Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Karadenizin Kuzeyinde Peçenekler

  • Karadenizin Kuzeyinde Peçenekler

    Karadeniz Bölgesi, tarih içerisinde pek çok Türk boyu için ya yerleşim yeri ya da geçiş coğrafyası olmuştur. Bu bölgeye Oğuzlardan önce ve Oğuzların bulunduğu dönemlerde, başta Peçenekler ve Kıpçaklar olmak üzere, pek çok Türk boyu gelmiş ve yer yer yerleşmiştir. Karadeniz Bölgesi’nde hâlâ izleri olan bu boylar hakkında yeterli araştırma yapılmamıştır. Bölgenin tarihi hakkında çalışma yapan araştırmacıların bazıları çoğunlukla Türklerden önceki milletlere yer vermişlerdir. Bir kısmı da Karadeniz Bölgesi’ndeki Türk varlığını Oğuzlardan başlatmıştır.
    Orta Karadeniz Bölgesi ağızlarını hazırlamak üzere saha araştırmaları yaparken Oğuz Türkçesi dahilinde çözemediğim bazı ağız özellikleri ile karşılaşmıştım. Orta Karadeniz ağızlarının komşu illerle sınırını belirleyebilmek için Artvin’den Zonguldak’a kadar geniş bir coğrafyada derlemeler yaptım. Oğuz Türkçesi özellikleri içerisinde yer almayan ağız özelliklerine derleme yaptığım bu geniş coğrafyada da rastladım. Konuyu mercek altına alıp incelemek durumu böylece kendiliğinden ortaya çıktı.

    Dil araştırmalarında derinleşildikçe başka sahaların yardımına zorunlu olarak ihtiyaç duyulur. Bunların başında tarihî kaynaklar gelmektedir. Uzun yıllar tarihi kaynaklar tarandı. Bu iki sahanın dışında mimari, dokumalar ve yer isimleri hakkında da araştırma, iceleme ve gözlemler yapıldı. Araştırmaların sonucunda şimdilik şu sonuçlara ulaşıldı.

    Kaynaklara Göre Peçenekler

    Oğuz Destanı ve İran destanlarındaki rivâyetlere göre Peçenekler, M.Ö. VII. yüzyılda Oğuzlar ve Alanlarla, Sakalar hâkimiyeti devrinde beraber yaşamaktadır. Efrasiyab’ın babasının veya dedesinin adı Beşenk’tir. Peçenek ismi büyük bir ihtimalle bu şahıstan gelmektedir.

    Yazılışı 1072-73 yılında bitirilen Divanü Lügati’t Türk’te Peçenekler; Becenek ve Peçenek şeklinde yazılmış, Bizans ülkesine en yakın boy olarak tanıtılmıştır. Peçenek, Bulgar ve Suvarların dillerinin bir Türkçe olduğu ifade edilmiştir. Eserin bir başka yerinde Beçenekler Rum yakınlarında oturan bir topluluk olarak yer verirken yine aynı sayfada Oğuzların bir boyu olarak göstermiştir.

    A. Peçenek Türkçesi

    Peçenek Türkçesi ile ilgili en büyük talihsizlik, günümüze ulaşan yazılı malzemelerin yok denecek kadar az olmasıdır. Böyle önemli bir talihsizlikten dolayı yeteri kadar araştırma yapılamamış, Peçenek Türkçesinin özellikleri tam olarak ortaya çıkarılamamıştır.

    Peçenek Türkçesi konusundan bahseden en eski kaynak herhâlde Dîvânü Lügati’t Türk’tür. Kaşgarlı Mahmûd, eserin yazıldığı zamanda Türk dünyasının sergilediği durumu anlatırken, yukarıda da belirtildiği gibi, Peçeneklerin Bizans’a en yakın Türk boyu olduğunu, Kıpçaklarla komşu olduklarını söyler. Bu durum XI. ve daha önceki yüzyıllarda Peçenek Türkçesi ve Kıpçak Türkçesinin birbirine çok yakın olduğunun işareti konusunda önemli bir ipucudur. Eserde fail konusu işlenirken verilen bilgide, Kıpçak ve Peçeneklerin fiil köklerine -daçı/-deçi eki getirerek fiillerden fail yaptıklarından bahsedilmiştir. Örnek olarak bardaçı (varıcı), turdacı (kalkıcı) kelimeleri verilmiştir. Dîvânü Lügati’t Türk’e göre zaman, mekân ve âlet ismi yapımında da kural Kıpçak Türkçesiyle ortaktır: Bu ya kurgu ogur ermes (Bu, yay kuracak vakit değildir), bu turgu yer ermes (Bu, duracak yer değildir), bu tag agku ermes (bu dağa çıkacak vakit değildir), ol bizge kelgü boldı (Onun bize gelme zamanı oldu), yegü neng (yenilecek şey), örneklerini vererek Peçenek ve Kıpçak Türkçesinde bu kuralın ortak olduğunu anlatır.

    Peçeneklerle Kumanların aynı dil özellikleriyle konuştuğundan Anne Komnen de bahsetmektedir. Németh, bu benzerlikler üzerine çalışmış, fakat net bir sonuca ulaşamamıştır. Bununla birlikte Peçenek Türkçesinin günümüze ulaşan birkaç kelimesinden hareketle Peçenek Türkçesiyle Kıpçak Türkçesinin bazı özelliklerinin ortak olduğunu ortaya koyabilmiştir. Bunlar içerisinde -g->-v-ve y->c- değişmeleri dikkat çekici ve çok önemlidir.

    Aynı zamanlarda, yakın coğrafyalarda yaşamış, pek çok münasebeti bulunan iki Türk boyunun dillerinin birbirine çok yakın olması gayet normaldir.

    Peçenek Türkçesi ile ilgili olarak ele alınması gereken diğer konu, herhâlde alfabe olsa gerektir. Günümüze ulaşan dil malzemelerinden anlaşıldığına göre,

    Peçenekler Runik yazıyı kullanmışlardır. Ele geçen metinlerde kullanılan harfler, tam bir alfabe oluşturmamızı engellemektedir. Fakat harfler şekil bakımından net bir şekilde runik yazıyı ortaya koymaktadır. Hatta gelişmiş bir edebi metin olarak değerlendirdiğimiz Göktürk alfabesi ile en az üç harfin ortak olduğu açıktır. Diğer pek çok şekil birbirine benzemektedir, ancak harf olarak karşılıkları farklıdır.

    Karadeniz Bölgesi’nde Peçenek İzleri

    Karadeniz Bölgesi’nde Peçeneklerin bulunduğu ile ilgili ciddi deliller bulunmaktadır. Bunların en önemlileri tarihi kaynaklar, yer isimleri ve ağız özellikleridir:

    1. Tarihi Kaynaklar

    Karadeniz Bölgesi’nde Peçeneklerin yaşadığı ve bu bölgede çeşitli faaliyetlerde bulundukları belgelerle sabittir. Türkiye’nin önemli bir kısmını Türk vatanı hâline getiren Danişmendliler, Karadeniz sahillerine inme mücadeleleri verdikleri sıralarda, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde iki kez Peçeneklerle karşılaşırlar. Bunlardan ilki Tatis/Tzatis ve onun yönettiği Peçenek ordusudur.

    1100 yılında Fransız, Alman ve Lombardlardan oluşan Haçlı ordusu Kudüs’e gitmek üzere İzmit’te toplanır. Fransız ve Almanlar, en kolay yolun Anadolu’nun güneyi olduğu fikrindedirler. Lombardlar ise bir yıl önce esir alınıp Niksar zindanlarında bulunan Boemond’u kurtarmak için kuzeyden gidilmesi gerektiği görüşündedirler. Fransız ve Almanlar, Anadolu içlerine girildiğinde Türkler tarafından perişan edileceklerini bildirirler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Canik’te bulunan Peçenek Komutan Tatis/Tzatis’i haçlı ordusuna kılavuzluk yapması için İzmit’e davet eder. Tatis/Tzatis beş yüz Peçenek askeriyle İzmit’e gelir ve Haçlılara rehberlik eder. Tatis/Tzatis ve askerlerinin Peçenek olduğu ilim alemince kabul edilmiş bir gerçektir.

    Tatis ve Peçenek askerlerinin rehberlik ettiği Haçlılar, Amasya yakınlarında bir ovaya ulaşıp konaklarlar. Selçuklu ve Danişmendlilerden oluşan Türk ordusu bir gecede Haçlıları dağıtır. Haçlılar çok büyük kayıplar verirler. Tatis ise kaçmayı başarır.

    Tatis’in beş yüz askeri olduğu dikkate alındığında, 1100 yılında Canik civarında en az on bin Peçenek nüfusunun bulunduğu rahatlıkla söylenebilir.

    Tokat, Selçuklular tarafından alındıktan sonra Karadeniz tarafından gelen bir Rum ordusu tarafından kuşatılır. Rum ordusu, Dânişmend Gâzi komutasındaki Türk ordusu tarafından yenilir ve pek çoğu kılıçtan geçirilir. Sekiz bini de esir alınır. Esir alınan Rum ordusu komutanlarından birinin ismi Tadık’tır. Tadık bir Türk ismi olup Orhun Abidelerinde de geçmektedir. Bu tarihlerde Canik ve çevresinde Peçeneklerin yaşadığı kesin olduğuna göre bu komutanın Peçenek Türkü olma ihtimali çok yüksektir. Bununla birlikte Rum ordusunda kaç Türk askerinin bulunduğu bilinememektedir.

    2. Yer İsimleri

    Türkiye’nin pek çok yerinde Peçeneklerle ilgili yer ve aşiret isimleri bulunmaktadır. Bu isimlerin yoğunlaştığı bölgeler; Maraş ve Halep civarı, Ankara çevresi ve Orta Karedeniz Bölgesi’dir.

    Bunlardan Orta Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Ordu’da ve Sivas’ın kuzeyinde bulunan Peçeneklerle ilgili yer isimleri çok önemlidir.

    Ordu’ya bağlı Ulubey ilçesinin Kumanlar köyünde bir mevkiinin ismi Beceneklü/Peçenekli/Puçuklu’dur. Kumanlar ve Peçenek isimlerinin aynı mekânda iç içe olması dikkat çekici bir durumdur.

    Fatsa’nın bir köyünün ismi ise Bacanak’tır. Bilinen akraba adıyla alakalı da olabilecek bu ismi tedbirle ele almak gerektiği açıktır. Fakat tarihi belgelerde Peçenek isminin hep “B” ile başlamasından dolayı Peçeneklerle ilgili olması da ihtimal dahilindedir.

    Sivas iline bağlı Suşehri ilçesinde Peçenek isimli bir köy bulunmaktadır. Suşehri’nin Sarıyar Yaylası’nda bir taş üzerinde Runik yani Köktürk alfabesiyle yazılmış birkaç kelime bulunmaktadır.

    Bütün bunların yanı sıra Canik isminin kaynağı da Peçenekler olmalıdır. Canik kelimesinin etimolojisini yapmak için pek çok ilim adamı çalışmalarda bulunmuş, fakat bir sonuca ulaşamamışlardır. Bu dağın ismi büyük bir ihtimalle başlangıçta Becenek idi. bol- fiilinde olduğu gibi, ön seste ünsüz düşmesiyle önce ecenek olmuş, daha sonra da bugünkü biçimi olan canik biçimine gelmiş olabilir. Samsun’un doğu kısmı, Ordu ve Giresun ve Şalpazarı çevresinde halk arasında bu coğrafyanın genel olarak iki ismi vardır. Yayla ve Canik. Bu bölgede yüksek kesimlere yayla, sahil kısmına ise genel olarak Canik denmektedir. Sahil kısmında yaşayanlara da Canikli denmektedir.

    Ordu yöresi ile ilgili tutulmuş 1455 tarihli Tahrir Defteri’nde bugün Karagöl olarak bilinen Karakölos isimli bir yer bulunmaktadır. Karakölos’un ilk şekli büyük bir ihtimalle Karaköl olmalıdır. Daha sonra Rumca -os eki eklenmiş ve kayıtlara böyle geçmiştir. Fakat bu ismin Peçenekler mi yoksa başka bir Türk boyundan mı geldiğini şimdilik belirlemek güçtür.

    Batı Rumeli ve Kuzeydoğu Anodolu’daki çok sayıda köyün aynı isimde olması dikkat çekicidir. Batı Rumeli’de çok sayıda Peçenek Türkünün yaşadığı dikkate alındığında Karadeniz Bölgesi ile olan bu ortaklık çok önemli hâle gelmektedir.

    Karadeniz Bölgesi’nde Peçenek Türkçesinin İzleri

    1. y->c- Değişmesi

    Kıpçak Türkçesinde düzenli ses olaylarından biri de kelime başındaki y->c- değişikliğidir. Peçenek Türkçesiyle Kıpçak Türkçesi bu konuda ortaklık arz etmektedirler. Eski Türkçede y- ile başlayan pek çok kelime Kıpçak Türkçesinde, dolayısıyla Peçenek Türkçesinde c- ile başlamaktadır: cemiş (CC) (<DLT yemiş), cıy- (CC) “yığma”, toplamak”, cıgıl-/cıhıl-/cıkıl- (CC) (<DLT yıkıl), cıl

    (CC), (<DLT yıl), cılan (CC) (<DLT yılan), cırt-(CC) (<DLT yırt-), cogda (ML) (<DLT yogdu) “deve yünü”. Bu durum Peçenek Türkçesi için de geçerlidir.

    Oğuz Türkçesinin önemli özelliklerinden biri, kelime başında c- sesinin bulunmamasıdır. Karadeniz Bölgesi ağızlarından derlediğim çok sayıda kelime c- sesi ile başlamaktadır. cemek (NDA) (<yemek) “bir çeşit orak sapı”, cemek/cimek <yemek “tarlalarda biten, yaprakları buğday yaprağına benzeyen ot”, cır- (NDA) (<DLT yırt) “yırtmak, tırnaklamak” coruk (NDA) (<DLT yoruk) “huy, gidiş, zayıf”, cuul (NDA) (<DLT yıgıl-/yuwul-) “mısır öbeğı”, cer (NDA) (<yer) (Gr. Keşap: gul hakkını yiyenin ahirette ceri yok (NDA), cırık (TS) (<yırtık) (Artvin), cılga (NDA) (<*yılga) “çay yatağı, suyu az dere, oyuk, çukur”…

    2. g/E/ğ>v Değişmesi

    Kıpçak Türkçesi ve Peçenek Türkçesinin en önemli özelliklerinden biri, -g-/-E->-v-,-g/-E>-v değişmesidir. Bu, Kıpçak Türkçesiyle yazılmış eserlerde ve Peçenek Türkçesinden günümüze ulaşabilen kelimelerde açık bir şekilde görülmektedir. Durum böyle olunca, Türk lehçe ve şivelerinin tasnifini dil özelliklerine dayandırarak yapan araştırmacıların hemen hepsi, Kıpçak Türkçesi özelliklerinin en önemlilerinden biri olarak g>v değişmesini saymışlardır.

    Bu değişme geniş boyutlu bir ses özelliğidir. Kıpçak Türkçesi ve Peçenek Türkçesinin bir tesiri olarak Türkiye Türkçesi yazı dilinde döv-, ov-, öv-, söv-,… gibi az sayıdaki kelimede de karşılaşılmaktadır. Ancak Karadeniz Bölgesi ağızlarındaki durum biraz daha farklıdır. Bölgenin bazı yörelerinde kelime ortası ve sonunda görülmekte olup pek çok örneği bulunmaktadır.

    Son seste -g/-g>-v değişmesi, Ordu’ya bağlı Perşembe ilçesinden başlayarak Terme’nin içlerine kadar çoğunlukla kalın ünlüye sahip kelimelerde hemen hemen tek örneklik arz edecek şekildedir. Diğer taraftan Bartın ve Zonguldak yöresi ağızlarında da görülmektedir. dav (NDA) (<dağ), bav (NDA) (<bağ) “ip, sicim”, bov-(NDA) (<boğ-), dov- (NDA) (<doğ-), sav (NDA) (sağ) “solun karşıtı”, yav (NDA) (yağ), yav- (NDA) (yağ-),…

    İç seste -g-/-g->-v- değişmesi, Karadeniz Bölgesi ağızlarında yer yer karşılaşılan ve dikkat çeken bir dil özelliğidir.

    Bu ses değişmesi özellikle Perşembe, Fatsa, Ünye’nin tamamı Terme’nin doğu kısmında kalan köylerinde hemen hemen tek örneklik arz edecek şekilde karşımıza çıkmaktadır.

    Aynı özellik, Sinop’un Türkeli ve Erfelek ilçeleri ile Bartın ve Zonguldak yöreleri ağızlarında da yoğun bir şekilde görülmektedir. Tespit edilen kelimelerden bazıları şunlardır: Avurtu (NDA) (<ağartı) “süt, yoğurt, peynir gibi yiyecek ve içecekler”, avır/avur (NDA) (<ağır), avız (NDA) (<ağız), avla- (NDA) (<ağlamak), avrı (NDA) (<ağrı), avu (NDA) (<ağu), avula- (NDA) (<ağulamak) “zehirlemek”, bavır- (NDA) (<bağır-), bavla-(NDA) (<bağla-), buva (NDA) (<boğa), buvaz (NDA) (<boğaz), çavur- (NDA) (<çağır-), çuval- (NDA) (<çoğal), devül (NDA) (<değil), duvan (NDA) (<doğan), düvün (NDA) (<düğün), sövüt (NDA) (<söğüt), yaviz (NDA) (<yağız), yuvur- (NDA) (<yoğur-),…

    -g-/-E->-v-değişmesi, birkaç ekte de tespit edilmiştir:

    -cAğIz/-cIğAz: kedicüvez (NDA) (<kedicağız), kızcuvaz (NDA) (<kızcağız); anacuvazım (NDA) (<anacağızım), bobacuvazım (NDA) (<babacağızım), bacıcuvazım (NDA) (<bacıcağızım),…

    -agı/-eği; -gu/-gü eki ile biten bazı kelimelerde Samsun, Artvin, Giresun ve Bolu’da-E|ğ->-v-değişikliği görülmektedir: Bilevü (TS) (<bileği), Eaşavu (TS), (kaşağı), Eıravu (TS) (kırağı), oklavu (TS) (<oklava),…

    Şalpazarı, Giresun, Ordu ve Sinop yöresi ağızlarında a sesinin bölünmesiyle ortaya çıkan -g/ğ- sesinde de-E/ğ->-v- değişmesi görülmektedir. İlgi çekici bir değişmeler zinciridir. Kelimelerin ilk aşamasının doğuz, geğşek, puğar, uğar- (KDA) olduğu daha önce yapılan dil araştırmalarında tespit edilmiştir. İkinci aşaması ise E/ğ>v değişmesidir. Bu değişmelerle ilgili olarak tespit ettiğimiz örnekler şunlardır: Buval- (NDA, ŞA) (<buEal-<buñal-), dovuz (NDA) (<doEuz <doñuz), gevşek (NDA) (<geğşek <geñşek), puvar (NDA) (<puEar <pıñar), uvar-(NDA) (<uğar-<oñar-).

    Bununla birlikte Terme’den Vakfıkebir’e kadar uzanan sahil kesiminde, Canik Dağlarının eteklerinde kalan çok geniş bir coğrafyada çok sayıda kelime bu değişiklikle tespit edilmiştir: Avuz (NDA) (<ağız, “yeni doğmuş memelilerin ilk sütü”, bovazı/buvazı (NDA) (<boğazı), sovan/suvan (NDA) (<soğan),…

    3. -g (ğ)- Düşmesi veya Erimesi

    Peçenek Türkçesinin günümüze ulaşmış çok az miktardaki dil yadigarı kelimede dikkat çekici bir özellik daha bulunmaktadır. Bu, iç seste bulunması gereken -g (ğ)- sesinin düşmesi veya erimesidir. Küerçi (mavi), yau <yagı (düşman), küel <kögöl/kögel (açık yeşil) kelimeleri bu özelliğe örnektir.

    Karadeniz Bölgesi ağızlarının en fazla dikkat çeken özelliklerinden biri de iç seste -g (ğ)- ünsüzünün erime veya düşme yoluyla söylenmemesidir: aac (<ağaç), aız (<ağız), baala- (<bağlamak), baır (<bağır), böön (bu gün), deil (değil), doum (<doğum), döüş (<döğüş, dövüş), düün (<düğün), eil- (<eğilmek), eer (eğer), kaat (<kağıt), maara (<mağara), meer (<meğer), souk (<soğuk), yıın (<yığın), yiid (<yiğit),…

    Bütün bunlara alfabe konusunu da eklemek gerekir. Suşehri’nin Sarıyar Yaylası’nda bir taş üzerinde Runik yani Göktürk alfabesiyle yazılmış birkaç kelime bulunmaktadır. Peçeneklerin Runik yazısını kullandıkları ve Suşehri’nde Peçenek isimli köy olduğu dikkate alındığında bağlantı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Sarıyar yaylasındaki bu yazı, büyük bir ihtimalle Peçenekler tarafından yazılmıştır.

    Karadeniz Bölgesi’ndeki Peçeneklerin izleri elbette bu kadar değildir. Ancak Peçenek Türklerinden günümüze pek az şey ulaşmış, bu olumsuzluk ise mukayese yapmamızı ve tespitlerimizi zorlaştırmaktadır. Peçeneklerin bölgedeki izleri konusundaki çalışmalarımız dokuma, mimari, yer isimleri, ağız özellikleri başta olmak üzere pek çok konuda devam etmektedir.

    KAYNAKLAR

    R. Rahmeti Arat-Ahmet Temir, “Türk Şivelerinin Tasnifi”, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1992, s. 224-247.
    Besim Atalay, Dîvânü Lügati’t-Türk, TDK Yay., Ankara 1986.
    Abdullah Battal, İbni-Mühennâ Lûgati, TDK Yay., Ankara 1988.
    Ahmet Caferoğlu, Kuzeydoğu İllerimizden Toplamalar, TDK Yay., Ankara 1994.
    Salim Cöhçe, “Doğu Karadeniz Bölgesinin Türkleşmesinde Kıpçakların Rolü”, Birinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yay., Samsun 1988, s. 477-484.
    Necati Demir, Danişmendname, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Matbaası, Niksar 2000, s. 221-223.
    Necati Demir, Ordu İli ve Yöresi Ağızları, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 2001.
    Necati Demir, “Giresun ve Ordu Yöresi Ağızları”, Türklük Bilimi Araştırmaları, S. 7, Sivas 1998, s. 139-166.
    Necati Demir, “Anadolu’da Teşekkül Etmiş Destanî Halk Hikâyelerinde Haçlı Seferlerinin İzleri”, Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu, Ankara 1999, s. 195-211.
    Necati Demir, “Karadeniz Bölgesi Ağızlarında Kıpçak Türkçesi Özellikleri-Bildiri” Dördüncü Uluslararası Türk Dili Kurultayı, İzmir-25-29 Eylül 2000;.
    Necati Demir, ”Karadeniz Bölgesi’nde Peçenek ve Kıpçaklar”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu, Trabzon, 3-5 Mayıs 2001.
    Işın Demirkent, “1101 Yılı Haçlı Seferleri”, Prof. Dr. Fikret Işıltan’a 80. Doğum Yılı Armağanı, Dünya Yayıncılık, İstanbul 1995, s. 28.
    Derleme Sözlüğü, TDK Yay., C. I-XII.
    M. Emin Eren, Zonguldak-Bartın-Karabük İlleri Ağızları, TDK Yay., Ankara 1997.
    Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yay., 1stanbul 1980.
    Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Boğaziçi Yay., İstanbul 1986.
    Turgut Günay, Rize İli Ağızları, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1978.
    Erol Güngör, Tarihte Türkler, Ötüken Yay., İstanbul 1999.
    İbn Bibi, El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l Ala’iye (Selçuk-name) I, (Hazırlayan: Mürsel Öztürk), Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1996, s. 336.
    İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yay., İstanbul 2000, s. 179-196.
    Yalçın Kara, Keşap/Giresun Ağzı, (Yayımlanmamış lisans tezi), Erzurum 1972.
    Ali Fehmi Karamanlıoğlu, Kıpçak Türkçesi Grameri, TDK Yay., Ankara 1994.
    Ali Fehmi Karamanlıoğlu, Seyf-i Sarâyî-Gülistan Tercümesi, MEB Yay., İstanbul 1978.
    Metin Karaörs, “Kuzeydoğu Anadolu (Trabzon ve Yöresi) ve Batı Rumeli Türk Ağızlarının Ortaklığı ve Akrabalığı” Trabzon Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Trabzon Türk Ocakları Yay., Trabzon 2000, s. 89-98.
    Fahrettin Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK Yay., Ankara 1992.
    Zeynep Korkmaz, Bartın ve Yöresi Ağızları, TDK Yay., Ankara 1994.
    Zeynep Korkmaz, “Anadolu Ağızlarının Etnik Yapı ile İlişkisi Sorunu”, TDAY Belleten 1971, Ankara 1989, s. 21-32.
    A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, Devlet Basımevi, İstanbul 1937.
    Gyula Németh, “Peçenek ve Kumanların Dili”, (çeviri: J. Eckmann) Türk Dili-Belleten, S. 14-15, TDK Yay., Ankara 1951, s. 97-106.
    Gyula Németh, “Bulgaristan Türk Ağızlarının Sınıflandırılması Üzerine” TDAY Belleten 1980-1981, TDK Yay., Ankara 1983, s. 113-167.
    Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, TDK Yay., Ankara 1987.
    Hüseyin Namık Orkun, Peçenekler, Remzi Kitabevi Yay., İstanbul 1933.
    László Rásonyi, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1996.
    Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, C. II, (Çeviren: Fikret Işıltan), TTK Yay., Ankara 1992.
    Rustam Shukurov, “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Türkçe Konuşan Bizanslılar”, Trabzon Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Trabzon Türk Ocakları Yay., Trabzon 2000, s. 111-121.
    Tarama Sözlüğü, TDK Yay., C. I-VII.
    Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı, Enderun Yay., İstanbul 1982.
    Recep Toparlı, İrşâdü’l-Mülûk Ve’s-Selâtîn, TDK Yay., Ankara 1992.
    Gábor Vödör (Szeged), “Relics of the Pecheneg Language in the Works of Constantine, Notes on the language and early history of Pechenegs”, (Yayımlanmak üzere hazırlanmış makale).
    Bahaeddin Yediyıldız-Ünal Üstün, Ordu Yöresinin Tarihi Kaynakları, Ankara 1992.
    Mehmet Zeytin, Şalpazarı Ağzı, (Yayımlanmamış lisans tezi), Erzurum 1974.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle