesine bağlıdır.

    Bireysel ve kollektif hakların kullanımı, siyasal olarak kendi kaderini tayin hakkı olan otonomi/özerklik dışında bir formül ile yaşama geçirilebilir mi? Belirlenmemiş olan bir hukuki kavram olarak otonomi, söz konusu taraflarca, yani devletin hükümeti, halkın ve azınlığın temsilcilerince, içeriksel olarak şekillendirilmeye ve belirlenmeye muhtaçtır. Böylesi durumlarda “referanduma” başvurulması gibi yöntemlere başvurulmaktadır.

    Başka bir deyişle özerklik statüsü genel ve soyut tanımlanamaz, tersine her iki tarafın müzakerelerle anlaşmasına bağlıdır. Özerklik uygulamaları ve halkların öz yönetimi tarihsel olarak gelişen koşullara göre çok farklı biçimler arz etse de hepsi devlet sınırları içinde oluşmakta ve ayrı bir devlet örgütlenmesini dışlamaktadır.

    Bölgesel Özerklik

    Her türden özerklik uygulamaları kendi içinde belirli ölçüde ademi merkeziyetçiliği barındırmakta ve bu nedenle de sıkı bir merkeziyetçilik şeklinde örgütlenmiş olan Fransa (Korsika örneği) veya Türkiye gibi devletler ve hükümetlerce reddedilmekte ya da en azından aşırı derecede kuşkulu karşılanmaktadır.

    Özerkliğin her biçiminde sonuçta devletin dağılması ve ayrılmaya yol açacağı şeklinde bir korku mevcuttur. Uluslararası anlaşmalar ya da devlet içi sözleşmelerle sonuca bağlanmış, başarı kazanmış otonomi örnekleri içinde Aland adaları, Güney Tirol, Göranland, Feröer adaları gösterilmektedir. Otonomi sıkça demokrasi ile ilişkilendirilmekte ve tanınması demokrasinin bir faktörü olarak ortaya çıkmaktadır. Fonksiyonel ya da işlevsel otonomi için Almanya’nın kuzeyindeki Schleswig-Holstein eyaleti gösterilmektedir. Danimarka kökenli azınlığın “iç egemenlik hakkı” olduğundan söz edilmektedir.

    Teritoryal (bölgesel/yerel) Özerklik, devlet sınırları içinde belirli bölgelerin özel statüye sahip olması demektir. Yerel yönetimler güçlendirilerek seçilmiş halk meclisleri kurulması önerilir. Yerel otonomi sadece belirli bölgede yerleşmiş ve tarihsel olarak gelişmiş bir aidiyet bilincine sahip halklar için bir örgütlenme modelidir. Bu tip yönetimler ağırlıklı olarak Avrupaída görülmektedir. Özerk yürütme idaresi ve seçilmiş halk temsilcilikleri bulunmaktadır.

    Kültürel Özerklik

    Kültürel otonomiden, bir halkın kültürel sorunlarının, yani yaşamının bir kısmını özerk olarak yönetmesi anlaşılıyor. Bu sınırlı özerklik modeli, bir azınlık için her şeyden önce kendi birliği ve kimliğini korumak için eğitim ve kültür alanlarında devletten bağımsız kurumlara sahip olmanın önemli olduğu haller içindir. Ancak kültürlerin ayırt edici öğelerine çok kültürlülük ile azınlığın kültürü arasına sınır çekme ve azınlığın izolasyonu ve yabancılaşması tehlikesi, ayrılıkçı eğilimlere de yol açabilir. Diğer taraftansa kültürel kimliğin bir boyutu olarak, aksine sınırın öbür tarafında bulunup bu halka mensup olan insanlarla engellenmeden ilişkiler kurma olanağı da söz konusu olmalıdır. Kültürel kimlik sınırın varlığı nedeniyle engellenmemeli, tam tersine halklar ve devletler arasında sınırları aşan bir köprü rolü de oynayabilir.

    “İndigen Halkların Haklarına İlişkin Deklerasyon”, Self Determinasyon hakkının kullanılmasının spesifik bir biçimi olarak kültür, din, eğitim, iletişim, medya, sağlık, barınma, istihdam, sosyal refah, ekonomik faaliyetler, toprak ve kaynakların idaresi, çevre ve mensup olmayanların girmesi gibi iç ve yerel işleriyle ilgili olan sorunlarda özerklik veya öz yönetim hakkı ve buna bağlı olarak bu otonom işleri finanse etmek için yollar ve araçlara baş vurma hakkına sahiptir.

    Sarsılan güveni onarmak

    Türkiye’de Kürtler, Türklerden sonra ikinci büyük halktır. Sayıları yirmi milyonu aşkın yurttaşımız bulunmaktadır. Kürt halkı, Türk halkından tarih, dil, kültür, gelenek, coğrafi bölge gibi etkenler itibariyle farklı bir topluluk, yani bağımsız bir halk olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kürt halkı bugün nüfus yoğunluğu olarak Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, yarısından fazlası da metropol kentler başta olmak üzere Batı ve diğer bölgelerde yaşamaktadır.

    Ulusal kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde, Lozan görüşmelerinde Atatürkíün birçok söyleminde ve Meclis’in tutanaklarında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu asli öğesi olarak Türk ve Kürt halkı gösterilmektedir. Bu nedenle Kürtlerin Türk kardeşleri ile eşit yaşamayı isteme hakları vardır.

    Lozan Anlaşması’nda “gayrimüslim azınlıklar” dışında kalan, başta Kürt halkı olmak üzere diğer Müslüman gruplarında 39’ncu madde uyarınca dil ve kültür haklarının kullanılması önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler ve AB aday üyelik süreci kriterleri de bu hakların kullanılmasını öngörmektedir. Ancak, kuruluş felsefesinin inkarı giderek, inkar, asimilasyon, baskı politikaları sonucu, sorun bugüne kadar çözümsüz kalmıştır. Yanlış politikalar sonucu gelinen noktada devlet ile Kürt yurttaşı arasında barışa, sarsılan güven bunalımını aşmaya, ekonomik, sosyal ve siyasal adımlar atılmaya ihtiyaç vardır.

    Kurtuluş savaşı Kürtlerin, Türklerin ve diğer etnik kökenlerden toplulukların ortak direnişiyle başarıya ulaşmıştır. Amasya Protokolü’nde “Vatan Kürt ve Türklerin oluşturduğu topraklardır” denilmektedir.

    1921 Anayasası’nda yerel kültürlere özerklik tanıyan karakteriyle, Türk ulus yerine “Türkiye ulusu” şeklindeki kapsayıcı anlayışı, 1924 Anayasası’nda terk edilmiştir.

    Çok kültürlü toplumlarda farklılıkların bir arada özgür ve eşit yaşaması yönünde anlayış ve davranışlar geliştirilmediği takdirde, ülkemizde son yıllarda olduğu gibi acı olaylar yaşanmaktadır. Bugün dahi çözülmesi acil sorunların başında Kürt sorunu gelmektedir.

    Türkiye’de çok kültürlü bir toplum yaşamaktadır. Nüfusun büyük çoğunluğunu Türk ve Kürt halkı oluştururken, Çerkes, Gürcü, Arnavut, Laz, Arap birçok değişik etnik grubu da barındırmaktadır. Müslüman olmayan azınlıklardan Lozan’da statü tanınan Ermeni, Yahudi, Rum azınlığın dışında, Süryaniler, Keldaniler ve  zidîler gibi azınlıklar da bulunmaktadır. Büyük çoğunluğu Sünni Müslüman olmasına rağmen, milyonlarca Alevi yurttaşımızın mezhepsel sorunlar yaşadığı ülkemizde, tarihten gelen zengin kültürel farklılıkları barındırmaktadır. Demokratik Özerk yönetimlerde herkesin temsil hakkının bulunması bu nedenledir.

    Demokratik Özerklik güçlendirir

    Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde Türk ve Kürt halkı için, “Ortak Vatan” vurgusu, Türkiyeli üst kimliği zamanla inkar ve asimilasyon politikaları sonucu, etnisiteye dayalı ulus devlete dönüşmüştür. Hukuk düzeni, antidemokratik yasalarla farklılıklar yok sayılarak kimliklerin ve kültürlerin gelişmesi önlenmiştir. Farklılıklara sevgi, saygı, hoşgörü gösterilmeden, kendilerini özgürce ifade etmeleri sağlanmadan, barışık demokratik bir toplumu kurmak mümkün değildir. Farklı kültürlerin, yapıların demokrasilerde ayrılık nedeni değil, birliğin harcı olduğu, hukuk devleti güvencesinde yaşadığı bir gerçektir.

    Anlattığımız tüm bu örnekler Kürt halkının hak sahibi bir özne olduğunu göstermektedir. Merkezi devletin toplumsal ve siyasal süreçlerine eşit bir şekilde katılım sağlamak üzere, bir devlet örgütlenmesi oluşturması önemlidir. Kürt yerleşim bölgeleri ekonomik olarak oldukça ihmal edilmiş olduğundan, kendi bölgelerinde ekonomik gelişmeler konusunda alınan kararlara katılabilmesi gerektiği ortadadır.

    Çok kültürlülük gereği adımlar atmak, sorunu çözmek üniter devlet yapısıyla çelişmemektedir. Siyasi/idari mekanizmalarla/modellerle kültürel haklar konusu iki apayrı alandır. Kürtçe yayının başlaması, Kürtçe kurslar, radyo/Tv konusunda atılan adımlar, AB reform çabaları göstermiş ki ülkeyi bölünmeye götürecek bir korku yaşamanın gereği yoktur. Bunlar birbirinin önüne konacak argumanlar değildir. Demokrasinin kültürel boyutunda farklı kültürlerin en başta dil, gelenek, farklılığını dışavurma ve koruma/geliştirme hakları demokrasi bilincinin olmazsa olmazları sayılmalıdır.

    Evrensel hukuk ölçütlerine göre, Demokratik Özerklik modeli eşit yurttaşlığı, özgür bireyi, örgütlü toplumu güçlü kılar. Temsilde adalet ile halkın iktidara katılımı sağlanır. Yerel, bölgesel özellikler dikkate alınarak sorunların çözümü kolaylaşır. Bağımsız yargının sağlanması, her türlü askeri, yargısal, bürokratik vesayetin son bulması sağlanır, farklılıkların yaşatılması, çoğulcu kültürel zenginlik korunur.

    Türkiye’de 20-25 bölge olarak öngörülen özerklik modeli, bölücü değil birleştirici ve ayrımcılığa karşı olan bir projedir. Karadeniz’de üç bölge oluşturulması, Trakya’da bir bölge olması, metropol kentlerin ayrı bölgeler oluşturması, diğer bölgelerin aynı şekilde oluşturulması etnik, dini bir temele dayanmadığı gibi ülkenin tüm zenginliklerini birleştirecektir.
    IV-ANAYASA UZLAŞMA KONSEYİ’NİN KURULMASI

    12 Eylül darbe anayasasının değiştirilmesi, yeni demokratik bir anayasa konusunda tüm partiler hemfikirdir. Meclis Başkanı’nın “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kurulması için çağrı yapması durumunda, Meclis’te grubu olan partilerin eşit sayıda katılımı ile ekimden itibaren çalışmalara başlanabilir. Ancak;

    Hazırlık aşamasında belirlenecek yöntem son derece önemlidir. “Anayasa Uzlaşma Konseyi” Meclis Uzlaşma Komisyonu’ndan daha geniş farklı çevreleri içine aldığından önemlidir. Sivil toplum örgütlerinden, akademisyenlere, uzmanlara, meclis dışı partilere kadar geniş bir uzlaşı zemini yakalanması toplumsal sözleşme niteliğindeki yeni anayasa çalışmaları için önemlidir.

    Meclis Uzlaşma Komisyonu, izlenecek yol, yöntem, zaman, çalışma altyapısı, incelenecek dünya örnekleri gibi konularda, meclis adına çalışma yapabilir, öneriler hazırlayabilir. Bunları tartışmak, son karara bağlamak için Meclis Anayasa Konseyi bileşimi itibariyle adeta bir “kurucu meclis” görevi üstlenebilir. Çalışma yöntemini, oylamaları, karar alma sürecini bir “çalışma tüzüğü” ile belirleyebilir.

    Yeni anayasa çalışmalarında, öncelikle uzlaşılan maddeler kabul edilir, tartışmalı maddeler uzlaşılabilen ve uzlaşılamayan maddeler ayrılarak, üzerinde farklı bir çalışma yöntemi geliştirilebilir.

    Sonuç olarak Meclis’te 367 oyunu bulmak önemli ve uzlaşma olunca temel yasaların olduğu gibi Meclis’ten geçmesi hızlanmaktadır. Kanımca yeni bir anayasa tasarısının, temel yasa ve bütün olarak oylamaya sunulması dahil farklı yöntemler konuşulabilmelidir. Önemli olan kalıcı bir anayasa için”ortak akıl” ortaya çıkarmaktır. Bu nedenle:

    “Anayasa Uzlaşma Konseyi’nde”, kadın örgütlerinden, çalışma hayatı içinde yer alan emek-meslek örgütlerine, azınlık temsilcilerinden, din, inanç ve kültürel konularda temsilcilere, hukukçulardan bilim insanlarına kadar geniş bir yelpazede katılım, çoğulculuk ve ortaklaşma önemlidir.

    Ulusal üstü hukuk açısından tüm yasal dayanaklar mevcuttur, yeni bir anayasa yapma sürecinde tartışılarak resmi bir statünün geliştirilmesi, Türkiye’de Kürt sorununun kökten çözümü, silahların gömülmesi ve yeni demokratik bir süreci başlatarak ülkemizi ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel açıdan güçlenmesini sağlayacaktır.

    Kaynak: OzgurGundem

Yorum Yazin


sitemap
site ekle