Logo Background RSS

» Genel Türk Tarihi

  • Hazarların İslamiyeti Kabulü
    Yazar: | Tarih: 28 Kasım 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Hazarların İslamiyeti Kabulü

    Hz. Ömer zamanında başlayıp Harunurreşid devrine kadar devam eden mücadele sırasında Müslümanlar zaman zaman Hazar ordularını mağlup etmişlerse de ezici bir üstünlük ve uzun süreli bir hakimiyet tesis edememişlerdir. Bu yüzden İslamiyetin Hazar topraklarında yayılması savaşların sona erdiği barış döneminde ve özellikle ticari faaliyetler sırasında olmuştur.

    Müslüman Araplar İran’ın fethiyle Türk sınırlarına yaklaşınca Hz. Ömer’in daha ileri gitmemelerini ve kendilerini tehlikeye atmamalarını istemesine rağmen i’lâ-yı kelimetullah (İslamiyet’i yaymak) uğruna seferlerine devam etmiş ve Bâbü’l-ebvâb’ı (Derbend) tekbir sesleriyle geçmişlerdi. Buradaki savaşlardan birinde şehit düşen cesur kumandan Abdurrahman b. Rebîa’nın cesedini bir sandukaya koyup onunla yağmur duasına çıkmışlardı. Bu seferler sonunda Belencer ve Etil’de (İdil) yaşayan halk arasında İslamiyet yayılmış ve İdil’de bir mescid yapılmıştır. Mervan b. Muhammed’in 737’de Hazarların başşehri İdil’i fethinden sonra Hazar hakanı Müslüman olmuş ve Mervan ile bir antlaşma imzalamıştır. Mervan antlaşmayı müteakip bölgeden ayrılırken Nuh b. Sâbit el-Esedî ile Abdurrahman el-Havlânî (Hûlânî) adlı iki din bilginini Hazar başkentinde bırakmış ve bunlar sayesinde Hazarlar arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştır.

    İbn Rüste X. yüzyılda İdil’de çok sayıda mescid, imam ve müezzinden bahsetmektedir. İbn Fazlan da Hakan’ın Müslümanları himaye ettiğini ve onlara yardımcı olmak üzere hususi memurlar tayin ettiğini söyler. (Devamini Oku)

  • Türklerin Emevilere Hizmetleri
    Yazar: | Tarih: 27 Kasım 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Türklerin Emevilere Hizmetleri

    Müslüman Araplarla Türkler arasındaki münasebetler daha önce anlatıldığı gibi Hz. Ömer zamanında başlamış ve karşılıklı mücadele içinde süregelmiştir. Türklerin Emevîler devrine hatta Muaviye devrinin sonlarına kadar küçük gruplar halinde topluca Müslüman olduklarına dair herhangi bir bilgi tesbit edilememiştir. Ancak münferid olarak İslâmiyet’i kabul edenler olmuştur. Ubeydullah b. Ziyâd’ın 674 yılında Buhara seferinden dönerken getirdiği 2.000 kişilik bir okçu birliğini Basra’ya yerleştirdiği bilinmektedir.

    Ubeydullah bu Türk birliğinin Araplarla karışarak özelliklerini kaybetmemesi için onlara özel bir mahalle tahsis etmiştir. Bunlar bazı hâricî isyanlarının bastırılmasına memur edilmişlerdir. Kerbelâ vakasında adı geçen Reşîd et-Türkî’nin Buharalı Türklerden olması muhtemeldir. Haccac Irak umûmî valisi olunca Iraklıların muhtemel isyanlarına karşı Suriyeli birliklerin yanına Buharalı Türkleri de yerleştirdiği rivayet edilmektedir. Bunların dışında Emevî valilerinin hizmetine giren birkaç Türk’ten bahsedilmektedir.

    Emevîler devrinde çok geniş bir alanda İslâm hakimiyeti sağlanmışsa da devletin takip ettiği Arap milliyetçiliğine dayalı siyaset yüzünden idare ve askeri kademede görevli çok az sayıda gayr-i Arap unsur hizmete alınmıştır. Araplar devletin çeşitli nimetlerinden yararlandıkları halde mevâli denilen gayr-i Arap unsur ikinci sınıf insan muamelesi görüyor ve ganimetlerden daha az pay alıyorlar, buna karşılık daha çok vergi ödemek zorunda bırakılıyorlardı. Sefer sırasında askere alınan gayr-i Arap kavimler savaştan sonra az bir ganimetle ülkelerine gönderiliyorlardı.

    NOT: Bu ilgili makale, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Abdülkerim Özaydın’nın Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. cildinde yer alan “Türklerin İslamiyeti Kabulü” adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

  • Abbasiler Döneminde Türk-Arap İlişkileri
    Yazar: | Tarih: 27 Kasım 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Abbasiler Döneminde Türk-Arap İlişkileri

    Abbasiler devrinde Türklerin hakimiyetindeki topraklara karşı düzenlenen fetih harekâtı hızını kaybetmiş ve Anadolu’ya yapılan gazâlar dışında büyük seferler düzenlenmemiştir.

    Kuteybe Müslim’in Maverâünnehir’i fethetmesi ve Batı Türkistan’a düzenlediği seferler bölgenin siyasî hayatında önemli değişikliklere sebep olmuştur. GökTürklerin zayıflaması ve Maveraünnehir’in İslâm hakimiyeti altına alınmasının da Müslüman Araplar karşısında ciddi bir başarı kazanamaması üzerine Türkler Çin’den yardım istemek zorunda kaldılar. Buna ilk teşebbüs eden Fergana İhşidi oldu (712). Daha sonra Buhara hükümdarı Tuğşâda kardeşini Çin’e gönderip Müslümanlara karşı yardım istedi (726). Yardım isteyenler arasında Semerkand hükümdarı Gurek ve Toharistan Yabgusu da vardı.

    Türgeş Hakanlığı’nın ortadan kaldırılmasından sonra Çin’in Kuça valisi 747’de büyük bir orduyla Maveraünnehir üzerine yürümüş ve bölgeye hakim olan Müslüman Araplarla Talas nehri kıyısında yaptıkları savaşı kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Türk-İslâm ve dünya tarihi açısından son derece önemli olan Talas Savaşı’nın sebepleri hakkında İslâm ve Çin kaynaklarında farklı bilgiler verilmektedir. Çinlilerin Taşkent üzerine yürüyerek hükümdar Bagatur Tudun’u öldürmesi üzerine oğlu Karluklardan yardım istediği gibi diğer Türk boylarını da Çin’e kaşı harekete geçmeye teşvik etti. Ancak o sırada siyasi birlikten yoksun olan Türk dünyası Çin’e karşı girişeceği bir seferin sonucundan emin olmadığı için Abbasilerin Horasan valisi Ebû Müslim’i Kuça, Karaşar, Hoten ve Kaşgar’ı ele geçirmesi hususunda ikna ettiler. (Devamini Oku)


sitemap
site ekle