Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Globalleşme Sürecinin Önemli Özellikleri ve Ulus – Devletin Güçlenmesi

  • a) Globalleşme Sürecinin Önemli Özellikleri ve “Ulus – Devlet’in Güçlenmesi

                İnceleme konusu olan 1700 – 1850 dönemi, dünyanın globalleşmenin hızlandığı dönemdir. Bu sürecin daha iyi anlaşılması için çok çarpıcı bazı özellikleri üzerinde durmak gerekiyor.

                Globalleşmenin önemli özelliklerinden biri, bu sürecin hızlanmasında enerji kaynağı durumunda olan Avrupa şiddeti ve kibridir. Avrupalının atılganlığı ve acımasızlığı gelişmiş askeri teknolojiyle birleştiğinde, Atlantik kıyı devletlerinin önce denizlere ve sonra karalara egemen olması işten bile değildi. Avrupa’nın bu savaşkanlığı, İslam dünyası hariç, dünyanın öteki uygarlıklarının davranış kalıpları ve edilgenlikleriyle karşılaştırıldığında çok daha belirgin bir hal alıyor. Bunların hiçbiri (Aztek, Maya uygarlıklarını, Kuzey Amerika Kızılderililerini, Hint ve Çin insanını düşünün) böylesine acımasızca kullanılan bir güç karşısında tutunamazdı ve tutunamadı. Özellikle büyük coğrafi keşiflerin hemen sonrasında Avrupalıların yeni dünyalarda kazandıkları kolay zaferler bir efsane gibi büyüdü ve 20. yüzyıla kadar ciddi bir biçimde meydan okunmayan bir “Avrupa yenilmezliği” duygusu yarattı. Böylece, uygarlığın globalleşmesi sürecinde, Avrupa savaşkanlığı tüm uluslar arası sistemin başat özelliği haline geldi.

                Globalleşme sürecinin ikinci çarpıcı özelliği, denizlerin ve denizciliğin kazandığı önemdir. İlk İspanyol ve Portekiz kaşiflerin kurdukları global şebeke denizciliğe dayanıyordu ve 20. yüzyıla kadar da öyle kaldı. Bu deniz üstünlüğü ve kurulan denizcilik şebekesi, karayollarını ve bunun üzerinde kurulu kara uygarlıklarını gölgeye düşürdü. Batı Avrupalılar, deniz üstünlükleriyle kara uygarlıklarını çember içine aldılar, sınırladılar, ulaştırma hatlarını kestiler ve böylece onları cılız bıraktılar.

                Globalleşme sürecinin üçüncü özelliği, dünya toplumunun ölçeğini genişletmek suretiyle, bu büyük ölçekte faaliyet gösterecek yetenekte örgütlenmeyi de gerektirmesidir. Modern toplumun, modern devlet, modern girişimcilik ve modern bilim gibi temel örgütlenme tipleri globalleşme süreci tarafından biçimlendirilmiş ve ondan büyük ölçüde yararlanmıştır. Kısacası, devlet faaliyetinin ve etkinliğinin genişlemesi, globalleşme sürecinin en önemli sonucu sayılabilir. Hükümetlerin askeri faaliyetleri de, globalleşme sürecinde, giderek deniz gücünün gelişmesine dayanma başladı. Uzak ve denizaşırı bölgelerde deniz harekâtı yalnız teknoloji gerektirmiyordu. Deniz harekatı, pahalı olduğundan sürekli bir vergi geliri, gemi yapım ve yedek parça endüstrisi, sadık ve iyi yetiştirilmiş bir işgücü ve uzun vadeli amaçlar doğrultusunda bu unsurların işbirliği içinde çalışmasını sağlayacak bir hükümet sistemi de gerektirmekteydi. Kısaca, dünyayı dolaşacak askeri ve ticari teniz filolarını kurup sürdürecek hükümetler, artık güçlü hükümetler olmak durumundaydı.

                16. ve 17. yüzyılların sorunlarına yanıt veren büyük monarşiler, 18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ihtiyaç duyduğu ve globalleşmenin ürünü olan böyle güçlü hükümetleri ya kuramadılar ya da sürdüremediler. Bu güçlü hükümetleri, kursa kursa, yeni “ulus-devlet” kurabilirdi. Artık Avrupa insanı için uluslar arası politika, monarklar ve prensler değil, ölümsüz “devletler” arasındaki bir alışveriş olmalıydı. Dolaysıyla, monark ve prensler, temel ettikleri devletlerden, giderek daha az önem taşımaya başladı. 18. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte, şu ya da bu kralın çevirdiği dolaplar ya da ihtiraslarından çok, “Fransa” dış politikasının dolapları, ya da “Prusya”nın ihtiraslarından söz edilmeye başlandı. Dinin de birleştirici rolünün kalmadığı 18. ve 19. yüzyıllarda, kişiler “devletin üstünlüğü ve dokunulmazlığına” büyük bir inançla sarıldılar; devlet tüm uluslar arası sistemde tek geçerli ve başat birim haline geldi. Bu yüzyıllarda, birlik, barış, refah ve milyonlarca insanın yaşamı değil, “İtalya”nın birliği, “Prusya”nın egemenliği, “Fransa”nın şan ve şöhreti, “Rusya”nın büyüklüğü gibi konular üzerinde durulacaktır. 15. yüzyıla kadar Avrupa insanı “dindar” olarak düşünülebilirdi. 19. yüzyıla gelindiğinde artık tümü “yurtsever” olmuştur. Avrupalının “Tanrısı”, 19. yüzyılda Almanya, Fransa ve İngiltere idi.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle