Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Osmanlı Tarihi > Osmanlı Hanedanlığı

Osmanlı Hanedanlığı Osmanlı Padişahları, Anneleri, Çocuk ve Eşleri..

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04 Ağustos 2013, 01:48   #1
Founder
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Nisan 2010
Bulunduğu yer: Olympus
Konular: 920
Mesajlar: 1.410
Aldığı Beğeni: 3
Beğendikleri: 12
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart Kanuni Sultan Süleyman Dönemi

Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman)


Saltanatı: 30 Eylül 1520- 6 Eylül 1566
Padişahlık Sırası: 10
Doğum Tarihi: 6 Kasım 1494 (Trabzon)
Ölüm Tarihi: 6 Eylül 1566 (71 yaşında) (Zigetvar)
Kendisinden Önce Gelen Padişah: I. Selim
Kendisinden Sonra Gelen Padişah: II. Selim
Babası: I. Selim
Annesi: Ayşe Hafsa Sultan



Tuğrası


İÇİNDEKİLER

Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman)
Kanuni Sultan Süleyman'ın İlk Yılları
A. Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İç İsyanlar
1- Canberdi Gazali İsyanı
a- İsyan
b- Canberdi Gazali İsyanı Sonrası
2- Kalender Çelebi İsyanı
a- Kalender Çelebi İsyanı'nın Başlangıcı
b- Kalender Çelebi İsyanı'nın Bastırılması
c- Kalender Çelebi İsyanı'nın Sonuçları
3- Baba Zünnun İsyanı
4- Ahmed Paşa İsyanı
B. Kanuni Dönemi Osmanlı-Macar İlişkileri
1- Belgrad Seferi ve Fethi (1521)
a- Belgrad'ın Kuşatılması
b- Belgrad Fethinin Sonrası
2- Mohaç Meydan Muharebesi (1526)
a- Mohaç Savaşı'nın Sebepleri
b- Mohaç Savaşı'nın Hazırlıkları
c- Mohaç Meydan Savaşı
C. Kanuni Dönemi Osmanlı-Avusturya İlişkileri
1- I. Viyana Kuşatması
a- I. Viyana Kuşatması'nın Nedenleri
b- Kuşatma
2- Alman Seferi (1532-1533)
a- Alman Seferi'nin Sebepleri
b- Macar Topraklarında Savaş
c- Avusturya Topraklarında Savaş
d- Seferin Sonu
3- İstanbul Antlaşması (1533)
4- Budin Seferi (İsabur Seferi) (1541)
5- Erdel Seferi (1551-1552)
6- Zigetvar Seferi (1566)
D. Osmanlı-Fransız İlişkileri
1- I. François ve Süleyman'ın ittifakı
E. Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Osmanlı'nın Doğu İlişkileri ve Siyaseti
1- I. Irakeyn Seferi (1533-1536)
a- Sefer Yolculuğu
b- Takip ve Dönüş
c- Kazanımlar ve Sefer Adının Anlamı
2- Osmanlı-Safevî Savaşı (1548–1549) (II. Irakeyn Seferi)
a- Seferin Sonuçları
3- Osmanlı-İran Savaşı (Nahcıvan Seferi) (1553-1554) (III. Irakeyn Seferi)
a- Savaş Öncesi Durum
b- Savaşın Başlangıcı
c- Osmanlı Devleti'nin Durumu ve Hazırlıkları
d- I. Süleyman'ın Sefere Komuta Etmeye Karar Vermesi
e- Doğuya Yürüyüş
f- İran Tarafı
g- Osmanlı Ordusunun Sınırı Geçmesi ve Fetihler
h- Barış Müzakereleri
j- Amasya Antlaşması (1 Haziran 1555)
F. Deniz Seferleri
1- Rodos'un Fethi (1522)
2- Cezayir'in Osmanlı Topraklarına Katılması (1533)
3- Preveze Deniz Savaşı (1538)
a- Preveze Deniz Savaşı Öncesi
b- Preveze Deniz Savaşı'nda Kuvvetler
c- Preveze Deniz Savaşı'nda Konuşlanma
d- Preveze Deniz Muharebesi
4- Nice Kuşatması (1543)
a- Nice Kuşatması’nda Arka Plân ve Kuvvetler
b- Kuşatma
c- Catherine Ségurane
d- Kuşatma Sonrası
5- Trablusgarp'ın Fethi (1551)
a- Arka Plân ve Kuvvetler
b- Kuşatma
c- Kuşatma Sonrası
6- Cerbe Deniz Savaşı (1559)
a- Savaş Öncesi İki Tarafın Durumu
b- Savaş
c- Savaş Sonrası
7- Malta Seferi ve Kuşatması (18 Mayıs-11 Eylül 1565)
a- Kuşatma Öncesi
b- Kuşatma
c- Kuşatma sonrası
8- Hint Deniz Seferleri
a- Hint Deniz Seferlerinin Arka Plânı
b- Hadım Süleyman Paşa Yönetimindeki 1. Sefer
c- Piri Reis yönetimindeki 2. sefer
d- Koca Murat Reis yönetiminde 3. sefer
e- Seydi Ali Reis yönetiminde 4. sefer
f- Seferler Sonrası
G. Kanuni Dönemi Kültür ve Sanat Alanındaki Gelişmeler
1- Mimari Gelişmeler
2- Sanatsal Gelişmeler
3- Eğitim
H. Kanuni Sultan Süleyman'ın Özel Hayatı
1- Kanuni Sultan Süleyman'ın Eşleri
2- Kanuni Sultan Süleyman'ın Çocukları
3- Kanuni Sultan Süleyman'ın Edebi Kimliği
4- Popüler Kültüre Etkisi
I. KRONOLOJİ
J. KAYNAKÇA


Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman)

I. Süleyman 6 Kasım 1494 yılında Trabzon'da doğdu. 7 Eylül 1566, Zigetvar'da vefat etti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı, 75. İslam halifesi ve Osmanlı Devleti'nin ikinci halifesidir.
I. Süleyman, Batıda Muhteşem Süleyman bilinmektedir. Doğuda ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve toplamda 13 kere sefere çıkan Süleyman saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir. Süleyman böylece devletin hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan hem de en uzun süre sefer yapan padişahı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in vefatının ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Orta Doğu'nun büyük kısmını ele geçirdi. Afrika'da imparatorluğun sınırları Cezayir'e kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hâkimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı. Zigetvar Muharebesi'nin sonlanmasından yaklaşık bir gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti.

Kanuni Sultan Süleyman'ın İlk Yılları

I. Süleyman, 6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu. Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan, 1512 yılında ise padişah olarak tahta geçen I. Selim, annesi ise Valide Sultan Ayşe Hafsa Sultan idi. Yedi yaşında bilim, tarih, edebiyat, din ve askeri eğitim almak için İstanbul'da yer alan Topkapı Sarayı'ndaki Enderun'a gönderildi.

1508 ile 1512 yılları arasında Şebinkarahisar, Bolu ve Kefe'de sancakbeyi olarak görev yaptı. Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından önce İstanbul ve Edirne'de oturdu. 1513 yılında Saruhan sancakbeyliğine atandı. Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu. Yaklaşık yedi yıllık Manisa sancakbeyliğinin ardından, Eylül 1520'de babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a geldi ve 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı "Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoştu. Derisi solgunluğa meyilliydi. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor." şeklinde tanımlamıştır.

A. Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İç İsyanlar

1. Canberdi Gazali İsyanı
2. Kalender Çelebi İsyanı
3. Baba Zünnun İsyanı
4. Ahmed Paşa İsyanı

1- Canberdi Gazali İsyanı

Canberdi Gazali İsyanı, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı Şam Eyaleti'nin Beylerbeyi Canberdi Gazali tarafından 1521 yılında çıkarılan isyan.

Osmanlı padişahı I. Selim döneminde Şam beylerbeyi olan Canberdi Gazali, padişahın vefatının ardından çıkardığı isyanla Halep'e saldırdı. Bunun üzerine padişah I. Süleyman, Ferhad Paşa komutasındaki birlikleri isyanı bastırması için görevlendirdi. Ferhad Paşa bölgeye hareket edene kadar ise Zülkadriye Eyaleti'ndeki birliklerin Halep'e kaydırılmasını buyurdu. Halep'teki birlikler ile Canberdi Gazali'nin kuvvetleri çatışma halindeyken takviye kuvvetlerin şehre geldiğini öğrenen Gazali, Şam'a çekildi. Gazali'nin kuvvetleriyle merkeze bağlı birlikler arasında, Şam yakınlarındaki Mastaba adlı bölgede, 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan çarpışmalarda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.

I. Selim döneminde Halep'te, Hayır Bey adında bir beylerbeyi bulunmaktaydı. I. Selim ile iyi ilişkiler içinde olan Hayır Bey, I. Selim'in Halep'i alması sırasında bu iyi ilişkiler sebebiyle herhangi bir zarar görmedi. Osmanlı ordusu Şam'a doğru ilerlerken Hayır Bey, ordunun güzergâhında kılavuzluk yaptı. Bu sıralarda Şam Eyaleti'nin başında ise Canberdi Gazali vardı. Osmanlı ordusunun Şam'a ilerlediğini öğrenen Gazali, şehri terk ederek çöle kaçtı. Kısa bir süre sonra yakalanan Gazali, Hayır Bey'in affını istemesi üzerine Sultan Selim tarafından affedildi. Yapılan fetihlerle birlikte imparatorluğun sınırlarının genişlemesinin ardından kurulan Mısır Eyaleti'nin beylerbeyliğine Hayır Bey; Şam Eyaleti'nin beylerbeyliğine ise şubat 1518'de Canberdi Gazali getirildi.

a- İsyan

Eylül 1520'de I. Selim vefat etti ve yerine I. Süleyman geçti. Sultan Süleyman'ın tahta geçtiğini bildiren bir mektup alan Canberdi Gazali, Süleyman'ın hükümdarlığını tanımadı. Şam taraflarında adına hutbe okutmaya, para bastırmaya ve Osmanlı karşıtı birtakım insanları etrafında toplamaya başladı. Melik Eşref ("en soylu kral") unvanıyla hükümdarlığını ilan ederken, kendisiyle birlikte hareket etmesi için Safevî Devleti hükümdarı Şah İsmail ve Hayır Bey'e mektup göndererek yardımlarını istese de karşılık bulamadı. Öte yandan Hayır Bey, İstanbul'a gönderdiği gemilerle durumu padişaha bildirirken, beraberinde Gazali'nin kendisine gönderdiği mektupları da yolladı. Gazali, Memlük Sultanlığı'nı yeniden kurmak amacıyla Arap, Çerkez, Kürt ve Türklerden oluşan yaklaşık on beş bin piyade ve atlı ile altı yüz tüfekçi ve birkaç toptan meydana gelen kendi güçlerini oluşturdu. Bu güçlerle birlikte Canberdi Gazali; çevre şehirlerde haraç toplamaya, birtakım karışıklıklar çıkarmaya ve devletin kanunlarına aykırı davranmaya başladı. İsyancılar kısa bir süre sonra, Halep Beylerbeyi Karaca Ahmed Paşa komutasındaki askerlerin koruduğu Halep'i kuşattı. Ancak Halep'te şiddetli bir direnişle karşılaştı. Bu arada Hayır Bey, duruma kendi kuvvetleriyle müdahale etmek konusunda İstanbul'a öneride bulunsa da, buna gerek olmadığı ve Anadolu'dan sevk edilecek kuvvetlerle isyana müdahale edileceği yanıtını aldı.

Yaşananları duyan padişah, devlet adamlarının katıldığı ve kendisinin başkanlık ettiği bir kurultay kurdu. Bu kurultayda; isyanın bastırılması için üçüncü vezir Ferhad Paşa'nın görevlendirilmesi, sarayın emrindeki (kapıkulu) dörtbin yeniçeri ve Anadolu'daki Karaman ve Sivas tımarlı sipahilerini de içeren bir kısım askerlerin Suriye'ye gönderilmesi, bu kuvvetlerin Suriye'ye ulaşana kadar Zülkadriye Eyaleti'ndeki askerlerin bölgeye hareket ettirilmesi ve Macaristan ile İran sınırlarından asker çekilmemesi kararlaştırıldı. Ferhad Paşa sarayın emrindeki askerleri hazırlamak ve kontrol etmekle uğraşırken; padişah da Anadolu, Karaman ve Sivas beylerbeylerine, kuvvetlerini Suriye'ye göndermeleri ve Ferhad Paşa'nın emrinde hareket etmeleri yönünde buyruk gönderdi. Zülkadriye Beylerbeyi Şehsüvaroğlu Ali Bey'e ise Ferhad Paşa komutasındaki askerler bölgeye hareket edene kadar, vilayetteki askerlerle Halep'in savunmasına yardım etmesi emredildi. Halep'teki çatışmalar devam ederken Zülkadiriye'deki kuvvetlerin bölgeye hareket ettiğini öğrenen Canberdi Gazali, kuşatmadan vazgeçerek 1 Şubat 1521 günü Şam'a çekildi. Halep'ten ayrılmasının ardından kalenin içinde bulunan askerler de dışarı çıktı ve kaçan Canberdi Gazali ve kuvvetlerinin peşinden gitti. Şehsüvaroğlu Ali Bey'in yönetimindeki kuvvetlerle birleşen bu askerler, düşmanı Hama ve Humus'a kadar kovaladılar. Birçok adamı öldürülen Canberdi Gazali Şam'a yönelirken, Ferhad Paşa yönetimindeki askerler dahil isyanla ilgilenmesi için görevlendirilen tüm birlikler Halep'te toplandı.

Şam'da tekrardan adam toplayan Canberdi Gazali'nin üzerine Şehsüvaroğlu Ali Bey ile Karaca Ahmed Paşa'nın kuvvetleri iki kol halinde saldırdı. 27 Ocak 1521'de, Şam yakınlarındaki Mastaba denen bölgede yapılan çarpışmalar sonucunda Canberdi Gazali'nin kuvvetlerinin yenilmesiyle isyan bastırıldı. Gazali, kendi adamlarından biri tarafından öldürüldü. 1522 yılında İstanbul'a dönen Ferhad Paşa, Gazali'nin başını da yanında götürdü.

b- Canberdi Gazali İsyanı Sonrası

İsyanın bastırılmasında yeterince destek vermeyen Şehsüvaroğlu Ali Bey ile birlikte dört oğlu idam edildi. Bir müddet sonra Ayas Mehmed Paşa, yeni Şam Beylerbeyi olarak atandı. Kudüs, Gazze ve Safed sancakları oluşturuldu ve her birine birer sancakbeyi atandı.

2- Kalender Çelebi İsyanı

Kalender Çelebi İsyanı ya da Kalender Şah İsyanı, 1527'de Kalender Çelebi adında birinin isyanı ile başlayan ayaklanmadır. Kalender Çelebi İsyanı 1527 yılında Osmanlı Devleti'ne karşı Anadolu'da çıkan dînî içerikli büyük bir isyandır. İsyan'ın lideri Hacı Bektaş-ı Veli'nin soyundan geldiğine inanılan, Bektaşî tarikâtının postnişinliğini yapan Kalender Çelebi'dir.

a- Kalender Çelebi İsyanı'nın Başlangıcı

Şah unvanı bulunan Kalender Çelebi Maraş ve civar bölgesinin Alevî kanaat önderidir. Vergi sisteminde yapılan haksızlıklar, Türkmen hareketlerine destek sağlama gibi nedenlerle kendini destekleyen Alevi Türkmen kitleleriyle birlikte Maraş'ta ayaklandı. İlk önce Diyarbekir Beyi Hüsrev Paşa komutasındaki birliklere Pasinli Ovasında yenildi. Ancak kendisini destekleyen Türkmen kitlelerinin artmasıyla ve güçlenen kuvvetleriyle birlikte yeniden Hüsrev Paşa'nın üzerine yürümüş ve paşayı Adıyaman yakınlarında Kuruçayır'da yenilgiye uğratmış böylece intikamını almıştır. Hareket daha sonraki dönemlerde Osmanlı ile arası açık olan Sünni Dulkadirli beylerinin de katılımıyla güneydoğuya yayılmıştır. İleriki dönemler de tımarları elinden alınmış sipahilerin ve onlara bağlı askerlerin de katılımıyla Orta Anadolu'ya yayılmıştır. Kısa zamanda büyük bir ayaklanmaya dönüşmüştür.İsyanın vurucu gücü haline gelen tecrübeli sipahiler Kalender'e bağlılıklarını bildirmiş, isyanın yayılmasında önemli rol oynamışlardır.

b- Kalender Çelebi İsyanı'nın Bastırılması

İsyanı bastırma görevi Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa'ya verilmiştir. Behram Paşa'da Saruhan, Karaman, Bursa, Alaiye, Halep beylerininde katılımıyla ordusuyla Kalender'in üzerine yürümüş önce Adana taraflarında yapılan savaşta Halep beyi isyancılara yenilmiştir. Sonra Behram Paşa Tokat a yürümüş bu seferde Tokat yakınlarında Cincife de Kalender'in kuvvetlerine yenilmiştir. Cincife 'de yapılan savaşta Saruhan, Bursa ve Karaman beyleri ile çok sayıda devlet adamı şehit olmuş ayrıca Osmanlı kuvvetleri 10.000 e yakın kayıp vermiştir.

Cincife yenilgisi Kalender in gücünü iyice arttırmış, kendisi hakkında mehdi olduğu iddiası yayılmıştır. Bu sırada Kalender bazı Dulkadir beylerini de yanına alarak Kayseri'ye hareket etmiştir. Behram Paşayı Sarız da beklemiş, Sarız da yapılan savaşta Osmanlı ordusu gene yenilmiş burada ise 9.000 dolayında kayıp verilmiştir.

İsyanın büyümesi ve büyük zararlara yol açması Kanuni yi harekete geçirmiştir. İsyanı bastırma görevi Vezriazam Pargalı İbrahim Paşa’ya verilmiştir.

İbrahim Paşa 5.000 dolayında askeriyle yola çıkmış 12 gün sonra Maraş a ulaşmıştır. İlk başlarda yenilgilerden yorgun ve bozuk çıkmış Osmanlı askerleriyle kendi askerlerini temas ettirmemiştir. Burdaki esas amacı Kalender in Bektaşi tarikat lideri olduğunu Bektaşi tarikatı tarafından yetişen Yeniçerilerin öğrenmemesini ve kendi askerlerinin de Kalender den korkmasını engellemek istememesidir.

İbrahim Paşa daha fazla müslüman kanı dökülmemesi ve isyanı bastırmak için uygun ortamı hazırlamak için isyana destek veren Dulkadir aşiretleri ve sipahileri isyandan desteklerini çektirmeleri için görüşmeye çağırmıştır. Buna bağlı olarak topraklarından sürgün edilen Türkmen aşiretler yurtlarına geri dönecek, vergi borçları affolucak,kellesi vurulan Şehsuvaroğlu Ali Bey ve oğullarının özrü olarak bölgenin yönetiminin yeniden Dulkadirli beylerine verilecekti. Sipahiler e ise tımarları ve dirlikleri geri verilecek, askere geri dönmelerine izin verilecek, önceki hataları affolucaktı. İbrahim Paşa nın bu hamlesi ve teklifleri çok işe yaradı. Sipahiler ve Türkmen aşiretleri teker teker desteklerini çekmeye başladılar. Tokat,Amasya,Sivas bölgesi ile bağlantısı kesilen kuvvetler zayıfladılar. Maraş dışındaki bölgelerde asayiş sağlanınca Kalender in üstüne yüründü. İbrahim Paşa komutasındaki birlikler önce Elbistan a yürüdü. Bu sırada Kalender in yanında kendisine inananlar ve müritleri kalmıştı. Birde tüm tekliflere, rüşvetlere rağmen Kalender in daima yanında duran ve isyandan desteğini çekmeyen Dulkadirli bey Veli Dündar. Kalender daha sonra kuvvetleriyle birlikte Nurhak dağlarına çekildi. İbrahim Paşa nın ani baskını sonucu Elbistana hareket eden Kalender'in önü İbrahim Paşa tarafından kesilmiştir. Elbistan da yapılan savaşta asiler tümüyle(müritler, isyancılar ve diğerleri) öldürülmüştür. Savaşta yaralananlar dâhil sağ kurtulanlar savaş meydanında öldürülmüştür. Kalender Şah ve kendisini destekleyen Veli Dündar'ın kelleleri İstanbul a getirilmiştir.

c- Kalender Çelebi İsyanı'nın Sonuçları

Kalender Şah Çelebi İsyanı Anadolu da Alevilik-Bektaşilik üzerine kurulu çıkan son büyük isyandır. Bu isyandan sonra birdaha büyük bir ayaklanma çıkmayacak, çıkan bazı büyük Celali İsyanları(Kalenderoğlu, Karayazıcı isyanları gibi) da Alevi nitelikli olsa da temeli Dini amaçlara dayanmayacaktı.

Kalender Şah’ın öldürülmesi üzerine Bektaşi tarikatının Anadolu da ki faliyetlerine son verilmiş ve tarikattaki çok sayıda dedebaba öldürülmüştür. Bu ayaklanmayla birlikte Hacı Bektaş postu 35 yıl postinişinsiz kalmış, 1551 yılında Dedebaba ünvanıyla Sersem Ali Dedebaba Hacı Bektaş postuna oturmuştur. Bu tarihten sonra Dedebabalar Hacı Bektaş postunun sahipleri olmuştur. Bektaşilik; Babagan ve Dedegan koluyla ikiye ayrılıp yıllarca karşılıklı olarak hak iddiasında bulunmuşlardır.

Bu isyanın etkileri devam ederken Sivasta Pir Sultan Abdal çeşitli nedenlerden ötürü 72 müridiyle birlikte başkaldırmıştı. Bu olayda Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından basıtırılmış, halk ozanı Pir Sultan asılmıştır.

Anadolu da Sünni-Alevi Türkmen ittifakı yaşanmıştır. Fakat bu ittifak erken bozulmuştur. Bu bölgede Şafii Kürt beyleri büyük güç kazanmıştır. Şeyhülislam Ebu Suud Efendi'nin Kızılbaş katli vaciptir fetvası çıkmıştır. Bölgede Türkmen yönetimi uygulanmamış, Dulkadirli Türkmenler kandırılmıştır.

Dağınık sipahiler orduya geri alınınca orduda düzen bozulmuş, Tımar sistemi büyük oranda yıpranmış ve ileriki dönemlerde de sorun arz etmeye devam etmiştir.

3- Baba Zünnun İsyanı

Baba Zünnun İsyanı, Baba Zünnun adında bir Alevi, 1526 yılının Ağustos ayında, Bozok sancakbeyi Mustafa Bey'in konağını basarak kuvvetleri ile isyan etti. Bu olay sonrasında isyanı bastırması için yollanan kuvvetlerle Kayseri'de karşılaşarak yendi. Hürrem Paşa, Kayseri sancakbeyi Berham Bey, İçel sancakbeyi Ali Bey bu çatışmada öldüler.

Baba Zünnun, 26 Eylül 1526'da, isyanı bastırması için gönderilen Adana Beyi Piri Mehmet Paşa'nın oğlu Pirizade Mehmet Bey komutasındaki birliklere yenilerek öldürüldü. Bu isyan Kalender Şah İsyanı'na ortam hazırladı.

4- Ahmed Paşa İsyanı

Ocak 1523'te İstanbul'a dönüşünün ardından Süleyman, saltanatının ilk üç yılında görev yapan Sadrazam Pirî Mehmed Paşa'yı emekliye ayırdı. 27 Haziran 1523 günü ise hasodabaşısı İbrahim Ağa'yı sadrazam olarak atadı. Sadrazamlığa ek olarak kendisine Rumeli Beylerbeyliği'nin yönetimini de verdi. Sadrazamlık yetkisinin kendisine verilmesini bekleyen ikinci vezir Ahmed Paşa, vali olarak atandığı Mısır'da 1524 yılında isyan çıkararak bağımsızlığını ilan etti. Ahmed Paşa'nın öldürülmesiyle isyan bastırıldı ve Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır'ı düzene sokmakla görevlendirildi.

B. Kanuni Dönemi Osmanlı-Macar İlişkileri

1- Belgrad Seferi ve Fethi (1521)

Belgrad'ın Fethi, Macaristan Krallığı'nın elinde bulunan Belgrad'ın (o dönemdeki adı Nándorfehérvár) Temmuz 1521'de, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kuşatılmasıyla başlayan ve 29 Ağustos 1521'de fethiyle sona eren süreç.

1520 Eylülünde I. Süleyman'ın Osmanlı Padişahı olmasının ardından Macaristan Kralı II. Lajos'a gönderdiği elçinin hakaret görmesi veya katledilmesi ve Macar kuvvetlerinin Knin'i ele geçirmesi üzerine Süleyman, Belgrad üzerine sefer düzenlemeye karar verdi. 18 Mayıs 1521 tarihinde Belgrad üzerine sefere çıkan Süleyman'ın önderliğindeki Osmanlı Ordusu, bir ay kadar süren kuşatma sonrasında aldığı Belgrad'ın yanında Böğürdelen, Zemun ve Salankamen şehirlerini Osmanlı topraklarına kattı.

Macaristan Krallığı'nın elindeki Belgrad, 1456 Temmuzunda Osmanlı Padişahı II. Mehmed tarafından kuşatılmış; ancak kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştı. İki devlet arasında bu kuşatmanın ardından büyük bir çatışma yaşanmadı. Padişah I. Selim'in Mısır seferi sırasında Macaristan Kralı yönetimindeki ordu, İzvornik üzerine yürüyerek, Sancak Beyi Mustafa Bey'i öldürdü. Ancak I. Selim, bu olaya karşı herhangi bir şey yapamadan, eylül 1520'de vefat etti.
I. Selim'in ardından Osmanlı Padişahı olan I. Süleyman, tahta geçtiğini haber vermek üzere Macaristan Kralı II. Lajos'a gönderdiği Behram Çavuş'un hakaret görmesi veya katledilmesi ve Macar kuvvetlerinin Bosna Sancağı'na bağlı Knin'i ele geçirmesi üzerine Belgrad üzerine sefer düzenlemeye karar verdi.

a- Belgrad'ın Kuşatılması

Macaristan'a karşı yapılacak seferde, Karadeniz'in Tuna nehrine kadar olan kısmının fethi için Danişmend Reis görevlendirilirken; Mihaloğlu Mehmed Bey, Turahanlı ve Bosna Beyi Yahya Paşazade Bali Bey kumandanlarındaki akıncılar da öncü olarak Macaristan içine sevkedildi. Öte yandan Sadrazam Piri Mehmed Paşa komutasındaki tımarlı sipahilerin Belgrad üzerine gönderilip, Tuna'nın sağ tarafından ilerleyerek şehri uzaktan kuşatması kararlaştırıldı. Buna ek olarak da elli kadar gemiyle Tuna üzerine kuşatma için gerekli malzemeler gönderildi.

Süleyman komutasındaki Osmanlı Ordusu, 18 Mayıs 1521 tarihinde İstanbul'dan ayrılarak Belgrad üzerine sefere çıktı. Bu ordudan ayrılan üçüncü vezir Ahmed Paşa komutasındaki kuvvetler, 7 Temmuz'da Böğürdelen'i ele geçirdi. Sonrasında buraya gelen Süleyman, kalenin genişletilmesini ve bir de iç kale yapılmasını istedi. Öte yandan Piri Mehmed Paşa tarafından görevlendirilen Semendire Sancak Beyi Sultanzade Hüsrev Bey Tuna'nın sol yakasındaki Zemun'u alırken, ikinci vezir Çoban Mustafa Paşa komutasındaki birlikler de Salankamen'i ele geçirdi.

Sadrazam Piri Mehmed Paşa komutasındaki kuvvetler, yaklaşık bir ay Belgrad'ı kuşattı. 8 Ağustos 1521 tarihinde dış kaleye giren Osmanlı güçleri, 29 Ağustos 1521 tarihinde iç kaledekilerin teslim olmasıyla şehir Osmanlı egemenliğine girdi.

b- Belgrad Fethinin Sonrası

Şehirde yaşayan halkın bir kısmı Macaristan'a giderken, aslen Sırp olanlar İstanbul'a nakledilerek Yedikule civarına yerleştirildi. Belgrad Kalesi ise yaklaşık 200 topla güçlendirilirken, kalenin korunması için Bosna Sancak Beyi Yahya Paşazade Bâli Bey tayin edildi. Boşalan Bosna Sancağı'nın yönetimi ise Gazi Hüsrev Bey'e bırakıldı.

Fetih hakkında Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu'nun İstanbul elçisi; "Belgrad'ın ele geçirilmesi, Macaristan Krallığı'nın çöküşüne sebep olan olayların başlangıcıydı. II. Lajos'un ölümü, Budin'in ele geçirilişi ve Transilvanya'nın işgaliyle devam eden süreçte Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve diğer ülkeleri de benzer sonu yaşayacağına dair bir korku sarmıştı." şeklinde yorum yapmıştı.

2- Mohaç Meydan Muharebesi (1526)

Mohaç Muharebesi veya Mohaç Meydan Muharebesi (Macarca: Mohácsi csata), 29 Ağustos 1526'da, Osmanlı İmparatorluğu ve Macaristan Krallığı orduları arasında meydana gelen ve Macaristan'ın büyük bölümünün Osmanlı hakimiyetine girmesiyle sonuçlanan savaştır. Savaş, sayıca üstün Osmanlı ordusunun hafif süvarileri, o zamana kadar Avrupalılar'ın karşılaşmadıkları 300 seyyar top ve etkin tüfek kullanımı sayesinde, Macar ordusunun esas gücü olan ağır süvarilerini kısa sürede kaybetmelerini takiben, ağır bir Macar yenilgisi ile sonuçlanmış, Osmanlı Ordusu, Macar Ordusu'nu hezimete uğratmıştır. Savaş iki saat kadar sürmüştür. Dünyada en kısa sürede en ağır yenilgiyle sonuçlanan savaştır.

a- Mohaç Savaşı'nın Sebepleri

Savaş, Habsburglar'la yakınlaşan Macaristan'ı, kendisine yönelik tehdit olarak gören Osmanlı Devleti'nin, bu konudaki endişelerini giderecek taleplerini içeren anlaşma girişimlerinin sonuçsuz kalması üzerine, askeri güç kullanma kararı almasının sonucudur. Osmanlı Devleti'nin 1353 yılından itibaren Rumeli'ye geçmesinden sonra Macarlar, Katolik dünyasının öncüsü olarak, Osmanlı Devleti'nin karşısına çıktı; fakat yapılan tüm savaşlar Osmanlı Orduları zaferiyle sonuçlandı. Özellikle, iki defa kuşatıldığı halde (1440 ve 1456) alınamayan Belgrad'ın Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesi (1521), Macar Krallığı için büyük bir darbe oldu, fakat krallığın gücünü kırmadı. Belgrad'ın alınmasından sonra da Macaristan ve Osmanlı Devleti arasında savaşlar devam etti. Sınır beylerinden Yahyapaşaoğlu Bâli Bey, Kanuni Sultan Süleyman'a Drava ve Sava ırmakları arasındaki Macar topraklarının alınmasını teklif etti. Kanuni'nin Macar seferine karar vermesine, Kutsal Roma Germen İmparatoru V. Karl ile Fransa kralı I. François (Fransuva) arasındaki rekabet sebep oldu. I. François'nın Pavia'da, V. Karl'a yenilerek esir düşmesi üzerine, François'nın annesi Louise de Savoie, Chancelier Dupart'ın etkisiyle, İstanbul'a elçi göndererek Kanuni'den, oğlunun kurtarılması için yardım istedi. Kanuni, V. Karl'ın gücünü kırmak için bu yardım teklifini olumlu karşıladı; Osmanlı Devleti'ne karşı Eflak ve Boğdan Voyvodalıklarıyla ile anlaşan Macar Krallığı'na savaş açmaya karar verdi.

b- Mohaç Savaşı'nın Hazırlıkları

Kanuni Sultan Süleyman, 10 Mart 1526'da Rumeli komutanlarına, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa'ya, Bosna Beylerbeyi'ne ve Kırım Hanı'na sefere hazırlanmaları için emir verdi. Sefere Kapıkulu Askerleri, Suriye ve Mısır vilayetlerinin askerleri de katıldı. Osmanlı Sultanı I. Süleyman, 23 Nisan 1526'da 60.000 kişilik ordu ve 300 top ile sefere çıktı. Rumeli beylerinin kuvvetleri de bu orduya katıldı. Macar topraklarına giren Osmanlı Ordusu, hiçbir direnişle karşılaşmadan Petervaradin, Ujlak, Eszek kalelerini fethetti. Eszek kalesinde, seferin hedefinin Macar Krallığı'nın başkenti Budin olduğu orduya bildirildi. Drava Nehri aşıldı ve ordu Mohaç Ovası'na yaklaştı.

c- Mohaç Meydan Savaşı

Macar ordusu, Türk ordusunu karşılamak üzere, Mohaç ovasına ordugâh kurdu. Ordunun başında, Macar kralı II. Lajos ve başkumandan Nodor Bathory vardı. Macar kralı, Erdel voyvodası Janos Zapolya'ya en kısa zamanda kendisine katılmasını bildirmişti. Fakat, 30.000 kişiyle yola çıkan Erdel beyinin, kralı kıskandığı için savaşa katılmadığı söylenir.

Kanunî Sultan Süleyman, çevreye gönderdiği akıncılarla, Macar ordusunun yardım almasını önledi. Türk ordusu, 28 Ağustos 1526'da Mohaç ovasına geldi. Başta Kanunî, veziriâzam İbrahim Paşa olmak üzere ordunun bütün komutanlarıyla, eski ve tecrübeli askerlerinin katıldığı bir savaş meclisi toplandı. Bu mecliste Yahyapaşazade Malkoçoğlu Bali Bey, birbirlerine zincirlerle bağlı zırhlı Macar süvarilerinin çok tehlikeli olduğunu ve kitle halinde saldırının sakıncalı olacağını, düşmanın yan ve gerilerine yapılacak saldırıların daha çok yarar sağlayacağını söyledi; teklifi, padişah ve mecliste hazır bulunanlarca kabul edildi. Macar ordusu, kendi savaş planı gereğince iki safa ayrıldı. İlk saf, merkez, sağ ve sol olmak üzere kuruldu. İkinci saf ise dört koldan meydana geliyordu; II. Lajos da bu safta bulunuyordu. Macar ordusu, 29 Ağustos'ta taarruza başladı.

Mohaç ovasının bir yanı bataklık (Karasu bataklığı), öteki yanı tepelikti. Osmanlı ordusu, Bâli Bey'in teklifi üzerine, arka arkaya üç saf hâlinde düzene girdi. Ön safta veziriâzam İbrahim Paşa komutasında Rumeli Ordusu, ikinci safta Behram Paşa kumandasında Anadolu Ordusu, üçüncü safta ise yeniçerilerin komutanı olarak padişah bulunuyordu. Savaş planı gereğince, Macar saldırısı beklenecek, saldırılar Türk ordusunun merkezine yönelince, Türk kuvvetleri yanlara doğru açılarak, Macar süvarisini topların karşısında bırakacaktı. Savaş, Macarların saldırısıyla başladı. Rumeli Ordusu, plan gereğince, bir süre çarpıştıktan sonra geri çekilerek Macar zırhlı süvarilerini topların karşısına getirdi; Bâli Bey kumandasındaki akıncılar da düşmanın çekilme yollarını keserek, onları çember içine aldılar. Anadolu kuvvetleri üzerine saldıran Lajos'un kumandasındaki ikinci saf da aynı tuzağa düşürüldü. Bütün Macar ordusu topların önüne çekildikten sonra, 300 top birden ateşlendi; Macar ordusuna bağlı birlikler çekilmeye imkan verilmeden imha edildi. II. Lajos ve yanındakiler, kaçan askerlerle birlikte Karasu bataklığında boğuldu. Savaş alanında altı gün dinlenen Türk ordusu, daha sonra Macar Krallığı'nın başkenti Budin'e ilerlemeye başladı. Başta kraliçe Maria olmak üzere soylular, devlet adamları ve Macar halk kaçtığı için, şehirde yalnızca Yahudiler kalmıştı. Yahudilerin başkanı Salamon'un başında bulunduğu bir heyet, Foeldward kasabasında, Budin kalesinin anahtarlarını Kanunî Sultan Süleyman'a teslim etti.

Osmanlı Devleti, bu savaşla, Avrupa'da öteden beri Osmanlılara karşı Hristiyanlığın en güçlü müdafaa hattını kırmış oldu. Aynı zamanda, Macar topraklarının parçalanması ve kademe kademe bütün Macaristan'ın ilhakına yol açacak seferler (Osmanlı-Avusturya savaşları) için ilk adımı da attı. Osmanlı kuvvetleri, Budin'e girmiş olmakla birlikte, Belgrad'ın muhafazası için stratejik önemi bulunan Sirem bölgesi hariç, önce Macaristan'ı doğrudan idareleri altına almayarak, Avrupa'yla aralarında, kendilerine bağlı bir tampon devlet haline getirmeyi uygun buldu. Bu, muhtemelen Kanunî'nin Avrupa'da takip etmek istediği denge siyasetinin bir sonucuydu. Aslında tâbiiyet altına alma politikası, Osmanlı fetih metotlarından biri olup, âni fethin ortaya koyabileceği tepkilerin dozunu dengelemek amacını taşımakta; ancak yavaş yavaş Osmanlı idaresine ısındırılan bölge, daha sonra tamamıyla ilhak edilmekteydi. Nitekim Macar tahtı, Macar asilzâdeleri tarafından kral seçilen Yanoş Zapolya'ya bırakıldı.

İki saat kadar süren Mohaç Muharebesi, Papalık tarafından o günkü Osmanlı akınlarına karşı son kalkan olarak görülen Macaristan'ın büyük bir kesiminin Osmanlı hakimiyeti altına girmesi açısından önemlidir. Bu savaş Osmanlı İmparatorluğu tarihindeki en kısa sürede kazanılan zaferdir. Bu şekilde, II. Viyana Kuşatması'na kadar, Orta Avrupa ve Balkanlar'daki Osmanlı varlığı yerleşiklik kazanmıştır.

Muharebede Macar kralı II. Lajos'un öldürülmesi üzerine Macar tahtı vârissiz kalmıştı. Szekesfehervar'da (Osmanlı döneminde İstolni Belgrad) toplanan Macar dieti (asiller meclisi) Erdel voyvodası János Szapolyai'yi Macar kralı seçti. Macar asillerinin bir kısmının bu durumu kabullenmeyerek Habsburg hanedanından Avusturya arşidükü I. Ferdinand'ı kral seçmeleri, 1528'de Szapolyai'nin Osmanlı Devletinden yardım istemesine neden olacak ve ilerleyen yıllarda yaşanacak olan Osmanlı-Avusturya savaşlarına ve I. Viyana Kuşatması'na yol açacaktı.

C. Kanuni Dönemi Osmanlı-Avusturya İlişkileri

1- I. Viyana Kuşatması

I. Viyana Kuşatması, 27 Eylül-16 Ekim 1529 tarihlerinde Avusturya Arşidüklüğü'nün başkenti Viyana'nın I. Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından kuşatılmasıdır. Başarısız olan kuşatma sonucunda kale alınamamış ve Osmanlı ordusu İstanbul'a geri dönmüştür.

a- I. Viyana Kuşatması'nın Nedenleri

Mohaç Savaşı (1526) sonrasında Budin'in Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesinin ardından, savaşa katılmamış olan Erdel voyvodası János Szapolyai Macar kralı olarak taç giymişti. Kanunî Sultan Süleyman 16 Ekim 1526'da Macaristan tacını Szapolyai'ye veren târihî fermanını imzaladi. Mohaç Savaşı (1526) öncesinde kral II. Lajos dolayısıyla Macaristan ile bağlantılı olan, ancak savaş sonrasında Osmanlı ordularının girmediği Bohemya, Moravya, Slovakya ve Silezya gibi ülke ve bölgeler ise, II. Lajos'un karısının ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken'in kardeşi olan Avusturya arşidükü Ferdinand'da kaldı. Kanuni Sultan Süleyman İstanbul'a döndükten sonra harekete geçen Ferdinand, Pressburg'da Osmanlılara karşı olan asillerden teşekkül ettirilmiş bir diyet meclisi toplayarak kendini Macaristan ve Bohemya kralı ilan ettirdi. Bu olay, Macaristan'da egemenlik için Osmanlı-Avusturya rekabetini başlattı. Kanunî Sultan Süleyman, Mohaç zaferi sonrasında fethedilen geniş Macar topraklarının Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ile bağlantılı bir hükümdarın eline geçmesine müsâde edemezdi. Bu durum, bölgedeki güçler dengesinin Osmanlı Devleti aleyhine bozulmasına yol açabilirdi.

Ağabeyi Habsburg İmparatoru Şarlken'in de desteğini alan Ferdinand, Osmanlı ordusu geri döndükten sonra saldırıya geçti ve Tokaj Meydan Muharebesinde Szapolyai'yi yenerek Budin'i ele geçirdi. Lehistan'a kaçan Szapolyai Osmanlı Devleti'nden yardım istedi. Kanunî Sultan Süleyman sefer hazırlıklarıyla meşgulken, Macaristan'dan fethedilen arazinin geri verilmesi karşılığında barış yapmak isteğiyle Ferdinand'ın elçileri geldi. Fakat Habsburgları Macaristan'dan çıkarmak, Ferdinand'a gözdağı vermek, Habsburg ordusunu yakalayıp yok etmeyi amaçlayan Kanunî Sultan Süleyman, o zamanın âdetleri gereği elçileri tevkif ettirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra serbest bırakıp savaş için yola çıktığı haberiyle Ferdinand'a gönderdi.

10 Mayıs 1529'da İstanbul'dan yola çıkan Kanuni Sultan Süleyman 20 Haziran'da Sofya'ya ve 18 Agustos'da Mohaç ovasına ulaştı. Szapolyai de 6.000 Macar askeri ile orduya katıldı ve burada padişahın elini öptü. Eylül'de Budin'i kuşatan Kanuni Sultan Süleyman, teslim teklifinin reddedilmesi üzerine şiddetli bir muhasara savaşına başladı. 8 Eylül'de Budin kalesinin kapılarından biri ele geçirilip genel hücum başlatılınca, ümit kalmadığını anlayan müdâfiler, hayatlarına dokunulmamak şartıyla kaleyi teslim ettiler. Kısa zamanda gösterilen bu muvaffakiyet karşısında, Osmanli hâkimiyetine daha fazla karşı duramayacağını anlayan Boğdan voyvodasi IV. Petru Rareş de ordugâha gelerek bir tâbiiyyet antlaşması imzaladı. Elbasan sancakbeyi Hasan Bey'i Budin'de muhafız bırakan Kanunî, 12 Eylül'de Macar taht şehrinden ayrılıp Viyana üzerine yürüdü. Bu arada Ferdinand'in adamları tarafından kaçırılmak üzereyken İzvornik sancakbeyi Sultanzâde Bâli Bey'in ele geçirdigi Macar kraliyet tacı, yeniçeri sekbanbaşısı tarafından Szapolyai'ye giydirildi.

Budin kalesinin fethinden sonra Osmanlı Ordusu Avusturya üzerine yürüdü.

b- Kuşatma

Kanunî Sultan Süleyman, 22 Eylül'de Avusturya sınırını geçti. Ertesi gün Bâli Bey'in kardeşi Semendire sancakbeyi Sultanzâde Mehmed Bey, Alman öncü kuvvetlerinin büyük bir kısmını Viyana'nın on beş kilometre güneydoğusundaki Bruck kasabası yakınlarında imha etti. Esir edilen Alman kuvvetleri komutanı Christophe Von Zedlitz ve altı general Sultan'a gönderildi. 27 Eylül'de Viyana önlerine gelen ordu, Avusturya Arşidüklüğü'nün başkentini kuşatmaya başladı.

Kanunî Sultan Süleyman, 120.000 kişilik bir orduyla Budin'den ayrılıp Viyana üzerine yürüdüğü haberi duyulunca, sâdece Avusturya ve Almanya'da değil, bütün Avrupa'da bir korku başlamış, Osmanlı ilerlemesi karşısında, o sırada had safhada olan mezhep mücâdeleleri bile bir tarafa bırakılarak, Viyana'ya yardım seferi başlatılmış ve Avrupa'nın her yerinden muhtelif milletlere mensup yardım kuvveti gelmeye başlamıştı. Kuşatmadan biraz evvel bu kuvvetlerin büyük bir kısmı kaleye yerleşmişti. Ferdinand şehri terk ederek kaçmış, yerine ihtiyar ve tecrübeli bir asker olan Kont Nicolos Von Salm'i kale komutanı olarak bırakmıştı. Savunma hazırlıklarına baslayan Kont Salm de, Türk ordusu gelmeden Viyana yakınlarındaki mahalleleri tamamen yakıp yıkmış, birinci istihkâm hattından yirmi adım içerde ikinci bir istihkâm inşâ etmiş, Tuna sahillerine kazıklar diktirerek müdâfaa için gerekli tedbirleri almıştı. Osmanli humbaracılarının yakıcı tesirlerinden korunmak için evlerin ahşap çatılarını yıktırmış, top güllelerinin tesirini azaltmak için de, sokakların kaldırımlarını söktürmüştü. Ayrıca iki ay yetecek kadar erzak temin edip, şehirdeki sivil halkı dışarı çıkarmıştı.

Kaleyi muhasaraya başlayan Kanunî Sultan Süleyman, on yedi gün boyunca döverek, şehrin surlarını iyice tahrip etmişti. Bu sırada bir Osmanlı güllesinin isâbetiyle kale komutanı Kont Salm de ölmüştü. Bununla birlikte kuşatma uzuyor; kış aylarının tahrip edici etkisi ve beklenen top mühimmatının gecikmesi Osmanlı ordusu için kuşatma şartlarını zorlaştırıyordu. Çevreden aldığı istihbaratlar sonunda Viyana'ya yüz elli kilometre uzaktaki Linz'de bir Alman ordusunun toplandığı anlaşılınca, Kanunî, orduya muhasarayı kaldırma emrini verdi. Aynı zamanda çeşitli beyler kumandasındaki akıncı kuvvetlerini akına göndererek, Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Moravya, Bohemya, Yukarı Macaristan (şimdiki Slovakya), Silezya ve Slovenya gibi Habsburg'lara bağlı ülkelerde saldırılar düzenletti. 16 Ekim'de Viyana önlerinden hareket eden ordu-yı hümâyûn, 25 Ekim'de Budin'e, 16 Aralık'ta da İstanbul'a döndü.

2- Alman Seferi (1532-1533)

Alman Seferi, 1532-1533 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman komutanlığındaki Osmanlı ordularının Alman toprakları üzerine yaptığı seferdir. Osmanlı Devleti; Alman idaresindeki Macar topraklarını almak, Alman gücünü kırmak ve birçok bölge fethetmek için Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na savaş ilan etmişti. Bazı kaynaklara göre hedeflerin arasında Viyana'nın tekrar kuşatılıp fethedilmesi vardı. Bu sefer, Osmanlı Devleti için başarılı olmuştur.

a- Alman Seferi'nin Sebepleri

II. Mehmed döneminden itibaren çok güçlü bir konuma gelmiş olan Osmanlı Devleti, özellikle Kanuni Sultan Süleyman devrinde Avrupa'da çok ilerlemişti. Belgrad, Rodos ve Macaristan bölgeleri fethedilmişti. Viyana kuşatılmış ama kış sebebiyle geri çekilmişlerdi. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve diğer birçok Avrupa devleti, Macaristan topraklarını geri almak istiyordu. Macar topraklarından sonra da Belgrad, Rodos gibi yerleri geri almayı hedefliyorlardı. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Macar topraklarında bazı kalelere sahipti. Osmanlı Devleti içerisinde çıkan isyanların büyümesini ve bundan faydalanarak da bu hedefleri gerçekleştirmek istiyorlardı. Kanuni Sultan Süleyman yönetimi de Avrupalı devletlerin hedefini biliyor, bu tehlikeyi mutlaka bastırmak istiyordu.

Osmanlı topraklarında çıkan bazı isyanlar yayılmaya başladı. Osmanlı Devleti bu sorunlarla ilgilenirken, Alman askerleri de Osmanlı yönetimindeki Macar topraklarına saldırmaya başladı. Kanuni Sultan Süleyman, Divan-ı Humayun'un da desteğini alarak Alman toprakları üzerine sefer yapmak ve bu tehlikeyi bastırmak amacıyla savaş kararı aldı. Haziran 1532'de Osmanlı ordusu, yürüyüşe geçti.

b- Macar Topraklarında Savaş

Osmanlı Ordusu, yaklaşık 120,000 asker ve 400 toptan oluşuyordu. Belgrad'ı geçtiklerinde Kırım Hanının ordusu da orduya katıldı. Böylece Osmanlı ordusunadaki asker sayısı 150 bine ulaştı. Osmanlı ordusu çok kolay bir şekilde Alman idaresindeki Macar topraklarına girdi. Yakınlarında herhangi bir Alman ordusu bulunmuyordu ve Almanlar da Osmanlı ile savaşmayı hiç istemiyordu. Kanuni Sultan Süleyman ise kesin zaferin büyük bir meydan muharebesi ile mümkün olacağını düşünüyordu. İmparator V. Karl'ı meydan savaşına davet etti. Fakat Alman İmparatoru cevap vermedi. Bunun üzerine çok ağır sözlerle dolu mektuplar yolladı. Ama yine cevap alamadı.

Kanuni Sultan Süleyman, Alman ordusunu meydan savaşına davet ederken bazı kaleleri de fethetmişti. Kanije Kalesi, Güns Kalesi gibi önemli kaleler Almanlardan alındı. Kısa süre içinde Alman idaresinde hiçbir Macar toprağı kalmadı. Türk akıncıları küçük Alman birliklerini de imha etmişti. Avrupa devletleri de oldukça endişelenmiş, Osmanlı ordusunun tekrar Viyana yönüne saldırmalarından korkuyorlardı. Nitekim bir süre sonra Osmanlı Ordusu, Avusturya topraklarında taarruzu başlattı.

c- Avusturya Topraklarında Savaş

Macaristan'daki zaferlerinden güç alan Kanuni Sultan Süleyman, diğer idarecilerin de desteğiyle Avusturya üzerine taarruz yapılmasını emretti. Osmanlılar, Viyana şehri önlerinde V. Karl'ın kumandasındaki ordu ile savaşmayı umuyordu. Ancak ne Alman yönetimi, ne de Alman ordusu Osmanlı Ordusu ile meydan savaşı yapmayı hiç istemiyordu. 1526 yılındaki Mohaç yenilgisi gibi bir yenilginin tekrarlanmasından korkuyorlardı. Alman ordusu gelmeyince, Osmanlılar da Avusturya'da ilerlemeye devam etti. Bazı kaleler alındı. Almanların Viyana'dan sonra en önemli şehir olarak gördüğü Graz, kuşatmaya alındı. Bir süre sonra da Graz fethedildi. Bu olay, Hristiyan camiasında şok etkisi yarattı. Avrupalılar, Osmanlıların daha fazla ilerleyip Avrupa'yı fethedeceğinden korkuyordu. Ayrıca Avrupalı devletler bir ittifak altında Osmanlı ile savaşmayı da reddediyordu.

d- Seferin Sonu

Avrupalı devletler büyük bir endişe içerisindeyken, Osmanlı ordusu Avusturya topraklarındaki seferine devam ediyordu. Ancak Anadolu'dan Osmanlı aleyhine isyan haberleri geliyordu. Anadolu'da ayaklanma çıkmış ve oldukça yayılmıştı. İsyan daha da yayılırsa çok tehlikeli bir boyut alabilirdi. Bundan endişe eden Kanuni Sultan Süleyman yönetimi, seferin sona erdirilip bu sorunun halledilmesini kararlaştırdı. Zaten Avrupalı devletler de barış yapılmasını sürekli teklif ediyorlardı. Haziran 1533'te Osmanlı Devleti ile Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu arasında İstanbul Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Osmanlılar fethettiği bütün bölgelere sahip oluyor, Almanlar Macaristan'dan tamamen vazgeçiyor, çok önemli kaleler Osmanlı idaresine giriyor, Almanlar Osmanlılara yılda 30.000 duka altın haraç ödemek zorunda kalıyor ve Alman imparatoru, Osmanlı imparatorundan aşağı sayılıyordu. Bu yenilgi, Alman halkını derinden üzdü. Ama yine de Alman İmparatorluğu, Viyana'nın kaybedilmemesinden dolayı mutlu sayılırdı.

3- İstanbul Antlaşması (1533)

İstanbul Antlaşması, 22 Temmuz 1533 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya Arşidüklüğü arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.

1526 yılında Macaristan, Osmanlı ordusuyla yaptığı Mohaç Savaşını kaybedince bütünlüğünü kaybederek dağıldı. Bu durum I. Süleyman'ın liderliğindeki Osmanlı Devletini Macaristan'ın egemenliği konusunda Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile karşı karşıya getirdi. O zamanlar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun başında Şarlken bulunyordu. Fakat Şarlken İspanya'yı direk yönetip İmparatorluğun başına vekil olarak kardeşi Arşidük Ferdinand'ı getirmişti. Ferdinand kendisini Macaristan'ın kralı olarak ilan etmek istiyordu. Osmanlılar ise Macar asili Jan Zapolya'yı desteklediler. Macaristan için yapılan savaşlar hep başarısızlıkla sonuçlanınca Şarlken kardeşi Ferdinand'a Osmanlılar ile anlaşmasını tavsiye etti. O sırada Osmanlı Devleti'nin İran'daki Safevilerle ilişkileri bozulmuştu. Kanuni İran seferine çıkmak istiyordu. Bu nedenle Osmanlılar barış antlaşması teklifini kabul etti.

Bu Antlaşmanın Şartları Şunlardı:

1. Arşidük Ferdinand Alman Kralı, Şarlken İspanya Kralı olarak kabul edilip protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk olacaktı. Padişahı babaları gibi bilip itaat edecekti. Kendi aralarında dahi olsa Osmanlı Padişahı dışında hiçbir hükümdardan İmparator diye bahsetmeyeceklerdi.
2. Ferdinand, Zapolya’nın Macar kralı olmasını kabul etti.
3. Ferdinand, Osmanlılara yılda 30.000 duka altın vermeyi kabul etti.
4. Macaristan ikiye ayrıldı. Birinci kısım Osmanlı Devleti’nin korumasında Zapolya’ya, ikinci kısmı vergi vermek şartı ile Ferdinand’a bırakıldı.

Bu antlaşmayı Fransa, Venedik Cumhuriyeti ve Papalık da tasdik etmiştir. Osmanlı Devleti'nin İmparatorluk şanı resmen Avrupa tarafından tanınmıştır.

4- Budin Seferi (İsabur Seferi) (1541)

İstabur Seferi ya da 1541 Budin Seferi, I. Süleyman'ın 1541'de Avusturya üzerine yapmış olduğu seferdir. Sultan Süleyman'ın 9. seferi olan İstabur Seferi, Osmanlı'nın zaferi ile bitmiştir. Ferdinand, Macaristan'ı bırakma niyatinde değildi. Jan Zapolya'nın 1540 yılındaki ölümü üzerine Macaristan karışmaya başladı. Zapolya'nın eşi kocasının ölümünden önce bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Kraliçe Izabela Jagiellonka oğlu Sigismund'un Macar Kralı olması istirhamında bulunmuştu. Bu istirham üzerine Osmanlı Devleti, kendisine teminat vermişti. Jan Zapolya'nın ölüp yerine oğlu Sigismund'un geçmesini fırsat bilen Ferdinand Budin'i kuşattı. Sonuçta Macaristan'a yeni bir sefer yapılma mecburiyeti doğar. Osmanlı hükümdarı, 1541 senesinin İlkbaharındaki hareketinden evvel, derhal Rumeli Beylerbeyi, arkasından da Sokullu Mehmed Paşa'yı gönderir. Bundan sonra da bizzat kendisi sefer için 20 Haziran 1541 tarihinde İstanbul'dan ayrılarak, sefere çıkar. Asıl ordunun yaklaşmakta oldugunu duyan Ferdinand kuvvetleri, bir gece gizlice kaçmak istedilerse de imha edilirler ve ordugahları da Türklerin eline geçer. Başkomutanları Rokendorf Komaran'da öldürülür. Seferde I. Süleyman'a; Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Rumeli Kazaskeri Mehmet Ebussuud Efendi ve Vezir-i Azam Süleyman Paşa refakat etti.

Bu savaş esnasında Avusturyalılar, ordugahlarının etrafına hendekler kazıp manialar koydukları ve "Istabur - Tabur" adi verilen istihkâmları yapmışlardı. Macarlarca bu tahkimata verilen "Tabur" adı, tarihlerimizde "Istabur" seklinde ifade edildiğinden, Sultan Süleyman'ın bu dördüncü Macaristan seferine İstabur Seferi adı verilmiştir. Bu seferle Macaristan doğrudan doğruya Osmanlı topraklarına katıldı ve Beylerbeyliğede Süleyman Paşa tayin edildi. Budin kalesine 6.000 asker bırakıldı. Kasım 1541'de 1. Süleyman, İstanbul'a döndü.

5- Erdel Seferi (1551-1552)

Avusturya, Erdel'in iç işlerine karışması ve Erdel topraklarına saldırmasından dolayı Osmanlı Devleti, Avusturya üzerine sefere çıkmıştır. Bu sefere çıkılmasının sonucunda; Avusturya'nın Erdel üzerinden hak talebinin olmayacağını ve Osmanlı'ya ödediği vergiyi vermeye devam edeceğini kabul etmek zorunda kaldı.

6- Zigetvar Seferi (1566)

Zigetvar Muharebesi, Avusturya Arşidükü Maksimilyan'ın İstanbul Antlaşması'nı bozması, vergisini ödememesi ve Erdel'e girmesi üzerine, I. Süleyman'ın hasta olmasına rağmen son seferi olacak olan Zigetvar Seferine çıkması sonucu gerçekleşen muharebedir.

Asıl hedef Viyana olmasına rağmen, Zigetvar Kalesi zorlukla alınmıştır. Bu sefer sırasında I. Süleyman ölmüştür. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa orduyu yetersiz görüp, kaleyi aldıktan sonra İstanbul'a dönmüştür. Savaşta I. Süleyman'ın öldüğü askerlere söylenmemiştir. Nedeni ise askerlerin moralinin bozulmasını engellemektir.
Bir süre sonra, I. Süleyman'ın yerine oğlu II. Selim geçti.

D. Osmanlı-Fransız İlişkileri

Fransa-Osmanlı ittifakı, ayrıca Fransız-Türk müttefikliği olarakta bilinir, Fransa Kralı I. François ve Osmanlı imparatoru Kanuni Sultan Süleyman (Muhteşem Süleyman) arasında 1536 yılında kurulmuş olan bir müttefikliktir. Bu müttefiklik, Hıristiyan ve Hıristiyan olmayan bir imparatorluk arasındaki ideolojik olmayan ilk diplomatik ittifaktır. Ancak bu müttefiklik Hıristiyan dünyasında tam bir skandala neden olmuştur ve Hıristiyan dünyası tarafından "Zambak ve Hilal'in günahkâr birliği" olarak isimlendirilmiştir. Bu stratejik ve bazende taktiksel ittifak Fransa'nın en önemli yabancı ittifaklarından biri olmuştur. İlk başlarda Osmanlı lehine gibi görünsede 250 yıldan (2,5 asır) uzun süren bu müttefiklik ilerleyen zamanlarda Fransa lehine daha fazla avantaj sağlamış ve Osmanlının bir vilayeti olan Mısırın Fransız Generali Napolyon Bonapart tarafından 1798 yılında işgaline kadar sürmüştür. Fransa-Osmanlı ittifakı ayrıca Fransa-Asya ilişkilerinde önemli bir sayfa açmıştır.
16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Türk sanat ve kültüründen etkilenen Batı Avrupalılar (özellikle Fransızlar) tarafından bu sanat ve kültürün taklit edildiği Turquerie (Türköri) adı verilen bir moda akımı oluşmuştur. Fransa-Osmanlı ittifakı boyunca ve özellikle 17. yüzyılda ve kral XIV. Louis'nin döneminde Fransa Krallığı doruğa ulaşmıştır. Bu süreçte Fransa, Avrupa kıtasının en kalabalık ülkesi hâline geldi ve Avrupa kültürü, politikaları ve ekonomisi üzerinde en etkili güçlerden biri oldu. Fransızca dönemin diplomasi dili oldu ve uzun süre bu niteliği koruyarak kaldı. Aydınlanma çağı da büyük ölçüde Fransız entelektüel çevrelerinde gerçekleşti. Fransız biliminsanları 18. yüzyılda büyük bilimsel buluşların altına imzalarını attılar. Ayrıca Fransa bu dönemlerde Afrika, Amerika ve Asya kıtalarında birçok denizaşırı toprak edindi.

1- I. François ve Süleyman'ın ittifakı

Müttefiklik Habsburg Hükümdarına karşı savaşmak için her iki hükümdar için de bir fırsattı. Francis I için amaç açıktı, önceki politikalarının aksine Habsbur'la savaşmak için bir müttefik bulmaktı. Francis I tarafından Müslüman bir güçle ittifak kurmasının bahanesi olarak ise "Osmanlı İmparatorluğu Kapitülasyonları" denilen anlaşmalarla Osmanlı topraklarındaki Hristiyanları korumak olarak diğer Hristiyan devletlerine gösteriliyordu.

E. Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Osmanlı'nın Doğu İlişkileri ve Siyaseti

1- I. Irakeyn Seferi (1533-1536)

Osmanlı Devleti batıda Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile savaşırken, doğuda Germen imparatoruyla birlik kuran Şiî Safevî Devleti Osmanlı sınırlarını aşarak Sünni halkı rahatsız etmekteydi. Celalileri kullanarak isyan çıkartan Şah Tahmasb'ın bu düşmanca davranışları üzerine Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533'de Vezir-i azam Pargalı Damat İbrahim Paşa'yı İstanbul'dan doğuya gönderen Sultan'ın kendisi de, baharda sefere çıktı.

a- Sefer Yolculuğu

11 Haziran'da hareket eden I. Süleyman, 20 Temmuz'da Konya’ya vardı. Konya’da Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesini ziyaret etti. Kayseri-Sivas-Erzincan yolunu izledi. 27 Eylül'de Tebriz’e girdi. Safevi kıyımından bunalan şehir halkı, Osmanlı Ordusunu sevinçle karşıladı. I. Selim'e karşı 1514 Çaldıran mağlubiyetinin etkisinde olan Safeviler, devamlı Osmanlılar'dan kaçıyor, meydan savaşı için ortaya çıkamıyorlardı.

Osmanlı güçlerinin bölgeye gelmesinden kıvançlı olan halk padişaha bağlılığını duyurdu. 24 Kasım 1534'te Osmanlı ordusu Bağdat'a girdi. Azamiyye’yi ziyaret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman'da, 30 Kasım'da şehre girdi. Bağdat’ta bağlantılarda bulundu.

b- Takip ve Dönüş

1534-1535 Kışı'nı Bağdat’ta geçiren Han, burada Osmanlı devlet örgütünü kurdu. Bağdat’ın dini önem edinen yerlerini gördü. Safevi tehlikesini kesin olarak kaldırmak isteyen I. Süleyman, Şah'ın Van yönünde olduğu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535'de Tebriz’e gelen Osmanlı Sultanı, devamlı kaçan Şah Tahmasb Safevi’yi takip için İran içerisine girdiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinden ve Safevilerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleyman, dönüşünde de dini önem edinen yerleri görerek Tebriz-Diyarbakır-Antakya-Adana-Konya yoluyla 8 Ocak 1536'da İstanbul’a geldi.

c- Kazanımlar ve Sefer Adının Anlamı

Irak'ın Arap ve Acem bölümleri fethedildiği için “İki Irak seferi” manasında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin sonucunda, bölgedeki Safevi egemenliği sona erdirilip, Bağdat ve Basra Osmanlı ülkesine katıldı.

2- Osmanlı-Safevî Savaşı (1548–1549) (II. Irakeyn Seferi)

1548-1549 Osmanlı-Safevî Savaşı, 29 Mart 1548 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman ordusuyla İstanbul'dan hareket edip bir yıl boyunca sürdürdüğü seferin adıdır.

Kanuni Sultan Süleyman, Avusturya seferinde iken Safevî Şahı I. Tahmasb; Tebriz, Nahçıvan ve Van'ı ele geçirdi. Ayrıca Şiî hakimiyetini de güçlü bir şekilde tesis etmiş, hatta bölgeye "halife" adlı casuslar bile göndermişti. Tahmasb'ın kardeşi Elkas Mirza ise Safevî tahtına çıkmak istiyordu. İsyan etti, fakat başarılı olamayarak I. Süleyman'a sığındı. Bu esnada Bosna valisi olan Ulama Han, İran halkının durumunu iyi bildiği için Erzurum Beylerbeyliğine getirilerek Elkas'a lala tayin edilir. Elkas ve I. Süleyman maiyetindeki kuvvetlerle 29 Mart 1548'de İstanbul'dan hareket etti. Bu gelişmelerden haberdar olan Şah Tahmasb da ordusunu topladı. Tebriz'deki İran Şahı I. Tahmasb padişahın Hoy'a geldiğini öğrenince bütün şehri tahliye ettirir ve kendiside Kazvin'e kaçar. 27 Temmuz 1548 tarihinde padişah zorlanmadan Tebriz'i ele geçirir. I. Süleyman şehirde 5 gün kaldıktan sonra Van'a geçer ve kaleyi kuşatır. 25 Ağustosta Van kalesi alınır. 29 Eylülde padişah Diyarbakır'a 25 Kasımda Halep'e geçip kışı burada geçirir. Sultan Süleyman 21 Aralık tarihinde İstanbul'a döndü.

a- Seferin Sonuçları

1. Orta Asya'daki Türk halkları ile Osmanlı Devleti arasındaki İran engelinin ortadan kalkamayacağı kesinleşti.
2. Anadolu'nun Sünni, İran'ın Şiî olduğu kesinleşti.
3. İranlılar bir daha Doğu Anadolu'yu ele geçiremedi.
4. I. Süleyman Doğu Anadolu ve Irak'ı teminat ve güvence altına alındı.

3- Osmanlı-İran Savaşı (Nahcıvan Seferi) (1553-1554) (III. Irakeyn Seferi)

Nahcıvan Seferi, Kanuni Sultan Süleyman'ın Safevî Devleti üzerine yaptığı üçüncü büyük seferdir.

a- Savaş Öncesi Durum

1548-49 Osmanlı-İran Savaşı'ndan sonra Osmanlı ordusunun çekilmesini müteakkip, İran Şahı I. Tahmasb, 1550 yılı başlarında Şirvan'ı yeniden ele geçirdi.

Doğu cephesinde ise, ayni yılın Mayıs'ında Özbek Hanlığı Hükümdarı Abdüllatif Han ile Şehzâde Barak Han'ın Amu Derya'yı geçip Horasan'a akın etmeleri üzerine Tahmasp, Kazvin'den Sultaniye yaylaklarına vararak karşı saldırı hazırlıklarına başladı. Bu arada Ubeyd Han oğlu Abdülaziz Han'ın ölüm haberini alan Özbek ordusu, onun ülkesi Buhara'yı ele geçirmek üzere geri döndü. Bu şekilde doğu cephesinde ferahlayan Şah, Tebriz'e ve oradan da kışlamak üzere Karabağ'a geldi. 1551 yazında harekete geçen Tahmasp, Şirvanşahlardan Hasan Bey'in oğlu Derviş Mehmed Han'ın ülkesi olan Şeki'yi de istila etti.

b- Savaşın Başlangıcı

Aynı dönemde, Erzurum Beylerbeyliğine getirilen eski Van Beylerbeyi İskender Pasa, Gürcü Atabeylerinin elinde kalan son yerlere akınlar düzenleyerek 1551 Mayıs'ında Ardanuç'u almış ve burayı bir sancak merkezi haline getirmişti. İskender Paşa'nın Ardanuç'u fethettiğini duyan Gürcü beyleri Şah Tahmasp'tan yardım isteyince, Şah önce İskender Paşa'nın üzerine yürüdü ancak kışın yaklaşması üzerine bir sonuç alamadan Karabağ'a döndü. 1552 yılında Tahmasp ordusunu dört kola ayırarak Osmanlı topraklarını işgale başladı. Erzurum'da İskender Paşa'yı sıkıştıran Tahmasp, Ahlat ve Van civarını yakıp yıktı, Ahlât'ı ele geçirdikten sonra büyük bir katliam yaptı. Daha sonra Erciş ve Muradiye'yi de zapteden Safevi ordusu 1553 baharına kadar Doğu Anadolu'da tahrip faaliyetlerini sürdürdü.

c- Osmanlı Devleti'nin Durumu ve Hazırlıkları

Bu dönemde Osmanlı Devleti 1551 yılında başlayan Erdel meselesi ile meşguldü ve kara ordusu Macar cephesinde savaşıyordu. Doğu'daki hâdiseler I. Süleyman'ı Erdel harekâtını durdurup, orduyu yeniden doğu seferine çıkarmaya mecbur bıraktı. Bu sebeple derhal sefer hazırlıklarına başlayan I. Süleyman, önce Rumeli askerini Sokullu Mehmed Paşa komutasında Anadolu'ya gönderdi. Sadrazam Rüstem Paşa da yeniçerilerle İstanbul'dan hareket etti.

d- I. Süleyman'ın Sefere Komuta Etmeye Karar Vermesi

Rüstem Paşa, Ankara'ya geldiğinde I. Süleyman'nin büyük oğlu ve tahtın en kuvvetli adayı olan Amasya Sancakbeyi Şehzâde Mustafa hakkında bazı haberler gönderme ihtiyacını duydu. O sıralarda 38 yasında bulunan Şehzâde Mustafa, I. Süleyman'ın büyük oğlu olması hasebiyle taht vârisi olabilecek durumdaydı. Halbuki oğullarından birinin veliaht olarak tahta geçmesini arzu eden I. Süleyman'ın başhanımı Hürrem Sultan Şehzâde Mustafa'yı gözden düşürmeye çalışıyordu. Buna karşılık Şehzade Mustafa da askerin sevgi ve desteğini haizdi. Mustafa, artik babasının yaşlandığı, sefere iktidarının bulunmadığı, bu sebeple Rüstem Paşa'yı doğu seferi ile görevlendirdiği, bu kişini de kendisine düşman olduğu, şâyet bu kişiyi yok ederse kendisine taht yolunun açılacağı gibi telkinlere kapılarak saltanat davasına sürüklenmişti. Rüstem Paşa ise sevmediği ve muhalif oldugu Mustafa hakkında I. Süleyman'a mektuplar göndermişti. Bunun üzerine Rüstem Paşa'yı geri çağıran I. Süleyman bizzat sefere çıkmaya karar verdi.

e- Doğuya Yürüyüş

12 bin civarındaki yeniçeri, 28 Ağustos 1553'te İstanbul'dan Üsküdar'a geçen I. Süleyman'ı, büyük bir törenle karşıladı. I. Süleyman, yanında diğer oğlu Cihangir bulunduğu halde 22 Eylül'de Bolvadin'e geldi. Kendisine "âsi" diye tanıtılan büyük oğlu Amasya Sancakbeyi Şehzâde Mustafa'yı da sefere katılmak üzere yanına çağırttı. 5 Ekim 1553 günü Konya Ereğlisi civarında babasına yetişen Mustafa o gün pâdişahın emriyle çadırında boğduruldu. Rüstem Paşa da sadaretten azledilerek yerine Kara lakaplı II. Vezir Ahmed Pasa getirildi.

8 Kasım'da Halep'e ulasan I. Süleyman burada ikinci evlat acısını tattı. Ağabeyinin öldürülmesinden müteessir olan Cihangir, hastalığının iyice ilerlemesinden sonra 27 Kasım 1553'te vefat etti. Kışı Halep'te geçiren I. Süleyman, 9 Nisan 1554 günü Halep'ten çıkıp şehrin önündeki Gökmeydan'da ordugaha geçen Kapıkulu çerisi ile ilerleyen I. Süleyman, 26 Nisan'da daha önceden gönderilen usta ve isçiler tarafindan kurulmuş bulunan Birecik köprüsünden geçerek Urfa'ya, oradan da Diyarbakır'a ulaştı. Burada yapılan divanda askerin Erzurum'da toplanması kararlaştırıldı. Padişahın kendisi de Erzurum'a doğru yola çıktı.

f- İran Tarafı

Şah Tahmasp ise, 1552 ve 1553 yıllarında yaptıklarını bir bakıma tekrarlayarak pasif savunmasını sürdürdü. Safevi ordusu, Osmanlı ordusu yetişmeden Hakkari, Gevaş, Van ve Adilcevaz taraflarını yağmaladı.

g- Osmanlı Ordusunun Sınırı Geçmesi ve Fetihler

5 Temmuz'da Kars ovasına gelen I. Süleyman, Tahmasp'a bir mektup göndererek onu savaşa davet eti. Mektubunda, Rafizîlik'ten ve halkın mallarını yağmalamaktan vazgeçmesini, şayet bütün korkusu top ve tüfek ise bunları bırakabileceğini, savaşmak için sadece kılıcın da yeterli olacağını bildirdi.

Bu sıralarda Tahmasp ise Nahçıvan bölgesinde bulunuyordu. Mektubuna yanıt alamayan I. Süleyman, ordusunu ileri sürerek 18 Temmuz l554'te Erivan'ı (o dönemdeki adı Revan), daha sonra da Nahçıvan'ı fethetti. Osmanlı ordusu bu iki bölgeden sonra Karabağ'ı da aldığında bütün bölgenin geri çekilen Safevi ordusunca çöle dönüştürülmüş olduğunu gördü. Çevredeki saray ve konaklar Osmanlı ordusu tarafindan yağmalandı. Küçük birlikler arasında çıkan çatışmalarda ise İran kuvvetleri dağıtılınca, İran ordusu hızlı bir şekilde geri çekildi ve muharebe olanağı kalmadı.
İkmal merkezlerinden iyice uzaklaşan ve karşısında savaşacak ordu bulamayan I. Süleyman daha ileri gitmeyerek geri dönme kararı aldı. Osmanlı ordusu 6 Ağustos'ta Doğubeyazıt'a ulaştığında Şah Tahmasp'ın mektubunu taşıyan bir elçi geldi. Şah, Sadrazam Ahmed Paşa'ya hitaben yazdığı bu mektupta Pâdişah doğuya on defa gelse bile karşısına çıkmayacağını belirtiyordu ve barış istiyordu.

h- Barış Müzakereleri

Bu mektuba Osmanlı Devleti'nin yanıtı, Şah'a kendi ülkesinde oturup, fitne ve fesada karışmaması telkini oldu. I. Süleyman ayrıca, Safevîler'in kutsal sayılan yerlerinden olan Erdebil ve Tebriz'i tamamen tahrip etme tehdidinde bulunmuştu ki bu, Safevîleri büyük bir telaşa düşürdü. Osmanlı hükümdarının kuvvetlerini dağıtmadan sınırda kışlayıp ertesi yıl Safevîler'in mukaddes şehri ve aile ocağı olan Erdebil üzerine yürüyüp tahrib edeceği yolundaki tehdidi, Tahmasp'ı barışı sağlamak üzere yoğun bir siyasî faaliyet göstermeye zorladı.

Nitekim Osmanlı ordusu, Eleşkirt'e vardığında, Tahmaspb'ın elçisi yeni bir mektubu sundu. Aradaki düşmanlığın kaldırılması ve barışın gerçekleşmesini sağlayacak olan bir mütarekenin kabulünü uygun karşılayan I. Süleyman, Şah'ın elçisine ayrıca cevabî bir mektup verdi. I. Süleyman'ın kışı geçirmek üzere Amasya'ya hareket etmesi ve burada beklemesi, baharda Osmanlı ordusunun tekrar harekete geçeceğini ve Erdebil ile Tebriz'in tahribi yolundaki tehdidin ciddi olduğunu kanıtlamış, Tahmasp'ı barış hususunda ciddi şekilde harekete geçmeye mecbur bırakmıştı.

Nihayet 1 Haziran 1555 tarihinde imzalanan Amasya Antlaşması ile 1514 yılından beri devam eden çatışma hali sona erdi.

j- Amasya Antlaşması (1 Haziran 1555)

Amasya Antlaşması, Kanuni Sultan Süleyman'ın çıktığı 3. İran Seferi sonunda Türkmenlerle savaşmanın anlamsız olduğunun fark edilmesi ve kardeş kavgasına son vermek üzere Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında imzalanan bir antlaşmadır.29 Mayıs 1555'te imzalanan bu ilk Osmanlı-Safevi Antlaşması ile Doğu Anadolu, Bağdat, Tebriz ve Azerbaycan Osmanlı imtiyaz sahasına girmiş ve buralarda her iki devlet mensupları tücccarlar tarafından serbest ticaret yapılmaya başlanmış ve Osmanlı'nın Anadolu Alevilerine baskısına son verilmesi hususunda anlaşma sağlanmıştır.

Bu antlaşma Osmanlı Devleti ile Safeviler arasında yapılan ilk antlaşmadır. Antlaşmayı Osmanlı Adına Kanuni Sultan Süleyman, Safeviler adına da Şah İsmail'in genç oğlu Şah Tahmasb imzalamıştır.

F. Deniz Seferleri

1- Rodos'un Fethi (1522)

Rodos'un Fethi, Osmanlı Padişahı I. Süleyman'ın, 1522 yılında bir donanma göndererek Rodos'u topraklarına katması olayıdır. Rodos'u daha önce II. Mehmet'in orduları kuşatmış lakin alamamıştır. I. Selim'in de kuşatmaya genelde olumsuz baktığı tarihçilerce bildirilir. Rodos'u almadan, Suriye ve Mısır’ı idare etmenin imkânsız olduğunu düşünen I. Süleyman, Belgrat’ı fethettikten sonra (1521), Rodos’a yönelmiştir. Rodos Kalesi beş ay kadar direnmesine rağmen, teslim olmak zorunda kaldı. Rodos'u savunanlar da Hospitalier Şövalyeleri idi. Rodos'la beraber on iki ada ve Bodrum Kalesi de teslim olmuştur. Rodos'un fethi ile Rodos'taki Hospitalier Şövalyeleri Malta'ya sığınmıştır. Osmanlıların Akdeniz'de güvenliği sağlaması kolaylaşmıştır. Fetihten sonra Türk nüfusu yerleştirilerek Cezayir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları) eyaletine bağlanmıştır. Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi.

2- Cezayir'in Osmanlı Topraklarına Katılması (1533)

Barbaros Hayrettin Paşa olarak tanınan Hızır Reis , Midilli 'de tımarlı sipahi olan Yakup'un dört oğlundan biriydi. Barbaros Hayrettin Paşa , kardeşi Oruç Reis ile beraber Cerbe Adas'nı merkez edinerek büyük bir donanma oluşturdu. Kısa sürede Türk korsanları Akdeniz'de büyük bir üne kavuştu. Ancak Kuzey Afrika'daki İslam devletlerinin karışıklığından yararlanan İspanyollar burada bazı yerler ele geçirmişlerdi. Bunun üzerine Barbaros Hayrettin Paşa , Yavuz Sultan Selim'den yardım istedi. Barbaros ve Oruç Reis, Osmanlı Devleti'nin yardımıyla Cezayir'i İspanyolların elinden alıp bir hükümet kurdular. Oruç Reisin ölümü ile Cezayir hükümdarlığı Hızır Reise geçti. Kanuni Sultan Süleyman , Akdeniz'de Şarlken'e ve onun desteğindeki Andrea Doria'ya karşı mücadele edebilmek için Hızır Reisi İstanbul'a çağırdı. Bunun üzerine İstanbul'a gelen Hızır Reis , Cezayir beylerbeyliğine ve Osmanlı Devleti'nin kaptanıderyalığına getirildi. Böylece Cezayir, Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

3- Preveze Deniz Savaşı (1538)

Preveze Deniz Muharebesi, 28 Eylül 1538 tarihinde Yunanistan'ın kuzeybatısındaki Preveze'de Osmanlı Donanması ve Papa III. Paulus'ün çabalarıyla bir araya gelen Haçlı donanması arasında gerçekleşen deniz muharebesi. Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, Amiral Andrea Doria komutasındaki Haçlı Donanması'nı imha etti. Bu deniz muharebesi sonucunda Akdeniz'de Osmanlı Donanması'na karşı koyabilecek bir donanma kalmadı ve Türk hâkimiyeti başlamış oldu.

a- Preveze Deniz Savaşı Öncesi

1537'de, büyük bir Osmanlı donanmasını komuta eden Barbaros Hayreddin Paşa; Venediklilerden Ege ve Yunan denizlerinde bulunan Siros, Aegina, Ios, Paros, Tinos, Kerpe, Kasos ve Nakşa adalarını alarak Nakşa Dükalığı'nı Osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra yine Venediklilerin elinde bulunan Korfu Adası'nı kuşattı ve o sıralar İspanyol toprağı olan İtalyan çizmesinin güney ucundaki Calabria sahillerini tahrip etti.

Bu tehdit üzerine Papa III. Paulus şubat 1538'de, Barbaros Hayreddin Paşa'yı durdurmak için İspanyol İmparatorluğu, Venedik Cumhuriyeti, Ceneviz Cumhuriyeti, Papalık Devleti ve Malta Şövalyeleri kuvvetlerinden Kutsal İttifak adını verdiği bir Haçlı donanması oluşturmayı başardı.

b- Preveze Deniz Savaşı'nda Kuvvetler

Barbaros Hayreddin Paşa'nın komutası altında 122 kadırga ve galyot ile 12.000 levent vardı. Kutsal Birlik donanması ise 112 kadırga, 50 kalyon ve 140 barka olmak üzere 300 küsür (bazı kaynaklara göre 600 küsür) parça idi ve 60.000 askeri taşıyordu. Haçlı donanmasının kumandanı, o sıralar Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'in hizmetinde olan Cenevizli Amiral Andrea Doria idi.

c- Preveze Deniz Savaşı'nda Konuşlanma

Kutsal Birlik donanması Korfu Adası yakınlarında bir araya geldi. Amiral Marco Grimani komutasındaki Papalık filosu ve Vincenzo Capello komutasındaki Venedik filosu ilk gelenlerdi. 22 Eylül 1538'de de Andrea Doria beraberindeki İspanyol-Ceneviz filosu ile onlara katıldı.

Doria varmadan önce Grimani, birlikleri Preveze Kalesi yakınlarında karaya çıkarmayı denedi. Ancak Osmanlı kuvvetleriyle peş peşe birkaç defa karşılaşarak kayıp vermesi üzerine Korfu'ya çekildi. O esnada Barbaros hala Ege'deki İstanköy Adasındaydı. Ancak o da Osmanlı donanmasının geri kalanıyla birlikte demir aldı ve yolu üzerindeki Kefalonya Adasını ele geçirdikten sonra Preveze'ye vardı.

Sinan Reis, Barbaros Hayreddin Paşa'ya askerleri Arta Körfezi'nin girişinde bulunan ve Preveze'ye yakın bir konuma sahip olan Actium'a yerleştirme önerisinde bulundu. Barbaros ilkin bu fikre karşı çıksa da, daha sonra bu hamlenin Türk zaferini garanti altına alacağı anlaşıldı. Actium'daki kaleyi tutan Türk askerleri Barbaros'un filosunu topçu ateşiyle desteklerken Doria'yı da gemilerini sahilden uzakta tutmaya zorlayacaktı.

Haçlıların zafer elde edebilmeleri için Actium'a asker çıkarmaları gerekiyordu. Ancak Grimani'nin giriştiği ilk hücumda geri püskürtülmesinden sonra Doria, karada da bir bozgun yaşamaktan korkuyordu. 25 ve 26 Eylül'de iki kez daha, ancak bu sefer Actium'un tam karşısındaki Preveze Kalesi'ni hedefleyerek, askerlerini karaya çıkarma girişiminde bulunan Haçlılar, Murat Reis tarafından geri püskürtüldü.

Ters bir rüzgarın onları Türklerin bulunduğu kıyılara sürüklemesinden korkan Doria'nın gemilerini sahilden epey uzakta tutması Barbaros Hayreddin Paşa'ya avantaj sağlıyordu. Bu duruma düşmek istemeyen Doria, 27 Eylül'ü 28 Eylül'e bağlayan gece 30 mil güneye hareket etti ve rüzgar dindiğinde Lefkada Adası yakınlarındaki Sessola'ya demirledi. O gece Doria ve komutanları ellerindeki en iyi seçeneğin İnebahtı'ya doğru bir saldırı düzenlemek ve Barbaros'u savaşmaya zorlamak olduğuna karar verdiler.

d- Preveze Deniz Muharebesi

Şafak sökerken Türklerin üzerilerine doğru geldiğini gören Doria çok şaşırmıştı. Barbaros Hayreddin Paşa da demir alıp güneye ilerlemişti. Turgut Reis 6 büyük galyotla beraberdi ve sol kanat kıyıya iyice sokulmuştu. Sayıca az Osmanlı kuvvetlerinden böylesine cesur bir saldırı beklemeyen Doria, Grimani ve Capello'nun baskılarına rağmen, ancak 3 saat sonra demir almak ve savaşa hazır olmak için emir verebildi.

İki donanma nihayet 28 Eylül 1538'de, Arta Körfezi'nde, Preveze açıklarında birbirlerine nişan aldı.

Rüzgarın olmaması Doria'nın zararınaydı. Muazzam silahlara sahip Venedikli devasa sancak gemisi Galeone di Venezia rüzgarsızlık yüzünden kıyıdan 4, Sessola'dan 10 mil açıkta hareketsiz kalmıştı. Haçlı gemileri Galeone di Venezia'nın yardımına koşmak için çabalayadursun, Osmanlı kadırgalarınca etrafı sarılan gemi, saatlerce süren çetin bir çarpışmada Osmanlı gemilerine epey hasar verse de ele geçirilmekten kurtulamadı.

Nihayet rüzgar esmeye başladığında Haçlı donanması harekete geçti. Doria ilk olarak Türkleri denize çekmek üzere tasarlanmış birkaç manevra gerçekleştirdi. Sicilya valisi Ferrante Gonzaga karma filonun sol kanadını, Malta Şövalyeleri sağ kanadını tutuyordu. Doria en hızlı kadırgalarından dört tanesini Gonzaga ve Malta Şövalyeleri'nin arasına, ön merkez cepheye yerleşmiş olan yeğeni Giovanni Andrea Doria'nın komutasına verdi. Doria'nın kadırgalarıysa onların arkasında, Grimani ve Capello'nun yönetimindeki Papalık ve Venedik kadırgalarının ise önünde uzun bir hat oluşturacak biçimde yerleşmişti. En arkada ise Alessandro Condalmiero (Bondumier) komutasındaki Venedik kalyonları ile Francesco Doria komutasındaki İspanyol-Portekiz-Ceneviz kalyonları barkalar ve destek gemileriyle birlikte konuşlandırılmıştı.

Osmanlı donanması Y şeklinde bir dizilişe sahipti. Barbaros; Sinan Reis, Cafer Reis, Şaban Reis ve oğlu Hasan Reis (daha sonra Hasan Paşa) ile beraber merkezdeydi. Seydi Ali Reis sol kanada, Salih Reis sağ kanada komuta ediyordu.

4- Nice Kuşatması (1543)

Nice Kuşatması, Şarlken'e karşı I. Fransuva'ya giden yardımdır.
Nice Kuşatması, 1543 yılında gerçekleştirilen ve 1542–1546 İtalya Savaşı'nın bir parçası olan; Fransa-Osmanlı ittifakı çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu ve Fransa Krallığı gemilerinden oluşan donanmanın, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na bağlı olan ve Savoie Dükalığı tarafından yönetilen Nice şehrine yaptığı kuşatma. Kuşatma sonucunda Osmanlı ve Fransa kuvvetleri şehri ele geçirdi.

a- Nice Kuşatması’nda Arka Plân ve Kuvvetler

Savoie Dükalığı'nın bir parçası olan Nice, yıllarca Fransa Krallığı'nın koruması altında varlığını sürdürmekteydi. Ancak Savoie Dükü III. Charles'ın, Portekiz Kralı I. Manoel'in kızı Beatrice ile evlenmesinin ardından Habsburgların müttefiki olmasına sinirlenen Fransa Kralı I. François, bu sebeple Nice şehrine saldırı yapmayı planladı.

Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak halinde olan I. François, 1542-1546 İtalya Savaşı kapsamında Akdeniz'de yapılacak saldırılar için Osmanlı Padişahı I. Süleyman'dan yardım istedi. Bunun üzerine 29 Mayıs 1543'te İstanbul'dan yola çıkan Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, ağustos ayında Marsilya'ya ulaştı ve burada Fransa Donanması ile buluştu. Osmanlı kuvvetleri yaklaşık 110 kadırga ile 30.000 askerden oluşurken, François de Bourbon komutasındaki Fransa Donanması yaklaşık 50 kadırgadan meydana gelmekteydi. İki donanmanın birleşiminden oluşan kuvvetler, 5 Ağustos'ta Marsilya'dan ayrıldı. Öte yandan François de Bourbon, Osmanlı Donanması gelmeden önce Nice'e bazı saldırılar düzenlense de bu saldırılar Andrea Doria komutasındaki gemiler tarafından geri püskürtülmüştü.

b- Kuşatma

İlk olarak Nice'in 6 km kadar doğusundaki Villefranche-sur-Mer'e çıkartma yapan Osmanlı askerleri, burayı ele geçirdi. 6 Ağustos 1543 günü iki ülkenin donanması, birlikte Nice şehrine saldırdı. 20 Ağustos günü şehir ele geçirilse de, kale alınamadı.

8 Eylül'de kaleye bir büyük saldırı daha gerçekleştirildi. Ancak Nice'i kurtarmak için Piyemonte'de ordu oluşturan III. Charles'ın harekete geçtiği öğrenilince, bu orduyla karşılaşmak için şehre düzenlenen saldırılar durduruldu. Ayrıldığı günden önceki akşam şehri yağmalayan Barbaros Hayreddin Paşa, bazı yerleri ateşe verirken, yanına 5.000 kadar esir aldı.

c- Catherine Ségurane

Kuşatma esnasında Catherine Ségurane isimli Fransız bir kadının, kalenin surlarına tırmanarak Fransız askerlerine cesaret verdiği ve Osmanlı askerlerinin bu durum karşısında şaşırarak saldırıdan vazgeçtiği yönünde hikâyeler vardır. Bu hareketiyle bir halk kahramanı haline gelen Ségurane anısına her yıl, 25 Kasım günü Nice'de Aziz Catherine günü olarak kutlanmaktadır.

d- Kuşatma Sonrası

Kuşatmanın ardından I. François, ileride düzenlenecek saldırılarda yardımın kısa sürede ulaşması amacıyla Osmanlı Donanması'nın kışı Toulon'da geçirmesini istedi. Öte yandan Toulon'da kalması halinde, Tunus'un alınmasında Barbaros Hayreddin Paşa'ya yardım edeceğini belirtti. Bunun üzerine donanma, 1543-44 yıllarının kış aylarını Toulon'da geçirdi. Bu dönemde Salih Reis komutasında İspanya'daki Barselona, Sanremo, Borghetto Santo Spirito ve Ceriale şehirlerine saldırılar düzenlendi ve İspanya ile İtalya donanmaları karşısında zaferler elde edildi. Tüm donanmayla birlikte Cenova'ya sefer düzenleyen Barbaros Hayreddin Paşa, Andrea Doria'nın esaretindeki Turgut Reis'in salınması konusunda anlaştı. Yaklaşık sekiz ay süren konaklamanın ardından Osmanlı Donanması, 23 Mayıs 1544'te şehirden ayrıldı.

5- Trablusgarp'ın Fethi (1551)

Trablus Kuşatması, 1551 yılında gerçekleştirilen ve Osmanlı İmparatorluğu'nun, Malta Şövalyeleri'nin elinde bulunan Trablus şehrine yaptığı kuşatma. 14-15 Ağustos 1551 tarihinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun Trablus'u ele geçirmesiyle sonuçlandı.

a- Arka Plân ve Kuvvetler

Kaptan-ı derya Sinan Paşa yönetiminde olan ve Salih Reis ile Turgut Reis'in eşlik ettiği donanmanın, temmuz 1551'de Gozo adasını ele geçirdikten sonra, 18 Temmuz 1551 günü Malta adasına yaptığı saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Kısa bir süre sonra ise, iki ülke arasındaki ittifak gereğince Osmanlı askerlerine ek olarak Fransa Krallığı'nın İstanbul elçisi Gabriel de Luetz'ün de iki kadırga ve bir galyot ile destek verdiği kuvvetler, Malta Şövalyeleri'nin kontrolündeki Trablus'u kuşattı.

Öte yandan Trablus, Gaspard de Vallier tarafından yönetilmekteydi. Bu dönemde şehirde yaklaşık 30 ile 200 arası şövalye ile 630 kadar Calabrialı ve Sicilyalı paralı asker bulunmaktaydı.

b- Kuşatma

Sinan Paşa komutasındaki gemiler, altı gün kadar süren bombardımanın ardından, 14-15 Ağustos 1551 günlerinde şehri ele geçirdi. Tacura'yı üs edinmiş olan Murad Ağa da saldırıya karadan ve denizden destek verdi.

c- Kuşatma Sonrası

Çoğu Fransız olan şövalyeler, Fransa elçisinin müdahalesiyle Malta'ya dönerken; esir alınan paralı askerler ise serbest bırakıldı. Gabriel de Luetz Malta'ya vardıktan sonra, şövalyeleri adaya getirmesi hakkında II. Henri'ye bir mektup yazdı. V. Karl ve Papa III. Julius, de Luetz'ü; Osmanlı İmparatorluğu'nun Trablus'u alması yönünde cesaretlendirdiği şüphesiyle eleştirdi. Osmanlıların elde ettiği zaferin ardından düzenlediği ziyafete de Luetz'ün de katılmasını V. Karl, bu kuşatmada Fransa kuvvetlerinin de yer aldığının göstergesi olarak yorumladı.

Öte yandan şehrin alınmasının ardından kurulan Trablusgarp Eyaleti'nin beylerbeyliğine, saldırılara destek veren Tacura şehrinin beyi Murad Ağa getirildi.

1551'deki İtalyan Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul edilen Trablus Kuşatması'nın ardından, Marsilya'daki Fransa kadırgalarının Osmanlı Donanması'na katılması emredildi.

6- Cerbe Deniz Savaşı (1559)

Cerbe Deniz Muharebesi 1560 yılının Mayıs ayında Tunus'un Cerbe Adası açıklarında Kaptan-ı Derya Piyale Paşa kumandası altındaki Osmanlı Donanmasıyla İspanyol kuvvetlerinin başını çektiği bir Haçlı Donanması arasında yapılmış bir deniz savaşıdır. Osmanlıların büyük bir zafer kazandığı bu savaşta Haçlı gemilerinin yarısı batırılmıştır.

a- Savaş Öncesi İki Tarafın Durumu

a.1- Haçlı Donanması ve Hazırlıkları

1538'de Preveze'de alınan yenilgi ve 1541'de İmparator V. Karl'ın (Şarlken) felaketle sonuçlanan Cezayir seferinin ardından Akdeniz'in önde gelen deniz güçlerine sahip olan İspanya ve Venedik devletleri, Osmanlılar ve müttefikleri olan korsanları kendilerine büyük birer tehdit olarak görmeye başladılar. Özellikle 1558'de Piyale Paşa'nın Balear Adaları'na saldırılar düzenlemesi ve Turgut Reis ile beraber İspanya'nın Akdeniz sahillerine saldırılar düzenlemesi üzerine, İspanya kralı II. Felipe, Papa IV. Paul'den Trablusgarp'ın Turgut Reis'ten geri alınması için yeni bir Haçlı donanması kurulmasına önayak olmasını istedi.

Bunun üzerine İspanya, Papalık Devleti, Malta, Ceneviz, Venedik ve Savoya Dükalığı'nın birleşmesi ile kurulan ve 100–150 parça gemi ve yaklaşık 30.000 kara askerinden oluşan bir armada hazırlandı. Donanmaya Medina-Coeli dukası Jean de la Cerda, kara ordusuna ise İspanol asilzadelerden Don Alvaro de Sande komuta edecekti. Birliklerin genel komutanı ise ünlü amiral Andrea Doria'nın yeğeni Giovanni Andrea Doria olacaktı.

Haçlı donanması'nın öncelikli planı Tunus açıklarındaki yer alan ve gerek Trablusgarp, gerekse Tunus'a olan mesafesi açısından stratejik bir konuma sahip Cerbe Adası'nı ele geçirmek, ardından Trablusgarp'a saldırmaktı. Ada ele geçirildiğinde Malta ve Sicilya donanmaları burada bırakılıp Osmanlı Donanması'nın Batı Akdeniz'e geçmesi engellenecek, bu sayede askeri yardım alamayacak olan Cezayir daha kolay elde edilebilecekti.

Messina'dan yola çıkan Haçlı donanması ilk önce Malta'ya uğradı. Burada kötü hava koşulları nedeniyle 2 ay mahsur kalan donanma hastalık vb. nedenlerle yaklaşık 2.000 kayıp verdi. Şubat 1560'da Trablusgarp'a doğru harekete geçtiler ve 7 Mart 1560'da Cerbe Adası'na asker çıkarmaya başladılar.

a.2- Osmanlı Donanması ve Hazırlıkları

Bu esnada Akdeniz'deki hareketlenmenin farkına varan Trablusgarp beylerbeyi Turgut Reis, padişah Kanuni Sultan Süleyman'a durumu bildirip gerekli tedbirin alınmasını arz etti. Bir yanda Basra Körfezi'nde Portekiz'liler ile mücadeleye girişen Osmanlı Devleri, diğer yanda henüz padişah yaşıyor olmasına rağmen Şehzade Selim ve Şehzade Beyazıt arasında başlayan taht mücadelesi ile çalkalanıyordu. Tüm bunlara rağmen Kanuni, kaptan-ı derya Piyale Paşa'ya emir vererek duruma müdahale etmesini istedi. Gerekli hazırlıklar kısa sürede tamamlanarak 86 savaş gemisiyle İstanbul'dan harekete geçildi. Bu donanmaya Mora'da Midilli sancakbeyi Kurdoğlu Muslihiddin Mustafa ve Rodos sancakbeyi Kurdoğlu Ahmed dahil oldular.

7 Mayıs 1560'da Malta'ya ulaşan Piyale Paşa adaya saldırılar düzenleyip esir ve ganimet elde etti. Akabinde, Turgut Reis'in edindiği istihbarat sonucunda Haçlı Donanması'nın halen Cerbe'de olduğu ve Trablusgarp'a saldırmak için beklediği öğrenildikten sonra acilen Cerbe Adası'na doğru yelken açıldı.

Piyale Paşa komutasındaki donanmanın 11 Mayıs 1560'da Cerbe'ye ulaşması Haçlı birlikleri arasında sürpriz ve panik yarattı, çünkü Haçlılar'ın beklentisi Osmanlı donanmasının ancak yaza doğru İstanbul'dan sefere çıkabileceği ve o zamana kadar Trablusgarp'ın ele geçirileceği şeklindeydi.

b- Savaş

b.1- Deniz savaşı

14 Mayıs 1560'ta Osmanlı donanması Preveze'de uygulanan yarım ay şeklindeki savaş düzenine girmişti. Merkeze Piyale Paşa, sağ kanada Kurdoğlu Ahmed Bey ve sol kanada da Kurdoğlu Mustafa Bey komuta ediyordu. Haçlı donanması da benzer bir dizilişi uyguladı.
Savaş top atışları ile başladı. Türk topçusunun isabetli ve etkili atışları sonucunda Haçlı filosunda panik ve bozgun belirtileri gözlemleyen Piyale Paşa, düşmanın üzerine gidilmesini emretti. Bu manevrayı gören Juan de la Cerda, elindeki gemileri iki gruba ayırıp bir kısmı ile açık denize hareketlenirken diğer grubu kıyıya yönlendirdi. Bunun üzerine Piyale Paşa denize açılmak isteyen grubun üzerine giderken, Kurdoğlu Mustafa Bey karaya doğru yöneldi. Açık denizde haçlı donanmasına büyük bir darbe vuran Piyale Paşa, Giovanni Andrea Doria'nın filosunu yakalayıp rampa etti, fakat kaptan Doria küçük bir sandal ile ağır yaralı halde kaçmayı başardı. Bu esnada Kurdoğlu Mustafa Bey komutasındaki birlikler karaya yanaşamayan Haçlı gemilerine saldırıp Haçlı birliklerinin önemli bir kısmını etkisiz hale getirdi. Deniz savaşı Türk'lerin kesin zaferi ile sonuçlandı.

b.2- Kara Savaşı ve Kuşatma

İlk günün sonunda savaşın hakimiyeti tamamen Piyale Paşa'nın eline geçmişti. Bazı kaynaklarda, Haçlı donanmasının ilk günkü kaybının 20 kadırga ve 26 gemisi olduğu, ertesi gün kara savaşları devam ederken ise verilen toplam kaybın hazırlanan armadanın neredeyse yarısı olduğu belirtilir. Asker kaybının ise 9.000-18.000 arasında değiştiği rivayet edilir. Savaşın üçüncü günü Cerbe'ye ulaşan Turgut Reis'in kaçmaya çalışırken yakaladığı gemilere verdirdiği zayiat ve aldığı esir ve ganimetlerle Haçlı donanmasının kaybı büsbütün artmıştır. Alınan esirler arasında Giovanni A. Doria'nın kaçması ile komutayı devralan Don Alvaro de Sande ve diğer üst düzey subay ve soylular da bulunmaktaydı.Kara savaşından kurtulabilenlerin Cerbe Kalesi'ne sığınması ile başlayan kuşatma üç ay sürmüş ve kaleyi savunan İspanyol askerler teslim olması ile savaş tamamen sona ermiştir.

c- Savaş Sonrası

Türk tarihinde Cerbe Zaferi'nden, Preveze'den sonra gelen ikinci büyük deniz zaferi olarak bahsedilir. Cerbe Kalesi'nin fethinden yaklaşık iki ay sonra 27 Eylül 1560'da Osmanlı Donanması, haçlılardan ele geçirilen ve tahrip edilmeyen 28 savaş gemisi ve 27 nakliye gemisinin yanı sıra aralarında düşman komutanlar Don Alvaro de Sande, general Sanieu de Levia ve Sicilya/Napoli filo komutanı Don Juan'ın bulunduğu yaklaşık 5.000 esir ile İstanbul'a dönmüştür.

Cerbe Muharebesi'nde alınan zafer ile Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'de 22 yıl önce Preveze Zaferi ile başlayan hakimiyeti zirve noktasına ulaşmıştır. Birkaç yıl sonra 1565'te Osmanlı Donanması, Rodos'tan kaçan Hospitalier Şövalyeleri'nin yeni üssü olan Malta Adası'nı kuşatmış, fakat bu defa başarılı olamamıştır. Türklerin denizlerdeki yenilmezliği 1571 yılındaki İnebahtı faciasına kadar devam etmiştir.

7- Malta Seferi ve Kuşatması (18 Mayıs-11 Eylül 1565)

Malta Kuşatması ya da Malta Seferi, 1565 yılında Malta adasının Osmanlı İmparatorluğu kuvvetleri tarafından kuşatılması ve Hospitalier Şövalyeleri tarafından adanın savunulması sürecidir.

Tarih boyunca yaşanan en kanlı ve şiddetli savaşlardan biri olarak gösterilen kuşatma, Hospitalier Şövalyeleri'nin galibiyeti ve Osmanlı kuvvetlerinin kuşatmayı kaldırması ile sonuçlanmış ve bu olay 16. yüzyıl Avrupa'sında büyük ses getirmiştir. Hatta ünlü düşünür Voltaire'in bile bu savaştan abartılı bir şekilde bahsederken "Hiçbir şey Malta Kuşatması kadar ünlü değildir." dediği belirtilir. Kuşatmanın sonunda Avrupalı'larca benimsenen Osmanlı ordularının yenilmezliği algısı değişerek yerini Akdeniz'deki İspanyol hakimiyetine bırakmıştır. Kuşatma, Akdeniz'i kontrol etme adına 16. yüzyılda Osmanlı Komutanı Turgut Reis'in 1551'de Malta'ya saldırılar düzenlemesi ile başlayan ve 1560 Cerbe Deniz Savaşı'nda Osmanlı Filosunun Haçlı Donanması'nı ağır bir yenilgiye uğratması ile devam eden, Osmanlı İmparatorluğu ve Hristiyan Birliği arasında hızla artan rekabetin doruk noktası olarak tanımlanır. Bu savaşın nedenleri arasında Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı olan Mihrimah Sultan'ın 107 yaşındaki sütannesinin de aralarında bulunduğu hacca gitmekte olan Osmanlı bandıralı bir kalyon şövalyeler tarafından kaçırılıp Malta adasına götürülmüştür. Ayrıca Malta orta Akdeniz'in güvenliği açısından önemli bir yere sahiptir.

a- Kuşatma Öncesi

Cerbe Deniz Muharebesi'nde ağır bir yenilgi alan Kutsal İttifak ülkeleri, İspanya kralı II. Felipe'nin önderliğinde yeni bir donanma hazırlığına başlayıp ve ittifak bünyesindeki mevcut donanmaların birleştirilerek yeni bir Haçlı donanması meydana getirmeyi amaçlıyorlardı. Bu kapsamda Papalık, Ceneviz, Portekiz, Malta ve Toskana donanmalarının Akdeniz'in hakimi olabilme adına yeniden Osmanlı donanmasına karşı birleştirilmesi öngörüldü. İlk hedef olarak İspanya yakınlarındaki kayalık bir ada olan Peñón de Vélez'e saldırı düzenlendi. Bu ada Osmanlı donanması tarafından sadece uğrak yeri olarak kullanılıyor ve az sayıda Türk muhafız tarafından korunuyordu. Bu nedenle nicelik olarak kendisinden oldukça üstün olan Haçlı ordusuna karşı direnmesi mantıksızdı. Bu nedenle sözkonusu ada Osmanlı kuvvetlerince kayıp verilmeden boşaltıldı. Peñón de Vélez'in savaşmadan alınması Kutsal İttifak birliklerinin motivasyonunu yükseltti ve müttefik ülkelerde büyük ses getirdi. Kuşatmadan birkaç ay önce Osmanlı mühendisleri balıkçı kılığında şehire girip şehrin tahkimat ve savunma bölgelerini ve ayrıca denizden çıkarma yapılabilecek önemli yerleri tespit etmiştir.

Öte yandan Malta Şövalyeleri, Akdeniz'de Türk gemilerine taciz saldırılarına devam ettiler. 1564 yılı ortalarında, şövalyelerin en kıdemli denizcilerinden Mathurin Romegas komutasındaki birliklerin yaptığı bir saldırıda, içlerinde Osmanlı sarayının haremağası, İskenderiye ve Kahire valileri ve pek çok önemli tacirin esir alınması, padişah Kanuni Sultan Süleyman'ın Malta adasına sefer düzenlenmesi ve şövalyelerin hakimiyetinin sonlandırılması konusunda ikna edilmesini kolaylaştırmıştır.

Söz konusu olaydan kısa bir süre sonra, Piyale Paşa ve Trablusgarp beylerbeyi Turgut Reis'in Akdeniz'de oldukça stratejik bir konumda olan ve Osmanlı topraklarına karşı tehdit oluşturan Malta adasının ele geçirilmesi konusundaki ısrarlı yaklaşımları, bu isteklerinin Divan'da kabul edilmesini sağladı ve Osmanlı donanması kaptan-ı derya Piyale Paşa komutasında Akdeniz'e açıldı.

Türk donanması 144 savaş gemisi (büyük ve küçük kadırga) ve 50 nakliye gemisinden oluşuyordu. Söz konusu gemiler 30.000 civarı asker taşıyorlardı. (O döneme ait yabancı kaynaklar da benzer rakamlardan bahsetmektedirler). Donanmaya Piyale Paşa, kara ordusuna ise Kızılahmedli Mustafa Paşa komuta ediyordu. Ayrıca Trablusgarp'tan hareket edecek Turgut Reis ve Cezayir'den hareket edecek Hasan Paşa'da ellerindeki birliklerle kuşatmaya dahil olacaklardı.

Bu durumdan 1565 yılı başlarında İstanbul'daki casusları vasıtasıyla haberdar olan Hospitalier Şövalyeleri'nin lideri Jean de Valette, adanın savunması için İtalya'dan asker toplamaya ve St. Angelo, St. Michael ve St. Elmo kalelerini güçlendirme çalışmalarına başladı.

İtalyan-İspanyol paralı askeri olarak kuşatmada savaşan Francisco Balbi di Correggio'nun ünlü kuşatma günlüğünde, kuşatmaya girilirken her iki tarafın askeri gücünden aşağıdaki rakamlarla bahsettiği görülmektedir.

Hospitalier Şövalyeleri

• 500 Hospitalier Şövalyesi
• 400 İspanyol asker
• 800 İtalyan asker
• 500 Kadırgalardan gelenler
• 200 Yunan ve Sicilyalı asker
• 100 St. Elmo Kalesi garnizonunu askeri
• 100 Şövalye kölesi
• 500 Kadırga kölesi
• 3.000 Malta halkından seçilenler

Toplam: 6.100

Osmanlı İmparatorluğu

• 6.000 Sipahi (Süvari)
• 500 Karaman Sipahisi
• 6.000 Yeniçeri
• 400 Mytheline'li maceracı
• 2.500 Cezayir'li Sipahi
• 3.500 Cezayir'li maceracı
• Gönüllü mücahidler
• 6.000 Diğer gönüllüler
• Trablus ve Cezayir Korsanları

Toplam: Doğudan gelen 28.500, toplamda 48.000

b- Kuşatma

Osmanlı donanması Malta'ya ulaştığında 20.000 asker karaya çıkarıldı. Karaya çıkan ilk birlikler adanın en güçlü ikinci direniş noktası olan Saint Elmo kalesini kuşattılar. Kuşatma başladıktan birkaç gün sonra Turgut Reis ve Uluç Ali Reis komutasındaki filolar da adaya ulaştı.

Saint Elmo kalesi önünde çok şiddetli çarpışmalar yaşandı. Ard arda yapılan saldırılarda her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Surlardaki tahribat arttıktan sonra Turgut Reis komutasındaki kuvvetler 5000 kişi ile hücüma geçti. Kaleye düzenlenen altıncı saldırı olan bü harekatın ardından kale surlarına ulaşıldı, fakat Turgut Reis başına isabet eden bir şarapnel parçası ile ağır yaralandı ve kısa süre sonra öldü. Altı gün sonra, 23 Haziran 1565'te kaleye yapılan sekizinci saldırıda kaleye girildi ve göğüs göğüse yapılan şiddetli çarpışmalar sonunda kalenin kontrolü ele geçirildi. St. Elmo kalesinin fethi, Osmanlı ordusuna Turgut Reis dışında 4.000 kişilik bir kayba (bu kaybın yaklaşık yarısı seçkin yeniçeri askerleridir) malolmasına rağmen, Kızılahmedli Mustafa Paşa sefere devam etme kararından vazgeçmemiştir.

Bazı kaynaklarda, St. Elmo kalesinin fethinin ve kuşatmanın devam etmesinin Avrupa'da yarattığı yankının küçük çaplı bir panik ortamına sebebiyet verdiğinden ve Avrupalıların Malta'dan sonra sıranın Tunus'ta İspanyol kontrolündeki La Goleta kalesinde olduğundan, hatta Kanuni Sultan Süleyman'ın İtalya üzerinden Avrupa'yı işgal etme planları yaptığından bahsetmeye başladıklarından bahsedilir.

Kuşatmanın devamında St. Angelo ve St. Michael kalelerine kara ve denizden saldırılar devam etti. Yabancı kaynaklara göre 7 Temmuz 1565'te yapılan büyük saldırılarda Osmanlı ordusunun St.Michael kale duvarlarında önemli bir gedik açtığı, fakat beklenmeyen bir şekilde geri çekildiğinden bahsedilirken, bu hareketin nedeninin şövalyelerin süvari komutanı Vincenzo Anastagi'nin rutin hücümlarından birinde Osmanlı sahra hastanelerinden birine saldırdığı ve buradaki hasta ve yaralıların hepsini katlettiği, bundan dolayı Osmanlı birliklerinin Malta Şövalyeleri tarafından Sicilya'dan beklenen desteğin gelmiş olabileceği düşüncesi ile geri çekildiğinden bahsedilmektedir.

Eylül ayına kadar devam eden çarpışmalardan net bir sonuç elde edilememesi, hava koşullarının kötü gidecek olması ve Sicilya'dan beklenen askeri yardımın adanın kuzeyinden karaya çıkarılması sonucunda başkomutan Kızılahmedli Mustafa Paşa kuşatmayı kaldırmaya ve geri çekilmeye karar verdi. 11 Eylül 1565'de kuşatma tamamen kaldırıldı.

c- Kuşatma sonrası

Kuşatmanın Hospitalier Şövalyeleri'nin zaferi ile sonuçlanması Avrupa'da büyük yankı uyandırdı. Kaynaklara göre değişen rakamlar ışığında Osmanlı kuvvetlerinin 25.000-35.000 arası kayıp verdiğinden bahsedilir. Özellikle Roma'da papa Malta'nın kurtulmasından dolayı kiliselerin çanlarını çaldırmıştır. Çünkü Malta kaybedilseydi Roma da kaybedilecekti.

Şövalyelerin lideri de Valette'in bu zaferinden sonra Avrupa'daki saygınlığı yükselmiş ve adaya yapılan maddi destek artmış ve bu sayede Valletta isimli surlarla çevrili yeni bir şehir kurulmuştur.

Osmanlı ordusu Malta'ya yeni bir sefer düzenlememiş, Osmanlı ordusunun yaklaşık 100 yıl süren yenilmezliğinin sona ermesi Avrupa'da büyük bir moral-motivasyon artışına sebebiyet vermiştir. Öte yandan Malta Şövalyeleri uzun bir süre doğu Akdeniz'deki Türk sahillerine saldıramamışlardır.

8- Hint Deniz Seferleri

Hint seferleri, Osmanlı imparatorluğu'nun Hint Okyanusu'nda yaptığı bir dizi seferlere verilen addır.
Amaç: Portekizlileri Hindistan'dan uzaklaştırmak, Hindistan'daki Müslümanlara yardım etmek amacıyla 1538–1553 yılları arasında yapılan 4 sefer.

a- Hint Deniz Seferlerinin Arka Plânı

Vasco de Gama'nın 1498 yılında Afrika'nın güneyini dolaşarak, Atlas Okyanusundan Hint Okyanusuna geçmesinden sonra, Portekizliler Hint Okyanusunda güçlü bir donanma oluşturmuş, Kızıldeniz ve Basra körfezinin Hint Okyanusuna açılan ağızlarının denetimini ele geçirmiş, o zamana kadar Güney Asya mallarının Avrupa’ya ulaşmasında önemli rolü olan Baharat yolu'nu işlevsiz bırakmışlardı.

1517 yılında I. Selim'in Mısır'ı, 1538 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Irak'ı ele geçirmesinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu Kızıldeniz ve Basra körfezi kıyılarına ulaşmış, fakat deniz hakimiyetini sağlayamamıştı. Bu sebepten, Osmanlı imparatorluğu Portekiz’in Hint Okyanusu'ndaki egemenliğine sınırlamak istiyordu.

Öte yandan Hindistan'ın batısındaki Gucerat Sultanlığı de Osmanlı İmparatorluğu'ndan Portekizlilere karşı yardım talebinde bulunuyordu.

1538 yılından itibaren bir Osmanlı donanması Hint Okyanusuna gönderildi ve okyanusta Osmanlı Portekiz savaşları başladı. Bu seferlerde donanma komutanına Hint kaptanı (veya Mısır kaptanı) deniliyordu. Seferler Hint kaptanının adıyla belirlenen dört ayrı aşamada devam etti. (Kimi tarihçiler bu savaşlardan sonraki Açe seferini de Hint seferinin devamı sayarlar.)

b- Hadım Süleyman Paşa Yönetimindeki 1. Sefer

Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz'de büyük bir donanmaya sahipse de, bu donanmanın Kızıldeniz'e geçirilmesi mümkün değildi. Bu sebeple Hint kaptanlığına atanan Hadım Süleyman Paşa Süveyş tersanelerinde 76 parça gemi yaptırdı ve Kızıldeniz üzerinden Hindistan'a hareket etti. (Bu gemilerin kerestesi Alanya'dan İskenderiye'ye gönderilmişti.) Süleyman Paşa önce Kızıldeniz güneyinde (bugünkü Yemen'de) bulunan Aden’i ele geçirdi. Daha sonra Arap Yarımadası'nın ve İran'ın güney kıyılarını izleyerek Hindistan’a gitti.
Ne var ki, Osmanlı donanmasını davet eden Gücerat hakimi Bahadır Şah ölmüş, yerine gelenler ise Portekiz ile anlaşmışlardı. Süleyman Paşa Kuzey Batı Hindistan’da Diu kalesini ele geçirmek için bazı girişimlerde bulunduysa da, Portekizlilerin kaleye yardıma gelmeleri üzerine geri döndü.

Süleyman Paşa'nın asıl faaliyetleri Yemen'de oldu. Yemen'in bir bölümünü ele geçirdi. Kendisinin Hint kaptanlığından alınmasından sonra, diğer komutanlar Yemen'in tamamını ele geçirdiler. Hatta, bunlardan Özdemir Paşa sonraki yıllarda Kızıldeniz'de karşı yakaya geçip, Habeşistan kıyılarını ele geçirmeye başladı. (Yaklaşık olarak bu günkü Sudan ve Eritre kıyı bölgeleri)

c- Piri Reis yönetimindeki 2. sefer

Süleyman Paşa’dan sonra Portekizlilerin Kızıldeniz'e yeniden hakim olmak için Kızıldeniz kıyılarında bazı baskınlar (Süveyş, Cidde, Aden vb.) yaptılar. Portekiz’e karşı ikinci sefer için Piri Reis görevlendirildi. 1551 yılında o sırada 86 yaşında olan Piri Reis yeni bir donanmayla Kızıldeniz’e açıldı ve Portekiz faaliyetlerine son verdi. Daha sonra Hint Okyanusuna açılan Piri Reis Basra körfezinin ağzındaki 1507 yılından beri Portekiz hakimiyetinde olan, fakat halkı Müslüman olan Hürmüz adasını kuşattı.(Bu ada günnümüzde İran yönetimindedir.) 1552 yılında adayı yağmalayan Piri Reis daha sonra Basra'ya geldi. Ancak güçlü bir Portekiz donanmasının geldiğini öğrenince, donanmayı Basra’da bırakıp, kendisine ait üç gemi ile geri döndü. Ne var ki, bu durum büyük tepki doğurdu ve görevden alındı. Mısır’a döndükten sonra bir süre sonra 1554 yılında İstanbul’dan gelen emir gereği idam edildi.

d- Koca Murat Reis yönetiminde 3. sefer

1552 yılında Piri Reis'ten sonra, Hint kaptanlığına atanan Koca Murat Reis'in görevi Basra'da sıkışmış donanmayı Kızıldeniz'e geri getirmekti. Basra'da onardığı 18 kadırga ile denize açılan Murat Reis 25 kadırgadan oluşan bir Portekiz filosu ile karşılaştı ve Portekizlileri gerilemek zorunda bıraktı. Buna rağmen, Portekiz'in Hint Okyanusu'ndaki üstünlüğü devam ediyordu ve Murat Reis donanmayı geri getiremedi. Bu sebepten, kısa süre sonra görevden alındı.

e- Seydi Ali Reis yönetiminde 4. sefer

1553 yılında Hint kaptanlığına atanan Seydi Ali Reis'in görevi de 15 parçaya inmiş donanmayı Kızıldeniz'e getirmekti. Seydi Ali Reis donanmayı Basra körfezinden çıkarttı ve Arabistan Yarımadası'nın güneyini (bugünkü Umman kıyıları) izleyerek geri dönmeye başladı. Üzerine gönderilen iki Portekiz donanmasından da kurtulmayı başardı. Fakat gemileri Tufan'ı fil denilen o yöreye mahsus şiddetli bir fırtınaya tutuldu. Kalan dokuz gemisiyle doğuya sürüklenen Seydi Ali Reis sonunda Hindistan'a gitmek zorunda kaldı. Elinde sadece altı harap gemi kalan Seydi Ali Reis deniz yoluyla dönemeyeceğini anladığından, kara yoluyla dönmeye karar verdi. 1555 yılında Gücerat başkenti Ahmetabat'ta Ahmet Han ve Delhi'de Baburoğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı ve aldığı yardımla kara yoluyla geri dönmeye başladı. (Adamlarından bir kısmını Hindistan'da bırakmıştı.) Kara yolunda çeşitli maceralar yaşıyan Seydi Ali Reis sonunda 1557 yılında Osmanlı toprağına ayak bastı. Seydi Ali Reis'in bu maceralı yolculuğu padişaha takdim ettiği Mir'at-ül Memalik adlı eserinde özetledi.

f- Seferler Sonrası

Osmanlı İmparatorluğu Hint seferlerinden sonra bir defa daha Hint Okyanusu'yla ilgilendi. Bugünkü Endonezya'da bulunan Açe Sultanı Alaaddin Portekizlilere karşı Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istemişti. 1565 yılında 20 kadırgadan oluşan yeni bir donanma hazırlandı. Ama daha sonra bu donanma bir Yemen isyanı için kullanıldı ve Açe’ye sadece iki gemi gönderilebilirdi.

G. Kanuni Dönemi Kültür ve Sanat Alanındaki Gelişmeler

1- Mimari Gelişmeler


I. Süleyman'ın padişahlığı döneminde, I. François tarafından İstanbul'a yollanan Fransız elçi Pierre Gilles'in yazdıklarına göre şehirde Bizans İmparatorluğu döneminden fazla yapı kalmamıştı. Döneminde birden fazla sultan külliye yaptıran Süleyman döneminde ilk olarak, babası I. Selim döneminde yapımına başlanılan I. Selim Külliyesi'nin yapımı tamamlanırken; oğlu Mehmed için Şehzadebaşı Külliyesi ve kendisi için, Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Süleymaniye Külliyesi (Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a 1551-1558 yılları arasında yaptırılmıştır.) yapıldı. Yine padişahın yakınlarının külliyeleri; Rüstem Paşa Külliyesi, Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Haseki Külliyesi ve Mihrimah Sultan külliyeleri (Üsküdar ve Edirnekapı'da olmak üzere iki tane), Hadım İbrahim Paşa Külliyesi, Kara Ahmed Paşa Külliyesi de bu dönemde inşa edildi. Öte yandan nüfus artışına bağlı olarak İstanbul'da çekilen su sıkıntısının önüne geçmek amacıyla su tesisleri yenilendi ve Kırkçeşme su sistemi kuruldu.

Bu imar faaliyetlerinde başı çeken kurum, saraya bağlı olarak çalışan ve devlet sınırlarındaki her türlü resmî inşaat işlerini yürüten Hassa Mimarlar Ocağı ile başındaki hassa mimarbaşı idi. Süleyman tahta çıktığı dönemde hassa mimarbaşı, I. Selim döneminde göreve gelen Acem Ali'ydi. 1538 veya 1539 yılında ölen Acem Ali'nin ardından yerine gelen ve Süleyman döneminde yapılan mimari eserlerin çoğunda imzası bulunan Mimar Sinan, Osmanlı döneminin en büyük mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir.

2- Sanatsal Gelişmeler

I. Süleyman'ın saltanatı döneminde yetişen başlıca şairler arasında Fuzûlî, Bâki, Pir Sultan Abdal ve Bağdatlı Ruhi gösterilmektedir. Matrakçı Nasuh ise dönemin önemli ressam, tarihçi ve minyatür sanatçılarındandı. Yine bu çağda yaşayan ve Süleymanname'yi yazan şehnameci Arifî, nakkaş Nigarî ve hattat Ahmed Karahisarî de dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer almaktadır.

Sultan Süleyman döneminde ayrıca sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa, Mohaç Meydan Savaşı sonrasında Budin'den İstanbul'a Üç Güzeller olarak anılan mitolojik heykeller getirmiş ve At Meydanında bulunan sarayına dikmiştir. Bu heykeller her ne kadar ilgi uyandırsa da bazı çevreler tarafından put olarak görülüp hoş karşılanmadığı için kalıcı olamamıştır. Bu heykellerin yanı sıra, Budin'den bazı Doğu ve Batı düşünürlerinin eserleri İstanbul'a getirilmiş ve kütüphane oluşturulmuştur. Bu eserler Macar kralı Matthias Corvinus'un kurduğu geniş kütüphaneden savaş ganimeti olarak elde edilmiştir. Süleyman bu yönüyle Osmanlı kütüphane kültüründe etkili ve önemli bir padişah olarak yer alır.

3- Eğitim

Sultan Süleyman döneminde çok sayıda medrese kurulmuştur. Bu dönemde sarayda kurulan kütüphanelerden çok, medrese ve külliyelerde kurulan kütüphanelerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu da, devletin halkın eğitimini daha ön planda tutmaya başladığının göstergesi olarak görülebilir.

I. Süleyman döneminde kurulan ve Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük eğitim kurumu olan Süleymaniye Medreseleri açmış olduğu farklı bilim dalları nedeniyle (özellikle tıp, matematik ve diğer akli bilimler) yeniden bir sınıflamaya gidilmiştir. Sultan Süleyman döneminde yapılan düzenlemeyle Osmanlı medreselerinde eğitim Dahil medreselerinden sonra iki aşamaya ayrılmıştır. Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde hukuk, ilâhiyat ve edebiyat dallarında yapılan eğitim, ikincisi ise Süleymaniye Medreselerinde matematik ve tıp alanlarında yapılan eğitimdir.

H. Kanuni Sultan Süleyman'ın Özel Hayatı

Saruhan Sancak Beyi olduğu sıralarda hareme giren ve gerçek ismi bilinmediğinden Fülane Hatun olarak geçen kadın, çoğu tarihçi tarafından Süleyman'ın ilk eşi olarak gösterilmektedir. Tarihçi Çağatay Uluçay; Süleyman'ın Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan ve Gülfem Hatun olmak üzere üç eşi olduğunu ve başka eşlerinin de olabileceğini söyler. Öte yandan Fülane Hatun'dan dünyaya gelen Mahmud; Mahidevran Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mustafa; Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Şehzade Mehmed, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir, Mihrimah Sultan ve annesinin Gülfem Hatun olduğu yönünde görüşler olan Şehzade Murad olmak üzere Süleyman'ın toplamda sekiz erkek ile iki kız çocuğunun olduğu kesin olarak bilinmektedir. Bunlara ek olarak Yılmaz Öztuna; Şehzade Orhan, Şehzade Ahmed, Şehzade Osman, Şehzade Abdullah, Şehzade Mehmed, Şehzade Mehmed, Şehzade Orhan'ı da Süleyman'ın oğlu olarak göstererek bu sayının on beş olduğunu belirtir ve Fatma Sultan adında bir kızı daha olduğunu söyler.

1- Kanuni Sultan Süleyman'ın Eşleri

Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.

Hürrem Sultan: Sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mahmed'i, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'te Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'i, 1531'de Cihangir'i dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.

Mahidevran Sultan (bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer): 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515 yılında Mustafa'yı dünyaya getirdi. Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.

Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi. 1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

2- Kanuni Sultan Süleyman'ın Çocukları

• Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.
-
• Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi. Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.
-
• Şehzade Murad: 1521'de dünyaya gelen ve ekim 1521'de vefat eden Murad'ın annesi kesin olarak bilinmese de, Gülfem Hatun olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır.
-
• Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.
-
• Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.
-
• Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.
-
• Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi. Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.
-
• Raziye Sultan: Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.
-
• Şehzade Bayezid (1525–1561): 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi. Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.
-
• Şehzade Cihangir (1531–1553): 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.
-
• Şehzade Orhan (1543–1562)
-
• Şehzade Ahmed
-
• Şehzade Osman (1545–1562)
-
• Şehzade Abdullah
-
• Şehzade Mehmed (1526–1533)
-
• Şehzade Mehmed (3 yaşında boğdurulduğu bilgisi var)
-
• Şehzade Orhan (1554–1562)
-
• İsmi bilinmeyen bir kız

3- Kanuni Sultan Süleyman'ın Edebi Kimliği

Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Süleyman'ın bir de divanı vardır.
Nadiren de olsa Muhib, I. Süleyman, Meftûnî, Âcizî mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazel bulunmaktadır ki, Divan şairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zâtî'nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825'tir. Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır.

4- Popüler Kültüre Etkisi

2003 yapımı Hürrem Sultan isimli Türk dizisinde Süleyman'ı Ali Sürmeli canlandırdı. 2011 yılından beri yayında olan ve Süleyman döneminin anlatıldığı Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise Halit Ergenç tarafından canlandırılmaktadır. Ubisoft'un yapımcılığını yaptığı, 2011 yapımı Assassin's Creed: Revelations oyununda yer almaktadır.

I. KRONOLOJİ

1520–1550: Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi
1521: Belgrad'ın fethi
1521: Piri Reis'in, Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
1522: Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi ve Yavuz Sultan Selim'in eşi olan Ayşe Hafsa Sultan tarafından, Manisa'da bimaristan inşa edilmesi
1522: Rodos Adası'nın ilhakı
1524: Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı
1524: Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü
1525: Yeniçeri isyanı
1525: İlk Fransız elçisi İstanbul'da
1525: Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü
1525: Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü
1526: Mohaç Zaferi
1526: Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı
1527: Bosna'nın fethi'nin tamamlanması
1528:Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
1528: Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü
1529: Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması
1530–1540: Divan-ı Selimi'nin yazılması
1530–1560: Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi
1530–1588: Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi
1532: Alman Seferi
1533–1534: Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir Beylerbeyliği'ne tayini
1534: Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı
1534: Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü
1536: Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı tanıyan ahidname verilmesi
1536: Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı
1537: Körsof - Avlonya seferi
1538: Preveze Zaferi
1538: Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi
1540: Venedik Ahidnamesi'ndeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması
1540–1560: Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi
1541: Budin'in kesin olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
1543: Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi
1543: Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)
1547: Osmanlı-Habsburg Sulhü
1547: Avusturyalılara Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
1547: San'a'nın fethi
1548: İkinci İran seferi
1550: Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası
1551: Trablusgarb'ın fethi
1552: Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi
1553: Piri Reis'in ölümü
1553–1554: Turgud Reis'in Akdeniz seferi
1553–1554: Nahcıvan Seferi
1555: İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası
1556: Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı
1557: Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi
1557: Süleymaniye Külliyesi'nin açılışı
1558: Şakayık-ı Nu'maniye telifi
1558: Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması
1559: Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması
1560: Cerbe'nin alınışı
1560–1600: Osman'ın Nakkaşhane'de faaliyet göstermesi
1561: Taşköprüzade'nin ölümü
1562: Osmanlı-Habsburg Sulhü
1563: Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü
1565: Başarısız Malta kuşatması
1565: 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi
1566: Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Zigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu

J. KAYNAKÇA
  • Celâlzâde Mustafa Çelebi (Şubat 2011). Kanunî'nin Tarihçisinden Muhteşem Çağ. İstanbul: Kariyer Yayıncılık. ISBN 978-9944-300-59-9.
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1983). Osmanlı Tarihi, II. cilt. Ankara. ISBN 975-16-0012-X.
  • Özdek, R. (1990) (Türkçe). Türkler'in Altın Kitabı Cilt-3. İstanbul: Tercüman Gazetesi.
  • Sakaoğlu, Necdet (Nisan 2012). Süleyman, Hurrem ve Diğerleri: Bir Dönemin Gerçek Hikayesi.
  • _________; Gür, Ayşen (Şubat 2011). "Muhteşem Yüzyılın Anatomisi". NTV Tarih (25). ISSN 1308-7878.
  • Severy, Merle (Kasım 1987). "The World of Süleyman the Magnificent". National Geographic (Washington, DC: National Geographic Society) (172). ISSN 0027-9358.
  • Akgündüz, Ahmed; Özturk, Said (2011). Ottoman History: Misperceptions and Truths. IUR Press. ISBN 9789090261089.
  • Turnbull, Stephen R (2003). The Ottoman Empire, 1326–1699. Osprey Publishing Ltd. ISBN 9780415969130.
  • Kumrular, Özlem (editör) (2007). Muhteşem Süleyman. İstanbul: Kitap Yayınevi. ISBN 975-6051-77-1.
  • Tüzün, Güler (2004). "Muhteşem Süleyman". Tarihte Olağanüstü Kişiler. Ana Yayıncılık. ss. sf. 19. ISBN 975-7760-83-8.
  • _________ (2008). "Kanuni". Britannica Bilgi Hazinesi. Sabah. ss. sf. 477. ISBN 975-7930-32-6.
  • Bahadıroğlu, Yavuz (2009). "Kanuni Sultan Süleyman (Muhteşem Padişah)". Osmanlı Tarihi. Nesil Yayınları. ss. sf. 157-189. ISBN 978-975-269-299-2.
  • Çolak, İsmail (2010). "Tartışılan Osmanlı". Osmanlı'nın Gizli Tarihi. Nesil. ss. sf. 130. ISBN 9789752693654.
  • Eravcı, Mustafa (2002). Safevî Hanedanı. Yeni Türkiye Yayıncılık. ISBN 975-6782-39-0.
  • Sümer, Faruk (1992). Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. TTK Yayıncılık.
  • Nesibli, Nesib (2002). Osmanlı-Safevî Savaşları, Mezhep Öeseşes, ve Azerbaucan. Yeni Türkiye Yayıncılık. ss. sf. 32. ISBN 975-6782-39-0.
  • Tapper, Richard (1972). Shahsevan in Safavid Persia. University of London.
  • Başar, Fahamettin (2004) (Türkçe). 100 Soruda Osmanlı Devleti Tarihi. Aktüel Dünya Yayıncılık. ISBN 9753040303.
  • Öztuna, Yılmaz (20) (Türkçe). Büyük Osmanlı Tarihi. Ötüken Yayıncılık. ISBN 9754371415.
  • Aksun, Ziya Nur (2000) (Türkçe). Türkiye Tarihi 2 1300-1600. Cem Yayıncılık. ISBN 9754065640.
-
NOT: Kanuni Sultan Süleyman dönemi ile ilgili bu bilgiler, tarih.gen.tr yönetimi tarafından düzenlenmiştir.
-

Rita bu mesaja teşekkür etti
__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

-
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
donemi, dönemi, kanuni, suleyman, sultan, süleyman

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 23:26.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2019, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.