Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Makaleler > Tarih Makaleleri

Tarih Makaleleri Tarih Bilimi ile ilgili Yazılan Akademik Makaleler.

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-14-2013, 13:22   #1 (permalink)
Founder
 
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2010
Mesajlar: 1,180
Teşekkürler: 475
353 Mesajına 630 teşekkür edildi.
Tarih will become famous soon enough
Standart Türk Soyu

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
_____________________________________________________________________________

Türk Soyu

G, V. Leibnitz'in müşterek bir dil konuşan insanların aynı zamanda akraba olduklarım ileri sürmesinden sonra, diller çeşitli şekillerde tasnif edilerek, Türk dili de bu tasniflerden Ural- Altay grubuna dahil olunmuştur. Ural-Altay grubu da ikiye ayrılmış. Türkçe, Moğolca, Mançu ve Tunguzca Altay dilleri grubunda yer almışlardır. Bu durumda Türklerle, Moğollar, Tunguzlar ay m soydan gelmektedirler. O halde Çin yıllıklarında ve Batı kaynaklarında (Bilhassa Bizans) yapılan Moğol tipindeki Türk tasvirleri doğrudur. Bu görüşten hareket eden batılı alimlerden R. Grousset, P. Vaczy, GJ. Ramstedt, N.Poppe, O.Posch gibileri bazı Türk ilim adamlarınca da yalnız bırakılmamışlardır. Hatta bunlardan Z.V.Togan, "Burada Türk Moğol münasebeti meselesini izah etmek icab ediyor. Bugün takriben 4 milyon sayılan Moğollar, Türkler ve Mançular gibi Ural- Altay kavimlerinin Altay zümresine mensupturlar. Moğollar bu Altay zümresinin Türklere en yakın bilhassa içtimai teşkilatı itibariyle tamamiyle kardeş bir kavmi teşkil ederler... Eski Türk dili meseleleri şimdi Moğolca ile mukayeseden başka öğrenilmez bir şekil almıştır. Yani her iki dilin uzak mazisi yek diğerine sıkı bağlıdır. " diyor ve "Oğuz efsanelerinde hakanlık Kay nesline ait deniliyorsa ve Cengiz de Kıy at (Yahut Kay at) yani Kıy (yahut Kayalardan neşet ediyorsa bu, eski Şato hanları sülalesinin Moğol aşiretleri arasında yaşıyarak Moğollaşan bir şubesinden başka bir şey olmasa gerektir, "Kay" aşireti, Türklerin en uzak şarktaki şubeleri sıfatıyla El Biruni'de "Hun H lar ile beraber, Çin menbalarında ise "Ghey" şeklinde Hıtaylarla ve "Giy" şeklinde "Ulu-Hun'larla beraber zikrolunur dedikten sonra Kay ve Key isminin Moğolca'da hava manasına geldiğini görmemezlikten gelerek muhkem, sağlam manasına gelen, Oğuz boylarından Osmanlı'nın neş'et ettiği Kayılan, "Osmanlıları Oğuz Kayılarmdan göstermek maksadıyla tertib olunan şecereler, Baytemür, Baysungur, Bulgay, Yasak ve Sünitay gibi ancak Moğollarla ilişiği olan uruğlarda görülen isimler olduğundan bu hanedanın bir Oğuz boyu yapmak yolundaki zorlanma eseri olarak tanınmaktadır" demekle, Kayılar'ı daha sonra bir Moğol boyu olduğu, Çin kaynaklarına müracaat eden W.Elberhard ve F. Köprülü tarafından isbatlanan Kaylar'la aynı göstermek istemiştir.

Ahmet Temir, "Bozkır kanunları, bu kanunların doğurduğu hayat şartları ve bunlar üzerine kurulan siyasi birlikler uzun asırlar süren müşterek tarih içinde, bunların bir kısmını o şeklide birbirine karıştırmış ve bazılarım diğerleri içinde eritmiştir. Bir çok Moğol kabileleri daha çok eski devirlerde Türkler içinde temsil edilmiş olduğu gibi, bugünkü Moğollar arasında da bu şeklide temsile uğramış Türk zümrelerini bulmak mümkündür. Türk zümrelerinin bilhassa Moğollara yakın sahalarda oturan kısımlarında bunun izlerini bugün bile görmek kabildir." demekte ve Cengiz'in rehberliğinde Moğolların kısa bir zamanda teşkilatlanmalarını, tarihin hazırladığı bu mukadderat neticesi, bir çok Türk boylarının Moğollara iltihak etmelerine bağlamaktadır. Böylelikle hiç değilse Türk ve Moğol ırk farkının Asya'nın doğu bölgelerinde silindiğini ileri sürmektedir.

Dilcilerimizden A. Caferoğlu; Türk-Moğol dilleri karabetini açıklarken "Çünkü Ramsted'in de dediği gibi hiç olmazsa Milattan 500-600 yıl öncesine ait devrede Moğol ve Türk dilleri arasında o kadar da büyük bir dil ayrılığı ve farkı mevcut olmamıştır." demekte ve daha sonra verdiği krokide en eski Altay dilini "Müşterek Moğol-Türk dilleri devresi" ve "Müşterek Tunguz Dili" diye önce iki ana kola, sonrada birinci kolu "Müşterek Moğol Dili" ve "Müşterek Türk Dili" şeklinde ikiye ayırmaktadır, Böylelikle bu iki dilin daha sonraları (Takribi M.Ö. III. asır) birbirlerinden ayrıldığım belirtmektedir.

Birçoğu dilci olan bu araştırıcılar Türklerle Moğolları aynı soydan saymakta ve Türk soyunu belirtirken mevzuyu Moğol soyuyla beraber işlemektedirler. Aslında bu bilginler meseleyi kendi meşgul oldukları ilim dallan bakımından ele almaktadırlar. Hareket noktalan da dildir. Artık dilin tek başına bir milletin soyunu tayinde yeterli olamayacağı bir gerçektir. Bir millet soyunun bütün özelliklerini muhafaza ederek bir başka dili konuşabilir. Yeryüzündeki Yahudiler bunun en güzel örnekleridir, Bir de soyu başka olup da dil değiştirerek başka bir soya intisap eden milletler vardır. Bugün Latin köklü bir dile sahip olan Fransızlar, acaba Latin soyundan mıdırlar? IX, asra kadar kendi dillerini konuşup da Fransa'nın kuzeyinde yerleştikten sonra Fransızlaşarak asıl dillerini unutan Normanlarda mı Latindir? O halde bir ırk tasnifi için dil kesin bir ölçü değildir. Kaldı ki, Türk ve Moğol dillerinin yukardaki alimlerin kanaati doğrultusunda aynı kökten gelen diller olmadığı J.(Gy.) Nemeth tarafından "Die Türkish Mongolische Hypothese" adlı eserinde ortaya konulmuştur. Biz bu kitaptaki görüşleri iktibas edebilme imkanı bulamadık. Yalnız bu mevzu İ. Kafesoğlu tarafından gerek İslam Ansiklopedisindeki "Türk Soyu" maddesinde, (İ.A. 127. cüz, s. 143) gerekse Türk Milli Kültürü (s. 28) adlı eserinde açıkça belirtilmiştir.

Batı (Bilhassa Bizans) ve Çin kaynaklarındaki Türk tasvirlerinin genellikle Moğol tipini andırır bir nitelik taşımasına gelince; bu durum İ. Kafesoğlu tarafından o zamanın Türk devletlerinde Moğol unsurunun çokluğu ile açıklanmıştır. Bu açıklama ilk bakışta yeterli olmayabilir. Fakat Moğol kütlelerinin de Türklerle birlikte uzun göçlere katıldığı göz önünde tutulursa mevzu biraz daha aydınlanmış olur. Ayrıca batı, bilhassa Bizans kaynaklan ilk önce Hunlar ve daha sonra da bugün Moğol oldukları fikri ağır basan kavimlerle tanışmışlardır. Bu kavim kendilerinin Avaris diye takdim ettikleri Avarlar'dır. Avarların Türk olduğu şimdilik ispatlanamamıştır.

Avarlar'ın, bilhassa kültür bakımından Türklerle bir benzerlik göstermeleri, yani Türklerle kültür alışverişinde bulunmuş olmaları muhakkaktır. O kadar ki P. Pelliot'a göre Türkler devlet teşkilatı usulünü hep Avarlardan öğrenmişlerdir. Bu kavmin Türk ile bir başka milletin kırması olduğu (J.Klaproth), Moğol olduğu (P.Peliot), içlerinde Türk ve Moğol kabilelerin bulunduğu bir başka millet (W. Eberhard), ve "Göktürk devletinin kurulmasından az önce veya kuruluş sıralarında Tanrı dağları dolaylarında çekik gözlülük tesirleri ve hatta halis kan Moğol iskeletleri de bulunmağa başlamıştı. Bunun sebebini birazda Juan-Juan devletinin bir Moğol devleti karakterinde ve Moğol kabilelerine dayanmasında aramalıyız. Nitekim Juan-Juan devleti ile ilgileri çok muhtemel olan Avrupa Avarların Moğol ırkından olmaları da bunu izah eder." gibi görüşleri de belirtirsek Batı kaynaklarında Türk tipi neden Mongoloid tipte tasvir edilmiştir sorusuna bir nebze cevap vermiş oluruz.

Çin kaynaklarındaki Türk tasvirlerinin Moğol tipinde oluşuna gelince; E. Blochet 1910 yılında "Reşidüddin'in Moğol Tarihine Giriş" adıyla yayınladığı eserinde, Moğolların çok eski devirlerde bile Çin medeniyetiyle tanışık olduğunu belirtmiştir. Moğollarla çok eski devirlerden beri tanışıklığı olan Çinliler; Türkleri ne zaman tanımışlar, veyahut tam anlamıyla ne zaman Türk gerçeği ile karşı karşıya gelebilmişler, bunu iyi bir şekilde tesbit etmemiz lazımdır. Muhakkak ki Çinliler, Türklerle tarihin en eski devirlerinden beri tamşmakta idiler. Fakat bu tanışıklık, Çin yıllıklarında genellikle kulaktan duyma şeklinde yansımıştır. Bu Hunlar devrinde de Tanrıkut Bagatır'a kadar böyle devam etmiştir. Hatta bu yıllıklar kendileriyle temasta bulunan Orta Asya kavimlerini bazen adlarıyla, fakat çok defa "Kuzey Barbarları" v.s. gibi umumi tabirlerle ve ırk farkı gözetmeden kaydetmişlerdir. Ayrıca, Çin-Hun münasebetlerinden bahseden Çince kayıtları değerlendirirken, Hun devletindeki Moğol unsurların çokluğuna da dikkat etmek gerekir.

Hunlardan sonra, Çinliler bütün ilim alemince Türk oldukları kabul edilen ve Çin'de ilk Türk devletinin kuran (Çin'de daha önce kurulan Chou devletinin, M.Ö. 1050-256, Türk olma ihtimali varsa da kesin değildir.) Topa'lar ile (IV.yy.m ilk yarısı) tanıştılar. Çin kaynaklarının Juan-Juan'ları Topa (T'o-pa)lardan çıkardıklarım göz önüne alırsak yukarıda soyları hakkında; çeşitli ilim adamlarının görüşlerine dayanarak bilgi verdiğimiz ve Mongoloid tipte kabul edilen Juan-Juan'lan tipleri çizilmiş olamaz mı eski Çin kaynaklarında o kadar ki Çinliler bu kavmi veya kabileyi sırf kötü gösterebilmek için "küçük, küçücük kurtlar" manasına bir adla artmışlardı. Buradaki "Kurt" motifinden ve neşet kaynaklarından hareketle Juan-Juanlar Türk olamaz mı sorusuna yukarıda görüşüne başvurduğumuz B.Ögel, kesinlikle Moğol oldukları cevabım vermektedir. Belki de Çin kaynakları Juan-Juan'ları Topalar'dan çıkarmak ve sonrada küçük düşürmekle kasıtlı bir hareket içindeler, böylelikle ezeli düşmanları Türkleri de küçük düşürdüklerinin şuurundadırlar. Bugün için bunları bilememekteyiz.

B.Ögerin de belirttiği gibi" 552 senesinde Göktürk devletinin kuruluşu sırasında, Çin'in kuzeyini elinde toplayan büyük bir otorite yoktu, Çin'in kuzeyinde yayılmış olan dört küçük devlet birbiriyle mücadele edip duruyorlardı. Göktürk devleti kurulunca ortaya çıkan bu yeni kuvvet onlar için paylaşılamaz bir destek haline geldi. Bunun sonucu olarak her devletin sarayında ve şehirlerinde bir Türk modası alıp yürüdü. Herkes Türkler gibi giyinmeğe, Türkler gibi yaşayıp, Türk müziğini dinlemeğe meyi etti. Yine bu arzu ve isteğin neticesi olarak Çinliler de Türkler hakkında eski kötü inançlarım silip gerçek ve doğru bilgiler edinmeğe çalıştılar. " Çinliler Türkler hakkında da önceleri pek iyi düşünmüyorlar ve onları pek tanımıyorlardı. Çinlilerin Türkleri en iyi tanımaya başladıkları devir Milattan Sonra 570'den sonra kurulan Sui sülalesi devridir. "Bu sülale zamanında pek çok Çinli Türkler arasına kaçarak orada yaşamış ve pek çok Türk de Çin sınırlarına gelerek yerleşmişlerdi. Bunları söylemekteki maksadımız şudur: Artık bu sülale zamanında Çin, Türkleri iyiden iyiye öğrenebilmiş ve o sebeple de bu sülalenin tarihinde geçen efsaneler ayrı bir değere sahip olmuşlardır."

Görülüyor ki, Çinlilerin Türkleri tam olarak tanımaları pek o kadar eski olmadığı gibi, bu tanışıklık Türk soyunun en eski devirleri de değildir. "Ayrıca sıkı temasların mümkün kıldığı bazı ırki ihtilaflarda düşünülürse, yabancıların dıştan müşahadelerine hayret etmemek gerekir. Birde Çinlilerin devamlı meseleleri saptırdıkları ve kendi düşünceleri doğrultusunda işledikleri gerçeği vardır. Bu gerçeği, Çin kaynaklarında ölülerini yaktıkları söylenen Türklerin kabirleri üzerinde yaptığı tedkikler de böyle bir ize rastlamayan W.Radloff, yazma tarihi eserlerin bilgileri ile maddi medeniyet kalıntılarından alınacak bilgiler arasındaki çelişki olarak izah etmiştir.

Burada hemen akla bir soru geliyor. Orhun'da Bengutaşlar civarında bulunan Kültiğin'in başının niçin Mongoloid tipe benzediğidir. Bunu tam olarak izah edebilmek için eserin kimin tarafından yapıldığım, yani sanatkarın milliyetini bilmek, ondan sonrada başkaları tarafından yapılan bu nevi eserler ele geçmişse, bunlarla karşılaştırmak gerekir. W.Barthold'dan öğrendiğimize göre W.Radloff ve Vladimircov'un yaptığı kazılarda Türklerin buna benzer heykelleri mezarlarının üzerine dikdikleri görülmüş, fakat bu heykellerin Müslümanlardan önce Moğollar tarafından tahrip edildiği; "Vladimirsov'un yaptığı kazımn en çok göze çarpan sonucu bir Türk askerinin kabri içinde bulunmuş, ve oldukça iyi korunmuş heykelidir. Bu heykelde Türk soyunun bütün özellikleri görülmüştür. Bu tür heykeller daha evvel toprak üstünde de bulunuyordu. Fakat başları bulunmazdı. Bunların başlarım kırmak Moğolların işidir. Onlar eski adamların resimlerinin hayattaki insanlara zarar vereceği inancında idiler. Böylece ortaya çıkıyor ki, heykellerin başlarını kırmak İslamlığın dini taassubunun yayümadığı yerlerde de adet idi," cümleleriyle izah edilmiştir. Ne yazık ki W,Barthold "Türk soyunun bütün özellikleri görülmüştür 11 dediği heykeldeki bu özellikleri anlatmamıştır. Fakat, bu heykel Mongoloid bir tip arzetse idi muhakkak belirtirdi. Yine W. Barthold'un bildirdiğine göre Rusya bozkırlarında Rusların Taşnine diye adlandırdıkları ve W. Radloffun Rusların atalarının eseri olarak kabul ettiği heykellerin Yenisey abidelerinin çözümünden sonra özbeöz Türk malı olduğunun anlaşıldığım kaydetmektedir. Görülüyor ki, Mongoloid tiple yakmdan uzaktan hiç bir alakası olmayan Rusların bu heykelleri sahiplenmeleri, bu heykellerde Mongoloid tipe rastlanmadığının ifadesidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu eserin sanatkarı ve milliyeti, hatta Kültigin'e ait olduğu kesinlikle ortaya konmamıştır. Eğer heykeli bir Çinli yapmış ve eser Kültigin'i tasvir ediyor ise sanatkarın Kültigin gibi büyük bir komutanın şahsında kendi ırkının özelliklerini aramış, Kül Tigin'i gördüğü gibi değil de görmek istediği gibi yansıtmış olması ihtimali vardır. Bir zenci için "Venüs de Milo M tarzında beyaz bir güzellik ideali tasavvur etmenin imkansız olduğunu belirten İ.H. Danişmend "Siyah insanların şeytanı çirkin göstermek için beyaz renkte düşündüklerini ve resmettiklerini herkes bilir. Hıristiyan zenciler, Kuzguni Meryem ve zifiri İsa resimleri yapmışlardır." diyor ve Moğolların Adem'in kendilerince en güzel ve ideal tipin sarı bir Mongoloid tip olması dolayısıyla san renkli yaratıldığına inandıklarını söylüyor. Bu durumda bir Çinli sanatkarın elinden çıkan bir eserin Mongoloid tip arzetmesi yadırganamaz. Kaldı ki; o devirde her ne kadar Çinli veya başka milletlerden alman kadınlardan olma çocuklar, Türk töresine göre itibar görmemiş iseler de, hanedan mensuplarında ırki saflık aranmaz. Eğer hanedan mensuplarında saflık ararsak Osmanlı Sultanlarından bir çoğunu Türk saymamız gerekir. Mesela: San Selim diye de bilinen İL Selim'de daha çok annesinin ırki özellikleri kendisini göstermiştir. Bu durumda II. Selim Türk değil midir? Ayrıca, "Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre Türkler askerlerin kabirleri üzerine bunların öldürüldükleri düşmanlann heykellerini dikerlermiş. Orhun abideleri Çinlilerin verdikleri bu haberleri tamamen kuvvetlendirdi...
Lakin Bizans kaynaklarından anlaşıldığına göre Türk hanlarının kabri yanında bazen düşmanların Türkelinde tutsak kalan başbuğları da öldürülmüş. Şüphesiz bu adetin esası, diğer şamanist kavimlerde olduğu gibi öldürülmüş adamın kıyamet gününde kendisini öldüren veya adına öldürülmüş olduğu kimseye hizmet edeceğine ait inançtı" diyor W. Barthold, Bugün bizde de kesilen kurbanın Ahiret gününde binek olarak kullanılacağı ve sırattan yel gibi geçireceği inancı vardır. O halde Kültigin'in başı denilen bu heykel onun tarafından öldürülen bir Çinli-Moğol veya daha başka birine de ait olabilir. Fakat, şimdilik bunu bilemiyoruz.

Bizim, esas izah etmeye çalıştığımız Çin ve Batı kaynaklarında tasvir edilen Mongoloid tipteki Türk soyu meselesidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi W. Radloffun yazma eserlerle, maddi medeniyet kalıntılarından alınacak bilgiler arasındaki çelişki olarak nitelendirdiği bilgi uyuşmazlığı o kadar çok ki, mesela, Ptolemaios, (Batlamyos) coğrafyasında Cenubi Çin halkını Zenci ve hatta Habeşli göstermektedir. VIILasır müelliflerinden Aethicus "Cosmographia" adlı eserinde ve Hicri VIII. asırda yaşayan İmam Hazım, bir çok Arap ve Hristiyan müelliflerinde olduğu gibi Türk irfanı: Boyu 91 cm ile 3.20 m. veya 9.60 m. ile 12.80m. (Korelilerin Telakkisi) arasında değişen "Ye'cuc ve Me'cuc" neslinden göstermişlerdir. Yine Cahiliye devri Arapları, Habeşlerle Rumların ihtilatmdan türemiş farzettikleri esmer-sarı ırka verdikleri "Ben ül asfar" ismini yanlışlıkla gene beyaz Rumlara, hatta Avrupalılarla, Ruslar ve nihayet Çinlilere izafe etmişlerdir.

Î.H.Danişmend'e göre; "Eski milletlerin asırlarca yüreklerini titreten Türk korkusu onların muhayyilelerini yüzlerce yıl Türk ırkının aleyhine işletmiş ve işte bu hayal faaliyeti o milletlerin mitolojilerinden başka tarihlerinde, folklorlarında ve hatta din menbaları da Türk tipine adeta bir umacı şekli veren korkunç tasvirlerin hasıl olmasına sebep olmuştur." "Türk ırkının Asya ve Avrupa'ya olan büyük ve mükerrer istilalarının hasıl ettiği umumi dehşet içinde Şarkın ve Garbın mağlup milletleri.. (Dr. Legendre dayanarak) Türk istilalarndaki beyaz Türk cemaatları içinde yalnız işte o sarı ve biçimsiz mahluklara (Türk cemaatleri içinde esir ve köle saydığı Moğollara) dikkat etmişler, eserlerinde kendilerine benzeyen hakiki Türklerden bahse lüzum görmeyerek hep bu kendilerine benzemeyen çirkin ve korkunç mahlukatı tasvir edip durmuşlar ve muahhar Avrupa müellifleri de işte bu çirkin tasvirleri eski Türk tipi sanmışlardır"

Öte yandan kendisinden nakil yaptığımız Z. Kitapçı Buhari Ebu Müslim ve Ebu Davud'dan aldığı bu hadisler üzerinde hiç bir şekilde şüphe edilmemesi gerektiğini bildirmektedir. Bu hadisler şöyledir; Ebu Davud'un nakli "Peygamber (S.A.V) buyurmuştur ki müslümanlar yüzleri örs üstünde doğulmuş kalkanlar gibi olup, kıldan elbisler giyen ve (Kıldan çarıklarla yürüyen) bir millet olan Türklerle muharebe etmedikçe kıyamet kopmayacaktır." Buharî'nin nakli, "Peygamber (S.A.V.) buyurmuştur ki, sizler küçük gözlü, ufak ve ince burunlu ve çehreleri sanki örs üstünde doğulmuş kalkanlar gibi yassı olan Türklerle muharebe etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ve yine sizler kıldan ayakkabılar giyen bir milletle uruşmadan kıyamet günü gelmeyecektir. "Yine Buharî'den naklen "Peygamber (S.A.V) buyurmuşturki; Kıyametin gelmesinin şartlarından biri de; deri ve kıldan işlenmiş ayakkabı giyen Türklerle savaşmanızdır. Sizler çehreleri geniş ve sanki yüzleri örs üstünde doğulmuş kalkanlar gibi yassı bir milletle (Türklerle) harb etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. " Ayrıca Kitab'ül Fiten'den naklen bir başka hadiste "Hz. Peygamber (S.A.V.) buyurmuştur ki: Benim ümmetimi öyle bir kavim kovalıyacaktır ki; yüzleri enü, gözleri küçük ve çehreleri deriden kalkan gibidir. Bunlar üç defa Arabistan'a kadar ilerliyeceklerdir..."

Görülüyorki Allah'ın Resulü Türklerin gözlerinin küçük olduğunu bildiriyor. Çekik olduğu hakkında bir şey söylemiyor. Bu küçüklük de çekikliğe delalet etmez. Bugün Anadolu insamnda küçük gözlü olup da, çekik gözlü olmayan pek çok tipe rastlanır. Paragiy D.Avcıoğlu da Batı Çin kaynakları doğrultusunda ele aldığı ve bilhassa, B.Ögel'in "Politik amaçlara dayalı fikir spekülasyonları" saydığı Rus tarihçilerinin görüşlerinden hareketle, değişmez bir Türk tipinin varlığım kabul etmeyerek iki türlü Türk tipi çizmiştir. Bunlardan birincisi olan ve "Mongoloid Türk Tipi" dediği Çin ve Batı kaynaklarının da çizdiği Türk tipi olarak kabul edebiliriz. D.Avcıoğlu görüşlerine temel olarak Türk boyları arasındaki Moğol ve Hind-Avrupa ırklarının temsilcilerini ele almış, bu temsilcilerin Türk boylarıyla karışmaları neticesinde coğrafyaya göre değişen sun'i Türk tiplerinin çıktığını, bununda iki ana unsurda toplanabileceğini belirtmiştir. Bunu yaparken de en eski Türk tipini ele alarak değişmeyen bir Türk tipinin varlığım ortaya koyan İ.Kafesoğlu ve B. Ögel'i tenkid etmiş ve neticede yerli Türklerin de ve yabancı ırklarla karıştığını ima etmiştir. D. Avcıoğluna göre Orta Asya önce Hind- Avrupa kökenli milletlerle dolar. Bu göçebe topluluklar "Orta Asya içlerine ve hatta Çin sınırına kadar yayılırlar. (Daha sonra) Hun baskısıyla M.Ö. II. yy. da İli vadisi ve Işık Gölü çevresine gelirler (Yüeh-Çihih'ler). Yine Hind- Avrupa kökenli sayılan oradaki Wu-Sunlarm baskısıyla Afganistan bölgesine giderler". Daha sonra Türk, Moğol ve Hind-Avrupalı ırkların karışması başlar: "Türk boyları çok eski tarihlerde batıya doğru göç ettikçe Hind- Avrupa kökenli topluluklarla karışırlar. Örneğin idil bölgesindeki Türklerin tarihini inceleyen A.P.Simirnov, M.Ö. 2000 yılında Kama bölgesinde Yenisey'den Moğol tipi insan geldiğini, karışmayla "Avrupa-Moğol" insan tipinin ortaya çıktığm yazar. (5. Türk Tarih Kongresi, 1956, s. 242) Sovyet bilginleri ve bu arada S.P.Tolstov Oğuz boylarının Aral kıyılarında oturan Mesaget gibi eski İranlı göçebeler ile M.Ö. IV. yy. dan önce oraya gelen Mongoloidlerin oraya geldiği kanısındadır" (7. Türk Tarih Kongresi, 1970, s. 155) dedikten sonra düştüğü dipnotta "Türkleştikleri halde bu iranlı boyların eski adları yaşar. Verndsky Oğuz boyları arasındaki Duker'in eski Tohar, Yazır'ın Yaz. As- Alan, Yatı'nın Antes olduğunu iddia eder, Tolstovda Oğuz adı ile Augassioi, İranlı-Türk karışımı sayılan Peçenek adı ile Apasialis (Su Kenan göçebeleri) Duker ile Toher arasında ilişki kurar tarihçilerimiz bir kanıt getirmeden bu görüşleri red eder" diyerek Oğuzların bile kırma bir köke sahip olduğunu anlatmak ister.

Simirnov ve Tolstov'un bu görüşlerini incelemeye imkan bulamadık. Fakat, D.Avcıoğlu'nun B.Ögel'e atfettiği "Talaş boylarına yerleşen Hunlarm, eski İran ve Sarmat kültürlerinden geniş ölçüde yararlanmış olmaları doğal sayılabilir. Hatta burada Akhunlarm (Eftalit) ataları sayılan bazı kavimlerle ya da bazı İran kabileleriyle karışmış olmaları da olasıdır". Sözlerinin aslında B. Ögeî'e ait olmayıp, onunda katıldığı bu görüşün, yaptığımız tedkikte HJ.Heikel'e ait olduğunu gördük. Ayrıca B.Ögel bu görüşü belirttikten sonra "Talaş bölgesinin Hun çağı arkeolojisi hakkında eski olmakla beraber, iyi bir rapor sayılan Heikel'in eserinde (Bu mesele için bak. W.Samolin, CAJ III, 1957, s. 134 vd.) Kronolojik mütalalara maalesef rastlamamaktayız. Bu sebeple bulunan eserlerin hangi devirlere ait olduğunu tesbit etmek işi tetkikçilere düşmektedir. " diyerek bu karışmanın hangi asırlarda meydana geldiğinin bilinmediğini de ortaya koymaktadır, D.Avcıoğlu bu bölümü Eftalit, Kermikhion, Askıl, Zavul, Çol v.b. diye zikredilen Akhun boyları arasında Moğol ve Hunların yanı sıra İranlı yerlilerde vardır. Tolstov'a göre yerli halklar giderek Türkleşirler ve Siri Derya oğuzlarının ataları içinde yer alırlar.

Kısaca Göktürk İmparatorluğu kurulmadan önce İranlıların bölgesinde yerleşmiş önemli ölçüde Türk boyları vardır. Batı Göktürk devletinin dayandığı Onok denilen on boy, bu daha eskiden yerleşmiş ve İranlılarla karışmış Türk topluluklarından inen kuşaklardır." diyerek kapatır.

M.Ö. III. binde Altay dağlarında Oğuz tipinde veya Azilien ırktan bir kavmin yaşadığını görüyoruz. Bu kavmin Aral gölü sahillerindeki kültürler hatta Cinle olan temasları vardır. Fakat, bu devir Altay kültürünün yavaş yavaş karakterini kaybederek Güney Sibirya kültürü tipine girmesi bu iki kültürü müşterek bir karaktere büründürmüştü. Genede bu çağın en tesirli ve ana kültürü Orhun kıyıları, Moğol Bozkırları ve Irtiş boylarına tesir ederek gelecekteki Orta Asya kültürünün temellerini hazırlamaya başlayan Altay kültürüdür.

M.Ö.II. binin başlarında Altay dağlarında ırki saflıklarım muhafaza eden kavimlerle Güney Sibirya'da Mongoloid ırklar hakim idi. Fakat, ikinci binin başlarında birden bu Mongoloidler kovulmuş yerlerini Ataylardan geldiği muhtemel olan bir kavim almıştır. Böylelikle; bu çağın başlıca iki kültür merkezi olan Altay dağları ile Güney Sibirya Oğuz tipinde beyaz bir ırkın eline geçmiş oluyor. Bu iki merkezden yavaş yavaş yayılmaya başlayan kültür tesirleri, Batı ve Doğu Sibirya ile Moğolistanı ve hatta batıdaki Uralları bile kendi nüfuz sahası içine almağa başlamıştı. Kültür bakımından komşularına nazaran çok ileri olan bu beyaz ırk kimlerdi? Bu soruya B. Ögel "Biz bu suale kendimizden oldukça emin olarak şu cevabı vereceğiz: Türklerin ataları idiler" diyor.

M.Ö. I. binin başlarına ait Altay kültürü hafriyat raporları tam olarak neşredilmemesine rağmen Çin kaynakları ve bazı buluntulara dayanarak. M.Ö I. binin ortalarında Büyük Hun Devleti'ni kuracak olan kabileler yavaş yavaş kendilerini göstermeye başlamışlardır. Taş Devri'nin ilk çağlarından beri, yukarıda bahsettiğimiz Altay kültürünün sahipleri; Altay ve Sayan dağlarının güney-batı kısımlarım iskan eden brakisefal beyaz bir ırktır. Bu çağlarda Batı Türkistan ve Pamir bölgeleri Akdeniz ırkına benzer dolikisefal bir ırkla iskan olunmuştu. Güney Kazakistanla Volga boylarını baştan başa kaplayan bu ırk Tanrı Dağlan bölgesine çok az sızarken Orta Asya brakisefalleri Amuderya ve Fergana içlerine kadar nüfuz edebilmişlerdir. Bu nüfuz neticesinde Amuderya ve Sirderya arasındaki halklar, ırk bakımından komşularıyla kesin hatlarla ayrılmakta idiler. "Turani veya "İki nehir arası" antropojik tipi adı verilen bu ırk brakisefal kafalara sahipti ve Altaylardaki brakisefal ırklara çok yakındı. İşte bu ırk daha sonraki Soğdluların ataları idi.

M.Ö 1700 tarihinden itibaren daha öncede belirttiğimiz gibi Orta Asya'da, göçebe ve muharip bir kavme ait kültürün yavaş yavaş oluşmağa başladığını görüyoruz. "Andronova insanı" diye adlandırılan bu ırk Altayları ve Tanrı dağlarım kaplamıştı. Andronova inşam B. Ögel'e göre Türk ırkının bir proto tipini teşkil ediyordu.

Neticede Hunlardan hemen önce Orta Asya'da ırkların yayılışım özetleyecek olursak; Türklerin ataları kabul edilen beyaz ve brakisefal ırk, Altay-Sayan, Tanrı dağları ve birazda Kazakistan'a yayılmıştı. Amuderya ve Sirderya arasında (Zerefşan vadisinde) bu ırkla akraba bir halk bulunuyordu. Pamir'de Afganistan'da, İran'da, Hazar Denizi'nin kuzeyinde ve Güney Rusya'da Akdeniz ırklarına yakın dolikosefal, Altay larm doğusu ve Güney Sibirya'da Mongoloid bir ırk hakim idi.

Hun devrinde Orta Asya'daki ırklara bakacak olursak: Moğolistan, Baykal Gölü'nün kenarları ve kuzeyinde brakisefal Mongoloidler vardı. Altay Dağları'nı baştan başa kaplayan ve Türklerin ataları kabul edilen brakisefal beyaz ırkın yamnda Tanrı dağları ve dolaylarında brakisefal ve mezosefal bir ırk bulunuyordu. Bu devirde Güney Sibirya'da yavaş yavaş Türkleşmeye başlamıştı. Altaylardaki beyaz ırk, Yenisey havzasındaki Mongoloidlerin yerini almaya başlamış ve bu bölgedeki ırk farkı beyazların lehine ortadan kalkmaya yüztutmuştu. Fakat; Büyük Hun Devleti'nin kuruluşuyla Orta Asya'da meydana gelen vahdet, yukarıda belirttiğimiz ırklar arasında bir kanşma ve kaynaşmaya sebep olmuş, bu da, Altay'ların kuzeyindeki halklarda hafif bir çekik gözlülüğünün doğmasına temel olmuştur. Hatta, batıya doğru kayma ve yayılma imkanı bulan Doğu Orta Asya kavimleri, Çin-Hun devletlerinin münasebetleri neticesinde bu bölgeye yayılan Çinlilerden müteessir olmuş yeni bir tipin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır. Ama Altaylarda, bilhasa yüksek bölgelerde yaşayan brakisefal beyazlar (Türklerin İlk soyu) ise bu karışmadan müteessir olmamışlar. Göktürk devrine kadar bozulmadan yaşamışlardı.

Göktürk çağmda ise; Orta Asya'da Moğol ırkının kuvvetli tesirleri görüldüğü gibi, saf Moğol unsurları da batıya doğru sızmaya başlamışlardı. Tanrı dağlarında bulunan bazı iskeletlerde hafif bir çekik gözlülüğün bulunması da buna delalet eder. Fakat bunu birazda Juan-Juan Devleti'nin Moğol kabilelere dayanmış olmasında aramak gerekir. Genede bu çağda Altaylara, bilhassa güney-batı ve kuzeydoğu kesimlerine düz yüzlü oğuz tipinde Türkler hakimdi. Bunlar On-ok ve
Tarduş kabilelerini teşkil eden unsurlar olabilirler. Fakat, VI- VII. asırlara ait Uygur freskleri bulunan Sarıg'da ki ırklarda tamamen bu Oğuz tipinde idiler. Ayrıca XIL ve XIII. yy.larda, Türk hakimiyeti Çu ve Talaş boylarına yayıldığı zaman Türklerle meskun bölgelerde Oğuz tiplerinin hakim olduğunu görüyoruz. Mesela, çok az sayıda hafif çekik gözlülere rastlansa da Karahanlılara ait mezarlardaki iskeletler tamamen Oğuz tipindeki Türklere aitti.

Görülüyor ki, M.Ö III. binde Altay dağlarında Oğuz tipinde beyaz ve brakisefal bir ırk mevcuttur. Bu ırk bütün tesirlere rağmen diğer bölgelerdekinin aksine karışma ve kaynaşmadan müteessir olmadan çevresindeki kabileleri de kendi tesirine alarak saflığım muhafaza etmiş ve Türk siyasi tarihindeki rollerini oynayarak varlığım Göktürk hatta Karahanlılar devrine kadar sürdürmüştür. Türk Siyasi Tarihinde bu ırkın yanında gerek bu ırkla, gerekse başka ırklarla karışıp çeşitli tipler oluşturarak Türkleşen veya Türk sayılan kavimlerin de varlığım görüyoruz. Fakat, bu kavimleri Türk soyunun tayininde esas alamıyoruz. Her ne kadar büyük milletler karışmaktan korkmazlar ve karışmayla da soyları bozulmaz ise de, milleti meydana getiren esas unsur tipini saflığım bozmadığı ortada iken, onu bir kenara iterek tali unsurlarla uğraşmak, o milletin soyunu tayinde ne kadar yeterli ve gerçekçi olur. O kadar ki, Türk soyunun tayininde esas unsur saydığımız değişmeyen bu Oğuz tipi Cengiz öncesi Moğollar'ın (Kıtaylar) ve Cengiz'den sonraki Moğolların baskılarına karşı, Türklere has bir maneviyat sağlamlığıyla, yerleşik kavimler için mümkün olmayan ancak, bozkırlılar gerçekleştirebileceği tarzda bir hareket ile bilinmeyen yeni ufuklara (İran-Anadolu) doğru akmışlar ve aralıksız bir ölüm kalım savaşı yaşayarak anayurtlarından kilometrelerce uzakta varlıklarım asıllarına en yakın şekilde XX. yy. la kadar sürdürmüşlerdir.

Kaynak: Prof. Dr. Salim Cöhce - Türk Tarihine Giriş
__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

Tarih isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
soyu, türk

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 07:41.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0
Türkçeleştirme : Tarih.gen.tr

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.

site ekle
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340