Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Fransada Yurttaş Ordu Kavramı

  • 4. Savaşın Değişen Niteliği ve Napolyon Bonapart

    a. Yurttaş-Ordu

    1795 yılında Fransa Cumhuriyeti’nin 800.000 kişilik ordusu vardı ve bu, herhangi bir Avrupa devletinin o tarihe kadar toplayabileceği en büyük orduydu. Bu liyakatlerine göre hızla yükselen subayların komuta ettiği, belirli ve benimsedikleri bir dava için savaşan yurttaşlardan oluşan ve silaha sarılıp halkı temsil eden, ulusal bir orduydu. Davaya bağnazca bağlılığı ve siyasal bilinciyle daha da güçlenmekteydi. Çoğunluğunu serflerin oluşturduğu ve hiçbirinin içinde bulundukları siyasal sistemlere üyelik ya da bağlılık duygusu olmadığı öteki Avrupa orduları ile tam bir zıtlık içindeydi. Cumhuriyetin ilk askeri başarılarının gizi, bu gerçekte yatar.

                Birçok unsur 18. yüzyılda sınırlı olan savaşı 20 yüzyılda topyekün (total) hale getirmiştir. Savaşın niteliği açısından 18. ve 20. yüzyıllar arasında 19. yüzyıl bir tür “geçiş dönemi”dir. Her şeyden önce yukarda değinildiği gibi, orduların bileşimi değişti. 18. yüzyıl ve öncelerinin, subayların soylu, erlerinin de çapulcu olduğu orduları yerine, Fransız Devrimi ile birlikte, subayları yetişmiş profesyonel asker, erleri de liberalizmin, yani yönetilenin hükümetine sahip çıkmasının ve böylece doğan ulus bilincinin ürünü olan, “yurttaşlar”dan oluşan ordular Avrupa sahnesine çıktı. İkinci olarak, ordunun her türlü lüksü ve dolaysıyla ağırlığıyla yolculuğa gider gibi savaşa giden soylulardan arınmasıyla, hareketliliği ve hızı arttı. Çapulculardan oluşan erlere güvenilmemesi, zorunlu olarak savaşların bitişik düzende yapılmasını gerektiriyordu. Bu da orduları kolay manevra yapamayan hantal birimlere dönüştürmekteydi. Güvenilen askerle birlikte orduların hareketliliği daha da arttı. Üçüncü olarak, büyük, ateş gücü yüksek hareketli bir orduyu kuracak ve devam ettirecek bir savaş ekonomisinin gereği, yine Fransız Devrimi ile açıkça ortaya çıktı. Fransız Devrimi’nden önce soyluların ve büyük toprak sahiplerinin vergilendirilememesi, devlet bütçesinin çok dar tutulmasına yol açıyordu. Toplumun her kesiminin ve özellikle çok kazananın “yurttaş” sıfatıyla vergilendirilebilmesi, yıllar geçtikçe büyüyen bir “savaş bütçesinin” ve ekonomisinin kurulmasına olanak sağladı. Son olarak silah teknolojisindeki gelişmeler, savaşın yıkıcılığını artırdı. İşte tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, 20. yüzyılda tanık olduğumuz “kitle savaşı”nın tohumları atıldı.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

    Ek Bilgi:

    Napolyon Bonapart

    Napolyon Bonapart (Fransızca Napoléon Bonaparte) (15 Ağustos 1769 – 5 Mayıs 1821), Fransız Devrimi’nin generali, 11 Kasım 1799’den 18 Mayıs 1804’e kadar Fransa Konsülü olarak Fransa Cumhuriyeti’nin ilk başkanı, sonrasında da 18 Mayıs 1804 ile 6 Nisan 1814 arasında Napolyon I adını alarak Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı olmuştur.

    Hayatı
    15 Ağustos 1769’da Korsika’nın Ajaccio kentinde doğdu. 1779 yılında Brienne’de öğrenim gördü, 1784’te Parisien École Royale Militaire (Paris Kraliyet Askeri Okulu) adlı askeri akademiye girdi.1785 yılının Nisan ayında Valence’daki topçu alayına üsteğmen rütbesiyle katıldı.

    Aynı yılın Eylül ayında izinli olarak gittiği Korsika’da askeri ve politik açıdan etkin bir rol başladığında bağışlanarak yüzbaşı rütbesiyle göreve çağırıldı. Yine Korsika’da kalarak Fransa’ya karşı bağımsızlık mücadelesine başlayan Korsikalı milliyetçilere karşı Jakoben örgütlenmesinde çalıştı. Ancak ailesiyle birlikte Fransa’ya kaçmak zorunda kalmıştır.

    Paris’teki siyasi faaliyetleri nedeniyle bir dönem ‘vatana ihanet’ten tutuklandı. Ancak onu koruyan siyasilerin de desteğiyle serbest kaldı. Bu arada Fransa’da yeni bir anayasa ve direktuvarlık doğdu. Aralık 1793’te Toulon’da, kralcılar ve İngiliz ittifak kuvvetlerine karşı bir topçu komutanı olarak başarılı bir mücadele vermesiyle dikkat çekerek tuğgeneral rütbesine terfi etti.

    5 Ekim 1795’te yine kralcıların ayaklanmasını bastırmadaki başarısıyla İç Güvenlik Kuvvetleri’nin komutanlığına getirilen Napolyon, kısa bir sürede ülkenin en saygın askeri otoritelerinden biri haline geldi.

    1796’da İtalya’daki ordunun başkomutanı oldu. 10 Nisan 1796’da General de Beauharnais’in dul karısı Josephine ile evlendi. İki gün sonra Kuzey İtalya’ya saldırıya geçti. Avusturya ordularını art arda yenilgiye uğrattıktan sonra Ocak 1797’de İtalya’daki Avusturya askeri varlığını püskürterek Viyana üzerine yürüdü. Avusturya’nın ateşkes istemesi üzerine barış görüşmelerine başlanmıştır. Ancak görüşmeler uzamış, antlaşma 17 Ekim 1797 tarihinde imzalanmıştır.

    Fransız yönetimi (Direktörler), 1798 yılı başlarında Napolyon’u İngiltere anakarasının istilasıyla görevlendirmişlerdir. Ancak Napolyon, denizlerde etkili bir üstünlük sağlanmadan böyle bir operasyonun başarı şansı taşımadığını, İngiltere’ye karşı dolaylı bir strateji izlemenin en mantıklısı olduğunu savunmuştur. Bunun için de, Mısır’ın işgal edilerek İngiltere’nin Uzakdoğu ticaret yolunun kesilmesini önermiştir

    1798’de Mısır seferine çıktı ve İngiliz donanmasını yenilgiye uğrattı, Malta’yı aldı. Haziran 1798 de İskenderiye’yi ele geçiren Napolyon, Nil vadisi boyunca içerlere ilerlemiştir. İngiliz Amiral Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanmasının Abukir körfezindeki Fransız donanmasını imha etmesi üzerine ikmal bağlantısı kesildi. Şubat 1799’da Suriye üzerine yürümüş fakat Akka’da Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki sert Osmanlı direnişi karşısında bozguna uğramıştır. Bu yenilgi karşısında Mısır’a geri dönmek zorunda kalmıstır.

    Cezzar Ahmed Paşa’nın karşısında ilk yenilgisini yaşayan Napolyon ‘un

    “ “Akka’da durdurulmasaydım, bütün Doğu’yu ele geçirebilirdim.” ”
     

    sözü kaydedilmiştir.

    Ordusunu Mısır’da bıraktı ve Fransa’ya döndü. 9 Kasım 1799’daki hükümet darbesiyle Fransa tarihinde yeni bir dönem başladı. Kısa bir süre içinde anayasada değişiklikler yapıldı ve yönetim üç konsülün eline bırakıldı. Napolyon en önemli görev olan ‘birinci konsül’lüğe getirildi. Ekonomi ve yasal alanda reform çabaları içine girdi. Napolyon I. Konsül olarak çok geniş yetkilere sahipti. Bu yetkilerden yararlanarak devlet mekanizmasının işleyiş etkinliğini artıracak yönde geniş düzenlemeler yaptı. Fransız Merkez Bankası’nın kurulması, devlet okullarının açılarak eğitimin bir kamu hizmetine dönüştürülmesi, ‘Code Napoleon’u (Napolyon Kanunları) olarak da bilinen Fransız Medeni Kanunu’nun hazırlanması çalışmalarına başlanması, subay okulları açılması, onun dönemindeki gelişmelerdendir. Reform ve yasa çalışmaları halk tarafından da desteklendi.

    Devrim Cumhuriyeti’nin sonu:İmparatorluk
    1801 yılında Napolyon İtalya’yı fethetti.1804 yılında Notre Dame Katedrali’nde Napoleon Bonaparté Fransa Cumhurbaşkanı,İtalya Kralı ve General ünvanlarıyla İmparatorluk tacını giydi.Tacı Papa giydirecekti ama Napoléon bir küstahlıkla Papa’nın elinden tacı alarak önce kendi sonra eşi Josephine giydi.Büyük Şarlman (Charlemagne,Der große Karl,Carlos) İmparatorluğu’ndan esinlenerek bir Fransa İmparatorluğu kuruldu.Ama Napoléon’a tepki büyüktü, annesi onunla irtibatını kesti, Beethoven bestelerinden onun adını sildi ve daha birçok diplomat,bürokrat,devlet adamı ve asker onunla irtibatını kesti.En çok tepki gösterenler devrimciler,ihtilalciler ve askerlerdi.

    Ancak bu barış dönemi uzun sürmedi. Fransa’nın Avrupa’daki ekonomik ve politik gücünün giderek artması İngiltere açısından giderek genişleyen bir tehdit oluşturmaktaydı. Sonunda İngiltere 1803 yılının Mayıs ayında Fransa’ya savaş ilan etti.

    1804 yılının Mayıs ayında, kralcıların bir komplosunu bahane eden Napolyon kendisini imparator ilan etmiştir. Kendi eliyle taç giymiştir ama, Paris’teki Notre Dame Katedrali’ndeki törende Papa VII. Pius’un da bulunmasını sağlamıştır. Mart 1805 te ise İtalya’da kendi kurduğu cumhuriyeti lağvederek ve kendini İtalya kralı ilan etmiştir.

    İzleyen dönemde İngiltere’nin çabalarıyla Avusturya, Rusya ve Napoli ve İsveç’in katıldığı bir karşı ittifak, III. Koalisyon oluşmuştur.

    1805 yılının Ekim ayında Fransız-İspanyol birleşik donanmasının Trafalgar Deniz Savaşı’nda İngiliz donanması karşısında yenilmesi üzerine Napolyon İngiltere yerine müttefiklerini dize getirme yolunu seçmiştir. Fransız ordusunu Manş kıyılarından Orta Avrupa’ya yürüten Napolyon, Ulm ve Austerlitz Muharebesi zaferleriyle Avusturya’yı ve Napoli’yi savaş dışı bırakmıştır.

    Eylül 1806 da Prusya ordusunu Jena Muharebesi’nde, hemen ardından da Rus ordularını Friedland savaşında bozguna uğratmıştır. Temmuz 1807 de Rus çarı I. Aleksandr’la Tilsit Antlaşması imzalanmış ve Rusya savaştan çekilmek zorunda kalmıştır.Kendisi epileptikdir.

    Düşüş Dönemi
    İmparatorluğu dönemindeki olumsuz unsurlar İngiliz donanmasının gücü, İspanya ve İtalya’da akrabalarını tahta geçirmesi, halkın bu kişileri istememesi ve Fransa’ya bağlı devletlerdeki milliyetçilik akımları oldu.

    1810 yılının mart ayında Habsburg hanedanından ikinci eşi Marie-Louise ile evlendi, yasal varisi Napolyon II, 1811’de doğdu

    I. Aleksandr’la yapılan antlaşma, Rusya’ya İngiltere’ye karşı askeri harekata kadar varacak yaptırımlar uygulama yükümlülüğünü getirmektedir ama I. Aleksandr, bu tür politikalardan kaçınmıştır. Bunun üzerine Napolyon, 1812 yılı ortasında 800 bin kişilik ordusuyla Rusya Seferi’ne girişmiştir. Borodino Muharebesi’nde General Kutuzov komutasındaki Rus ordusunu yenilgiye uğratan Fransız ordusu Moskova’ya girmiştir. Ancak Rusların bu yenilgiden sonra Rusya içlerine çekilmeleri, giderken de Moskova’yı yakmaları ve kışın da bastırması neticesinde Napoleon, ordusunu barındıracağı bir yer olmadığını anlamış ve Çar’ı antlaşma yapmaya davet etmiştir. Ancak I. Aleksandr bu teklifi reddeder. Napoleon ise tek çareyi orduyu Fransa’ya geri götürmekte bulur. Fakat sert kış koşulları geri dönüşü neredeyse imkânsız hale getirir ve Fransız ordusunun yaklaşık olarak dörtte üçünün telef olmasına sebep olur.

    Ordusunun büyük bir bölümünü Rusya Seferi sırasında kaybeden Fransa, yeni bir ordu oluşturmanın zorluklarına katlanmaya mecbur olmuştur. Üretimden çekilen işgücü ve artırılan vergiler, halkı da Napolyon’a karşı bir tutuma itmiştir.

    Napoleon, bu dönemde kendisine karşı düzenlenen hükümet darbesini bastırdı ve yeni bir ordu kurdu. Ancak 1813 ve 1814’te baskılar arttı ve halk desteği düştü.

    Rusya yenilgisi ve içteki karışıklıklar Koalisyon güçlerini cesaretlendirdi. 1813 yılının Ekim ayında Napolyon’un Leipzig Savaşı’nda uğradığı yenilgi, onu iktidarının sonuna iyice yaklaştırmıştır.

    1814’te düşman orduları Paris kapılarına dayandı. Napolyon imparatorluk tahtını bırakarak Elba Adasına sürgüne gönderildi.

    Elbe adasından kaçtı ve gizlice Paris’e döndü. Halk desteği tekrar yükseldi. 7 Mart 1815’te ise tahtına geri döndü. Böylece Napolyon ikinci kez tahta çıktı.

    Bir ordu topladı ve Belçika’ya saldırdı. Ancak haziran ayında İngiliz ve Prusya kuvvetleri tarafından Waterloo’da büyük bir yenilgiye uğradı. Paris’e dönünce tahtına ikinci kez veda etmek zorunda kaldı.

    Amerika’ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramadı ve İngilizlere teslim oldu. İngilizler onu Atlantik’teki St. Helena Adası’na götürdü. Son yıllarını bu küçük adada geçiren Napolyon, 5 Mayıs 1821’de 51 yaşındayken öldü.

    Külleri 1840’ta Paris’e getirilebildi ve Les Invalides’e gömüldü.

    Kaynak: Ek Bilgi için Wikipedia sayfasından yararlanılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle