Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Hindistan’da Kıpçaklar

  • Hindistan’da Kıpçaklar

    Hindistan’da Kıpçaklar deyince akla ilk olarak Delhi Türk Sultanlığı gelir. Biz çeşitli hanedan ve aileler tarafından yönetilen bu Türk devletinin Kıpçakların etkili olduğu (1211-1266) Şemsiyye Hanedanı ile Balaban ailesinin (1266-1290) başta bulunduğu dönem üzerinde duracağız.

    Şemsiyye Hanedânı: Suriye ve Mısır’da önemli roller üstlenen Kıpçaklar, diğer bazı Türk kavimleriyle birlikte XII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren köle tüccarlarının elinde “memluk” olarak Hindistan’a girmeye başlamışlardır. Memluklerin değeri, yaptıkları iş ve gösterdikleri etkinliklerle ölçüldüğü için, o sırada Türkistan ve Maveraünnehir’den getirilen genç Türk memluklerinin ünü o bölgeye yayılmıştı. Bölgede uzun boylu, mavi gözlü, kadınlarının güzelliği, erkeklerinin yakışıklılığı ve çalışkanlıklarıyla meşhur Kıpçak kabilelerinden gelen memlukler daha da tercih sebebi idi.

    XIII. yüzyılın başlarında kurulan (1206-1290) ve o yüzyıla damgasını vurup Hindistan’a Türk kültürünün ve İslâmiyet’in yayılmasına önderlik eden Delhi Türk Sultanlığı’nda Kıpçakların etkin bir şekilde yer aldığı görülmektedir. Özellikle Şemsiyye Hanedanı ile Balaban ailesinin başta bulunduğu dönemlerde devletin bizzat Kıpçak menşeli sultanlar tarafından yönetildiği nakledilmektedir. Şimdi gerek devletin başında bulunan gerekse idari teşkilat ve orduda önemli yer tutan Kıpçakların ve onları destekleyen diğer Türk kavimlerinin faaliyet ve icraatlarından kısaca bahsetmeye çalışalım.

    Delhi Türk Sultanlığı’nın kurucusu Türk komutan Kutbettin Aybeg’dir. Türkistan’da doğan ve muhtemelen Kıpçak kabilelerinden birine mensup olan Aybeg, aynı zamanda Hindistan’da İslâm idaresinin temellerini atan ilk sultan olmuştur. Delhi Türk Sultanlığı, Aybeg ile iyi bir başlangıç (1206) yapmış, Hindistan’da güçlü bir merkezî idare oluşmuş ve kurulan bu sistem uzun yıllar, daha sonra gelenlere hizmet etmiştir. 1210 yılında sultanın ani ölümü üzerine emir ve melikler, Aram Şah’ı geçici olarak Delhi tahtına seçmişlerdir.

    1211 yılında Delhi Türk Sultanlığı’nın başında Aybeg’in kölesi, aynı zamanda damadı olan ve Türkistan’daki Kıpçakların İlbari (Alp-Eri-Uluğ Borlı) kabilesinden olan Şemseddin İltutmuş’u (İletmiş) görmekteyiz. Babası, adı geçen Kıpçak kabilesinden kendisine bağlı olanlar ve akrabalarının çokluğuyla ün salmış Aylam Han’dır. İltutmuş’un Kıpçak menşeli oluşundan, başta “Tabakat-ı Nâsırî” ve “Fütûhu’s-Selatin” olmak üzere konuyla ilgili olan bütün tarihi kaynaklar bahsetmektedir.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi 1210 yılında Aybeg’in ani ölümü üzerine kısa bir süre başta kalan Aram Şah’ın yerine geçmesi için Badaun’dan Delhi’ye çağırılan İltutmuş, kuvvetleriyle birlikte gelerek şehri zapt edip tahta oturmuştur. Aram Şah’ı mağlup edip tahta geçtikten sonra Şemseddin unvanı verilen İltutmuş ile Hindistan’daki Türk hakimiyetinde yeni bir dönem açılmıştır. O dönemin kaynaklarına bu dönem, “Şemsiyan-ı Hind” veya “Selâtin-i Şemsî” şeklinde geçmektedir.

    Başa geçtiği zaman birçok sıkıntı ile karşı karşıya kalan İltutmuş’un,bütün bunların üstesinden başarıyla gelip bir takım önemli seferler sonucu hakimiyet alanını genişlettiği ve sonunda Vindhya dağlarının kuzeyindeki bütün Hindistan’ı ele geçirdiği belirtilmektedir. O, Abbasi halifesi Muntasır Billah tarafından tanınan Hindistan’ın ilk Müslüman Türk sultanı olmuş ve Halife ona “Nasır emir el-Müminun” lakabını vermiştir (1229). Bir ara İsmaililerin onu öldürmeyi ve devleti ele geçirmeyi tasarladıkları, ancak bunda başarılı olamadıkları rivayet edilmektedir (1234). Daha sonra ülkenin uzak topraklarının merkeze bağlılığını güçlendirmek için ikta sistemini uygulamaya başlayan İltutmuş, 1236 yılında ölmüştür.

    Kısaca İltutmuş, daha başlangıçtan itibaren ülkeyi bölünme tehlikesinden kurtarmak ve mevcut olanı düzene sokup kuvvetlendirme yönünde çaba sarf etmiştir. Bunu başarmak için de kafasındaki planı her hangi bir endişeye mahal vermeksizin uygulamaya koymuştur. Kafasındaki plan çerçevesinde gerek devletin yerinin sağlamlaştırılması, gerekse genişlemesi için Hindu veya Müslüman olmasına bakmaksızın önündeki bütün engellerle savaşmıştır. Başa geçtiği dönemdeki karmaşık problemleri çözüşündeki incelik ve ülkenin birlik ve beraberliğinin bozulmaması uğruna gösterdiği yorulmak bilmez hareketlilik, askeri dehasının en büyük başarısıdır. Sultan İltutmuş haklı olarak Delhi Türk Sultanlığı’nın en büyük devlet adamı unvanını almıştır. Bazı tarihçiler onu Hindistan’daki Türk Sultanlığı’nın gerçek kurucusu olarak kabul ederler.

    İltutmuş’un 1236 yılında ölümünden sonra, Türk Sultanlığı otuz yıl kadar süren siyasî kargaşa ve karışıklık dönemi yaşamıştır. O ölmeden önce oğullarının beceriksizliği ve eğlenceye düşkünlüğünü bildiği için çok istidatlı kızı Raziye’nin kendi yerine geçmesini tavsiye etmesine rağmen, devlet büyükleri bu vasiyete uymayarak oğullarından Rükneddin Firuz’u tahta geçirmişlerdir. Başarısız bir yönetim sergileyen Firuz tahttan indirilinceye kadar, idareye annesi Terken Hatun hakim olmuştur. Altı ay başta kaldıktan sonra bir isyan sonucu tahttan indirilerek öldürülen Firuz’un yerine çeşitli itirazlara rağmen İltutmuş’un kızı Raziye Sultan ilan edilmiştir. İslâm dünyasında hükümdarlık etmiş ender kadınlardan biri olan Kıpçak asıllı Raziye erkek kardeşlerine nazaran daha başarılı bir yönetim sergilemiş ve birçok zorlukların üstesinden gelmeyi başarmıştır. Sultan Raziye’den sonra başa geçen gerek Behram Şah (1240-1242), gerekse ondan sonra tahta çıkan Alaaddin Mesud Şah (1242-1246) Raziye’den önce başa geçen Sultan Firuz gibi devleti idare edecek güç ve kudrete sahip olamadıkları için azledilmişlerdir. Alaaddin Mesud Şah’tan sonra İltutmuş’un en küçük oğlu Nasıruddin Mahmud, sultanlığa getirilmiştir. Kibar ve dindar bir kişiliğe sahip olan Mahmud Şah, Kıpçak menşeli bir Memluk olan Balaban’ı kendisine vezir tayin etmiş ve böylece yirmi yıl bu görevde kalmıştır.

    Balaban Ailesi: Delhi Türk Sultanlığı’nı Kutbiler (Kutbeddin Aybeg ve Aram Şah) ve Şemsilerden (Şemseddin İltutmuş ve çocukları) sonra 1266-1290 yılları arasında Balaban ailesi yönetmiştir. Bu ailenin başı Gıyasûddin Balaban’dır.

    Balaban, Kıpçak kabilelerinden Alp-eri’ye (İlbari) mensuptur. Babası bu kabilenin on bin çadır halkından oluşan büyük bir bölümünün hanı idi. Delhi’ye getirilip İltutmuş’a satılan Balaban, belirli bir süre sarayda yetiştirildi. İnsan tanımada kabiliyetli ve tecrübesi olan İltutmuş, onu özel hizmetine alarak “kırklar” diye anılan kırk büyük azatlı Memluk emirlerinden biri yaptı. Balaban İltutmuş’un kızı Raziye zamanında (1236-1239) emir-i şikarlığa getirildi. Behram Şah döneminde ise ona Hansi ve Ravari bölgeleri verildi. Alaadin Mesud başa geçince de (1241-1246) emir-i hacipliğe yükseltildi. 1245 yılında Sultan Mesud’u ve emirleri teşvik ederek kumanda ettiği kuvvetli bir ordu ile Sind’i istila eden Moğolları bozguna uğratıp istilayı durdurdu. Böylece yalnız halk arasında değil, Türk emirleri ve ordu arasından da büyük bir nüfuz kazanan Balaban, 1246’da başa geçen Nasıruddin Mahmud tarafından vezir tayin edildi ve yirmi yıl bu görevde kaldı ve daha sonra Sultan oldu.

    Balaban dönemini birkaç cümle ile özetlemeye çalışırsak, İltutmuş gibi Kıpçak Türklerinden olan Balaban döneminde Türk idaresi, bir kere daha bütün gücü ve enerjisiyle yükselmiştir. Onun anlayışına göre soylu ve asil demek, Türk demekti. Hayatı boyunca Türk olmayanlara devletin idari kademelerinde yer vermemeye özen göstermiştir. Devleti yaklaşık kırk yıl süreyle idare etmiş olan Balaban, yönetimdeki tecrübesi, iyi bir diplomat oluşu, cesurluğu ve samimi bir Müslüman olmasıyla dikkat çekmiştir. Tahtta bulunduğu dönem içerisinde büyük fetihler görülmemekle beraber Moğol istilasına karşı koyup başarılı bir siyaset izlemesi İltutmuş’tan sonra çökmeye yüz tutmuş olan devleti yeniden kuvvetlendirip, daha sonraları Hindistan’da İslâm’ın iyice nüfuz etmesine yol açan fetihlere zemin hazırlaması bakımından Ortaçağ Türk tarihinin büyük hükümdarları arasında yerini almıştır.

    Balaban ailesinin ikinci sultanı Muizzeddin Keykubad’tır. O sırada on yedi yaşında olan Keykubad, dedesi Balaban’ın yerini dolduracak kapasitede değildi. Balaban’ın koyduğu ve katı olarak gördüğü bazı kuralları kaldırarak sefahat hayatını tercih etti. Sıkı bir sosyal hayattan serbestliğe geçiş toplumda etkisini göstermiş ve hissedilir değişiklikler meydana gelmişti. Devlet kademelerine tayin edilen kimseler zayıf karakterli ve hasis kimselerdi. Naibü’l-Mülk Melik Nizameddin, kısa sürede sultanı etkisi altına alarak sarayda kontrolü eline geçirmişti. Kendisine rakip olan diğer Türk beylerini de değişik bahanelerle kimini öldürterek kimini de gözden düşürerek uzak iktalara sürdürmüştü. Belli bir süre sonra devletin gidişatından rahatsız olan Sultan Keykubad’ın babası Buğra Han oğlu ile Ghagra (Gagra) nehrinde buluşarak bazı nasihatlerde bulundu. Babasının nasihatlerinden de fazla etkilenmeyen Sultan Keykubad ağır bir hastalığa tutulunca tahtan indirilerek yerine küçük yaştaki oğlu Keyümers getirildi. Gittikçe devlet kademesinde ağırlıkları artan Kalaçlar (Halaciler) ve onların temsilcisi Firuz Şah işe el koyarak çocuk yaştaki Sultan Keyümers’i ve babası Keykubad’ı öldürterek Balaban ailesine aynı zamanda da Kıpçak idaresine son vermiş oldu (1290). Böylece iktidar, özellikle Balabanlıların son zamanlarında devletin askeri gücünde etkili olmaya başlayan Kalaç Türklerine geçmiş oldu. Gerek iktidarı 1290-1320 yılları arasında ellerinde tutan Kalaç ailesi dönemi, gerekse 1321-1413 yıllarında başta bulunan Tuğluk ailesi döneminde olsun Kıpçaklar devlet idaresinin bizzat başında bulunamamışlarsa da devletin çeşitli kademelerinde ve ordu teşkilatında önemli görevler üstlenmeye devam etmişlerdir.

    Aybeg’in güçlü, İltutmuş’un ince ve akıllı idare şekli ve Balaban’ın demir eli artık yok olmuştu. Büyük bir hızla büyüyen Delhi Türk Sultanlığı Balaban’dan sonra süratle gerilemeye başlamıştı. Balaban’dan sonra yerine geçen Keykubad ve Keyümer ünlü Kıpçak komutanın hiçbir özelliğini taşımıyorlardı. Bu nedenle 1287 yılında Balaban’ın ölümünden itibaren üç sene gibi kısa bir sürede Kıpçakların ağırlıkta olduğu ve Memluk Türklerinin idaresinde kurulup büyüyen Delhi Türk Sultanlığı sona ermiş ve yönetim el değiştirmiştir. Bazı tarihçiler,“Balaban’dan sonra Türk İmparatorluğu’nun ani çöküşü, Orta Çağ tarihinin en acıklı konularındandır” görüşüne yer verirler.

    Verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere Kıpçak Türkleri Delhi Türk Sultanlığı’nda Şemsiyye Hanedanı ve Balaban ailesi adıyla bir asra yakın bir süre (1206-1290) bizzat devletin yönetiminde bulunmuşlar ve sultanlığın altın çağını yaşatmışlardır.

    Kıpçaklar, sultanlığın etnik yapısını oluşturan yerli Hindular, Kalaçlar ve Orta Asya Hunları arasında önemli bir yere sahiptirler. Esasen başta Kıpçaklar olmak üzere Kalaçlar ve Türgişler Hindistan’daki hükümet ve askerlik işlerinde en yüksek yerleri işgal etmişlerdir.230 Nitekim çoğu tarihçi, 1526-1858 yılları arasında hüküm süren Babür İmparatorluğu’na Delhi Türk Sultanlığı’nın sağlam bir insan gücü ve Türk-İslâm kültürü potansiyeli hazırladığı üzerinde önemle durmaktadır.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle