Logo Background RSS

» rüşvet tarihi

  • Tarih Makaleleri – Bizim Diyarımızda Rüşvetin Serencamı
    Yazar: | Tarih: 6 Nisan 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Rüşvetçiliğin Tarihçesi

    Rüşvetçilik, ezeli bir hastalıktır. Tarihin hiçbir dönemi yoktur ki, bu habis nesneye rastlanmasın. İslam toplumunda da, rüşvet, kesinlikle yasaklanmasına rağmen, varlığını hep sürdürmüştür.
    Rüşvetçilik, ezeli bir hastalıktır. Tarihin hiçbir dönemi yoktur ki, bu habis nesneye rastlanmasın. İslam toplumunda da, rüşvet, kesinlikle yasaklanmasına rağmen, varlığını hep sürdürmüştür.

    Peçevi tarihine göre, İslam tarihindeki ilk rüşvet olayı, ünlü komutan Halid Bin Velid’in Hz.Osman’ın huzuruna girebilmek için bevvaba (kapıcıya) 2 altın vermesi hadisesidir. Hz. Ali ile Muaviye arasındaki çekişmede, Muaviye’nin birçok kişiyi yanına çekebilmek için rüşvete başvurduğu, aynı anlayışın oğlu Yezid tarafından da devam ettirildiği iddia edilmektedir. Emeviler döneminde, vâlilik gibi önemli memuriyetlerin satıldığı; Abbasiler döneminde, Sasaniler’le temas sonucu, onların bozuk bürokrasisine hakim olan rüşvetçiliğin
    Abbasiler’i de etkilediği bilinmektedir. Selçuklular döneminde, rüşvetin hediye maskesi altında saraya ciddi şekilde bulaştığı, Osmanlılar’ın da bu mirası devraldığı tarihi bir gerçektir. Çandarlı Halil Paşa’nın ilk orduyu kurarken işe rüşvet bulaştırdığı rivayet olunur.

    Halbuki rüşvet ile hediye arasında çok ciddi bir fark vardır. İslam hukukunda hediye, herhangi bir menfaat beklenmeksizin, hediye alanla, hediye veren arasında ruhî bir yakınlaşma doğmasına sebep olan, kanunsuz bir işin yapılmasına vesile olmayan şeylerdir. Kaldı ki,
    İslam’da hediyeye karşılık vermek vaciptir. Rüşvet ise, kanuna aykırı bir iş yaptırmak için yetkili birine sağlanan maddi menfaatlerdir. Rüşvet, bazen kanunî işlerde de sözkonusu olabilir. Bir yetkilinin normal görevi olan bir işi zora koşup ancak temin ettiği bir maddi menfaat karşılığında çözmesi de rüşvet meselesini gündeme getirir.

    Bir şeyin adının ne olduğu önemli değil; onun özü, içeriği önemlidir. Hukukta “tebeddül-i esma ile hakaik tebeddül etmez” diye bir kural vardır. Yani, isimlerin değişmesiyle gerçekler değişmez. Fakir bir vatandaşa zengin anlamına gelen “Gâni” adını takmakla onu zenginleştiremezsiniz. Aptal birine Zeki, çirkin bir kıza Cemile (güzel) adı takmakla onları değiştiremeyiz. Mutsuz, talihsiz insanlara “Mesut” , “Bahtiyar” gibi isimler vererek onları mesut ve bahtiyar kılmak mümkün değildir. Aynen öyle de rüşvete ister “hediye” ister “behiyye” ister “armağan” ister “yadigâr” ister “hörmet” ister “bahşiş” ister “bağış” ister “eşantiyon”ister
    “çorba parası” veya “çay puli” ne derseniz deyin işin özünü değiştiremezsiniz. Burada önemli olan verilen veya alınan şeye ne isim verildiği değil; verilen veya alınanın ne amaçla alındığı veya verildiğidir.

    (Devamını Oku)

sitemap
site ekle