tarih osmanlı tarihi avrupa tarihi islam tarihi Türk tarihi selçuklu tarihi Tarih » Tarih Genel

Logo Background RSS

» Tarih Genel

  • Olay ve Olgu
    Yazar Admin Tarih Aralık 14th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    olay ve olgu, olay ve olgunun arasındaki farklar, olay ve olgu kavramları, olay ve olgu nedir, olay nedir, olgu nedir, olay ve olgu hakkında bilgi

    Olgu ve Olay Arasındaki Farklar

    • Hayat içerisinde tek tek meydana gelen değişmelere olay denir.
    • Olgu ise, aynı türdeki olayları bir bütün olarak anlatmak için kullanılan bir kavramdır.
    • Olgu, olaya göre daha soyut ve geneldir. Belli bir yer ve zaman söz konusu değildir.
    • Olayı olgudan ayıran diğer önemli bir özellik ise olayın başlangıç ve bitiş tarihinin belli olmasıdır.
    • Olaylar belli bir süre içerisinde meydana gelir; Anadolu’nun fethi, Kurtuluş Savaşı, Lozan Barış Antlaşması tarihi bir olaya örnek olarak gösterilebilir.
    • Olgu genellik ve süreklilik gösterir, Anadolu’nun Türkleşmesi, Türkiye’nin çağdaşlaşması tarihi olguya örneklerdir.
    • O halde kısa sürede olup biten işler olay, uzun bir zaman diliminde oluşan durumlar ise olgudur.

    Görüldüğü gibi olay ile olgu arasında kısa sürede olup bitme şartı bulunmaktadır. Şimdi olgu ile olay arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için birer örnek verelim. Örneğin 1071 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında geçen Malazgirt Savaşı bir olaydır. Bu savaşta Bizans İmparatorluğu yenilmiş Büyük Selçuklu Devleti galip gelerek Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. Bundan sonraki süreçte Anadolu’nun Türkleşmesi ise zaman alan, bir anda olup bitmeyen bir durum olduğu için bir olgudur.
    Anlaşıldığı üzere olay hemen olup biten bir durum iken olgu devam eden, bir zamana yayılan durumdur. Düşünün ki bir günde 1 ayda 1 yılda Anadolu’nu Türkleşemezdi. Ancak Malazgirt Savaşı çoktan olup bitmişti.

  • Tarihin Konusu
    Yazar Admin Tarih Aralık 14th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    tarihin konusu, tarihin konusu nedir, tarihin konuları, tarihin konuları nedir, tarihin konusu hakkında bilgi

    Tarihin Konusu

    İnsanların her türlü faaliyeti tarihin konusunu oluşturur. Daha geniş anlamda tarih, geçmişte yaşayan insanların siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. faaliyetlerini konu edinir.

                İnsan unsuru ile birlikte coğrafi olayların çıkardığı bazı sonuçlar da tarihin ilgi alanına girer. Büyük depremler, tufanlar, kuraklıklar, salgın hastalıklar gibi felaketler tarihin akışını etkilemektedir. Örneğin; deprem, coğrafyanın konusu iken depremin meydana getirdiği bölgedeki binlerce insanın hayatını kaybetmesi, bulundukları yerleri terk etmesi, tarihin konusunu teşkil eder. Şimdi tarihin konusunun ne kadar geniş olduğunu örneklerle açıklamaya çalışalım. Aklınıza gelebilecek her konunun tarihi olabilir. Örneğin, ekonomi tarihi, iller tarihi, ilçeler tarihi, kültür tarihi, eğitim tarihi, spor tarihi, bilim tarihi, felsefe tarihi, devrimler tarihi, dünya tarihi, köy tarihi, insan tarihi gibi. Görüldüğü gibi insanın her faaliyeti bir tarih konusudur. Geçmişte yaşanmış her durum da aynı zamanda tarihin konusu içine girer. Yazı tarihini ele alırsak, ilk yazıyı Sümerler kullanmıştır. Nasıl kullandığını, yazıyı nasıl icat ettiklerini tarih araştırır. Yazıları incelemek ise tarihin yardımcı bilim dallarından Heraldik araştırır. Çünkü Heraldik yazı bilimidir. Böylelikle yazı ile ilgili bilgileri tarih bilimine sunar. Yazı Sümerlerde tapınak denilen Zigguratlarda toplanan mahsullerin hesaplanması, bilinmesi için simgeler kullanılmıştır. Bu simgeleri kullanan din adamları daha sonra bunu bir sistematiğe oturtmuş böylelikle yazı kullanımı başlamıştır. Görüldüğü gibi bu bilgileri bile tarihin araştırması ile öğrenebiliyoruz. O zaman yazı tarihi konusu başlığı da tarihin konusu içine girer. Tarih kavramı o kadar geniş ki her türlü insan faaliyetlerini konu alır. Sadece savaşlar değil aynı zamanda kendi aralarındaki ilişkiler bile tarihin konusudur.

  • 18. Yüzyılın Büyük Savaşları ve Paris Antlaşması
    Yazar Admin Tarih Ağustos 16th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    18. Yüzyılın Büyük Savaşları ve Paris Barışı, Paris Anlaşması, Paris antlaşması, 18. yüzyıl büyük savaşları, paris anlaşması 1763, yedi yıl savaşları, paris barışı, paris anlaşması, paris antlaşması

    b. 18. Yüzyılın Büyük Savaşları ve Paris Barışı (1763)

    Daha önce gördüğümüz gibi, Otuz Yıl Savaşları’ndan Fransa Avrupa’nın en güçlü devleti olarak çıktı. Ama 14. Louis’in ölümünden sonra (1715) Fransa’nın askeri üstünlüğü yavaş yavaş ortadan kalkmaya ve bir uçta İngiltere, öteki uçta Avusturya güçlenmeye başladı.

                “Eski Rejim”, tümü titizlikle bağımsızlığını korumaya çalışan çok sayıda devlet üzerine oturuyordu. Fransa, 14. Louis ile bu güç dengesini bozmaya çalışmış ama İngiltere’nin 1689’da Büyük İttifaka girmesiyle güç dengesi yeniden kurulmuştu. Bunu izleyen yıllarda, Avrupa’da İspanya İmparatorluğu’nun parçalanması (1700 – 1714), Baltık’ta İsveç İmparatorluğu’nun yıkılması (1700 – 1721) ve Polonya’nın parçalanması gibi büyük çaplı düzenlemeler ile, Avrupa’nın belli başlı devletleri arasında güç dengesine dikkat edilerek yapılmıştı. Bunu izleyen Yedi Yıl Savaşları’nda (1756 – 1763) İngiltere kesin bir zafer kazandı ve Hindistan ile Amerika’da Fransız topraklarını eline geçirdi. 18. yüzyılın ikinci yarısındaysa, Doğu Avrupa’daki genişlemeden Rusya ve Prusya’nın, Avusturya’ya göre daha avantajlı çıktıkları gözlenmektedir.

                1500’lerden sonraki 300 yıllık süre içinde “Batı’nın yükselişi”, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Barış Antlaşması’nda açıkça görülmektedir. Bu antlaşmada dört büyük Avrupa devleti – İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz – dünyaya kendi istedikleri gibi bir düzen vermeye çalıştılar. İngiltere ilk kez bir dünya gücü olarak tanındı ve Fransa ile yüz yıllık mücadelesi İngiltere lehine sonuçlandı. Artık bundan sonra, örneğin Asya ve denizlerinde güç dengesini sağlayacak olan Osmanlı Devleti bir yana, Portekiz ve İspanya bile değil, İngiltere idi.

                Paris Antlaşması, yalnız Avrupa’nın öteki uygarlıklara göre üstünlüğünü göstermekle kalmamış, Avrupalılar arasında 18. yüzyıl savaşlarının sınırlı niteliğini de ortaya çıkarmıştır. Önceki din savaşlarına damgasını vuran “haklılık inancı” ve savaşları yıkıcı sonuçlara götüren bağnazlık, 19. ve 20. yüzyıllarda daha da coşkulu bir biçimde yeniden belirecekse de, 18. yüzyılın bu büyük savaşlarında görülmemektedir. Otuz Yıl Savaşları’ndan sonra Avrupa devletleri arasındaki rekabet dini mücadeleye değil, kurulu ulus-devletler arasında güç dengesini sağlama temeline oturdu. Güç dengesi, 1713 Utrecht Barışı’ndan beri, Avrupa devletleri arasında barışın gereği olarak düşünüldü. Dolaysıyla, 18. yüzyıl savaşları hiçbir zaman var ya da yok olma mücadelesi biçimine dönüşmedi; bazı savaş kurallarının ortaklaşa gözlenmesiyle, yıkıcılığı azaltıldı. Ordular göreli olarak küçüktü ve amaçları da karşı tarafın toptan yok edilmesi olmadı. Üstelik din savaşlarında sivil halka verilen büyük zarar göz önüne alınarak savaş alanları sınırlandırıldı.
    (daha fazla…)

 
tarih islam tarihi selçuklu tarihi avrupa tarihi osmanlı tarihi türk tarihi tarih forum forum tarih sitemap

Sınava Hazırlık

tarih tarih tarih türk tarihi tarih tarih tarih tarih tarih