Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Hazarlarda Dini Hayat

  • Hazarlarda Dini Hayat

    Hazarların dini bugüne kadar ilim alemini epeyce meşgul etmiştir. Çünkü devlet içerisinde bir çok din yaşama imkânı bulmuştur. Bu dinlere mensûp insanlar arasında zaman zaman bazı sürtüşmeler görülse de yine de bu dinler büyük bir serbestlik ve müsamaha içerisinde yanyana yaşamışlardır. Hiç şüphesiz, Hazarların asıl ve uzun süreli dinleri bütün diğer Türk kavimlerinde olduğu gibi “Gök Tanrı Dini” idi. İbn Fadlan ve İbn Rüste gibi müelliflerin verdikleri bilgiler bu görüşü teyit etmektedir. Buna göre Hazar Türkleri Tengri Han (Gök-Tanrı) adını verdikleri bir ilâha tapıyor, diğer Türk topluluklarında olduğu gibi tabiat güçlerine ve atalara dinî anlamda saygı gösteriyorlardı. İbn Fadlan’ın seyahatnamesinden anlaşıldığı kadarıyla âhiret hakkındaki düşünceleri de diğer Türk kavimlerinden farklı değildi.

    Hazar Hakanlığı’nda erken dönemlerden itibaren ortaya çıkan bir başka din de Hıristiyanlık’tır. Kafkasya, Azerbaycan ve Güney Rusya’da Hıristiyanlık daha VI. yüzyılda yayılma ve yerleşmeye başlamıştır. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Hunlar ve onların devamı olan Sabarların 507-508 yılında Arran patriği Kardust’un teşvikleri ile Hıristiyanlığı kabul ettiklerini görüyoruz. Ayrıca Dağıstan’daki Yahudilerde Sabar-Hazarları arasında Mûseviliği yaymaya çalışmışlardır. Yine Arap istilâsı döneminde de Müslümanlık Harezmli tüccarlar aracılığı ile yayılmıştır. Merkezleri Arran olan Hıristiyanlar, Hazarlar üzerinde etkili olmaya başlamışlar ve Arran metropolidi İsrail (677-703) Hazarlar arasında Hıristiyanlığı yaymayı başarmıştır. Özellikle Bizans sınırlarında ve Kırım’da yaşayan Hazarlar arasında Hıristiyanlığın yayıldığı görülmektedir. Yine Varasan şehrinde yaşayan Hazarlar’ın Hıristiyanlığı kabul ettikleri ve bunların önceki dinlerinin Gök-Tanrı dini olduğu ve Tanrılarına “Tengri” dedikleri kaynaklarda belirtilmektedir. IX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hazar hakanı Hıristiyanlıkla ilgilenmiş ve Bizans imparatoruna elçi göndererek ülkesine misyonerler yollamasını istemiştir.

    Hazarlar’ın bu istekleri daha sonraları bu hususta bir takım efsanelerin çıkmasına vesile olmuştur. Buna göre, Hazar hakanı imparatordan ülkesine âlim bir din adamı göndermesini, zira memleketinde Müslümanlarla Mûsevilerin hummalı bir faaliyet içerisinde bulunduklarını, şayet göndereceği din adamı kendilerini ikna etmeyi başarırsa, Hıristiyanlığı kabul edeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine imparator “İslav Havarisi” lakabını kazanan ve Avrupa’da İslavlar arasında din neşri ile şöhrete kavuşan Konstantin (Krill)’i 860 yılı sonlarında Hazarlar arasında misyonerlik yapmakla görevlendirmiştir. Konstantin, Hazarlar’a gitmeden önce bir müddet Kırım’da kalmış, Hazarca öğrenmiş, Don ve İdil nehirlerini aşarak Hazarlar’ın başkenti İdil’e varmıştır.

    Hakan tarafından iyi karşılanan Konstantin, hakanın huzurunda bir Müslüman hoca ve bir Mûsevi haham ile din münazarası yapmış ve rivayete göre onlara üstün gelmiştir. Fakat buna rağmen Hakan Hıristiyanlığı kabul etmediği gibi, Hıristiyanlarda Hazarlar arasında fazla bir başarıya ulaşamamışlardır. Nitekim Hazarlar arasında Hıristiyanlığın yayılması VIII. yüzyıl başında genişleyen Güney Kafkasya ve Azerbaycan’daki Arap istilâsı ile sona ermiştir. Ancak Hazar Devleti’nin yıkılmasından sonra Hıristiyan ahali Rus kilisesi içerisinde erimişlerdir.

    Hazar tarihinin en dikkate değer özelliklerinden biri de Mûsevi dinini resmî devlet dini olarak kabul etmiş olmalarıdır. Mûseviliğin Hazar ülkesine gelişi ve Hazarlar’ın bu dini kabul edişleriyle ilgili farklı tarihler ileri sürülmektedir. 1140’ta yazılan Judah Halevi’nin (Jehudah) “Kuzari” adlı yarı edebî kitabına göre Hazar hânedanı 740 yılında Mûseviliği kabul etmiştir. Mes’ûdî ise bu olayın Hârûnûrreşîd’in halifeliği sırasında (786-809) olduğunu söylemektedir. Mûseviliği tercih etmelerinin sebebi muhtemelen, büyük bir Hıristiyan devleti olan Bizans İmparatorluğu ile kuvvetli İslâm halifeleri karşısında onların siyasî nüfuzlarından uzak eşit bir devlet olarak kalma arzusudur. Bu şekilde yine kitabî bir din olan Mûseviliği kabul etmekle kendi siyasî durumlarını korumuşlardır. Hazarlar’ın Mûseviliği nasıl kabul ettikleri kesin olarak bilinmemektedir. Sadece Mûsevilerin Kuzey Kafkasya ve Kırım sahillerinden oldukça erkenden Hazar topraklarına girerek dinlerini yaymaya başladıkları bilinmektedir. Onların Ermenistan üzerinden Kafkasya’ya gittikleri anlaşılmaktadır. Ancak Mûsevilerin Hazar ülkesinde yoğun bir şekilde bulunmaları, herhalde Heraklios ve III. Leon zamanında Bizans’ta başlayan Yahudi takibinden sonradır. Çünkü Mûseviler Kafkasya’daki Arap fetihlerinden sonra Dağıstan’a gitmişlerdir. Sâsânîlerin Yahudileri takibe başlamaları üzerine, Yahudiler Dağıstan’da yerleşmeye başlamışlardır. Böylece de Mûsevilik Hazar ülkesinde bilhassa tüccarlar arasında yayılma imkanını bulmuştur.

    Hazarların Mûseviliği kabul etmeleri, özellikle Ortaçağ’da başka yerlerde yaşayan Yahudilerin dikkatlerini onlar üzerine çekmelerine sebep olmuş ve bilhassa İspanya’daki Yahudiler arasında büyük bir ilgi görmüştür. Bu yüzden de bu çevrede Hazarların ne şekilde Mûseviliği kabul ettiklerine dair bir çok efsane türemesi ile birlikte bu konu hakkında Yahudi edebiyatında bir çok eserin yazılması da sağlanmıştır. Ancak yine de ortak bir inanış mevcut değildir. Hakan ve maiyyeti Mûsevi olmakla beraber, dini taassuba kapılmadan Müslüman tüccarları himaye etmişlerdir. Başkent İdil’de Müslüman ve Hıristiyan toplumlar, Mûsevilere oranla daha çoğunlukta idiler. Mes’udî’ye göre, ülkede yedi baş kadı bulunuyordu. Bunlardan ikisi Müslümanların, ikisi Hıristiyanların, ikisi Mûsevilerin ve biri de eski Gök-Tanrı dininde olanlar ile Rusların davalarına bakıyorlardı. Hakanların Mûsevi oldukları halde bu dinin yayılması için herhangi bir gayret içerisinde olmadıkları görülmektedir. Hakanlar din işlerine karışmamışlar ve şehirlerde bütün dinlerin serbestçe ibadetlerini yapmalarını sağlamışlardır. Hazarlar’ın Mûseviliğin hangi mezhebini benimsedikleri meselesi de açık değildir. Bununla birlikte Kırım kökenli Karâilerle (Kara’im: Karaites) Hazarlar arasındaki ilişkinin varlığı Hazarların Karâiliği (Anâniyye) benimsediğini doğrular mahiyettedir. Fakat günümüzdeki bazı araştırıcılar Hazarların önce Karâiliğe, sonra da Talmudist Yahudiliğe girdiklerini ileri sürmektedirler.

    Mervân b. Muhammed idâresindeki İslâm kuvvetlerine yenilen Hazar hakanı zor durumda kalınca İslâmiyeti kabul ettiğini söylemiş, ancak kısa bir süre sonra eski dinine dönmüştür. İslâm ordularının çekilmesinden sonra Hazar başkenti İdil’de kalan iki fakih Nûh b. Sâbit (Sâib) el-Esedî ve Abdurrahman el-Havlâvî, İslâmiyeti yaymak için çalışmışlardır. Hazarların X. yüzyılda Ruslar karşısında güç duruma düşmeleri ve 965’te hakanın Harezmlilere sığınması, çok kalabalık Hazar kütlelerinin İslâmiyete girmesine sebep olmuştur. X. yüzyılda başkent İdil’de 10.000’den fazla Müslüman yaşıyordu. Hakanların, Mûsevi oldukları halde ülkede kendi dinlerinin yerine İslâmiyetin yayılmasını teşvik etmeleri dikkat çekici bir husustur. Dağıstan ve Aşağı İdil bölgesindeki Hazarlar genelde İslâmiyet’i kabul etmişlerdir. Nitekim Bulgar hükümdarı İlteber’in 920 yılında İdil’de kaleler inşa edilmesini isteyerek gönderdiği elçi Abd Allah b. Baştuva al-Hazari isminde bir Müslüman Hazar idi. Müslüman halkın bir kısmı Şâfîî, çoğunluğu Hanefî idi. Ayrıca Harezm’de İslâm savaşları başladığı ve hastalıklar çıktığı zaman, halkın bir kısmı Hazar ülkesine taşınmış ve daha sonra da serbest ibadet edebilme, ezan okutma, cami yapabilme ve Müslüman kardeşlerine karşı savaşmama gibi şartlar karşılığında orduya girmişlerdir.

    Not: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Sayın Yrd. Doç. Dr. Muallâ Uydu Yücel’in Türkler Ansiklopedisi’nin 2. cildinde yer alan “Hazar Hakanlığı” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle