11. yüzyılda Türklerin siyasi egemenliği

Logo Background RSS

» 11. yüzyılda Türklerin siyasi egemenliği

  • Türklerin Siyasi Egemenliği (1000-1200)
    Yazar Tarih Temmuz 20th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    a. Türklerin Siyasal Egemenliği (1000 – 1200)

    1000’li yıllara gelindiğinde (13. ya da 14. yüzyıl) Avrasya steplerinde canlı bir yaşam hüküm sürmekteydi. Bu tarihte, kavim üstüne kavim, daha iyi otlaklar bulmak amacıyla batı yönünde hareketlendiler. Önce Hint-Avrupalılar, sonra Türkler ve en sonunda Moğollar batıya göç ettiler. 10. yüzyılda Türklerin Orta Asya’dan güney ve batıya doğru genişlemeleri sonucu, yerleşik tarımcılarla göçebeler arasındaki dengede bir kayma oldu.
    İran’dan başlayarak Ortadoğu’ya giden Türkler, Türk dilinin Aral gölü ile Hazar denizinin güneyine kadar yayılmasını sağladılar. Bu Türkler İslami dinini kabul edip, onun bazı davranış kalıplarını benimsemekle birlikte, İslam dünyasında benliklerini yitirmediler. Askeri yeteneklerinin gururuna dayalı bir üstünlük duygusu, Türklerin İslam toplumunda erimelerini engellemiş, dil ve savaşkan değerlerini korumuşlardır.
    İki unsur daha, Türklerin Ortadoğu’ya uyumlu bir biçimde sızmalarını ve ilerideki askeri ve siyasal başarılarını kolaylaştırmıştır. Bir kere, Ortadoğu’ya geldiklerinde bölgede Şii yöneticiler çoğunluktaydı ve Türkler hiç olmazsa manevi alanda bağımsızlıklarını vurgulamak için Sünniliği seçmişlerdir. Sünnilikse, halifelik döneminin görkemli günlerinin inanışıydı ve halkın büyük çoğunluğu tarafından benimsenmişti. Böylece, Türk yönetimini kabul ederek, hem dinde bir sapmanın ortadan kalmasını, hem de eskinin mutlu ve güçlü olunan günlerine dönülmesini beklemeye başladılar. Gerçekten de Türkler, İslamiyet’in ilk doğduğu günlerdeki saf dini coşku ile doluydular. Bölgede yeni bir hevesin uyanmasına yol açarak, İslam dünyasının dikkatini bir kere daha Hıristiyanlığa karşı “kutsal savaşa” doğru çevirmeyi bilmişlerdir.
    İkincisi, İslamiyet’te “gaziler” tarafından verilen “kutsal cihat” kavramıydı. İslamiyet’in sınırlarının ötesinde Hıristiyanlara karşı savaşa girişmek, savaşçı geleneğe sahip Türklere İslam dünyasında büyük bir prestij sağlamış ve batıda Hıristiyan, doğuda Hindistan’a karşı mücadelede sürekli destek bulmuşlardır.
    Bu coğrafi, dini ve kültürel koşullar, Türklerin kitle halinde İslam toplumuna girmelerini kolaylaştırmıştır. İslam yöneticilerinin ve askerlerinin çoğunu 11. yüzyıldan sonra Türkler sağlamış ve gerek Hıristiyanlığa, gerekse Hindistan’a doğru genişlemenin etkili kılıcı olmuşlardır. Ancak, bunlara rağmen, 11. ve 12 yüzyıllarda İslam dünyasında kurulan Türk devletleri kısa ömürlü olmuştur. En istikrarlısı sayılan Selçuklular, birliklerini ancak elli yıl kadar sürdürebilmişler (1037 – 1092) ve sonunda çeşitli beyliklere bölünmüşlerdir.
    (Devamini Oku)


sitemap