Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Hunlar Hakkında Kaynaklardaki Yanlışlar

  • Hunlar Hakkında Kaynaklardaki Yanlışlar

    Hunların menşei, hayat tarzı, etnik durumu ve dış görünüşleri hakkındaki bilgileri yalnız mağluplar cephesinden alıyoruz. Onların tarafsız ve gerçek bilgi vermelerini beklemek safdillik olur ve onların gözü ile ortaya atılan hükümler yüzyıllar boyu değişmeden devam etmiştir ve bunları değiştirmek hemen hemen imkânsızdır. Onlara göre Hunlar, Avrupa’yı kasıp kavuran barbarlığın temsilcileridirler. Hunların kimliği ve nereden geldikleri bilinmez. Onlarla ilgili olarak nakledilen sihirli geyik efsanesi herhalde onların menşe efsanesidir. Geç Antik çağ yazarlarının onlar hakkında yazdıkları antik çağdan beri bilinen bin yıllık masallardır. Gerçi, 4. yüzyılın tanınmış tarihçisi Ammianus, devrine nazaran tam ve objektif bilgiler vermeye çalışmışsa da çağdaşı bulunmadığı devrin olaylarını anlatırken, bin yıl önce aynı yerde vuku bulan olaylarla karıştırmıştır. Onun kayıtlarında Strabon ve Herodotos, hatta Homeros’un izlerini görmek mümkündür. Ammianus, Hunları görmemiş ve çağdaşlarından onların sebep oldukları olayları duymuştur. Onlar hakkındaki tasvirleri okuduğu eserlerden almış ve onun kayıtları okullarda hakikat imiş gibi zamanımıza kadar tekrarlanmıştır. Kayıtları şöyle özetlenebilir: Hunların ateşe ihtiyacı yoktur, çünkü onlar pişmiş yemek yemezler. Kökleri ve çiğ etleri yer, bu eti baldırları ile at sırtı arasında ısıtırlar. Yabanî hayvanlar gibi yaşarlar. Daha çok avlandıkları ile geçinir ve bunu bulamazlarsa yağma ettikleri ile beslenirler.

    Avrupa adamı, çok sayıda hayvan yetiştirme ve mera değiştirme yoluyla sürdürülen çoban hayatını hiçbir zaman anlamadı. Onların gözünde, Avrasya’nın sonsuz bozkırlarının büyük baş hayvan yetiştiren insanı daima yurtsuz, her zaman yer değiştiren ve yollarda konaklayan, evlerde oturmaktan korkan, ve onların başlarına çökeceğine inanan, çok defa bir kulübeye bile sahip bulunmayan insandır. Böylesine ilkel Geç Ortaçağ fantezisinin mahsulü olan adama her türlü vahşilik ve zorbalık atfedilebilir. Modern tarih yazarları, bütün bu fantastik tekerlemeleri terketmekle beraber, Ammianus gibi sâlim düşünebilen bir insanın bütün bunları gerçekmiş gibi nakletmesi anlaşılır gibi değildir. Hunlar yüksek bir kumandadan yoksundurlar, hiç dinleri bulunmamış ve bâtıl itikatlara inanmışlardır… Bunların yanında modern bazı iddialara göre de “paleolitik seviyedeki sürüler” veya “en aşağı seviyedeki çobanlık” gibi değerlendirmelere rastlanır. Ammianus daha ileri giderek Hunların hayatını çok sade bir düzeye indirir. Halbuki Hunların toplumu, daha Avrupa’da göründükleri ilk andan itibaren şekillenmiş ve organize, başında büyük kağanın bulunduğu ve özerk bir kumandanın idare ettiği orduya sahipti. Hun kültürü, Orta Asya ve İran karışımı bir manzara kazanmıştı. Görünüşte sıkı bir askerî nizam hâkimdi. Hunları yakından görmek fırsatını bulan şair Claudianus, Romalı subayların sahip olmayı çok istedikleri Hun kemerinden bahseder.

    Hunlar hakkındaki tasvirlerden ortaya çıkan tip: Kenarı yüksek ve katlanabilir bir küllah, tabanı yumuşak çizmeler, geniş omuzlar, nispeten kısa boy, koca kafa, kalın boyun, çıkık yuvarlak bir göğüs, bodur ve uzunca bir gövde, kısa bacaklardır. Romalılar ufak yapılı olduklarından onların kısa boyu dikkat çekmemişse de onların tıknaz vücudunu biçimsiz bulmuşlardır. Halbuki şair Sidonius Hunların güzel olduğu kanaatindedir. Ona göre, at üzerinde oturdukları zaman boyları uzun görünür. Got kroniği, Gotların yanında Hunları gösterişsiz sayıyor. Halbuki antropoloji malzemesi bunu doğrulamıyor ve Hunları şahsen görmüş olanların onlar hakkındaki bilgileri tamamı ile farklıdır. Güneşin kavurduğu Hun simasının, kapalı yerlerde ve ormanlarda yaşayan renksiz Gotlardan daha esmer olduğu doğrudur. Antropoloji malzemesi Hunlar arasında Mongoloid tiplere rastlandığını gösteriyor. Fakat bu tipteki insanların sayısı %20-25’ten fazla değildir. İç Asya da meydana çıkarılan binlerce mezarda bulunan kafataslarında Avrupa vasfı üstündür. Bu sebeple Jordanes’in Attila’yı tavsif eden satırları, görgü tanığının ifadesine uymaktan ziyade Attila’dan 100 yıl sonra meydana gelen bir insan tipidir. 

    Bu ilgili makale, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevilisi sayın Prof. Dr. Şerif Baştav’ın Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. Cildinde yer alan “Avrupa Hunları” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle