tarih, tarih forum, forum tarih, tarih öğretmeni, tarih portalı, kpss tarih, osmanlı tarihi, selçuklu tarihi, türk tarihi, siyasi tarih, islam tarihi
| Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN |
_____________________________________________________________________________
SİYASET FELSEFESİ
Siyasetin problemlerini politik sistemleri, siyasal hayvanlar bi şekilde tanımlanan insanların belli 1 politik sistem içindeki davranışlarını felsefeye has yöntemlerle ele alan felsefe dalı, daha epey normatif 1 kalite arzeden kavramsal araştırma türü; felsefenin, politik yaşamı mevzu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerini araştıran dalı.
Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı mevzular şunlardır:
1. İnsanın gelişme süreci içinde, yönetimin veya devletin kaynağı, doğası, amacı ve önemi.
2. Varolan, varolmuş olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin oluşumunda etken olan felsefe veya görüşlerin incelenmesi.
3. İdeal düzen arayışları.
4. Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleşme şansları.
5. Bireyle devlet, itaat etmeyle hürriyet arasındaki ilişki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.
6. tüze, eşitlik, hürriyet, haklat ve mülkiyet gibi esas kavramların analizi.
Eski Yunanda doğmuş olan siyaset felsefesi, günümüzde politik otoritenin gücünü, doğasını ve kaynağını, politik otoriteyle fert arasındaki ilişkileri ele alır. politik kurumların ve bu arada devletle fert arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunu inceleyen siyaset felsefesi günümüzde daha epey demokrasi kavramı üzerinde durur. farklı 1 deyişle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet kavram çiftiyle, hürriyet ve eşitlik ideallerinin oluşturduğu esas üzerinde ele alan siyaset felsefesinin esas problemi, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiği problemidir.
Siyaset felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke, Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve Engels gibi düşünürlerin kritik katkılarından söz edilebilir. Buna karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla politik pragmatizm, dini ve varoluşçu yaklaşım ve nihayet devrimci yaklaşım diye, kabaca 3 antet veya yaklaşım altında toplanabilir.
1. Dewey, Russell ve Popper gibi düşünürler tarafından temsil edilen politik pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi eleştir*mekle ile, düşüncelerini söz konusu yapının oluşturduğu kapsamlı çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan kişiliğinin geliştirilmesiyle hayat düzeyinin en yüksek noktaya çıkartılması olduğunu savu*nur. mesela, siyaset felsefesinde aristokratik 1 bireyciliğin savunuculuğunu yapan Russell, hoşgörü, cinsel hürriyet ve sağdu*yunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştır.
2. Dini ve varoluşçu yaklaşım, insanlığın topyekün 1 yıkıma doğru gittiğini savunurken, vakit vakit dini veya yarı dini değerleri, vakit vakit da bire*yin bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.
3. Lenin,Gramsci, Marcuse, Lukacs gibi düşünürlerin temsil ettiği yaklaşım ise, bireyin nihai 1 hürriyet ve mutluluk haline ulaşabilmesi sebebiyle, kapitaliz*min ve burjuva devletinin, şiddet ya da de*mokratik yollarla yıkılmasını öngörür.
DEVLET FELSEFESİ
Siyaset felsefesinin 1 dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde mekan aldıkları politik örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalı.
Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:
1. Doğal 1 kurum ya da organizma bi şekilde. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi Platondur. O, devleti büyük ölçekli 1 insan veya organizma, bireyin 1 devamı bi şekilde görür ve bu durumun 1 sonucu bi şekilde da, sırasıyla us, can ve iştihadan oluşan 3 parçalı ruh anlayışını aynen devlete yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.
2. Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, ama yöneticilerin karar ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları 1 kurumlar ve hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı. Bu çerçeve içinde, Aristoteleste, devletin asıl amacı, yurttaşların maddi bakımdan refaha ulaşmaları, fakat daha epey ahlâki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için bulunur. Yani, ona göre, devlet yö*netimleri kendi başlarına iyi veya kötü değildir, yalnız söz konusu amacı gerçekleştire*bilmesine göre, iyi veya kötü devlet bulunur.
3. Yapma 1 varlık ve vasıta bi şekilde devlet. Klasik temsilciğini Rousseau, Hobbes ve Lockeun yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak 1 hürriyet durumu içinde varolamaz. Mutlak 1 hürriyet durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir kuvvet olamayacağından, bütün insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, bütün 1 çıkar çatışmasına, üstelik insanlar arasında 1 savaşa yol açar. ama böyle 1 durum, bütün insanlara ziyan vereceğinden, insanlar 1 araya gelerek, aralarında 1 kontrat yaparlar. İnsanlar toplum sözleş*mesi adı verilen 1 uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek 1 gücü, kendileri için hakem ve yönetici bi şekilde tayin ederler. Buradan da anlaşılaca*ğı gibi, söz konusu anlayışta devletin doğal 1 temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve ken*dilerini geliştirmelerine imkan verecek 1 vasıta bi şekilde ortaya çıkar.
4. Devleti, kendi bilinç, yeterlik, yeteneği, ve amaçları olup, 1 üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş 1 şahıs, dünyadaki ilahi fikir, ulusal 1 ruh bi şekilde gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin içeriğini ulusal ruhun meydana getirdiğini öne süren Hegel e göre, ulusal ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü hususi alanlara ayrılır.
5. Devletin, devleti denetim edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten 1 çeşit yönetim makinesi olduğunu, toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren Marksist devlet görüşü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüş olan topluma sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır.
Ahmet Polatlı