Logo Background RSS

» Sanat Tarihi

  • Göktürk Sanatı
    Yazar: | Tarih: 16 Eylül 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Göktürk Sanatı

    Hunların teşkil ettiği büyük siyasi birlik neticesinde, geniş alanlarda kurulan ilk kültür ve sanat birliğinden sonra, Göktürk Devri’nde meydana getirilen yeni Bozkır İmparatorluğu (M.S. 552-745/753) ikinci kez çok geniş bir coğrafi bölgede kültür ve sanat birliği meydana getirmiş ve eskiden beri Türk olan iç Asya bölgeleri dışında, özellikle Orta Asya ve onun batı bölgelerinde Türk nüfusunun artması ve sonuçta buralarda da Türk kültür ve sanatına dahil olan veya paralel ürünlerin meydana getirilmesini sağlamıştır.

    Göktürklerin zaman içinde belirginleşen siyasi yapısı sanat devrelerini de sınıflandırabilmemize olanak vermektedir. Böylece temelde Göktürk Devri sanatını Batı ve Doğu hanlıklarına bağlı olarak incelemek gerekecektir. Öte yandan 680 tarihinde kurulan yeni Göktürk Devleti bu iki kesimi bütünleştirici bir etkiye sahip idiyse de söz konusu topraklardaki eski medeniyetlerin temel farklılıklarının etkisiyle oluşmuş, Doğu ve Batı Orta Asya ve hatta İç Asya arasındaki farklılıklar sanata yansımaya devam etmiştir. Böylece Doğu ve Batı bölgelerinin sanatını birbirinden ayırabildiğimiz gibi, İç Asya kesimi ile Orta Asya’yı da birbirinden ayırabiliriz. Bu alanlarda Göktürk sanatının baskın olduğu yerler, Güney-Güneydoğu Sibirya, Altaylar, Moğolistan, Kazakistan ve Kırgızistan’dır. Batı Orta Asya kesimi ise Türk nüfus yoğunluğunun diğer yerlere göre az olması nedeniyle daha evvelki medeniyetlerin etkisinin devam etmesiyle Göktürk sanatının baskın olduğu yerler sayılmazlar. Bununla birlikte sıkı ilişkiler ve paralellikler vardır. Özellikle bu kesimlerde Göktürklere bağlı beylerin yönettiği yerlerde, Göktürk sanatına yakın veya ona dahil edilebilecek ürünler vardır. Göktürk yönetimindeki toplulukların meydana getirdikleri sanat ürünleri ise (Soğdlarda olduğu gibi) Göktürk sanatına paralel olarak ele alınabilir. Bu arada bu bölgelerin Asya’nın başka kültürlerine (Çin, Hint, İran) olan yakınlığı veya uzaklığı da Göktürk sanatında veya Göktürk yönetimindeki bölgelerde yankısını bulmuştur. (Devamini Oku)

  • Endüstri Devriminin İlk Aşaması
    Yazar: | Tarih: 7 Aralık 2011 | Yorum Yok Yorum var

    1. Endüstri Devriminin İlk Aşaması (1870’lere Kadar)

                18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın ortalarına kadar süren bu endüstrileşme sürecine, demir ve kömürün asıl enerji kaynağı ve hammaddeyi oluşturduğu “makineleşme çağı” denebilir. Temel ve ayırıcı özelliği, makine kullanımının yaygınlaşması sonucu, büyük fabrikaların ortaya çıkmasıdır. Böylece, Avrupa’da temelde tarım işçilerinin toplumdan, fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur.

                Daha önceki dönemlerin ayırıcı niteliği nasıl avcı ve toplayıcı kabileler ile büyük toprak parçaları ise, endüstri çağının çarpıcı kurumu fabrikalar olmuştur. Fabrikaların ayırıcı ve önemli özellikleri şunlardır:

    (i)                 Üretim süreci tek bir işletmede odaklaşmış bulunmaktadır.

    (ii)               Fabrika ne kadar geniş bir alana yayılırsa, girişim o kadar ekonomik ve makineler de o kadar büyük olur.

    (iii)             Fabrikalardaki makinelerin hepsi belirli bir işte uzmanlaşmıştır ve insan-dışı güçler tarafından çalışır.

    (iv)             İşçiler yönlendirir ve çalışmaları, belirli bir ücret ve çalışma saatleri çerçevesinde, gelişmiş bir yönetici kadro tarafından denetlenir

    (v)               Üretim, gelişmiş bir pazara yöneliktir.

                Bu temel özellikleriyle çalışan fabrikaların temel enerji kaynağı kömürdür. Gerçekten, endüstri devriminin ilk aşamasında, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın her yerinde kömür, ekonominin her alanında asıl güç kaynağıdır ve bugün bile birçok ülkede bu temel özelliğini sürdürmektedir. (Devamini Oku)

  • Sanat ve Toplum İlişkisi
    Yazar: | Tarih: 5 Ekim 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Sanat ve Toplum İlişkisi Üzerine Bir Deneme

    Niye Sanat?
    Sanat kelime olarak sık sık duyduğumuz ancak pek de yabancı olduğumuz bir kavram. Sanata bireysel baktığımızda bize ne kazandırır? Peki ya toplumsal yönü veya devletsel yönünden sanat ne kadar etkilidir? Aslında az çok araştıran, düşünmenin üstüne daha fazla giden kişilerin rahatlıkla cevap verebileceği bir sorudur. Almanya 2 tane dünya savaşından yenik ve harabe çıktığı halde 40 yıl kadar kısa bir süre zarfında gene güç dengelerini belirleyen devlet olduğunu ve bunu nasıl yaptığını hiç düşündünüz mü? Aslında bunu iki yolla yapmıştır. Biri sanayi diğeri ise sanattır. Olur mu öyle şey dediğinizi duyar gibiyim. Sanayi konusunda kimsenin pek itiraz edeceğini düşünmüyorum. Ama sanat konusunda çelişkiler yaşadığımızın farkındayım. Sanatı ele alalım. Sanayi kolları ihtiyaçtan yani ihtiyaç doğrultusunda doğmuştur. Ancak unutmayalım ki Ortaçağ’ın özellikle Avrupa için karanlık çağ olarak nitelendirilmesinin tek nedeni özgür düşüncenin yasaklanması ve kilise baskısıydı. Rönesans ile özgür düşünce, Reformla da kilisenin baskısı en aza indirildi. Peki rönesans denildiğinde bilim, sanat, edebiyat alanındaki gelişmeler olarak tanımladığımızı da belirtmek gerekir.
    (Devamini Oku)


sitemap
site ekle