Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Feodalizm

  • b. Feodalizm

    Avrupa’nın askeri bakımdan gelişmesi de bir bakıma ağır saban ve hayvan gücünün sağladığı tarım ürünleri fazlasına dayanır. Çünkü şimdi göreli olarak zenginleşen köylülerden alınan vergi ve kirayla güçlü bir profesyonel ordu kurulabilmiştir. Bunun en tipik örneği zırhlı süvari, yani “şövalye”dir. Daha önce Roma ve Bizans, step akıncılarına karşı benzer askeri güçler oluşturmuşlardı ama şövalyeliğin ortaya çıkışı, Latin Hıristiyanlığı’nın durumunu komşularına karşı temelinden değiştirdi. Güçlü bir köylü sınıfına sırtını dayanan şövalyelere karşı step insanı eski üstünlüğünü yitirdi. Böylece, bundan önceki dönemin ana teması olan, Avrupa’yı birbirine katan step istilaları, bu yeni askeri güç sayesinde çok azaldı. Avrupa, temel ekonomik ve siyasal kurumlarını kuracak enerji ve zamanı kazanmış oldu.
    bu içerik http://www.tarih.gen.tr ye aittir. Başka sitede okuyorsanız çalıntı içeriktir.
                Şövalyeliğin ortaya çıkmasının bir başka nedeni, üzenginin bulunmuş olmasıdır. Bu küçük ve ilk bakışta önemsiz gibi görünen aygıt, tüm savaş tarihini değiştirmiştir. Çünkü, atın üzerinde şimdi çok daha rahat ve dengeli bir biçimde oturan süvari, ellerini savaşmak için daha etkili kullanmaya başlamıştır. Bu noktadan sonra süvari, savaş alanlarının en müthiş gücü olacaktır. Böylece, şövalye, dönemin Avrupa’sına damgasını vuran saygın ve etkili bir kişi haline gelmiş ve şövalyelik de dönemin en belirgin toplumsal ve siyasal kurumu olan feodalizmin temelini oluşturmuştur.

                Tarımın gelişmesi için gerekli olan barış ve güvenlik, etkili merkezi otoritelerin henüz kurulamamış bulunduğu Avrupa’da, kısaca “feodalizm” denen kurumların gelişip güçlenmesiyle sağlandı. Akdeniz uygarlıklarında bulunan despotik ve güçlü merkezi devletler tarafından gerçekleştirildiği daha önce belirtilmişti. Feodalizmin özü, örgütlenmiş devletin bulunmadığı yerel düzeyde, bir çeşit hükümet görevini yürütmesiydi. 500 – 1000 km²lik bir toprak parçası üzerinde en önemli ve güçlü kişi, daha az toprağa sahip olanların koruyuculuğunu üstlenmiş ve onlar da bu kişiye bağlılık sözü vermişlerdir. Böylece, feodal “lord”, “vassal” ve toprağa bağlı (serf) köylüleriyle, feodalizm ortaya çıkmıştır.

                Feodalizm, “lord” ile “vassal” arasında karşılıklı hak ve görevler ilişkisine dayanır. Her ikisinin birbirine karşı önceden belirlenmiş hak ve görevleri vardır. Lord, vassalı koruyacak,  adaleti, toprağını işleme ve ürününü toplamasını sağlayacak, vassallar arasında çıkabilecek toprak anlaşmazlıklarını çözecekti. Bir vassal genç yaşta ölecek olursa, çocukları ve eşine lord bakacak ve ileride mirasın hak sahibini bulmasını sağlayacaktı. Vassal ise, yılda daha önce belirlenmiş süre içinde savaşkan olarak lorda hizmet edecekti. Vassal vergi de verecekti ama bu vergi ancak üç durumda alınabilirdi.

    (i) Lordun çocuklarının evlenmesi

    (ii) Savaşta tutsak düştüğü zaman fidyesinin ödenmesi ve

    (iii) vassalın toprak mirası elde etmesi.

                Ana hatları bu olan feodal sistem, Avrupa’da hızla yayıldı ve gelecek yüzyılların güçlü merkezi devletlerin de çıkış noktası oldu. 987 yılında Fransa’daki lordlar aralarında bir kral seçerek, onun vassalları oldular. Bunu izleyen 200 yıl içinde Fransa kralları fazla yetkiye sahip olamadılar ama kurulan bu krallığın ardılları Büyük Fransız Devrimi’ne kadar tam sekiz yüzyıl hem de yetkileri artarak iktidarda kaldılar. Almanya’da vasallar 911 yılında bir kral seçtiler ve bu kral 962 yılında imparator olarak taç giydi. Böylece, ortaya Avrupa’nın güçlü devleti Kutsal Roma İmparatorluğu çıktı. İngiltere’de ise kral seçimle gelmedi. Ada, 1066 yılında Normandiya Dükü William tarafından fethedildi. Normanlar İngiltere’de merkezi ve etkili bir feodalizm kurdular. Sonuç olarak, İngiltere’de başlangıçtan beri kral önemli yetkilere sahip oldu ve Ada’da Kıta’dakinden daha çok güvenlik ve toplumsal barış sağlandı. Böylece, güçlü bir monarşi sayesinde, özerlik İngiliz kurumları çok seyrek bozulan bir düzen içinde gelişme olanağına kavuştular. İngiliz anayasal kurumlarının, Avrupa’da, pek görülmeyen evrimsel gelişme çizgisi, Ada’nın bu özelliğinden kaynaklanır.

                Feodalizmin bizim açımızdan en önemli özelliği, lord ile vassal arasındaki “karşılıklılık esası”dır. Feodalizmde hiç kimse tam anlamıyla hükümran değildi. Kral ile halk ve lord ile vassal bir cins “mukavele” ile birbirine bağlıydılar. Bu mukaveleye aykırı hareket edilirse, karşılıklı hak ve görevler sona ermekteydi. Bu durum, sık sık karışıklıklara, siyasal istikrarsızlıklara ve hatta savaşlara yol açmışsa da, gelecek çağların “anayasal hükümet” anlayışı, işte feodalizmin bu mukaveleye dayanan niteliğinden doğacaktır.

                “Feodalizm” sözcüğü, Batı ve Kuzey Avrupa dışındaki yerlerde ortaya çıkan benzer kurumlar için kullanılırsa, bu pek doğru olmaz. Eski Çin’deki toprak rejiminin, köylünün korunma karşılığında “lord”un toprakları üzerinde çalışmasına dayandığı doğrudur. Ama zamanla soylu “lord”ların yerini bir tip hükümet memurları almış ve Avrupa feodalizmindeki “mukavele” ilişkisi Asya rejimlerinde gerçekleşememiştir. Asya’nın öteki uygarlıklarında da durum hemen hemen aynıdır. İşte, Batı ve Doğu “feodalizm”leri arasındaki asıl fark burada ortaya çıkıyor. Konuyu biraz daha açmak gerekirse; Avrupa’daki toprak sahibi olan lord, Doğu’daki toprak sahibinin aksine, hemen önemli bir kişi haline gelip kralla karşılıklı hak ve görevlere sahip olurken, Doğu’daki karşıtı her an yerinden atılabilecek bir cins “devlet memuru”nun ötesinde toplumsal ve siyasal bir statüye erişememiştir.

                Feodal Avrupa, belki “feodal” Doğu’dan ve özellikle dönemin Çin ve Hindistan’ından daha yoksuldu, daha az yaratıcıydı ve büyük ordulara sahip değildi. Ne var ki, artık sistemin tümü göçebelikten kurtulmuştu. Şimdi Avrupa, çeşitli hakları bulunan, sorumluluk ve dolaysıyla yetki sahibi olan yani kendi kendinin efendisi soyluların, din adamlarının, tüccarların ve köylülerin oluşturdukları yerleşik topluluklar Avrupa’sıydı.

                Kısaca, Avrupa’nın büyük toprak sahipleri, merkezi otoriteye karşı birer direnme odağı haline gelirken, Rusya da dâhil Doğu’da merkezi otorite, bunlara kendine bağlı birer hükümet uzantısı gözüyle bakmayı sürdürmüş ve böyle de davranmıştır. Bu kısmi özgürlük ve kendi kendine yönetim, Avrupa’ya dünya üstünlüğünü sağlayacak olan Rönesans’ın doğmasında da etkili olmuştur.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle