Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Eski Türklerde İdari Yapı ve Özellikleri

  • Eski Türklerde İdari Yapı ve Özellikleri

    Türk devlet teşkilâtının temeli, Türk kozmik (evrenin yaratılışı) düşüncesine dayanmaktadır. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, Türkler devletlerini, evrenin yaratılış düzenine uygun bir tarzda şekillendirmişlerdir. Göktürk Yazıtlarına yansıyan Türk kozmogonisine göre, “Üstte gökyüzü, altta yağız yer, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmıştır. İnsanoğlunun üzerine de (Tanrı tarafından) Türk Kağanları (Bumin ve İstemi) oturtulmuştur”. Görüldüğü gibi, “gökyüzü ve yeryüzü”, yani bütün dünya Türk devletinin mekânını oluşturmaktadır. Türk Kağanları ise, “üniversal” (cihânşümul), yani bütün dünyanın hükümdarı durumundadırlar.

    Hiçbir ayrım yapılmaksızın bütün insanlar da (kişioğlu), onların halkıdır. Türk hükümdarları siyasî iktidarı da (kut), doğrudan doğruya Tanrıdan almaktaydılar. İlâhî bağış (kut) yoluyla Türk hükümdarlarına geçen siyasî iktidar, yukarıdan aşağıya doğru inmekte, yeryüzünde ikiye ayrılarak sağa ve sola doğru, yani doğu ve batı ekseni istikametinde yayılmaktaydı. Böylece Türk devletlerinde ülke, halk, teşkilât ve memuriyetler, genellikle “doğu-batı, sağ-sol, iç-dış, ak-kara, büyük-küçük” şeklinde ikiye ayrılmaktaydı. Bunlardan “doğu”, yani “sağ” taraf daima üstün vaziyetteydi. Başka bir deyişle hâkimiyet ve üstünlük doğu taraftaydı. Batı, yani sol taraf, doğuya, yani sağ tarafa tâbi durumdaydı.

    Devletin idare merkezi olan “ordu” (çadır kent), doğudaydı. “Ordu”nun tam ortasında da Türk Kağanının “otağ”ı yer almaktaydı. Türk Kağanı burada oturmaktaydı. O, aynı zamanda ikili teşkilâtın tam merkezinde bulunmaktaydı. Güneyinde ve kuzeyinde de yüksek rütbeli beyler (Şadpıt ve Tarkat buyruk beyleri) sıralanmaktaydı. Diğer taraftan Türk hükümdarı, tahtına da doğuya dönük bir tarzda oturmaktaydı. “Otağ”ın kapısı ise, yine doğuya açılmaktaydı. Türk hükümdarı, her sabah otağın kapısından çıktığında kutsal kabul edilen güneşi selâmlamaktaydı. Öte yandan, sol, yani ülkenin batı tarafına “yabgu” unvanı ile hükümdarın kardeşlerinden biri tayin edilmekteydi. Meselâ 552 yılından Göktürk Devleti’ni kuran Bumin Kağan, devletin batı bölgelerini “Yabgu” unvanı ile kardeşi İstemi’ye bırakmıştır. Kardeşinin emrine de on bey vermiştir.

    Devletin batı bölgelerinin başında bulunan yabgu, doğuda oturan hükümdarın yüksek egemenlik haklarını daima tanımakta, iç ve dış işleri hep onun adına yürütmekteydi. Fakat, karar ve icraatında tamamen serbestti. Tıpkı bir devlet başkanı gibi, o da elçiler gönderebilir, elçiler kabul edebilirdi; başka devletlerle anlaşmalar yapabilirdi; savaşa ve barışa karar verebilirdi. Öte yandan, bütün devleti ilgilendiren meseleler söz konusu olduğu zamanlarda ise, devletin sağ ve sol bölgelerindeki beyler (şadlar ve yabgular), hükümdarın başkanlığındaki mecliste toplanmakta ve bu mecliste alınan kararlara göre hareket etmekteydiler. Ortak hareket edilecek seferlerde ise, bütün ordu hükümdarın başkomutanlığında birleşmekteydi. Ordu düzeni de ikili sisteme göre şekillenmekteydi. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, herkes mensup olduğu yöne ve yere göre ordunun sağ ve sol kanatlarında yerlerini almaktaydı.

    Türk devlet teşkilâtındaki bütün yüksek memuriyetler de Türk kozmogoni anlayışına göre düzenlenmiştir. Türkler, devletin mekânını oluşturan dünyayı “dört köşe” (dört bulung) olarak düşünmüşlerdir. “Dört köşe” de doğu, batı, güney ve kuzey olarak dört ana yön ile ifade edilmiştir. Bunlardan doğuya “ileri”, batıya “geri”, güneye “beri”, kuzeye de “yukarı” denmiştir. Öte yandan Türk hâkimiyet anlayışına göre, Tanrı, bütün insanların idaresini Türk hükümdarına vermiştir. Bu durumda, Türk hükümdarı “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün ülkeleri ve milletleri hâkimiyeti altına alması” gerekiyordu. İşte en eski devlet teşkilâtı da bu anlayışa göre kurulmuş ve düzenlenmiştir.

    Hun Devleti’nde “tan-hu” veya “şan-yü” unvanı ile anılan hükümdardan sonra “dört köşe veya boynuz” ile “altı köşe veya boynuz” adlarıyla anılan yüksek memuriyetler geliyordu. Bunlardan “dört köşe”, dünyanın dört ana yönü, “altı köşe” de altı tali yönü esâs alınarak oluşturulmuştur. “Dört köşe” ve “altı köşe” memuriyetler de, kendi içlerinde sağ ve sol olmak üzere iki kısma ayrılıyordu. Her iki grupta yer alan memuriyetlere başta hükümdarın oğulları ve küçük kardeşleri olmak üzere hanedan ile akraba boyların başkanları tayin edilmekteydi. Meselâ, “dört köşe” grubuna bağlı memuriyetlerden ilk ve önemli mevkii, “sol bilge tigin” (Tso Hsien Wang) unvanı ile veliaht işgal etmekteydi. Her iki grupta bulunan görevlilerden her birinin idaresine de ayrı ayrı sahalar ve müstakil askerî birlikler verilmekteydi. Bunlardan sol grupta olanların sahaları devletin doğu bölgesinde, sağ grupta olanların sahaları da devletin batı bölgesinde bulunmaktaydı.

    Ayrıca, yüksek rütbeli “24 komutan” (chang=başbuğ) da askerî birliklere komuta etmekteydi. Komutanların emrinde ise, büyük birer askerî birlik (bir tümen=on bin) bulunuyordu. Her komutan, büyük bir ihtimalle, tanınmış birer boyun başkanıydı. Bu duruma göre, Türklerde halk, tamamen devlet teşkilâtı içine alınmış demekti.

    Göktürklerin, Uygurların ve diğer Türk devletlerinin teşkilâtları da esâs olarak Hun Türklerininki ile aynı idi. Çin Yıllıklarının bildirdiğine göre, Göktürklerde 28 çeşit unvan ve memuriyet vardı. Diğer Türk devletlerinde görülen değişik unvan ve memuriyetlerle bu sayı şüphesiz daha da artmaktadır. Bu unvan ve memuriyet adlarının bir kısmını Türkçe kaynaklar vasıtasıyla öğrenebilmekteyiz. Bunlar; “yabgu, şad, kündür, ayguçı (devlet danışmanı), üge/öge (devlet danışmanı), yuğruş (bakan. Karahanlılarda vezir), il-teber (hükümdara bağlı bir topluluğun idarecisi), irkin/erkin (hükümdara bağlı bir topluluğun idarecisi), köl-erkin (Oğuzlarda hükümdar vekili), apa tarkan, tarkan, baga tarkan, boyla, buyruk (bakan, nazır, komutan), buyruk çor, köl çor (büyük komutan), inançu/inanç/inal/inak, ataman, babacık (Atabeg=şehzâde mürebbisi), tudun (vergi toplamaktan sorumlu görevli), tutuk (askerî vali), sü-başı (ordu komutanı), alpagu (subay), sengün/şengün (komutan, general), çabış/çavuş, kalabur (kılavuz, lider), yula, elçi, tilmaç (tercüman), agıçı (hazinedâr), alumçı (tahsildâr) tamgaçı (Tuğracı=mühürdâr), bitikçi (katip), yargan/yargucı (yargıç), emçi (otaçı=tabip)” gibi idarî, askerî unvan ve memuriyetlerdir. Hemen belirtelim ki, bu rütbe ve dereceler boş bir unvandan ibaret değildi; her biri belirli bir yetki ve sorumluluğu göstermekteydi.

    Fakat, bu unvan ve memuriyet sahiplerinin bir kısmının görev ve sorumluluklarını, daha da önemlisi devlet teşkilâtındaki yerlerini kaynaklar vasıtasıyla tespit etmek mümkün olmamaktadır. Öte yandan, bu unvan ve memuriyetlerin bir kısmı (Yabgu, Şad) hanedan üyelerine verilmekteydi. Hanedan üyelerine verilen unvan ve memuriyetler de irsiydi, yani babadan oğula geçmekteydi.
    -

    • Kut: Devleti yönetme hakkının tanrı tarafından verildiğine inanılan siyasi güç, ilahi bağış
    • Otağ: Çadır
    • Şad: Eski Türklerde ülke yönetiminde tecrübe kazanması için oymak ve boylara idareci olarak gönderilen, hükümdar soyundan gelen, kişilere verilen unvandır.
    • Yabgu: Ülkenin batı tarafını yöneten hükümdarın kardeşine verilen unvan.
    • Tanhu, Şanyü: Hükümdarlık unvanları.
    • Ayguci: Devlet yöneticisi, baş danışman, devlet danışmanı
    • Üge, Öge: Devlet danışmanı
    • Yuğruş: Devlet bakanı, Karahanlılarda vezir olup Divan-ı Saltanat’a başkanlık ederdi.
    • İlteber: Hükümdarlara verilen unvanlardan biri olup aynı zamanda devlet yöneticileri, idarecileri için de kullanılırdı.
    • Kölerkin: Oğuzlarda hükümdar vekiline verilen isimdir.
    • Apa: Sivil yönetici
    • Tarkan: Ordu komutanı
    • Buyruk: Devlet bakanı
    • Çor: Komutan
    • Ataman, Atabeg: hükümdar çocuklarını yetiştiren öğretmen, Osmanlılarda Lala ismi verilmiştir.
    • Tudun: Vergileri toplayan görevliye verilen isim.
    • Tutuk: Askeri vali.
    • Subaşı: Ordu komutanı
    • Alpagu: Subay
    • Sengün, Şengün: Komutan
    • Tilmaç: Tercüman
    • Ağıcı: Hazine işleriyle ilgilenen kişi.
    • Alumçı: Tahsildar
    • Tuğracı: Mühür çeken kişiye verilen isim. Mühürdar.
    • Bitikçi: Katip
    • Yargan, Yarguci: Yargıç
    • Emçi, Otacı: Tabip

    -
    NOT: Bu ilgili makale, Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Salim Koca’nın “Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilâtı” adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

     

Yorum Yazin


sitemap
site ekle