Logo Background RSS

» Tarih Makaleleri

  • Demokratik Özerklik ve Hukuk
    Yazar: | Tarih: 21 Eylül 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Sevgili tarih.gen.tr okurları. Yer yer gerek mail gerekse yorum kısmında neden tek bir bakış açısı içinde olunduğu sorulmakta ve Türkiye’nin güncel konuları sitede niye yer verilmeyip herkesin görüşlerine açık olunmadığı sorulmaktadır.
    Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, biz tarafsız bir yayın ilkesi içindeyiz. Herkese aynı eşit uzaklıktayız. Bir taraf tutmamız söz konusu değildir. Peki neden toplumsal ve güncel konulardan uzak duruyoruz? Sevgili okurlarımız öncelikle geçmişimizi bilip sonra geleceğimizi inşa etmemiz gerekir. Okurlarımızdan büyük bir kısmı bu tarihi gerçeklik ve bilgisinden maalesef uzaktır. Lakin yapılan tüm yorum ve eleştirileri göz önünde bulunduracağımızı söylemekle birlikte Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın makalesini sizlerle paylaşacağız. Unutmayalım ki insanların görüşlerine katılmak zorunda değiliz ancak ve ancak saygı duymamız gerektiğini bilmemiz lazım. Bu yüzden herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir tarih sayfasına sahip olduğumuzu vurgulamaktayız. Şimdi Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Demokratik Özerklik ve Hukuk adlı makalesini bir hukukçu gözüyle nasıl dile getirdiğine bakalım..

    Demokratik Özerkliğin gücü evrensel hukuktan geliyor! Demokratik Özerklik bütünlük ve birlik içinde yaşamanın en asgari demokratik modelidir.

    Ulusal üstü hukuk açısından bakıldığında Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısının tüm koşullarının oluştuğu, inşa ve statüsünün resmileştirilmesi için sürdürülen çalışmaların stratejik bir çözüm projesi olduğu görülecektir. Demokratik Özerklik bölünme değil ‘bütünlük’ projesidir, sınırları, resmi dili, bayrağı tartışmadan, etnik, dini ve bir bölge esası gözetmeden bir Türkiye projesi olarak taraftar buldu; bilgi kirliliği ve tüm anti propagandalara rağmen güçlenmesinin temelinde evrensel hukuktan gücünü alan meşruiyet bulunmaktadır.
    Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısı

    I-ULUSAL ÜSTÜ HUKUK AÇISINDAN

    İnsanlık tarihi yaşanan acıların külleri üzerinde İkinci Dünya Savaşı sonrası insan hakları konusunda önemli gelişmeler sağlamıştır. 1990’lı yıllardan sonra uluslararası insan hakları hukukunun bir parçası olarak “Self Determinasyon” ve “azınlık hakları” gelişmiştir.
    (Devamini Oku)

  • Tarih Makaleleri – Heterodoks Sufilik
    Yazar: | Tarih: 19 Nisan 2010 | Yorum Yok Yorum var

    sufilik, heterodoks sufilik, sufilik, batınilik, babailer isyanı, sufilik

    Heterodoks Sufilik

    Sufi ve tasavvuf kelimeleri Kur’ân ve hadislerde zikre¬dilmediği gibi, sahabe ve tabiin devrinde bilinen kavramlar da değildir. Sufi; Tasavvuf ehline verilen isim ve sıfatlar arasında en çok tutulanıdır. Suhreverdi, mukarrebunu sufiye, abrarı mutasavvıfa anlamında kullanmaktadır. Sufinin, Cenabı-ı Allah’a kurbiyetten, ruh makamına yükselen kişi olduğunu, mutasavvıfanın ise zühde hayatına özenen kimse olduğunu söylemektedir. Hicri II. asrın ortalarından sonra kullanılmaya başlayan ve giderek yaygınlaşan kavram “sufi” kavramıdır.

    Sufi ve tasavvuf kelimeleri Kur’ân ve hadislerde zikre¬dilmediği gibi, sahabe ve tabiin devrinde bilinen kavramlar da değildir.

    Sufi; Tasavvuf ehline verilen isim ve sıfatlar arasında en çok tutulanıdır. Suhreverdi, mukarrebunu sufiye, abrarı mutasavvıfa anlamında kullanmaktadır. Sufinin, Cenabı-ı Allah’a kurbiyetten, ruh makamına yükselen kişi olduğunu, mutasavvıfanın ise zühde hayatına özenen kimse olduğunu söylemektedir. Hicri II. asrın ortalarından sonra kullanılmaya başlayan ve giderek yaygınlaşan kavram “sufi” kavramıdır. İlk defa “sufi” lakabıyla anılan zat, bir rivayete göre Cabir b. Hayyam el-Kufi (ö.150/767), bir başka rivayete göre ise Ebu Haşim el-Kufi’dir. Her ikisi de Kufeli olan bu zatların durumları nazar-ı itibara alındı¬ğında “sufi” kavramının önce Kufe ve Basra’da ortaya çık¬tığı söylenebilir.

    Tasavvufi terim olarak ise. İlahi bir feyz olarak kâinatın sırlarını bilme kudretidir. Tasavvufla ilgili şeyleri okuyup ta bu ne istir demeyin. Zira tasavvuf kâl degil, hâl isidir.(Magnolia) tasavvuf, mana âlemi ile ilgili bir duyuş, düşünüş, ve inanış sistemidir. Bu sistemde sadece Allah’ın birliği değil, Allah’ın varlığı ve onun yegâne mutlak varlık olduğu esasına dayanir. Buna göre insan da Allah’tan kopmuş bir nurdur ve geçici bir sure için beden kılıfına burunmustur. Bundan dolayıdır ki insana büyük saygı duymak gerekir. (mutasavvıflar insanları çok severler sevmelidirler) tasavvuf düşüncesine bağlananlara Mutasavvıf denir.
    (Devamini Oku)

  • Tarih Makaleleri – Kleopatra
    Yazar: | Tarih: 9 Nisan 2010 | Yorum Yok Yorum var

    Kleopatra

    Kleopatra (Ocak M.Ö.69 – 12 Ağustos M.Ö.30), Antik Mısır’ın son Hellenistik kraliçesidir. Asıl ünvanı VII. Kleopatra olmasına rağmen kendisinden önce gelenler unutulduğu için, kısaca Kleopatra olarak bilinir. 9 dil bilen Kleopatra zeki bir kadındı.
    İskenderiye’de doğdu. Aslen Yunan olan Kleopatra, babası XI. Ptolemaios`un vasiyeti üzerine kardeşi ile evlendi. O zamanlar Mısır’da egemen olan Yunanlılar Mısır toplumuna karışmamak için kendi soylarından olan kişilerle evleniyorlardı, bu da akraba evlilikleri sonucu özürlü insanların doğumuna yol açıyordu. Babası öldüğünde 18 yaşında olan Kleopatra tahta çıktı

    Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Mısır dinine verdi. Kardeşi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne yollandı. Kleopatra iktidara yanında büyük Roma imparatoru Sezar ile geri döndü. Kleopatra’nın bir halı içinde Sezar`ın sarayına girdiği ve bu büyük kralı kendine aşık ettiği rivayet edilir. Bu olaydan sonra kardeşi, kimsenin bilmediği bir sebeple Nil sularında boğuldu. Kardeşinin aradan çekilmesi ile Kleopatra tek başına iktidar koltuğuna oturdu. O sırada Sezar’dan bir çocuğu oldu ve minik Sezarion`u alıp Roma’ya gitti.

    (Devamini Oku)


sitemap
site ekle