Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Kıpçakların Menşei

  • Kıpçakların Menşei

    Kıpçak ve Kuman kelimelerinin anlamları ve nereden geldikleri hakkında bilgi verdikten sonra şimdi de Kıpçakların kimliği ve menşeleri üzerinde durmaya çalışalım. Bir iki görüş dışında bütün tarihçiler Kıpçakların bir Türk boyu olduğunda birleşmektedirler.
    Kıpçak/Kuman kabilelerinin etnik menşei sorunu, Türkolojinin en çapraşık problemlerinden birisidir. Bunların menşeine dair ilk geniş araştırmayı yapmış olan Marquart’ın19 Kumanların Uzak Doğu’da Amur Nehri dolaylarında yaşadığını ileri sürdüğü “Murqa” adlı bir Moğol kavminin “Kun” kabilesine bağlama iddiası, onun kaynaktaki bazı kelimeleri yanlış okuması (Örneğin “fırka” sözünü kavmin adı zannederek “Murqa”) dolayısıyla kabul görmemiştir.20 Marquart’ın verdiğimiz örneğe benzer birçok yanlışı Pelliot ve Eberhard tarafından düzeltilmiş ve tarihçiler nezdinde Kumanların Moğollara dayandığı fikri benimsenmemiştir.
    Ayrıca “Kun” isminin, yine bir Moğol-Tibet karışımı olan T’u-yü-hun kavim adından kısaltma olabileceğine dair G. Haloun’un düşüncesi de ikna edici görülmemiştir. Nedeni de beyaz ırkın seçkin vasıflarını taşıyan Kumanların çehrelerinde ve bedeni yapılarında hiçbir Moğol çizgisi bulunmadığı gibi Kıpçak-Kuman dilinde de Moğolca unsurlara rastlanmaması olabilir.
    Bütün bunlara rağmen, Kumanların ırkî özellikleri bazı araştırıcıları, onlarla Âriler (Hind-Avrupalılar) arasında ilgi kurmaya sevketmiştir. Gerek soy, gerek kültür bakımından Türkü Moğoldan pek ayıramadıkları bilinen Marquart, Pelliot, Barthold ile aralarında Rassovsky’nin de bulunduğu Batılı bilginler, tam Türk olarak saymadıkları Kuman-Kıpçak tipinin nihayet Moğol bölgesinde Türkleşmiş bir Hint-Avrupalı kavimden ileri gelebileceği üzerinde durmuşlardır. Buna karşılık M.Ö. II. yüzyılda Tanrı Dağları’nın kuzey yamaçları ile Isık Göl dolaylarında oturan ve başbuğları “Kun-mo” veya “Kun-mi” (Kun-beğ, Kun-bi) diye anılan Hun soyu ve kültürüne mensup ve Türklere mahsus bir kurt efsanesine sahip ve milattan sonraları da varlıklarını sürdüren Wu-sun (veya Vu-sun) kavminin Çin kayıtlarında kırmızı saçlı (kumral), mavi-yeşil gözlü olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan İslâm kaynaklarından (Birûnî 1050 sıraları, Mervezi XII. asrın ilk çeyreği) anlaşıldığına göre Orta Asya’da Kun adlı bir Türk kavmi, X. yüzyıl başında Kuzey Çin’de kurulan Moğol K’i-tan Devleti’nin bilhassa 936’da Çin’de Liao sülalesi olarak bütün kıtayı ele geçirme teşebbüsü karşısında, yerlerini terkedip “sarılar ülkesi”ne (Şâriya) doğru çekilmiştir. Bu “sarı”larla, adları aynı manaya gelen Kunların, menşei bakımından ilgisi araştırılmıştır: Mervezî’ye göre kısmen Aral Gölü’ne kadar çekilmiş olan bu “sarı”ların ya “Sarı-Uygur”lardan olabileceği veya “sarı-su” ırmak isminde ve Tûrgiş hâkanının başkenti civarındaki (Çu’nun batısı) İbn Hurdâdbih’in bahsettiği “Sarigh” kasabasında hâtırası mevcut “Sarı Tûrgiş”lerle birleştirilebileceği düşünülmüştür. Ayrıca Kimek ülkesine uzandığı sanılan yol üzerinde Gerdizî’nin (Ulu Kuman) diye kaydettiği bir bozkır sahası bulunmaktadır.
    Kıpçak-Kuman-Kun meselesine dâir son zamanlarda önemli araştırmalar yapan Czegledy’nin olaya şu şekilde baktığı nakledilmektedir: Kumanların batıya göçünden önce Orta Asya’da İdil-Seyhun-İrtiş arasında Oğuzlar; Tobol, İşim çevresinde Kıpçaklar bulunuyor, daha doğuda Nan-Şan bölgesinde (Mervezî’deki Şâriya) Sarı-Uygurlar yer alıyordu. Hoang-ho dirseği dolaylarında Nesturi (Hıristiyan) öngütler vardı. Kunlar da bu civarda bir yerde yaşamakta idiler.
    Bahaeddin Ögel, Kıpçakları Kuzey Türklerinden kabul eder. Ona göre, Kuzeybatı Sibirya’da İrtiş Nehri ile Ural Nehri arasında yaşayan Türklere genel olarak Kıpçak adı kullanılmıştır. O, Bulgarlar ve Macarların başlangıçta Türk tesirlerini, en çok Kıpçaklardan aldığını ve VI. yüzyılda Bulgarlarla Macarları bu bölgelerden kovan Sabır Türklerinin de kök itibariyle Kıpçaklardan olabileceği düşüncesindedir.
    Kaynaklarda Kimek, Kun gibi Türk zümreleri yanında zaman zaman Başkurt, Uz ve As gibi müstakil sayılan boylar da Kıpçaklar içerisinde veya onlarla birlikte zikredilmişlerdir. Bazı tarihçilere göre de Kıpçak, Kanglı, Kimak ve Kun gibi kabileler geniş anlamda Kıpçak zümresinin ayrı şubelerinden ibarettir. Birçok kaynağın Kıpçak-Kimek ve Kıpçak-Kanglı ilişkisinden bahsettiğini görüyoruz. Genel kanaate göre Kıpçaklar, Kimekknezin, büyük ve etkili kollarından birini oluşturmaktadırlar. X. yüzyılda Kimeklerin “İmi”, “İmâk”, “Tatar”, “Balandır”, “Khıfçâğ”, “Lngâz” ve “Eclad” ismindeki boylardan oluştuğu anlaşılmaktadır.
    Rasovsky, IX ve X. yüzyıllarda İrtiş ve Ural arasındaki Kimek adlı Türk kavmini Kuman olarak değerlendirmektedir. Ona göre bunların bir oymağı Kıpçak idi. X. yüzyıldan itibaren Kıpçak adı bütün Kimeklere tedricen isim olmuştur.
    Kaşgarlı, Kimek (Yimek-İmek) kavminden ve bu kavim Kıpçakların büyüğü sayıldığı halde Kıpçakların kendilerini ayrı tuttuklarından bahseder. Marquart’a göre, bundan, o sırada (XI. asrın son yarısı) ikili federasyon (Kimek=İki Yimek, İki İmek) hâlinde yaşayan Kimeklerde idareciliğin Kıpçak kolunda olduğu anlaşılmaktadır.
    Kıpçakları Batı Göktürk topluluklarından bir kitle olarak görenler de vardır. Bunlar da Kıpçakları İrtiş boylarındaki Kimeklere dayandırmaktadırlar.
    Kıpçak-Kanglı ilişkisine gelince, Göktürkler devrindeki boylar arasında Kanglı adına rastlanmamaktadır. Kanglıların VI. yüzyılda Türkler tarafından hakanlığa itaat ettirildikleri ve 640 yılında batı Türk hakanlarından birinin Kanglılara kaçıp orada öldüğü rivayetler arasındadır. XII. yüzyıla geldiğimiz zaman Kıpçaklarla Kanglıların iç içe olduklarını görmekteyiz. XII. yüzyılda kuvvetli ve kalabalık bir Türk kavmi olarak sahnede olan bu kavim, Kıpçaklara mensup bir kol olarak mütalâa edilmektedir. Kaşgarlı, kendi zamanında Kanglı adlı ünlü bir Kıpçak beyinin olduğunu belirtir. Kıpçaklardan olduğu anlaşılan bu boydan bir bölüğün Kıpçaklarla beraber Mısır’a da gittikleri nakledilmektedir.
    Mitoloji, her ne kadar bir tarih belgesi olarak kabul edilmese de milletlerin, komşuları hakkında fikir ve düşüncelerini aydınlatmaları bakımından bir tarihçi için büyük önem taşır. Türk mitolojisine göre Kıpçaklar, Oğuz-Han’ın bir evlatlığı idiler. Oğuz-Han Destanı’na göre, Kıpçak’ın babasını Oğuz-Han evlatlık olarak almış ve yetiştirmiştir. Sonradan kuzey bölgelerini idare etmek için Oğuz-Han, Kıpçak’ı göndermiş ve bu bölgeler Kıpçak’ın soylarından meydana gelmiş olan Kıpçak Türkleri ile dolmuştur.
    Genel olarak Türk boylarının menşeleri hakkında söylenen efsanelerde ağacın da önemli bir yeri vardır. Örneğin, Uygur efsanelerinde Uygur hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Dede Korkut kitabında adı geçen bir kahraman
    (Basat): “Atam adını sorarsan kaba ağaç, anam adını sorarsan kağan arslan” diyor. Kıpçak boyunun menşei hakkındaki rivayette de ağaçtan türeme efsanesinin izi mevcuttur. Rivayete göre Oğuz-Han bir seferden dönüşünde, savaşta ölen bir askerinin eşi bir ağaç kovuğunun içinde bir oğlan doğurur. Oğuz-Han da bu çocuğu evlat edinerek ona Kıpçak adını verir.
    Netice olarak, çoğunluk tarafından kabul görmeyen bir iki rivayetin dışında bütün tarihçiler menşei itibariyle Kıpçakların Türk olduğunda hemfikirdirler. Başta Oğuz destanları olmak üzere Türk mitolojisi de bunu desteklemektedir.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle