Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Osmanlı Tarihi > Osmanlı Hanedanlığı

Osmanlı Hanedanlığı Osmanlı Padişahları, Anneleri, Çocuk ve Eşleri..

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04 Ağustos 2013, 05:23   #1
Founder
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Nisan 2010
Bulunduğu yer: Olympus
Konular: 920
Mesajlar: 1.410
Aldığı Beğeni: 2
Beğendikleri: 12
Tarih isimli Üye şuanda  online konumundadır
Standart II. Selim Dönemi (Sarı Selim)

II. Selim Dönemi

Saltanatı: 7 Eylül 1566- 15 Aralık 1574 (8 yıl sürmüştür)
Padişahlık Sırası: 11
Doğum Tarihi: 28 Mayıs 1524 (İstanbul)
Ölüm Tarihi: 15 Aralık 1574 (50 yaşında) (İstanbul)
Kendisinden Önce Gelen Padişah: I. Süleyman
Kendisinden Sonra Gelen Padişah: III. Murat
Babası: I. Süleyman (Kanuni)
Annesi: Hürrem Sultan



II.Selim'in Tuğrası

II. Selim (Osmanlı Türkçesi: Selim-i sani), Sarı Selim olarak anılır (28 Mayıs 1524, İstanbul – 15 Aralık 1574, İstanbul), 11. Osmanlı padişahı ve 76. İslam halifesidir. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur. (1566-1574) yılları arasında Osmanlı Devleti’ni idare etti. Babasının ölümü üzerine, onun tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Dedesi I. Selim, gibi 8 yıl taht’a kalarak kısa bir iktidar dönemi yaşadı. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Ülkesinin Doğu bölümünde gelişen olaylar sebebi ile Tatarlarla, Özbeklerle, Çerkezlerle ve Gürcülerle savaştı. Basra, Bağdat, Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Babası gibi ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.Oruç Reis, Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokullu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. İyi silah kullanmasını bilir, aynı zamanda usta bir okçu idi. Halkına karşı adil davranırdı. İlme açık ve alimleri korurdu. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı. Babasından 14.892.000 km2 olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.162.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür.

Çocukluğu ve Tahta Geçişi

Şehzade Selim'in çocukluğu İstanbul'da Eski Saray'da geçmiştir. 27 Haziran 1530'da kardeşleri Şehzade Mustafa ve Mehmed ile birlikte At Meydanı'nda bir hafta boyunca süren eşsiz bir eğlence ve törenle sünnet edildi. 16 yaşına kadar sarayda kalıp derin bir saray eğitiminden geçirildi. 1542'de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı. 1544'de Manisa Sancak beyi olarak tayin edildi ve Manisa Sancak beyi olarak 1558'e kadar görev yaptı. Manisa'da zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir. 1558'de tekrar Konya Sancak beyliği'ne ve 1562'ye kadar orada kaldı.Şehzade Selim babası Kanuni Sultan Süleyman hayatta iken, özellikle 1553'den sonra, babasına varis olabilecek diğer şehzadelerle taht mücadelesine girişti. Kanuni'nin şehzadelerinden Mustafa, Mahmud, Murad, Mehmed, Abdullah ve Cihangir, babaları sağken ölmüşlerdi. Kanuni'nin çok bağlı olduğu karısı Hürrem Sultan kendi oğullarından Selim veya Beyazid'in taht varisi olmasını istemekteydi. Ağustos 1553'de Kanuni Nahcivan Seferi'nde iken Konya Ereğlisi'nde o sefere katılan Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan'ın yakın adamı olan Sadrazam Rüstem Paşa'nın tavsiyesine uyan, babası Kanuni tarafından idam ettirildi. Tahta varis olarak Hürrem Sultan'in iki oğlu Şehzade Beyazıd ve Selim kaldı. 1558'de Hürrem Sultan ölünce bu iki kardeş birbirleriyle açık mücadeleye giriştiler. Amasya Sancak beyi olan Şehzade Beyazıd daha atak ve isyancıydı. Sabırlı ve sağduyulu davranışlı görünen Şahzade Selim babasının desteğini kazandı. 29 Mayis 1559da iki şehzade taraftarları ve kendi sancak orduları ile birlikte Konya yakınlarında bir muharebeye giriştiler. Babasının desteğini almış olan Şehzade Selim bu çarpışmadan galip çıktı. Selim kaçan Beyazid'ı Hınıs'a kadar kovalayıp Konya'ya geri döndü. Beyazıd, oğulları ile birlikte, önce Amasya'ya ve sonra babasının kendi üzerine gelmek üzere Üsküdar'da ordugaha geçtiği haberini alınca, 2.000 kişilik ordusuyla İran'a Safavi devletine sığındı. Kanuni, Şah Tahmasp ile yapılan yazışmalarla isyankar oğlunun geri verilmesini istedi. 25 Eylül 1561'de Şah Tahmasp elinde bulunan şehzadeleri Kazvin'de boğdurtup naaşlarını geri gönderdi ve bu cenazeler Sivas'a getirilip gömüldüler. Boylece 1561'de, Konya Sancak beyi olarak bulunan Şehzade Selim, Kanuni'nin rakipsiz tek veliahtı olarak kaldı. Bu nedenle 1562de devlet başkentine daha yakın olan Kütahya Sancak beyliğine atandı.
Şehzade Selim babasının son seferi olan 1566 son Avusturya Seferi'ne katılmadı. Selim Kütahya yakınlarında Sıçanlı sahrasında avda iken, babası'nın Sigetvar kusatması sırasında 7 Eylul'de öldüğünü, bu ölümü herkesden gizleyen Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa'nin güya fetihname olarak gönderdiği, gizli mektubundan öğrendi. Hemen lalaları Huseyin Paşa, Hoca Attaullah ve muhasibi Celal Bey ile birlikte bir alayla İstanbul'a hareket etti. 30 Eylul'de Üskudar'a vardı. Herkes babasının ölümünden habersizdi. Üskudar İskelesi'ne saltanat kayığı ile gelen Bostancıbası Davut Ağa Sultan Selim'in padişahlığını ilk tanıyanlardan biri olarak, onu saltanat kayığı ile Topkapı'ya geçirdi. O sırada Tersane ve Tophane'den saltanat topları atılıp yeni sultanın tahta geçtiği halka ilan edildi. Sultan Selim Köşk İskelesinden şehir kapısına kadar özel murassa giyimle at üzerinde alayla geçti ve yolda etraftan gelen halka paralar saçıldı. Saraya gelen Selim tahta oturtuldu ve İstanbul'da bulunan devlet ricali (İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Şeyhülislam Ebussuud Efendi vb) tarafından egemenliği tanındı. Bu sırada yapılan harcamaları karşılamak için, özel tören isteyen devlet hazinesi açılması yapılmadı ve ablası Mihrimah Sultan tarafından borç verilen 50.000 altın kullanıldı.
Sultan Selim hemen iki gün sonra orduyu ve babasının cenazesini karşılamak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Edirne, Filibe, Sofya üzerinden (genellikle 30 gün çeken yolu) çok hızla geçerek 15 günde Belgrad'a ulaştı. Kanuni'nin ölümü seferden geri dönmekte olan orduya Belgrad'a dört menzil kala açıklandı ve Sultan Selim üzüntüden perişan orduyu Belgrad'da karşıladı. Belgrad'da kılınan cenaze namazından sonra Kanuni'nin naaşı acele İstanbul'a gönderildi. Belgrad'da kalan Sultan Selim orada yeniden bir cülus (tahta çıkma töreni) yapılmasını reddetti. Askere dağıttığı cülus bahşişi de kapıkulu askeri tarafından az görülüp kızgınlıkla karşılandı. Sultan Selim Kasım ayında Edirne'ye vardı ve orada bekledikten ve yollarda kapıkullarının yaptıkları isyankar hareketler altında Aralık'ta İstanbul'a gelebildi.

Saltanatı Sırasında Savaşlar ve Barışlar

II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı. Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defâ II. Selim çıkarmıştır.

Yemen İsyanı ve Yemen'in Yeniden Fethi

Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler. 1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.

Avusturya ile Barış

Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında bozulmuş, Zigetvar Savaşı ile Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunun mütecaviz tavrını cezalandırmıştı. Her iki tarafın da barışa mayletmesiyle 17 Şubat 1568'de Edirne Antlaşması imzalandı.

Edirne Antlaşması (1568)

Edirne Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu'nun Avusturya Arşidüklüğü ile 17 Şubat 1568'de imzaladığı barış antlaşmasıdır. Bu antlaşmayla Avusturya'nın elinde tuttuğu Kuzey Macaristan toprakları için ödemekte olduğu 30.000 duka altını ödemeye devam etmesi kararlaştırıldı.

Açe (Sumatra) Seferi (1569)

Açe Seferi ya da Sumatra Seferi, (1569) Portekizliler karşısında zor durumda kalan Sumatra adasındaki Müslüman Açe Sultanlığı'nın, Osmanlı Devleti'nden yardım istemesi üzerine, Osmanlı Donanması tarafından gerçekleştirilen deniz aşırı sefer.Eskiden Hindistan'dan alınan mallar ya Kızıl Deniz yoluyla Mısır'ın İskenderiye limanına, ya da Basra Körfezi yoluyla Suriye limanlarına getiriliyor ve burada bulunan Venedik ve Ceneviz gemilerine yüklenerek Avrupa limanlarına ulaştırılıyordu. Ancak çok uzaklardan gelen ve birçok ülkenin limanından geçen malların (özellikle baharat), Avrupa pazarlarına ulaşıncaya kadar fiyatları çok yükseliyor ve dolayısıyla bu mallar Avrupalılar'a pahalıya geliyordu.
Avrupalılar, yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı doğrudan ve kısa yoldan Hindistan'a ulaşmak için yeni yollar arayışına girdiler. Bunu, coğrafi keşiflere yatkın ve yetiştirdiği ünlü kaşiflerle tanınan Portekizliler 15. asrın sonlarına doğru Ümit Burnu'nu keşfederek ve Hindistan'a ulaşan yeni bir yol bularak başardılar. Ve mevcut durumdaki Hint ticaret yolunu da değiştirdiler.
Portekizliler'in Hint ticaret yolunu değiştirmesi,özellikle o dönem Mısır'ı ellerinde tutan Memlükler'in ekonomik yönden sarsılmasına neden oldu. Memlük Donanması'nın Portekiz Donanması ile boy ölçüşe bilecek bir durumda olmaması nedeniyle zamanla Bölgedeki etkinliklerini artıran Portekizli denizciler civar İslam şehirlerine ve Müslüman ticaret gemilerine zarar vermeye başladılar. 1517'de Mısır'ı fetheden Osmanlılar böylellikle bölgede Memlükler'in yerini almış oldular. Ve bölgede güçlü bir donanma bulundurulması gerektiğine inanarak Süveyş'de bir tersane kurdular.
Hint ticaret yolunun ekonomik değerini anlayan Portekizliler,ilerleyen yıllarda bölgeye çok daha güçlü donanmalar göndererek Bölge müslümanları üzerindeki baskıyı iyice arttırmaya başladılar. Bunun üzerine o dönem, dünyanın ve islam aleminin en güçlü devleti olan Osmanlı Devletine, Hint Okyanusu hinterlandındaki müslüman devletlerden yardım feryatları gelmeye başladı. Bu yardım isteğinde bulunan devletlerden biri de Bugün Endonezya'ya bağlı olan Sumatra adasındaki Müslüman Açe Sultanlığı'ydı.
Sumatra Adası'nın kuzeydoğusunda bulunan Açe Sultanlığı, o zamanlar bölgenin ekonomi ve ticaretinde önemli bir yere sahip, zengin bir devletti. Bu özelliklerinden dolayı Açe Sultanlığı'na gözlerini diken Portekizliler, Açe sahillerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Askerlik ve teknolojik bakımdan üstün olan Portekizliler karşısında fazla tutunamayan Açeliler yenilerek geri çekilmek ve bazı yerleri Portekizliler işgaline bırakmak zorunda kaldılar. Günden güne artan Portekiz baskısına daha fazla dayanamayan zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah acilen Vezir Hüseyin başkanlığındaki bir elçi heyetini Portekizliler'e karşı yardım istemek amacıyla İstanbul'a gönderdi. Sultan Alaüddin'in mektubunu getiren Açe heyeti 1565 yılın da İstanbul'a ulaştığında, o sırada, Zigetvar Seferi'nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberi geldi. Kanuni'nin yerine tahta geçen II. Selim, elçi heyetinin getirdiği mektubu alarak, Sultan'a,her türlü yardımı yapacağına dair bir cevap yazdı ve Açe heyetiyle beraber yolladı.
Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Donanması tam Endonezya'ya doğru yola çıkmak üzereyken Yemen'de Zeydi imamı Topal Mutahhar tarafından büyük bir isyan başlatıldı (1567). İsyanın tehlikeli boyutlara varmadan önlenmesi gerektiğini düşünen hükümet, donanmayı Sumatra adası yerine isyanın çıktığı Muha ve Aden kıyılarına doğru yolladı. Böylelikle Açeliler'e karşı ilk yardım girişimi yukarıda söylediğimiz sebepten dolayı başarısızlığa uğradı.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yemen'deki karışıklıklardan dolayı geçiken yardım,nihayet 1569 yılında Osmanlı'nın Kızıl Deniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında iki tanesinde top ve tüfek bulunan, 22 parçadan mürekkep Osmanlı Donanması'nın Hint Okyanusu'na açılması ve güvenli bir şekilde Açe sularına ulaşmasıyla gerçekleştirilebilmiş oldu.

Don-Volga Kanal Projesi

Don-Volga Kanal Projesi, Osmanlı Devleti sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi için yapılması planlanan kanal projesi.Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz'le Hazar Denizi'nin birbirine bağlanması ile gittikçe güçlenen Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi amaçlanmıştır. Ayrıca bu proje ile İpek Yolu ticeretini canlandırma, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanma ve Asyada'ki Türkler ile irtibat sağlamaya çalışılmıştır.
Sokollu Mehmet Paşa, Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kasım Bey'i Beylerbeyi yaparak hem Astrahan kalesini ele geçirmek için Ruslara karşı Astrahan Seferi hem de kanal çalışmalarının başlatılmasını sağlamıştır.
1569 Ağustos'unda Kefe Beylerbeyi Çerkez Kasım Paşa tarafından çalışmalara başlandı, bu faaliyet neticesinde iki nehir arasındaki mesafenin üçte biri kazıldı. Bu faaliyetten Osmanlı Devleti'nin kendisine olan ihtiyacının azalacağı, hatta özerkliğini kaybedebileceği, endişesi taşıyan Devlet Giray Han'ın, el altından propaganda yaptırması sebebiyle amele ve asker arasında hoşnutsuzluklar başgösterdi.
Rusya'nın bu projeyi önlemek için yaptığı saldırılar, Kırım Hanı'nın projeyi istememesi ve Astrahan Seferi'nin askerî yeteneksizlik nedeniyle başarısızlıkla sona ermesi bu projenin gerçekleşmesini engellemiştir.

Astrahan Seferi

Astrahan Seferi, Osmanlı Devleti ve Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Kırım Hanlığı'nın 1556 yılında Rusya'nın eline geçen Astrahan Hanlığı'nı Rusların elinden kurtarmak için Astrahan ve Azak bölgeleri üzerine düzenledikleri seferdir.

Seferin Sebepleri ve Hazırlıklar

Rusya Moskova Prensliği 1552 yılında Kazan Hanlığı’na, 1556 yılında da Astrahan Hanlığı’na son vermiş, ve Don (Ten) ve Volga (İdil) nehir boylarına güçlü bir şekilde yerleşmişti. Moskova Prensi IV. İvan (Korkunç İvan) bu fetihleriyle Çar unvanını da almıştı.İlerleyen yüzyıllarda Rus ekonomisinin candamarı haline gelecek olan bölgenin Rusya tarafından ilhak edilmesiyle, Orta Asya ile Kırım ve Anadolu arasındaki Hazar Denizi’nin kuzeyinden geçen ticaret yolu ve Hac yolu da kesintiye uğramıştı. Rus Prensliği ise Urallardan Karadeniz üzerine sarkma stratejisinin ilk adımını atmış oldu.
Padişah II. Selim ile dâmâdı ve Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, Rusya’nın Kafkasya ve Kırım’a sarkma tehlikesini sezdiler. Bunu önlemek stratejisi olarak Astrahan kalesinin fethi ve bu kalenin bir tahkim edilmiş bir savunma sisteminin merkezi olarak kullanılması gerektiği düşünüldü. Bylece Rus Prensliğinin güneye ilerlemesi önlendiği gibi Osmanlı Devleti'nin Safevi devletinin Kafkaslar ve Azerbeycan'dan atılma stratejisini kolaylaştırılacaktı. Ayrica eski doğu-batı Asya kervan yollarından biri tekrar açılabilecek ve Orta-Asya'da bulunan ve Safavi aleyhtarı olan Özbekler ile bağlantı kolaylaşacaktı. Bu bağlantının kolaylaştırılması için Don ile Volga arasında bir kanal açılması ve Karadeniz ile Hazer Denizi arasında su üzerinden bağlantının sağlanması da imkân dahiline girmişti. Bu sırada İran Safevi Devleti’nin de Türkistan-Anadolu yolunu keserek Türkistan'dan yola çıkan hacıların engelenmesi haberi geldi. Ana stratejiyi uygulamak ve hacıların engelenmesi taktik sorununun çözümlenmesi niyeti ile bir Astrahan Seferi düzenlemesi için kesin bir şekilde karar verildi. Astrahan Seferi’nin, Don-Volga Kanal Projesi ile eşzamanlı olarak yürütülmesi de kararlaştırıldı.
II. Selim, Kırım Hanı I. Devlet Giray’a bir Hatt-ı Hümâyûn göndererek sefer hazırlıklarının başlanması talimatını verdi. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa da bu iş için, bölgeyi iyi tanıyan Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kâsım Bey'i görevlendirdi. Kendisine paşalık ve "Kefe Beylerbeyliği" ünvanı verildi.

Sefer

Asker toplandıktan sonra orduyu taşıyan donanma 4 Ağustos 1569 tarihinde Karadeniz'e açıldı ve Don (Ten) Irmağı ağzına geldi. Niğbolu, Silistre, Amasya, Canik ve Çorum sancak beyleri de askerleri ile gelip Çerkez Kasım Paşa'nın emrine girdiler. Kırım Hanı Devlet Giray da süvârileriyle bölgeye geldi.

Kuşatma, Kazı ve Başarısızlık

20 Eylül 1569 tarihinde Astrahan kuşatma altına alındı. Kefe, Balaklava, Menkub ve Taman halkından kanal kazısı işinde çalıştırılmak üzere yaklaşık 30.000 işçi toplandı ve 1569 senesinin Kasım ayında kazma işine başlandı. Mevsim koşullarının giderek kötüleşmesi kazı işçileri arasında firar eğilimini artırmaya başladı. Ücretlerin zamanında ödenmemesi gibi sorunlar da baş göstermeye başladı. Bir müddet sonra işçiler arasında meydana gelen isteksizlik, şehri kuşatan askerlere de bulaştı ve zaman zaman isyanlar çıktı. Bu olumsuz gelişmeler üzerine kazı faaliyetleri Kâsım Paşa'nın teklifi, Sadrâzam ve Pâdişâhın onayı ile durduruldu.
Bu eyleme destek sağlayacak olan Kırım Hanlığı, Rusların yaydığı, Osmanli Devleti'nin Kırım ozerkliğine karşı olduğu ve bu seferde Osmanlı başarısının bu özerkliği tehdit edebileceği korkuları ile ve sefer mevsiminin geçtiği açıklaması ile son anda desteklerini geri çektiler.
Bu faaliyetleri yakından izleyen Moskova Çarı IV. İvan, kazı faaliyetlerinin tavsadığını gördü ve bölgeye Prens Serebiyanov komutanlığında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu ordu, kazı işindeki işçileri tamamen dağıttı. Osmanlı ordusu için hazırlanan lojistik destek de yeterli değildi. Astrahan şehrini kuşatan Osmanlı askerleri, Prens Serebiyanov güçleri tarafından da kuşatılarak iki ateş arasına alındı. Osmanlı ordusu bir huruç harekâtı yaparak ve çok kayıplar vererek kuşatmayı kaldırdı, kendisini kuşatılmışlıktan kurtardı. Azak Kalesi'ni kuşatacak Osmanlı donanması ise bir fırtınaya yakalanarak büyük zarar gördü. Başarısızlığa uğrayan ve Kırım'da toplanan ordu donanma ile tekrar Anadolu'ya döndü.
Osmanlılar Don-Volga Kanal Projesinden vazgeçtiler ve 1570 yılında İstanbul'da Korkunç İvan'ın elçileriyle bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar.
Buna rağmen Kırım Tatarları (1570-72) sefer yıllarında Rusları Kabraday'dan söküp atmışlar ve ta Moskova yakınlarına kadar akıncı hücumları yapmayı başarmışlardır (Moskova Yangını, Molodi Savaşı). Diğer taraftan da Sokollu Mehmet Paşa Rusları Karadeniz'in doğu ve batısına sarkmalarını önlemek icin Osmanlı devletinin Eflak ve Buğdan prenslikleri üzerinde olan etkilerini güçlendirmiş ve Lehistan ile çok yakın ilişkiler kurmuştur.

Kırım Hanlığı'nın Moskova Seferleri

Moskova Yangını

Moskova Yangını, 1571 yılının Mayıs ayında Kırım Hanı I. Devlet Giray'ın, Livonya Savaşı nedeniyle şehri savunmasız şekilde, 6.000 askerle bırakan Rusları yenmesi, Moskovaya girip şehri yağmalaması, ve Moskova'nın çevresindeki kasabaları ateşe vermesinden sonra, rüzgarlar nedeniyle çıkan yangının Moskova'ya varmasıdır. Korkunç İvan'ın yanında bulunan Heinrich von Staden adlı Alman tarihçiye göre şehir, çevredeki kasabalar ve Opriçnina Sarayı, 6 saat içerisinde tamamiyle yandı. İnsanlar kiliselere ve Moskova Nehri'ne doğru kaçmaya çalıştı. Kremlin Sarayı'ndaki cephaneliğin patlamasıyla, kiliselerde saklananlar nefes darlığından; nehre doğru kaçanlar da nehirde boğularak öldü. Çar 4. İvan, cesetleri nehre atmak üzere sokakta bırakılmasını emretti.
Bu yangın, dünya üzerindeki birkaç şehir yangınından biridir. 10,000 ile 80,000 arasında ölü sayısı olduğu tahmin edilmektedir. Şehrin nüfusunda gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Bu yangından sonra Moskova ve çevresi geçici olarak Kırım Hanlığınca işgal edilmesine, kazanılan zafere karşın lojistik yetersizliklerden dolayı, Kırım Hanı şehri ve çevresini boşaltmak zorunda kaldı. 4. İvan Livonya Savaşı'nda geçici barış isteyip, Moskova'ya dönüp şehri tahkim etmek zorunda kaldı. Bu savaştan hemen 1 yıl sonra, 1572 yılında, Molodi Savaşı yapıldı. Bu savaşta Giray Han üstün bir orduya sahip olmasına rağmen yenildi.

Molodi Savaşı

Molodi Savaşı, 1572 yılının Temmuz-Ağustos aylarında olmuştur. Bu savaş, Korkunç İvan'ın en önemli savaşlarından biridir. Kendi ordusundan iki kat büyük bir orduyu yenmiştir. Korkunç İvan, Moskova Şehrinin 40 mil yakınlarında Osmanlı destekli, Kırım Hanı I. Devlet Giray Han'a karşı savaşmıştır.
Rusya Çarlığı'nın Livonya Savaşı'nı yapmasını fırsat bilen Devlet Giray, 1 yıllık aranın ardından Moskova'ya tekrar saldırıya geçti. Osmanlı tarafından topçu ve yeniçeri birlikleriyle desteklenince, 3 tane keşif kolu yolladı. Sonra da (26 Temmuzda) Oka Nehri'nin karşı kıyısına geçti. Ama nehrin öte tarafında Rus Ordusunun yerleştiğini bilmiyordu (bu sıralarda Rusya, Livonya Savaşı'nda geçici ateşkes imzalamıştı).
Rus Ordusu 60.000 asker civarı bir büyüklüğe sahipti. Başkumandaları Prens Mikhail Vorotynsky idi. Ordunun sol kanadını Prens Repnin, sağ kanadını Prens Odoevsky almıştı. Bununla birlikte ruslar nehirin diğer yakasına tahkimatlar kurmuştu.
30 Temmuzda ordular karşı karşıya geldiler. Rusların planı çerçevesinde tahkim edilmiş mevziiler ve dar alanda kalan tatarlar okçuluk yeteneklerini kullanamadılar, gögüs gögüse savaşa zorlandılar. Savaşta çoğunlukla kılıç ve mızrak savaşı şeklinde devam etti. Buna ilaveten tahkim edilmiş mevziilerde Ruslar savaşın ilerleyen safhalarında topçu birlikleri ve ateşli silahlarını etkili şekilde kullandılar. Osmanlı ve Kırım Ordusu ardında 100.000 kadar ölü, yaralı ve esir bıraktı. Verilen kayıplar karşısında yenileceğini anlayan Devlet Giray kalan 20.000 Tatar süvarisiyle kaçmak zorunda kaldı.
Savaş neticesi Kırım Hanlığı bir daha Moskova'ya kadar hiç bir zaman ilerleyemedi, ancak Ukrayna bölgesine yapacağı saldırılarla yetindi. Buna karşılık Rusya ise güçlenme sürecine girdi. Buna rağmen, 1680'li yıllara kadar Kırım Hanlığı'na haraç vermeye devam etti. Bu savaş aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı'nın gücünün azalmaya başladığının da bir göstergesi olmuştur.

Osmanlı-Venedik Savaşı (1570-1573)

Kıbrıs'ın Fethi

Osmanlı-Venedik Savaşı veya Kıbrıs Seferi, Osmanlı-Venedik savaşlarının dördüncüsüdür. 1570-73 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik Cumhuriyeti arasında yapılmıştır. Savaşın ilerleyen döneminde Venedik saflarına dahil olan devletler olmuştur. Papa V. Pius'un girişimleriyle oluşturulan Kutsal İttifaka Venedik Cumhuriyeti, İspanyol İmparatorluğu, Papalık Devleti, Ceneviz Cumhuriyeti, Savoya Dükalığı ve Hospitalier Şövalyeleri katılmıştır.
Osmanlı Sultanı II. Selim iktidarının en önemli askeri harekâtıdır. Daha önce I. Süleyman döneminde Malta Kuşatması girişimiyle başlayan gerginlik, Venedik Cumhuriyeti denetimindeki Kıbrıs'a sefer düzenlenmesiyle sürer. Direniş göstermeden düşen Lefkoşa'dan sonra Venedik denetiminde sadece Famagusta kalır. 11 ay boyunca kuşaymaya direnen şehir 1571 yılı Ağustos ayında düşer. İki ay sonra ise İnebahtı Deniz Muharebesinde Haçlı donanması Osmanlı donanmasını yense de galibiyetin yarattığı durumdan faydalanamayacaktır. Yeniden hızla donanma inşa eden Osmanlılar karşısında Venedik Cumhuriyeti barış yapmak durumunda kalır.

Öncesi

Zengin ve büyük Kıbrıs adası 1489 yılından beri Venedik hakimiyetindeydi. Girit ile beraber Venedik'in denizaşırı topraklarının en önemlilerinin başında geliyordu. 16. yüzyıl ortalarında tahmini nüfusu 160 bin olan adanın ticret yollarının ortasında olmasının ötesinde verimli topraklarında pamuk ve şeker hasadı da yapılmaktaydı. Topraklarından en uzaktaki kolonilerin korumak isteyen Venedikliler bir dönem Memluklere yıllık 8 bin düka altın vergi bile vermeye razı olmuştur. Memlüklerin 1517 yılında Osmanlıların egemenliğine girmesinden sonra antlaşma Osmanlılarla da sürdürülmüştür. Ancak adanın Osmanlı toprakları ortasındaki konumu, onu ileriki vadede olası bir hedef haline getirmekteydi. Aynı zamanda hacca giden Müslümanların adada üslenen korsanların sürekli saldırısına uğraması da sık gündeme geliyordu. 1568 yılında imzalanan Edirne Antlaşması ile duraklayan Osmanlı-Habsburg Savaşları sayesinde Osmanlılar nihayet Kıbrıs'ı gündeme alabilmiştir. II. Selim 1566 yılında tahta çıktığında önceliğini adanın ele geçirilmesine vermiştir. Bu kapsamda Venedik ile yapılmış olan barış antlaşması Şeyhülislam Mehmet Ebussuud Efendi tarafından Kıbrıs'ın eski İslam toprağı olduğu gerekçesiyle geçersiz kılınmış ve yeniden fetih için askeri harekâtın önündeki hukuki engel kaldırılmıştır. II. Selim'in lalası Lala Mustafa Paşa kara birliklerinin komutanı olurken donanmanın başına da Müezzinzade Ali Paşa getirilir. Ali Paşa donanma konusunda uzman olmadığından yardımcılığına denizci olan Piyale Paşa'yı getirir.Venedik tarafında ise Osmanlıların emelleri belli olunca hazırlıklar yapılmaya başlanır. Sürekli genişleyen Osmanlı donanması ve Malta'ya karşı yapılan başarısız girişimin ardından sırada Kıbrıs'ın olduğu anlaşılır. Özellikle 1568 yılında Osmanlı donanmasına bağlı bazı gemilerin Kıbrıs limanlarına keşif amacıyla gelmesi dikkatleri çekmiştir. bunun üzerine Venedik cumhuriyetiKıbrıs, Girit ve korfu'daki kalelerin tahkimatını artırmak için dönemin ünlü istihkamcısı Sforza Pallavicini'yi tutarak çalışmaları başlatır. Savunmalar geliştirilir ve görece yalıtık konumda ve uzakta olan Girit ve kıbrıs tahkimatları uzun süre kendi kendine yetebilecek şekilde güçlendirilir. Ancak özellikle uzun bir kuşatmayla karşı karşıya kalınma ihtimalinde buralarda erzak ve cephane sıkıntısı çekileceği aşikardır. Venediklilerin yardım umdukları İspanyol İmparatorluğu ise bu dönemde kendi topraklarında Moriskoların isyanı ve Hollanda Ayaklanması ile meşguldur. Venediklilerin bir diğer sorunu da çoğunlukla Ortodoks Yunanlılardan oluşan ada halkının Katolik Venediklilerden memnun olmamalarıdır.
Nihayet hazırlıkların tamamlanmasıyla beraber 1570 yılı Mart ayında Venedik'e yollanan Osmanlı elçisi Kıbrıs topraklarının Osmanlılara verilmesini talep eden bir ultimatomu sunar. Ultimatom reddedilir.

Kıbrıs'ın Osmanlılar Tarafından Fethi

27 Haziran günü 350-400 parça gemi ve 60-100 bin askerle yola çıkan Osmanlı donanması 3 Temmuz günü hiçbir direnişle karşılaşmadan adanın güneyindeki Larnaka yakınlarından karaya çıkarak başkent Nicosia'ya doğru yürüyüşe geçer. Adadaki Venedikliler çıkartma sırasında savunma yapmayı düşünselerde Osmanlı donanmasının büyüklüğü karşısında bundan vazgeçerler. Tahkim alanda savunmada beklemek ve yardım gelmesini beklemek tercih edilir. Nicosia kuşatması 22 Temmuz günü başlar ve 9 Eylül gününe kadar 7 hafta sürer. Şehir duvarlarının altına kazılan lağımlar ve yoğun arkebüz ateşi sayesinde şehir düşer. Direnen şehir ele geçirilince yapılan katliamda 20 bin kişini öldürüldüğü iddia ediilir. Kentteki kadın ve çocuklar da köle olarak satılmak üzere tutsak edilmiştir. Kutsal İttifak kapsamında oluşturulmuş olan ve Venedik Cumhuriyeti, Papalık Devleti ve İspanyol gemilerinden oluşan Haçlı donanması Girit'ten Kıbrıs'a gimek üzereyken aldığı Nicosia'nın düşme haberinin üzerine geriye döner. Nicosia'nın düşüşünden sonra kuzeydeki Kyrenia kalesi de direniş göstermeden teslim olur. 15 Eylül günü Osmanlı süvarileri son tahkimat olan Famagusta önünde görülür. Bu aşamada toplam Venedik kayıpları, yerel halkın kayıpları dahil 56 bin ölü veya esir olarak verilmektedir. Famagusta'yı savunanların sayısı ise 8500 asker ve 90 parça toptur. Kale komutanı Marco Antonio Bragadin 11 ay boyunca kuşatmaya dayanacak ve zamanla artarak sayısı 200 bin asker ve 145 topa çıkan Osmanlı ordusuna karşı direnecektir. Osmanlı donanması kenti denizden de tamamen kuşatacak güçten uzak olduğu için Venedikliler erzak ve birlik desteği alabilmekteydi. Bu sırada Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa da Venediklilerle uzlaşma zemini arayarak Famagusta'da bir Venedik ticaret kolonisi kalması koşuluyla tüm adanın Osmanlılara verilmesini istiyordu. Ancak uzun süren kuşatmanın başarsızlığı ve oluşmakta olan Kutsal İttifak donanmasından cesaret alan Venedikliler teklifi reddetmiştir. 12 Mayıs 1571 günü yeniden başlayan ağır bombardıman sonunda 1 Ağustos günü cephanesi tükenen kale teslim olur. Kuşatma boyunca 50 bin askerini kaybeden Osmanlı Ordusunda kayıplar oldukça ağır olmuştur. Osmanlılar adadaki Hristiyan halkın kalmasına izin verecek ve Venedikli askerlerin de topraklarına dönmelerine olanak tanınacaktır. Ancak kale komutanı Bragadin'in tutsak ettiği Müslümanlara yaptığı işkenceler ortaya çıkınca Lala Mustafa Paşa bu kişinin işkenceyle öldürülmesine karar verir. Beraberindekiler de öldürülür veya köle olarak satılmak üzere tutsak edilir.

İnebahtı Deniz Muharebesi

İnebahtı Deniz Muharebesi (İspanyolca: Batalla de Lepanto, İtalyanca: Battaglia di Lepanto), 7 Ekim 1571 tarihinde Osmanlı Devleti ile Haçlı donanmaları arasında, Korint Kıstağı'nda, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz muharebesidir. Osmanlı kaynakları, bu muhaberenin adını Sıngın olarak yazar. İspanyol yazar Cervantes bu savaşta elinden ve göğsünden yaralanmıştır.

Muharebe Öncesi

O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır - İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs'ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs'ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline getirildi (1570-1571).
Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs adasını almaları, Avrupa'da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa Pio V, İspanya kralı ve Venedik dukası, Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar.(15 Mayıs 1571) Kutsal İttifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı'nda, bu tarihlerde, bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze'den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan, Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı donanmasının başına, bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzade Ali Paşa getirildi. İstanbul'a gelen ikinci bir haber, Osmanlı sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokollu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa'ya verdi.

Muharebe

Osmanlı donanmasında bir vezir, dört paşa, 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi Osmanlı denizcileri de bulunuyordu.

Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına, V. Karl'ın evlilik dışı oğlu, Hollanda genel valisi Don Juan de Austria (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlilerinkinde Giovanni - Andrea Doria, Papalık donanmasında da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa'nın prens, asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.
Müezzinzade Ali Paşa ile Pertev Paşa'nın yanlış tutumları, Osmanlı denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı Deryanın görüşü uygulandı.

İki donanma, dünya tarihinin en büyük deniz muharebelerinden birine başladı. Osmanlı donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Osmanlı askeri öldü. Ölenler arasında, Müezzinzade Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali Paşa'nın kumandasındaki Osmanlı donanmasının sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Osmanlı gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu başarısından sonra Kaptan-ı Deryalığa getirildi ve "Kılıç Ali Paşa" diye anıldı.
Sokollu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa'ya, Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al" demiştir ki, Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Muharebesiyle ilgili olarak "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı'da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar." diye cevap vermiştir.

Donanmanın Yeniden İnşası ve Venedik ile Barış

Osmanlı başkenti donanmasının yenilgiye uğradığını muharebede başarılı olan tek denizcisi Uluç Ali Paşa sayesinde öğrendi. Uluç Ali Paşa kaptan-ı deryalığa getirildi ve Sokollu Mehmed Paşa'nın emriyle yeni bir donanmanın inşasına girişildi. Çok kısa bir zaman sonra oluşturulan donanma 1572 yazında Akdeniz'e açıldı. İspanya'nın da yeniden batıdaki mücadelesine yoğunlaşmasıyla yalnız kalan Venedik barış istedi. 1573 yılında imzalanan barış antlaşması ile Venedik Kıbrıs'ı Osmanlı Devleti'ne terketti ve savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

Tunus Seferi

1573 yılında Venedik'i barışa zorlayan bu büyük donanmanın bir sonraki hedefi 1574 yılında İspanya'nın elindeki Tunus kenti ve kalesi oldu. Bu kent 1534 yılında Barbaros Hayreddin Paşa tarafından fethedilmiş, ancak ertesi yıl bizzat Alman İmparatoru ve İspanya Kralı V. Karl'ın komuta ettiği sefer sonucu Alman-İspanyol ordularınca geri alınmıştı. Özellikle Turgut Reis'in fetihleriyle Tunus ülkesinin tamamı Türk egemenliğine girmiş, geriye kukla Hafsiler'in İspanyol işgali alında hüküm sürdükleri Tunus kenti kalmıştı. Uluç Ali Paşa komutasındaki Türk donanması 13 Eylül 1574'te kenti fethetti. Aynı yıl Tunus Eyaleti kuruldu.

Edebî Kimliği

Selîmî mahlasıyla şiirler yazan Selim'in bir de divanı vardır. Yahyâ Kemâl’in; Bir beyti bir de câmi-i mâ’mûru var diye övdüğü; Biz bülbül-i muhrık dem-i şekvâ-yı firâkiz Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden beyti, bütün Türk şiirinin en güzel beyitlerinden biri sayılmaktadır. İkinci Selim, aynı zamanda îmârcı da bir pâdişâhtır

Yaptırdığı Hayratlar

Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle tezyini, Lefkoşe Selimiye Câmii, Azîz Efendi tekkesi, Navarin limanına hâkim bir mevkiye yaptırdığı kule, hayrâtı arasındadır. Edirne'ye yaptırmasının sebebi ise: Sultan’ın caminin yapılacağı şehir olarak neden Edirne'yi seçtiği kesin olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde padişahın rüyasında İslam peygamberi Muhammed'i gördüğünü ve onun kendisinden Kıbrıs'ın fethi anısına bir cami yaptırmasını istediğini yazmıştır. Ancak Kıbrıs'ın caminin yapımına başlanmasından üç yıl sonra 1571'de fethedildiği bilindiğinden bu iddianın doğruluk payı olamaz. Bu konudaki daha gerçekçi yorumlarda ise o dönemde İstanbul'da yeni bir büyük camiye ihtiyaç duyulmadığı, Edirne'nin Rumeli'deki Osmanlı egemenliğinin merkezi konumunda olduğu ve Selim'in gençlik yıllarından beri şehre ayrı sevgi beslediğine dikkat çekilir.

Eserleri

II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim'in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.

Ünlü bir beyti:

Alıntı:
Biz bülbül-i muhrik-dem-i şekva-yı firâkız
Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
(Ayrılığın şikayetinin yakıcı demlerinin adamlarıyız biz. Sabah rüzgarı ateş kesilir,gülistanımızdan geçse.)

Son devrin ünlü şairlerinden Yahya Kemal, II. Selim'in bu beyti için, Selimiye kadar güzel bir şiir, demiştir.

Ailesi

Eşleri
  • Nurbanu Sultan
Erkek Çocukları
  • III. Murat
  • Şehzade Abdullah
  • Şehzade Osman
  • Şehzade Mustafa
  • Şehzade Süleyman
  • Şehzade Mehmed
  • Şehzade Mahmud
  • Şehzade Cihangir
Kız çocukları
  • Fatma Sultan (1548 - 1580), Annesi: Nurbanu Sultan
  • Gevherhan Sultan (1544 - 1580)
  • Esmehan Sultan (1544 - 1585), Annesi: Nurbanu Sultan
  • Şah Sultan (II. Selim'in kızı), Annesi: Nurbanu Sultan
Kronoloji (1566-1574)

06.09.1566 Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatı.07.09.1566 Zigetvar İç Kalesi’nin fethedilmesi. Sultan II. Selim’in tahta davet edilmesi.
27.09.1566 Şehzade II. Selim’in Afyonkarahisar’dan İstanbul’a hareketi.
29.09.1566 Drava üzerindeki “Bobokça“ Kalesi’nin fethedilmesi.
30.09.1566 Sultan II. Selim’in İstanbul’da Kadıköy’e gelmesi ve tahta çıkışı.
03.10.1566 Sultan II. Selim’in İstanbul’dan Belgrad’a hareketi.
17.10.1566 Sultan II. Selim’in Belgrad’a gelmesi.
21.10.1566 Ordunun Zigetvar’dan Belgrad’a hareketi.
26.10.1566 Kanuni Sultan Süleyman’ın cenazesini getiren ordunun Belgrad’a gelmesi ve cenazenin İstanbul’a gönderilmesi. Belgrad’da ilk yeniçeri hareketi.
31.10.1566 Sultan II. Selim’in Belgrad’dan İstanbul’a hareketi.
01.11.1566 İçki yasağı sebebiyle “Silsilei Ulema“nın yürüyüşü.
28.11.1566 Kanuni Sultan Süleyman’ın cenaze merasimi.
04.12.1566 Sultan II. Selim’in Halkalı’daki saraya gelmesi. İstanbul’da Yeniçeriler arasında ikinci hareketin başlaması.
07.12.1566 Cülus törenlerinde dağıtılan bahşişin ilmiye sınıfına da verilmesi kararı.
16.12.1567 Özdemiroğlu Osman Paşa’nın San’a Beylerbeyliğine tayini.
30.12.1567 Şam Beylerbeyi Mustafa Paşa’nın Yemen Serdarlığına tayini.
16.02.1568 İran elçisi Şahkulu Han’ın Edirne’ye gelişi.
17.02.1568 Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında 8 yıllık bir süre için Edirne’de barışın imzalanması.
28.04.1568 San’a ve Yemen Beylerbeylikleri’nin yeniden birleştirilmesi.
13.05.1568 Yemen Serdarı Mustafa Paşa’nın Şam’dan Mısır’a hareketi. Özdemiroğlu Osman Paşa’nın Yemen fethi. Taaz’ın alınması. Edirne’de Mimar Koca Sinan’ın yapacağı Selimiye Camii inşaatının başlaması.
05.01.1569 Mısır Beylerbeyi Koca Sinan Paşa’nın, Yemen Serdarlığı görevine hareketi.
03.05.1569 Mısır’ın en stratejik kalesi olan Kahire Kalesi’nin alınması.
15.05.1569 Aden’in alınması. Mısır Kaptanı Kurdoğlu Hayreddin Hızır Beyin Sumatra seferi ve Türk denizciliğinin Okyanusa dayanması.
26.07.1568 Sana’nın alınması. Sokullu Mehmed Paşa’nın Ejderhan Astrahan seferi.
04.08.1568 Don-Volga Kanalı’nı açarak Karadeniz ile Hazar Denizi’ni birleştirme planı.
19.09.1569 İstanbul’da büyük yangın.
18.10.1569 Osmanlı-Fransa arasında ikinci dönem kapitülasyonların imzası.
15.05.1570 Donanmanın Kıbrıs seferi sebebiyle Akdeniz’e hareketi.
18.05.1570 Kevkeban Kalesi’nin alınması ve Yemen barışı. Behram Paşa’nın Yemen valiliği üzerine Zebid’e gitmesi.
21.05.1570 Donanmanın Kıbrıs Adası’ndaki Limasol koyunda demirlemesi.
01.07.1570 Limasol Koyu’na asker çıkarılması.
04.07.1570 Ağır topların ‘Larnaka’ sahiline çıkarılması. Harp Meclisi’nde ‘Lefkoşe’nin kuşatılmasına karar verilmesi.
09.07.1570 Girne Kalesi’nin teslim olması. Lefkoşe’nin alınması ve bazı kalelerin kolayca işgali.
18.07.1570 Magosa Kalesi’nin kuşatılması.
23.01.1571 Magosa kuşatmacılarına yardım kuvvetiyle levazım ve mühimmat gönderilmesi.
01.03.1571 Koca Sinan Paşa’nın Yemen’den dönüşü.
04.05.1571 Donanmanın Akdeniz seferine çıkışı. Dalmaçya’nın fethi.
01.08.1571 Magosa Kalesi’nin teslimi. Kıbrıs Adası’nın tamamının alınması.
15.09.1571 Kıbrıs Serdarı Lala Mustafa Paşa’nın İstanbul’a hareketi.
07.10.1571 “İnebahtı” Deniz savaşı. Donanmanın mağlubiyeti.
21.10.1571 İstanbul tersanesinde yeni bir donanma inşasına başlanması.
13.06.1572 Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa’nın İstanbul’dan Akdeniz seferi için hareketi.
07.03.1573 Osmanlı Devleti ile Venedik arasında barış andlaşması.
03.06.1573 Piyale ve Kılıç Ali Paşaların İtalya güneyindeki “Pulya” seferine hareketleri. Ayasofya’nın onarımı ve iki minare ilave edilmesi.
15.05.1574 Donanmanın Tunus seferi için Akdeniz’e hareketi.
09.06.1574 Boğdan zaferi. Osmanlı hakimiyetinin bölgede güçlenmesi.
22.07.1574 Tunus’da “Halk-ul-Vad” sahiline ordu çıkarılması.
23.08.1574 Şeyhülislam Ebussud Efendi’nin vefatı. Hak-ul Vad Kalesi’nin fethi.
13.09.1574 Tunus şehrinin istihkamı. “El-Bastiyan” Kalesi’nin fethi.
30.10.1574 Donanmanın Tunus’dan İstanbul’a hareketi.
04.12.1574 Sekiz sene için yenilen Osmanlı-Avusturya antlaşmasının İstanbul’dan Viyana’ya gönderilmesi. Ünlü Mimar Sinan’ın eseri, Edirne’deki Selimiye Camii’nin inşaatının tamamlanması.
15.12.1574 Sultan II. Selim’in İstanbul’da vefatı.
21.12.1574 Sultan II. Selim’in Manisa valisi olan veliahtı şehzade Murad’ın İstanbul’a hareketi. Sultan Murad’ın beş kardeşinin idamı.
22.12.1574 Sultan III. Murad’ın tahta çıkışı.

__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

-
Tarih isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Ağustos 2013, 13:23   #2
Yeni Üye
Oghuz Khagan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01 Ağustos 2013
Konular: 0
Mesajlar: 34
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
Oghuz Khagan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

Sokullu Mehmet Paşa olmasa 2.Selim dönemi beş para etmez. Şehzade Mustafa tahta çıkmalıydı.

Oghuz Khagan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
donemi, dönemi, sari, sarı, selim

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 16:44.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2019, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.