Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Hazarlarda Sosyal Hayat

  • Hazarlarda Sosyal Hayat

    Hazar Devleti’nin dayandığı temel unsur Ak ve Kara Hazarlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Kaynakların verdikleri bilgilere göre Ak Hazarlar yakışıklı ve açık renkli; Kara Hazarlar ise oldukça esmer renkliydiler.

    Yukarıda da belirtildiği üzere Hazar Devleti’nin ana toprakları Kafkasya’nın kuzeyi ile Hazar Denizi sahilleri yani Kafkas Dağlarının kuzey yakası, Don nehri ve Azak Denizi ile İdil nehri arasındaki üçgen bölge idi. Hazarlar X. yüzyılda Kırım’a ve Kerç boğazına da sahip olmuşlardır. Bu suretle Hazar yurdu, VIII. yüzyıldan itibaren Doğu Avrupa’nın ekonomik ve gelişme bakımından elverişli bir yeri olmuştur. İşte bu müsâit coğrafî durum Hazar Devleti’nin gelişmesinde ayrıca büyük bir rol oynamış, Hazarların diğer Türk kavimleri arasında çok daha erkenden yalnız yerleşik hayata geçmeleri ve ziraat ile uğraşmaları ile kalmayıp, ticaret faaliyetlerinde de ilerlemelerine yol açmıştır. Bunun da tabii bir neticesi olarak Hazarların birçok şehir kurduklarını görüyoruz. Bunların başında Dağıstan’daki Belencer ve Semender şehirleri gelmektedir. Semender VIII. yüzyılın sonuna kadar Hazarlar’ın başkentliğini yapmıştır. Daha sonra Hazarlar’ın başkenti İdil’e nakledilmiştir. İlim dünyasında bu şehrin VIII. yüzyılın başına kadar varolmadığı kanaati hâkimdir. Derbend ile İdil arasında, İdil’in güneyinde, sekiz günlük mesafede, Dağıstan’da Hazar denizi kenarında bulunduğu bildirilen Semender’de meyve bahçeleri ve 40 bine yakın bağ vardı. Nufüsunun çoğu Müslüman idi. Şehirde Müslümanların mescitleri, Hıristiyanların kiliseleri ve Mûsevilerin sinagogları bulunuyordu. Semender’in evleri ahşaptı ve damları yuvarlaktı. Buranın valisi Hazar kağanının akrabası idi. Semender, Hazarlar’ın en kalabalık nüfusu olan şehirlerinden biri idi. Semender, Rusların bu havalide yaptıkları hücumlardan sonra 968’de harap bir hale gelmiş, halk çok zarar görerek, bir kısmı Derbend’e, diğer bir kısmı da adalara sığınmıştı. Z. V. Togan’a göre Semender ve Belencer adları birer Türk kabile adlarından alınmıştır.72 Başkent İdil (Etel-Atel) ise, İdil nehrinin üzerinde olması hasebiyle ticaretin gelişmesi için bilhassa elverişli bir yerde bulunuyordu; İdil nehrinin mansabında, bu ırmak üzerinde inşa edilmiş ve iki ayrı bölümden meydana gelmişti. Bunlardan batıdakini adı Arap kaynaklarında (İbn Havkal’a) Al-Beyzâ şeklinde geçen Akşehir diğeri de, Sarıgşın (Sarışehir) idi. Sarışehrin doğu kısmına “Hazarân” batı kısmına hem “İdil” hem de “Han-balıg” (Hanşehir) deniliyor ve kağan bu kısımda oturuyordu.

    Büyük bir kısmı X. yüzyılda yazılan İslâm kaynaklarının hemen hepsi, başkent İdil’den bahsetmişlerdir. Bunun da sebebi Müslüman seyyah ve tüccarların başkenti ziyaret etmiş olmalarıdır. İdil’in daha büyük olan batı kısmında, nehirden uzakça bir yerde hakanın tuğladan yapılmış bir sarayı vardı. Şehrin uzunluğu bir fersah kadardı ve dört kapılı bir sur ile çevrilmişti. Şehir dağınıktı, binaların çoğu inşa edilmiş ve üzerleri keçe ile örtülmüştü. Evlerin ancak bir kısmı kerpiçten yapılmıştı. Hakandan başkası tuğladan ev yaptıramazdı. Şehrin pazarları ve hamamları da vardı. İdil aynı zamanda milletlerarası bir ticaret şehri idi. Bizans, İslam, Endülüs, Rus ülkelerinden gelenlerin transit yolu üzerinde bulunması bu şehre çok büyük bir önem kazandırmıştır. Özellikle şehrin doğu kısmında bulunan Hazaran şehri en büyük ticaret merkezi olarak kabul ediliyordu. Büyük tüccarlardan çoğu da burada oturuyorlar ve pazar yerleri de burada bulunuyordu. Başkentin nüfusunun büyük bir çoğunluğunu 10.000 kadar ile Müslümanlar oluşturuyordu. Ayrıca Rusların da olduğu görülmektedir. Müslümanların oturdukları taraf, daha çok bir şehir görünümünde idi ki, burada onların okulları ve 30 mescidleri vardı. Büyük camiinin minaresi, hakanın sarayından daha yüksekti.

    Hazarların eski merkezleri Belencer ise, Dağıstan’da Koysu ırmağı üzerinde ve bugün Anderay denilen bir yerde bulunuyordu. Güney Kafkasya, Kabala’dan idare edilirdi. Bunlardan başka Kuban’ın Karadeniz’e döküldüğü yerde Tmutarakan (Taman-Tarhan isminden), Murgan, Beyda, Varasan, Bulgar, Hamlıh, Kişevi, Bağandı şehirleri ile Bakü’nün kuzeyindeki Şaberan, Suvarin (Suvar), Saksın şehirleri zikredilebilir.

    Hazar Devleti kuvvetli ordusu ile hâkim olduğu geniş sahada asayiş ve ulaşım güvenliğini temin etmek maksadıyla herhangi bir dış saldırıyı vaktinde önlemek için Bizans’tan getirilen ustaların yardımı ile Don nehrinin sol sahilinde 835’de ünlü Şarkel kalesini yaptırmıştı. Rus yıllıklarında Bela Veja (Beyaz Kale) olarak zikredilen bu kale beyaz taştan ve tuğladan inşa edildiği için batı Türkçesi ile Şarkel (Akkerman: ak ev, beyaz kale) diye adlandırılmıştır. Şarkel kalesi harabelerinde yapılan kazılar, bu şehrin ancak 400 m2’lik uzun dörtgen şeklinde bir yer tuttuğunu ortaya çıkarmıştır. Burada meydana çıkarılan tuğlalar Orta-Asya tipindedir. Yine burada bulunan eşyanın büyük bir kısmını, Türk boylarına ait süs eşyası, seramik ve silahlar oluşturmaktadır. Ayrıca bir takım ziraat aletleri ile ev eşyası, Orta Don havalisinde ziraat ve hayvancılığın gelişmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

    Hazarlar hakkındaki bilgilerinin çoğunu Arap kaynaklarından öğreniyoruz. Özellikle İbn Rustah, İstahri, İbn Havkal, İbn Fadlan ve Mes’udi gibi müellifler bir hayli haberi bize kadar ulaştırmışlardır. Bunların verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre Hazarlar kışın şehirlerde, yazın çadırlarda oturuyorlardı. Tarım için verimli toprakları vardı ve bu topraklarda pek çok meyve bahçesi bulunuyordu. Yine baharda tarlalara ve şehirden uzak yerlere göç ederlerdi. Mahsullerini bu uzak yerlerden arabalar ve gemilerle merkezlere taşırlardı. Ayrıca çobanlık yaptıklarına dair bilgilere de rastlıyoruz.

    Hazarların kendilerinin ihraç edecekleri çok malları olmadığını görüyoruz. En çok bal, balmumu, un, kadife ve kürkler ihraç ediliyordu. Bunların arasında en meşhurları ise Burtas ülkesinden getirilen siyah ve kızıl tilki derileri idi. Özellikle siyah tilki 100 dinara kadar alıcı buluyordu. Hazarlar, Müslüman ve Rus tüccarların ülkelerinden serbestçe geçmelerine müsaade etmişler, bu tüccarlar özellikle X. yüzyılda İdil’in devamlı müşterisi olmuşlardır ve bir süre sonrada pek çoğu buraya yerleşmiştir. Böylece bu ticaret akışı hakanlığın en önemli gelirini oluşturmuştur. Hazarlar ülkeye giriş noktalarında, kara, deniz ve nehir yollarının belirli yerlerinde elde edilen gümrük resimleri ile tüccarlardan aldıkları onda bir vergiler sayesinde gittikçe zenginleşmişlerdir. Çoğu yabancı olan ve başkentten geçen bu tüccarlar yol boyunca Hazar ülkesinde emniyet içerisinde bulunmuşlardır. İ. Kafesoğlu, Hazar Devleti’nin kuvvetli ordusu ile hâkim olduğu sahada asayiş ve güvenliği temin ederek VII-IX. yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa’da tam anlamıyla bir “Hazar Barışı” çağı gerçekleştirdiğini belirtmektedir.

    Hazarların şehirlere sahip olmalarına, ziraatin ve özellikle de ticaretin gelişmiş olmasına rağmen, ekonomik hayatlarının esasını yine de hayvan yetiştiriciliği teşkil ediyordu. Büyükbaş hayvan, koyun ve at sürüleri, hatta develeri vardı. Nehir boyundaki otlak ve sazlıklar hayvan yetiştirmeği kolaylaştırıyor ve İdil şehri de kışlak için çok elverişli bir konumda bulunuyordu. Hazarlar, sürülerini ilkbaharda ovalara çıkarırlardı. Bir çok mamul eşyayı ve giyecek için gerekli malzemeyi dışarıdan alırlardı. Giyim eşyası dahil, bir kısım ihtiyaç maddelerini Gürgan, Azerbaycan, Bizans ve Taberistan’dan ithal ederlerdi. Hazar arazisinde yerleşen Müslümanlardan bir kısmı zanaat erbabı idi. XI. yüzyılda Semender şehrinin yerine Sakşın geçmiş ve burası gelişerek bütün Türk dünyasının en büyük şehri olmuştur. Şehrin çevresi 6 fersah kadardı. Burada da evler keçe ile örtülü idi. Bu şehirde ilim de gelişmişti.

    Kaşgarlı Mahmut Suvarin, Sakşın’daki Hazar ahalisinin kağıt para kullandıklarını yazmaktadır. Hazarlar el sanatları ile de meşgul olmuşlardır. Özelikle Hazar süngüleri ile eğerleri çok ünlüydü. Yine Hazar kılıçları da Ruslar arasında çok tutulmaktaydı. Hazar hakanının sarayında bulunan halkın 4 bin kişi kadar olduğu belirtilmektedir. Hazar sarayından Araplara gelin olarak giden kızların çehizi ve arabaları son derece kıymetli idi. Bu arabaların kapıları altın ve gümüş ile kaplı, içleri samur derileri ile süslenmiş ve altın işlemeli kumaşlarla örtülmüştü.

    İyi asker olarak tanınan Hazarlar Sasanî, Abbasî ve Bizans saraylarında muhafız kıtalar olarak görev yapmışlardır. Bizans sarayında Hazar askerlerinin büyük nüfuzları vardı. İmparatorlar dahi bir kısım törenlerde Hazar elbisesi giymişlerdir.

    Kaynaklardan öğrendiğimize göre Hazar Hakanlığı’nın devlet teşkilatı aslında Göktürk Devleti’nin teşkilatının bir devamı olmakla beraber bazı hususlarda kendine has gelişmeler gösterdiği de bilinmektedir. Hudûd’ul âlem’e göre devletin başında bulunan “Hakan” Aşina sülalesinden gelmekte ve Türk geleneklerine uygun olarak “İlahi menşeli” sayılmakta idi. Ancak daha sonra Hazar hakanının durumunda bir değişiklik olmuş ve “Hakan” devlet hakimiyetinin bir sembolü yani “temsilcisi” durumuna getirilmiştir. Böylece Hakanlık devlet işlerine karışmayan ancak devleti temsil eden sembolik yüksek bir makam olmuştur. Bu yüzden hakanın halk arasına pek çıkmadığını, sadece ayda dört defa tebası ile görüştüğünü görüyoruz. Devletin iktidarı büyük hakanın naibi olan kağan bey (kağan bey, kagan ebe, kagan beh, abşad, tarhan,) elinde idi. Bu naip büyük hakan tarafından seçilir, her an değiştirilebilir ve idam edilebilirdi.

    Ülkeyi idare eden, orduların sevk ve idaresini yapan, komşu kralları itaat altında tutan hep o idi. O her gün hakanın huzuruna çıkar ve sağ tarafında otururdu. Diğer Türk kavimlerinde olduğu gibi Hazarlar arasında da hakanın sihirli bir kudreti vardı. Halkın başına kıtlık, kuraklık, harplerde başarısızlık ve başka uğursuzluklar geldiği zaman, hakan bundan sorumlu tutulur ve bu durum çoğu zaman onun hayatına mal olurdu. Belki de bu sebeple hakanın hâkimiyet müddeti 40 yıl gibi belirli bir zamana bağlanmıştı. Şayet bu zaman sona ermeden kağanda bunama, aklî melekelerinde bir zayıflık belirir veya herhangi bir hatası görülürse, bu durum halkın galeyanına sebep olurdu. Çünkü onun bir uğursuzluğu davet etmesinden korkulurdu. Hakan şayet 40 yılını doldurduğunda hâlâ ölmemişse, halk ve maiyeti onu aklı azaldı, bunadı diyerek hemen öldürürdü.

    Kağan beyin yardımcısına kündür, onun da yardımcısına çavşıgır deniliyordu. Bu üç kişiden başkası hakanın yanına giremezdi. Hakan, bir sefere çıkmak üzere atına bindiği zaman, bütün ordu mensupları aynı işi yapardı. Hakanın düşmana karşı gönderdiği ordu yenilgiye uğrarsa, kaçarak geri dönenler öldürülür, kumandan ve kağan bey cezalandırılırdı. Hakan herkesin gözleri önünde kadın ve çocuklarını, malını, mülkünü, binek hayvanlarını ve silâhlarını başkasına dağıtırdı. İstahrî’ye göre hakan emir ve yasak koymazdı. Ona ancak huzuruna çıkılırken saygı gösterilir ve önünde eğilinirdi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hazarlar’ın hakanları Göktürklerin Aşina soyundandır. Yani hakan olmak için belirli bir hakan sülalesinden olmak gerekiyordu. Daha sonraları ise bu kurala Musevi olmak şartı da eklenmiştir. Nitekim Hazar tahtına varis olma hakkına sahip bir delikanlının pazarda ekmek sattığı ve Müslüman olduğu için bu makama getirilmediğini görüyoruz. Hakanların ülkelerini adaletli bir şekilde yönettikleri Arap kaynaklarında özellikle verilmektedir. Hazar devlet teşkilâtında ayrıca tekin, inal, buyla, buyrug gibi unvanlara da rastlanıldığı gibi; Hazarlar’a bağlı diğer kavimler merkezden gönderilen “İl-teber” veya “tudun” denilen kişiler tarafından yönetiliyordu.

    Hazar Devleti’nin ordu yapısına gelince İstahri’ye göre ordu 12 bin kişilikti. Askerin küçük bir kısmı hariç düzenli bir şekilde ücret almaz, maaşlarını uzun vadelerle ve muntazam olmayan aralıklarla alırlardı. Ordu olağanüstü hallerde toplanır, askerlerden biri vefat ettiğinde yerine yenisi görevlendirilirdi. Buradan biz o sıralar Hazarlar’ın ücretli orduları olmadığını ve savunmanın gönüllüler tarafından yapıldığını anlıyoruz. Ancak Hazar ordusu daha sonraları ücretli Müslüman kıtalardan oluşmuştur. Hazarlar’da IX. yüzyılın ortalarında ticaretin çok gelişmesi üzerine halkın büyük bir kısmı eskisi gibi askerlikle meşgul olmamış bu da ücretli askerlerin artmasını sağlamıştır. Hazar hakanı atına bindiği zaman yanında 10 bin asker bulunurdu. Hazarlar konakladıkları bir yerde çok çabuk bir ordugâh kurarak etrafını kısa zamanda tahkim ederlerdi. Ordunun öncüleri ellerindeki meşalelerle kağanın önünden giderler ve onun ordusu ile birlikte aydınlıkta ilerlemesini sağlarlardı. Ordu komutanı olan İşa (İsa) savaşta orduyu bizzat kendisi idare eder, sancaklarla donatılmış ordusunun başında süslü silâhlarıyla katılır, göğsüne bir zırh taşırdı. İşa’nın da 10 bin atlısı vardı. Bunlardan bir kısmı devamlı ücret alırdı. İşa halkın servetine ve mevkiine göre orduya katkıda bulunmasını sağlardı. Sefere katılan hakanın önünde at üstünde, davula benzeyen ve güneşi andıran bir âlem taşırlardı. Savaşta sağlanan ganimet ordugâhta toplanır ve daha sonra askere dağıtılırdı. Ülkede toplanan vergi de İşa’ya getirilir ve o da bunu askerleri arasında paylaştırırdı. Ayrıca savaşlarda İşa’nın emrindeki 10 bin atlıdan başka kendi masraflarıyla orduya katılan varlıklı kimseler de bulunuyordu.
    İlk dönemlerde atlı-göçebe bir kavim olan Hazarlar’da at çok önemli bir yer tutmakta idi. Bu yüzdendir ki Hazar bölgesinde yapılan kazılarda atlara ait mezarlar, bu mezarların içinde at iskeletlerinin yanında üzengiler, at koşumlarına ait halka tokalar ve plakalar, gemler bulunmuştur.

    Şarkel kalesindeki dehlizlerde Hazar yapımı mücevherlerin, süslü tabakaların, ayna gibi çeşitli süs eşyalarının bulunması, hem Hazarlarda altın ve gümüş işlemeciliğinin çok ileri bir noktada olduğunu hem de Hazarlar’ın süse ve giyime ne kadar çok düşkün olduklarını göstermektedir.
    Hazarlar, örf ve adetleri, sanatları, giyim ve kuşam tarzları ile çok geniş bir sahayı etkileri altına almışlardır. İşte bu Hazar kültürü pek çok milletin kültürüne tesir ederek ayrıca gelişmesine yardım etmiştir. Rus ilim adamları Hazar Kültür çevresinin devamını Karaçaylar, Balkarlar, Tatar ve Kafkas dağlıları arasında ve özellikle de Karaylar arasında aramışlardır. Hazar kültürü bu saydığımız kültürleri etkilediği gibi Rus, Macar gibi diğer milletlerinde kültürüne tesir etmiştir.

    Hazar Hakanlığı’nın en kudretli devrinde Doğu Avrupa’nın kuzeyinde yeni bir Rus Devleti teşekkül etti. Bu sıralarda Orta Dnyeper sahası Hazarlar’ın idâresinde olduğu için buralarda Hazar tesiri hâkimdi. Sambata (Kiyev) şehrinde Hazarlar tarafından kurulan düzen daha sonraları da geçerli olmuştur. İskandinavya-Bizans ticaret yolu üzerinde, ormanlarında kıymetli kürklü hayvanları ile orman-bozkır sınırı boyunca arıları bol bölgelerde oturan, daha çok avcılık ve bal istihsali ile uğraşan İslav-Fin karışımı kabileler, aynı ticarî maksatlarla buraya gelen İskandinavyalı denizci Varegler (Norman)’den Rus diye adlandırılan maceracı bir grubun idâresine girmişler ve Hazar örneğine uygun bir siyasî yapı kazanmaya başlamışlardır (IX. asrın ilk yarısı).

    İlmen gölü çevresinde yerlilerden aldıkları kürk, balmumu, bal gibi mallar sayesinde Bizans ile alış-verişe girişen Vareg-Ruslar o civarda kasabalar kurmaya çalışmıştır. Nitekim IX. yüzyılın ikinci çeyreğinde İlmen Gölü’nün kuzeyindeki Novgorod şehrinin beyi (knezı) olan Vareg-Rus Rurik Hazarlar’a bağlı Orta Dnyeper sahasındaki Hazar merkezi (kalesi) Sambata’ya gelerek (862) tâbilik statüsü altında ticarî-siyasî faaliyetlere girişmiştir. Rurik’den sonra yerine geçen Oleg, o sıralarda gelişen Kiyev şehrini ele geçirmeye muvaffak olmuş ve böylece Rus devleti süratle gelişmek için çok elverişli imkânlara kavuşmuştur. Rus knezlarından Hıristiyanlığı kabul etmesi ile şöhret bulan Vladimir’in “Kağan” unvanını taşımış olması da Hazar tesirinin derecesini göstermesi bakımından önemlidir.

    Daha önce de söylediğimiz gibi İdil nehri İslâm dünyası ve Çin ile İskandinavya arasındaki büyük ticaret faaliyetine imkân sağlamıştı. Bu siyasî gücü sağlayan başlıca imkânlardan biri, hakanlığın coğrafî mevki itibariyle ortaçağların belki de en canlı ticarî faaliyet bölgesinin merkezinde yer almış olmasıdır. Ayrıca Harezm’den İdil boyuna ve oradan da Karadeniz sahillerine giden büyük kervan yolu da Aşağı İdil’den geçiyordu. İdil ve Çolma boylarından bilhassa kürkler (samur, kakım, tilki, zerduvan, sansar) ve diğer ticarî mallar (bal, balmumu, tutkal), Çin ve Türkistan’dan ipek ve kumaşlar, Bizans’tan türlü san’at ve süs eşyası geliyor ve bunlar İdil ve başka Hazar şehirlerinde pazarlanıyordu. Bu çeşitli ve zengin emtia Orta Asya, Doğu Avrupa, Yakın Doğu kıtaları arasında bir yandan diğer yana akıyordu.

    Not: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Sayın Yrd. Doç. Dr. Muallâ Uydu Yücel’in Türkler Ansiklopedisi’nin 2. cildinde yer alan “Hazar Hakanlığı” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle