Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Jön Türk Hareketi İçinde Prens Sabahattin

  • JÖN TÜRK HAREKETİ VE PRENS SABAHATTİN

    Mahmut Celalettin Paşa’nın ailesiyle birlikte Paris’e yerleşmesinin ardından Jön Türk hare­keti daha da kuvvetlenmiştir. Ancak bazı siyasi tarih kaynaklarına bakıldığında Jön Türkler’le Yeni Osmanlılar’ın karıştırıldığı görülür. Bu nedenle öncelikle bu konu aydınlığa kavuşturu­lacaktır.

    Yeni Osmanlılar Genç Türklerin aksine belli bir ideolojiye sahip değillerdi. Bu örgüt içinde birden çok ideoloji vardı ve bu ideolojiler de kesin ve net bir ayrımla açıklanamazdı. Yeni Os­manlılar’ın muhalefetleri baştaki yöneticiden çok siyasi düzene karşıydı ve siyasi düşünceleri daha çok anayasal monarşi tarafındaydı. Yeni Osmanlılar bürokrasinin üst katmanlarına karşı direnişe geçen memurlar topluluğudur. Herhangi bir parti kurmamış olan bu grubun Jön Türk­ler’den daha gelenekçi oldukları söylenebilir. Ancak ister batı yanlısı ister batı karşıtı olsunlar Yeni Osmanlılar’ın toplumun her kurumuna eleştiriyle yaklaşan, toplumda yeni bir arayışı başlatan, edebiyattan gazeteciliğe, orta eğitimden çocuk terbiyesine, tarihten ekonomiye kadar her alana el atan ve toplumun dikkatini bu konulara çeken, batıyı bütüncül bir yaklaşımla in­celeyen ilk aydın topluluğu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca Yeni Osmanlılar’ın Jön Türkler’in doğuşunda ilham kaynağı olduğu unutulmamalıdır.[1]

    Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler arasındaki farka kısaca değindikten sonra Prens Sabahattin’in Avrupa’daki faaliyetlerine geçilebilir. Yukarıda da değinildiği gibi Mahmut Celalettin Pa­şa Avrupa’ya geldikten sonra Jön Türk hareketinde de bir güçlenme oldu. Sultan Abdülhamid’in baskı rejimine karşı oluşturulmuş birçok örgüt ve cemiyet vardı ve bunların bir çatı al­tında toplanması gereği ortaya çıktıktan sonra Prens Sabahattin ve kardeşi Lütfullah Bey I.Jön Türk kongresini toplamak için yurt dışında bulunan bütün Jön Türkler’e genel bir çağrı yap­tılar ve yüksek sayıda katılımın gerçekleştirilmesi için finansal destekte bulundular. Kongre­nin yapılacağı haberini duyan Abdülhamid’in tüm engelleme girişimlerine rağmen 4 Şubat 1902 tarihinde kongre başladı ve 9 Şubata kadar sürdü. Kongrenin düzenlenme aşamasında başkanlık için Mahmut Celalettin Paşa düşünülmüştü ancak rahatsızlığı dolayısıyla fahri başkanlığa, kongreyi yönetmek için ise çabalarıyla büyük ilgi ve saygı kazanan Sabahattin Bey seçildi. Kongrede ortaya çıkan iki farklı görüş kongrenin ikiye ayrılmasına ve iki farklı cemi­yetin kurulmasına neden oldu. Birinci grup yalnızca propaganda ve yayın yoluyla inkılâp ya­pılamayacağım, uygar askeri kuvvetlerin de devrim harekatına katılmalarının gerekli olduğu-nu düşünüyor, ikinci grup ise yabancı hükümetlerin müdahalesini davet ederek ülkede ıslahatın yapılabileceğini düşünüyordu. Birinci grup Ahmet Rıza’nın başkanlığında Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’ni kurmuşlar, ikinci grup ise Prens Sabahaddin önderliğinde Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurmuşlardır. Ancak Prens Sabahaddin’in yabancı müdahalesi konusunda şartları vardır. Prens’e göre ülkede yapılacak ihtilalden yabancı bir hükümetin istifade etmemesi için daha önceden bu durumu bertaraf edebilecek, bizim men­faatlerimizle menfaatleri uyuşan, demokratik ve hür bir hükümetle anlaşma yapılmalıdır, an­cak bu durumda yabancı hükümetin müdahalesi menfaatimize olabilir. Ahmet Rıza grubu ise yabancı devletlerin sadece Jön Türk hareketini desteklemelerini istiyorlardı. Kongrenin ikiye ayrılmasında etkili olan düşünce farklılıklarından biri de Ahmet Rıza grubunun amacının Meşrutiyet düzenini getirme ile sınırlı olmasına rağmen Prens Sabahattin grubunun amacının imparatorluğu kurtaracak sebepleri araştırarak ve bunları ortaya koyarak gerekli çözümleri bulmak olduğu söylenebilir. Zira Sabahattin Bey Meşrutiyet düzenini getirmekle çözüme ulaşılamayacağını, şekilsel bir inkılaptan ziyade toplumsal bir inkılaba ihtiyaç olduğunu düşü­nüyordu. Jön Türk Kongresi’nden sonra kongrenin ikiye ayrılması hem Jön Türk hareketini zayıflatmış hem de Abdülhamid istibdadının uzamasına neden olmuştur.[2]

    Türk toplumbilimcileri. I. Jön Türk Kongresi’nden II. Jön Türk Kongresi’ne kadar geçen sü­rede Prens Sabahaddin bütün dikkatini Science Social ilmine vermiş ve Fransız düşünürleri eşliğinde bir ıslahat programı hazırlamıştır.[3]

    İkinci kongrenin toplanması için öneri, ne Prens Sabahaddin’den ne de Ahmet Rıza’dan gel­miştir. Ermeni Taşnak Sutyun Fırkası delegesi, Ahmet Rıza ve Prens Sabahaddin’e teklif gö­türmüş, iki tarafın olumlu tavrı neticesinde Kongre 27 Aralık 1907’de toplanmıştır.[4]

    Kongrenin başkanlığına yine Prens Sabahaddin seçilmiştir. Üç gün süren kongrede üç karar alınmıştır. Bu kararlardan birincisi Osmanlı Devleti’nin siyasi ve mülki istiklali ikincisi zama­nın yönetim biçimini değiştirmek üçüncüsü meşrutiyeti ilan etmektir. Bütün bu resmi kararlar Jön Türkler’i tatmin eden kararlar olabilirdi ama Prens Sabahaddin için birinci madde dışında büyük bir anlam ifade etmemişti. Zira Prens sosyal ve siyasi sorunların bu kararlarla düzeltile­meyeceğini biliyordu. 23 Temmuz 1908 tarihinde Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra bir­çok aydın gibi Prens Sabahaddin de babasının naaşım alarak İstanbul’a dönmüştür. Prens İstan­bul’da büyük bir saygı ve sevgiyle karşılanmıştır ve teşekkür etmek için önce Şeyhülislam’a sonra tüm ruhani liderlere ziyarette bulunmuş, Prens’in bu tavrı İttihat ve Terakki tarafından hoş karşılanmamıştır. Prens’in bu ziyaretlerinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Prens’e yönelik çeşitli eylemlere girişmişlerdir. Bunlar, Prens’in konferanslarını sabote etmek, yayın yo­luyla sindirmek ve Prens’in bazı yasadışı olaylara karıştığını iddia ederek ona ölümle bitecek bir son hazırlamak. Prens’in yurtdışına çıkışına sebep olan olay ise 31 Mart Olayı’dır. Bu olayla ilişkilendirilen Prens hakkında idam kararı çıkartılmış ve daha fazla yurtta kalamaya­cağını aksi taktirde başının belaya gireceğini anlayan Prens bir süre saklanmış arkasından yurtdışına kaçmıştır. Bu arada İttihat ve Terakki’nin muhalefete karşı politikaları istibdat dö­neminin politikalarını aratmamış, hak ve hürriyetin tesisi umuduyla ülkeye geri dönen aydın­ları düş kırıklığına uğratmıştır. Yabancı devletler ise mevcut iç ve dış siyasetten memnun ol­madıkları için Osmanlı İmparatorluğu hakkında gizli müzakerelere devam etmişlerdir. Prens yurtdışında da yurtta olduğu zamanlardaki gibi isabetsiz gördüğü veya acilen harekete geçil­mesi gereken konularda hükümete mektuplar yazıyor, kendisi Avrupa devletlerinin temsilcile­riyle görüşmeler yapıyor, mutabakat sağlıyor ancak hükümeti ikna edemiyor böylece Osman­lı’ya karşı dış güçlerin harekete geçmeleri kaçınmaz oluyordu.


    [1] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yay., İstanbul, 1987, ss. 211-216

    [2] Kongar, Emre, a.g.e., s. 92-96.

    [3]  Nezahet Nurettin Ege, “Prens Sabahaddin, Hayatı ve İlmi Müdafaları“, İstanbul, Güneş Neşriyat, 1977. s. 98

    [4] Kongar, a.g.e. ss. 97

Yorum Yazin


sitemap
site ekle