Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Kıpçakların Gürcülerle İlişkileri

  • Kıpçakların Gürcülerle İlişkileri

    Brosset, Gürcü kroniklerine dayanarak M.Ö. IV. yüzyılda Kur Nehri boyuna Bun-Turkî ve Kıpçak isminde iki kavmin gelip yerleştiğinden bahsetse de M.S. XI. asrın son yıllarına kadar Kıpçak-Gürcü münasebetlerini ortaya koyacak herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

    Gürcülerle irtibat kuran Kıpçaklar daha çok Don ve Kuban bölgelerinde bulunan kabilelerdir. Gürcü kralı Bağratlı David II (1088-1125), Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun en kudretli çağına tesadüf eden hükümdarlığının başlarında, Selçuklu baskısına karşı durabilmek ve mümkün olduğu takdirde Abhaza ülkesini ve diğer Gürcü bölgelerini Selçuklulardan geri alabilmek için, Kıpçaklarla irtibata geçerek askeri destek arama yollarına başvurmuştur. 1109/1110’da Gürcü kralının ünlü Kıpçak komutanı Atrak’ın kızı ile evlendiği ve ilişki kurmak istediği Kıpçaklarla Gürcüleri bu yolla yakınlaştırdığı anlaşılıyor. Don-Kuban boyundaki Kıpçaklarla Gürcüler arasında oluşan bu yakınlığın 1118’de meyvesini vermeye başladığı görülmektedir. 1090 ile 1110 yılları arasında en kudretli dönemlerini yaşayan Kıpçaklar, 1110 yıllarından itibaren özellikle Rus knezleri karşısında birtakım yenilgiler almaya başladıkları görülüyor. 1111, 1113 ve 1116’da Rus knezlerinin Kıpçak ordularına üstünlük sağlaması, Kıpçak başbuğu Atrak’ın 1118 yılında damadı Gürcü Kralı David II’nin, davetini kabul etmesinde önemli etken olmuştur kanaatindeyiz.

    Gürcistan’a giden Atrak’ın etrafında aileleri ile birlikte üç yüz bini aşan kalabalık bir Kıpçak kitlesinin bulunduğu zikrediliyor. Kral, kayın pederi ve biraderlerini memleketinin güzel bölgelerine yerleştirip onlardan kırk bin kişilik bir ordu kurarak askerlerini at, silah ve diğer malzemeler ile donatmıştı.

    Hatta beş bin Kıpçak çocuğunu da -Selçuklularda olduğu gibi- saraya alarak Hıristiyan terbiyesi ile kendi muhafız kıtasını oluşturdu. Kral David II, böylece Kıpçak-Gürcü ordusunun başında Azerbaycan’a, Karabağ’a (Erran), Şirvan’a ve Doğu Anadolu’ya akınlar yaparak Selçuklulara karşı önemli başarılar sağlamıştır. 1120 yılında Kral David II’nin oluşturduğu Kıpçak-Gürcü ordusu ile Gürcistan’da kışlayan Türkmenlere saldırdığı ve bu kalabalık göçebeleri imha, esir ve kaçmaya mecbur ettiği anlaşılıyor. Böylece yaklaşık dört yüzyıl Müslüman Arap ve Türk fatihlerinin elinde kalan, ilmî, dinî ve hayır müesseseleri ile Türk-İslâm medeniyet merkezlerinden birisi haline gelmiş olan Tiflis’i 1121 veya 1122’de zapt ederek, burasını Gürcü Krallığı’nın başşehri yapmıştır.

    Yukarıda değindiğimiz üzere, Kral David II, Türklere karşı kazandığı zaferler ve başardığı önemli işlerden sonra, Karabağ ve Azerbaycan’a yönelmiş ve başında bulunduğu Kıpçak ordusu ile birlikte 1124 yılında İspir ve Oltu’ya kadar ilerleyerek Şirvan-şahları vergiye bağladığı gibi Saltuklu, Sökmenli, Mengücekli, Artuklu beyleri ve daha sonra da Azerbaycan Atabeyliği ile devamlı bir mücadelenin temellerini atmıştır. Bu arada Haçlılara karşı önemli başarılar elde eden Mardin Artuklu hükümdarı İl-Gâzi’yi de Tiflis yakınlarında büyük bir bozguna uğratmayı başaran (Ağustos 1122) David II, Kafkas geçitlerini de ele geçirmek üzere harekete geçmiş bulunuyordu. Ancak 1124 Temürkapı (Derbent) kumandanı kendisine bağlı Kıpçaklar ile Kral David II’nin karşısına çıkmıştır. Böylelikle karşı karşıya gelen iki Kıpçak ordusundan David II’nin emrinde bulunan Kıpçaklar, karşı cephede bulunan soydaşları ile savaşmak istemeyip isyan etmesi üzerine Kral David II, bozguna uğrayarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Kıpçaklarla Gürcüler arasındaki bu ihtilaf; İbn’ül-Esir’de de geçmektedir. Ancak İbnü’l-Esir karşıdakilerin de Kıpçak askerleri olduğundan bahsetmez.

    Bu arada Hartli’de kışlık mahaller inşa eden Kıpçakların Kûr ve Çoruh havzasında kışlayan Türkmenlere saldırdıklarını ve Ahılkelek’i (Akşehir) işgal ederek Oltu’yu yaktıklarını ve Kral David’in 1125 yılında öldüğünü görmekteyiz. Öte yandan Rus knezi Vladimir Monomach’ın aynı yılda (125) ölümünden sonra Kıpçak başbuğu Atrak’ın damadının daveti üzerine geldiği Gürcistan’dan tekrar kendi yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Ancak onunla birlikte gelen Kıpçaklardan büyük bir kısmının geri dönmeyerek orada kaldığı ve bugünkü Kür, Çoruk ve Çıldır gölü havalisinde yaşayan Türklerin atalarını teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

    Kral Giorgi III (1156-1184) zamanında Gürcü askeri gücünü meydana getiren Kıpçaklar, 1177’de âsi ordu komutanı İvane Orbelian’dan kralı himaye etmek suretiyle başkomutanlığı devralan ünlü Kıpçak başbuğu Kubasar ile hakimiyeti tamamen ele geçirdiler. Anası tarafından Kıpçak olan güzel Kraliçe Thamora (1184-1213) döneminde Gürcü Devleti, kuzeyden Kıpçaklar başbuğunun kardeşi Sevinç idaresinde yeni Kıpçak kütlelerinin ülkeye gelmesi ile de (ikinci büyük göç: “Yeni Kıpçaklar”) askeri ve siyasî alanda tarihinin en parlak çağını yaşamıştır. Ancak bu sırada Karahıtay baskısıyla Türkistan’dan göçederek denizdeki kumlar misali Azerbaycan ve Karadağ’ı dolduran Türkmenler, Kıpçaklar eliyle gerçekleştirilen Gürcü yayılmasını önemli ölçüde durdurdukları gibi, bizzat bu krallığın topraklarına karşı da yeniden akınlar yapmaya başlamışlardı. Buna rağmen Gürcülerin Kıpçaklara dayanarak faaliyetlerini devam ettirip 1207 yılında Erzurum’a girdikleri gibi, 1210’da da dönemin önemli Türk-İslâm merkezlerinden birisi olan Ahlat önlerine kadar ilerledikleri anlaşılmaktadır. Bu arada Selçuklu döneminin tanınmış şahsiyetlerinden Azerbaycan Atabeyliği’nin (1146-1225) kurucusu, İl-Deniz’in Kafkaslar’dan gelmiş bir Kıpçak Türkü olduğunu belirtmekte fayda vardır. Bu faaliyetlerde gösterilen başarının temelinde yatan Kıpçak unsurunu görmek istemeyen Avrupalı tarihçiler, Türk-İslâm dünyasını arkadan vuran söz konusu Gürcü taarruzlarını “Gürcülerin Haçlı Seferleri/La Croisade Georgiens” olarak nitelendirmektedirler. Ancak 1225’de ölen Atabey Özbeg’in ülkesini ele geçirerek yeni bir devlet teşkil etmek için harekete geçen ve ilk iş olarak Gürcistan üzerine yürüyen Celaleddin Harezmşah karşısında, daha önce yakın ilişkilerin etkisiyle Gürcü ordusunda yer alan yirmi bin civarında seçme Kıpçak askerinin cepheden çekilmesi nedeniyle yaklaşık bir asır başşehirlik yapmış Tiflis’i dahi kaybederek (1226) Doğu Anadolu ve Azerbaycan’daki Türk varlığı için artık bir tehlike olmaktan çıkan, Gürcülerin yükselişinde Kıpçakların oynadıkları rolün önemini inkar etmek mümkün değildir.

    Tiflis’in Celaleddin Harezmşah tarafından zapt edilmesiyle, Gürcistan Harezmşahların idaresine geçince, haliyle Kıpçak-Gürcü münasebetleri de siyasî olarak sona ermiştir.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle