Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Karlofça Anlaşması ve Gerileme Dönemi

  • (vii) Karlofça ve Gerileme Dönemi:

    1699’da Osmanlıların Habsburglara yenilgisi ve Karlofça Barış Antlaşması’yla Macaristan’ın büyük bir bölümünü yitirmesi, genel olarak İslam dünyası ile Avrupa arasındaki askeri dengede bir dönüm noktasıdır. Bu noktadan sonra Osmanlı Devleti Avrupa’ya karşı savunmaya geçecek ve merkezi otoritenin emirlerine karşı çıkacak olan yerel yöneticiler, valilerle uğraşacaktır. Bu uğraş içinde hem devlet dışarıya karşı zayıflayacak, hem de Avrupa devletlerinin Osmanlıların iç meselelerine müdahalesi başlayacaktır. Tüm bu gelişmelerin sonucuysa savaş alanlarında yenilgiler dizisidir.
    Gerçekte, İslam dünyası bu yenilgilere hazır değildi. 17. yüzyılın sonuna kadar İslam ve Hıristiyan dünyaları arasındaki uzun çatışmada, başarı ibresi hala Müslümanların lehine ağır basıyordu. Tarihin akışının aldığı bu yeni eğilim, İslam dünyasını çözümü zor bir bilmece ile karşı karşıya bıraktı. İslam dünyası için felaketlerin yeni olmadığı doğruydu. Ama bundan öncekilerin hemen hemen hepsi geçici nitelikte olmuştu. Abbasi Halifeliği yıkılmış ama Osmanlı Devleti İslamiyet’in görkemini geri getirmiş ve sınırlarını genişletmişti. Dolaysıyla, fırtınanın geçmesini mi beklemek gerekiyordu? Ama bu yeni fırtınanın duracağı yoktu ve İslam dünyasının yalnız çatısı uçmakla kalmamış artık tekerinden de rahatsız edici sesler gelmeye başlamıştı. Zamanla İslam dünyasında iki farklı tepki doğdu.
    Birisi, Hz. Muhammed’in doğru yolundan sapıldığını, Sufizm gibi inanışlarla tanrının birliğinin ve görünmezliğinin zedelendiğini öne sürüyordu. Yapılacak şey, İslamiyet’in 7. yüzyıldaki temel kurallarına geri dönülmesiydi. Bu yolla kurulacak İslam Birliği, dayanışması ve ilk günlerin hevesi, batı karşısında üstünlüğün yeniden kazanılmasını sağlayacaktı. Buraya kadar anlatılanlardan, bu tepkinin önemli bir noktaya varamayacağını söylemenin bile gereği yok. Bu görüşün en önemli mimarı, Arabistan’da çevresine taraftar toplayan Abdül-Wahhab’dır. (1703 – 1792) Wahhab’ın etkisi Arap çöllerinin ötesine pek geçemediyse de, bugüne kadar İslam dünyasının karşılaştığı ikileme çözüm yolu olarak ayakta kalmıştır.

    İslam dünyasından, batıya karşı üstünlüğün elden kaçmasına karşı doğan tepkilerden ikincisi, Avrupa’nın başarısını sağlayan önemli gelişmeleri ve yenilikleri İslam toplumuna uygulamak yönünde çıktı. En belirgin yenilik askerlik alanındakiydi ve toplumu pek sarsmadan bu yeniliklerin alınması mümkün olabilirdi. 18. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nde orduyu Avrupa modeline uygun olarak yeniden düzenleme faaliyetleri başladıysa da, yeniçerilerin ve ulemanın tutuculuğu, bu yenilik hareketlerini baltaladı. Bu yöndeki ciddi faaliyetler, ancak 19. yüzyıldaki Osmanlı reform hareketlerinde görülecek ama o zaman da çok geç kalınmış olacaktır.
    Sonuç olarak, kör bir tutuculuk, nesnel gelişmeler karşısında ortadan kalkmakta olan toplumsal bir düzenin çökmekte olan kuruluş ve düşüncelerine bağlılık, 19 yüzyılın ortalarına kadar Müslüman dünyaya egemen oldu. 1700’lere gelindiğinde, batının denizlerden sonra karada da üstünlüğüne karşı, İslam dünyasının hiçbir rekabet şansı kalmadı. Tam tersine, bu dünyanın büyük bir bölümünü batının sömürgesi biçimine dönüştüler.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

    EK BİLGİ:

    Karlofça Antlaşması

    Karlofça Antlaşması, (26 Ocak 1699) tarihinde Osmanlı Devleti ile başlarında Avusturya İmparatorluğu bulunan Kutsal İttifak devletleri (özellikle Venedik, Lehistan ve Rusya) arasında imzalanmış olan bir barış antlaşmasıdır. Karlofça bugünkü Sırbistan’ın sınırları içinde yer alan Almancada Karlowitz, Sırpçada Сремски Карловци (Sremski Karlovci) adı ile anılan küçük bir kasabadır. Antlaşma 1683–1698 Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’nın sonucunda imzalanmıştır.

    Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları
    Sultan II. Mustafa döneminde Osmanlılar, Avusturya Arşidüklüğü üzerine üç büyük sefer düzenlediler. Papa XI. Innocentius 1684’de Osmanlı Devleti’ne karşı “Kutsal (Lig) İttifak” adı altında Avusturya, Lehistan ve Venedik’den oluşan bir ittifak oluşturdu ve 1686’da bu ittifaka Rusya’da katıldı. Erdel’de yapılan bir sıra muharebeler yanında Venedikliler, Mora ve Dalmaçya’ya, Lehistan ise Boğdan’a saldırmışlardı. Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düştü. Aynı dönemde Rusya’nın başına I. Petro geçmişti. I. Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz’e inme ve Karadeniz’e egemen olma çabalarına girişmişti. 1695’deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesi’ni ele geçirmişti (6 Ağustos 1696). Ancak Osmanlı Devleti, ordusunun 11 Eylül 1697’de Zenta Muharebesi’de uğradığı yenilgiyle ile bir anda savunmasız kaldı. Özellikle İngiliz ve Hollanda hükümetinin araya girmesi sonucu, Sultan II. Mustafa barış müzakerelerine razı oldu.

    Müzakereler ve imzalanma
    İki ay süren antlaşmanın müzakerelerinde Osmanlı Devletini Reis-ül Küttab Rami Mehmed Paşa ve Baştercüman Aleksandros Mavrokordatos temsil etti. Kutsal İttifak ülkelerini temsil eden delegeler Avusturya Arşidüklüğü için Kont Franz Ulrich Kinsky, Venedik Cumhuriyeti için Carlo Ruzzi, Lehistan Krallığı için Malaçowski ve Rus Çarlığı için Prokopij Wosnitzin idi. Müzakerelere danışman olarak katılan İtalyan asıllı Luigi Ferdinando Marsigli ise antlaşma imzalandıktan sonra 850 km uzunlukta bulunan yeni Osmanlı-Avusturya sınırının haritasının çizilip tespit edilmesi için kurulan komisyon başkanlığını yapmıştır.
    Müzakereler sırasında, barış müzakereleri tarihinde ilk defa olarak, taraflar yuvarlak bir masa etrafında toplandılar. Müzakerelerin yapıldığı büyük çadırın 4 değişik girişi bulunmaktaydı ve böylece hiçbir taraf için çadıra giriş protokolünde öncelik sağlanmamış oluyordu.
    26 Ocak 1699 günü imzalanan Karlofça Antlaşması ile Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya’ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı. Ayrıca barışın süresi 25 yıl olarak belirlenirken, antlaşmanın garantör devleti de Avusturya olmuştur.

    Karlofça Anlaşmasının Sonuçları
    Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti’nin batıda büyük çapta toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Karlofça Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti kaybettiği toprakları geri alma siyaseti izlemeye başlamıştır. Böylece duraklama dönemi biterken, gerileme dönemi başlamıştır.

    Avusturya’nin barış görüşmelerini kabul etmesinin başlıca sebebi batıda çıkması önlenemez olduğu gayet açık olan savaştı. Habsburg Hanedanı’nın İspanya kolundan olan İspanya Kralı II. Carlos fiziksel ve akılsal kusurlu idi ve çocuksuzdu. İspanya krallığına varis olarak iki değişik hanedan temsilcisi bulunmaktaydı: Birisi Kutsal Roma Germen İmparatoru olan Habsburg Hanedanından I. Leopold diğeri ise Bourbon Hanedanı’ndan Fransa Kralı XIV. Louis. Her ikisi de İspanya İmparatorları II. Felipe’nin torunu ve sonraki IV. Felipe’un damatları olup her ikisinin de İspanya tahtı üzerindeki iddiası ayni güçte idi. II. Carlos kendine varis olarak önce I. Leopold’u seçmişti ama sonra fikrini değiştirip XIV. Louis’i varis yapmıştı. Fransa ve İspanya’nin birleşmesi ve (İspanya’yı da idaresine geçiren) Fransa’nın Avrupa’nın ve Amerika ve Asya’da İspanya kolonilerine sahip süper-güçlü ülkesi olarak ortaya çıkması Avusturya’yı olduğu gibi diğer birçok batı Avrupa ülkesini de korkutmaktaydı. Bu karmaşık İspanya veraseti sorunu bir Avrupa savaşı ortaya çıkarması bekleniyordu. Nitekim de Karlofça Antlaşması’ndan 2 yıl geçmeden beklenen oldu ve 1701-1714 döneminde 13 yıl süren ve ilk büyük Avrupa savaşı olan İspanya Veraset Savaşları başladı. Karlofça’ya İngiltere ve Hollanda’nın arabuluculuk yapmaya çok hevesli olmaları ve Avusturya’nın bu antlaşmaya hemen razı olması hep bu beklenen savaş nedeniyledi.

    Not: Ek Bilgi İle İlgili Kaynak Wikipediadan Alınıp Sizlerin Bilgisine Sunulmuştur.

  1. #1 gönül dostu
    Mayıs 15th, 2015 at 16:13

    AKAMIK insana gerekli ilgi gösterildigi vakitler yülkseliste idi OSMANLI bu tabii EDEPLI olmali ayriyeten .OSMANLIDA DA AYNISI IDI. ILME+ERGEYE önem verildi yükseliste idi. Simdi bu yok oldu.

    Cevap Yaz.Post Reply
Yorum Yazin


sitemap
site ekle