Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Kıpçakların Selçuklularla İlişkileri

  • Kıpçakların Selçuklularla İlişkileri

    XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren direkt olmasa da dolaylı olarak Kıpçaklarla Selçukluların karşı karşıya geldikleri görülmektedir.

    1065 yılında, Alp Arslan’ın hanedana ve devlete ait işleri düzene koyduktan sonra büyük bir ordu Aral gölü bölgesi ve Hazar denizinin doğu kıyılarını dolaşarak Oğuzlar ve Türklerin bir yurdu olan “Mankışlağ” yarım adasına varıp “gayri müslim Türkler ile birleşerek çevre bölgeleri ve tüccarları yağma eden” Türkmenlerin, Kıpçaklara karşı seferler düzenlediği bildirilmektedir. Bu seferler esnasında karşı tarafın otuz bin kişilik ordusunu bozguna uğratmış ve Kıpçaklardan pek çok kişi ailelerini bırakarak Hazar denizinde bir adaya sığınmıştır. Kışı da orada geçiren Alp Arslan, “Cazıg” adlı Kıpçak boyu komutanı Kafşıt/Kafşut’u itaat altına almıştır. bu arada büyük dedesi Selçuk’un mezarını ziyaret amacıyla Cend, Sabran (Savran) şehirlerine ve Sırderya boylarına varan Alp Arslan’ı, Selçuklulardan ve Yabgu-Oğuzlarından sonra burada hüküm süren Cend Hanı (Kıpçaktır) uzak mesafeden değerli hediyelerle karşılamıştır. Alp Arslan’ın bu Kıpçak hanına dokunmadığı ve iyi muamelede bulunduğu zikredilmektedir.

    1071 Malazgirt Muharebesi’nde ise, bazı Kıpçak boylarının paralı asker olarak yine Alp Arslan karşısında, Bizans imparatoru Romen Diyojen’in yanında yer aldıklarını görüyoruz. Selçuklular ile Bizanslılar arasında geçen bu savaşta Bizans ordusunu kendi askerinden başka Bulgar, Alman, Frank, Gürcü ve Hazarların yanı sıra, Peçenek, Uz, Kıpçak (Kuman) gibi şamanî Türk ücretli askerleri oluşturuyordu.

    Diğer taraftan Gürcülerin XII. yüzyılın ilk çeyreğinde kendilerine büyük destek veren Kıpçaklar sayesinde Selçuklulara karşı önemli başalarılar elde ettiklerinden daha önce bahsettik.

    O dönemlerde bazı Kıpçak grupları Gürcülerle beraber olarak Selçuklulara karşı koyarken, bir takım Kıpçak kabilelerinin de Selçuklular ve diğer Türk devletlerine yardımlarının dokunduğu anlaşılmaktadır. Örneğin XI. asrın sonlarında Kirman Selçuklularında bir Kıpçak kumandanı rol oynuyor; Artuklu Devleti 1120 yılında Meyyâfârıkın’da bir Kanglı emirini vali bulunduruyordu. Musul havalisinde Şehrizur kalesini merkez yapan Arslantaş oğlu Kıpçak emiri de bu dağlık bölgede müstakil bir beylik kurmuş ve Türkmenler arasında önemli bir nüfuza sahip olmuştu. Musul atabeği “İmadeddin Zengi” (1127-1146), onun hakimiyetine son vermek isteyince yakınları kendisine Kıpçak emirinin kuvveti ve sıkışınca memleketini Selçuklu Sultanı Mesud’a teslim edebileceği fikrini ileri sürmüşler. Bununla beraber Atabeg kararından dönmemiş; birkaç çarpışma sonunda 1140 yılında teslim olmuş ve emir Kıpçak ile evlatları, XIII. asrın başlarına kadar Atabegler hanedanına hizmet etmişlerdir. Ayrıca son Selçuklu hükümdarı Sultan Tuğrul’un (1177-1194) ordusunda on bin civarında Kıpçak süvarisinin bulunduğu zikredilmektedir. Türkiye Selçuklularında, ordunun esasını toprağa bağlı sipahiler oluşturmakla beraber, ücretli Müslüman ve Hıristiyan askerlerin yanında Kıpçak kıtalarının da varlığından bahsedilmektedir.130 Yine Selçuklular döneminde özellikle XII. asrın ikinci yarısında Kıpçak köle ve cariyeleri kuzeyden İslâm ülkelerine sevk edilmiş ve bu büyük yolun en önemli kavşağını da Sivas oluşturmuştur.131 Ayrıca Anadolu’nun bazı şehirlerindeki “Gulam-hâne”lerde (köle mektep) Selçuklu sarayı, ordusu, devlet büyükleri ve zenginlerin konakları için sarışın Kıpçak çocukları tahsil ve terbiye görerek seçkin köle ve cariyeler yetiştiriliyordu.

    Alaaddin Keykubat I zamanında Kıpçakları bir kez daha Selçukluların karşısında görmekteyiz. Bu dönemde Selçuklu-Kıpçak karşılaşması Kastamonu uç beyi Hüsameddin Çoban kumandasındaki Selçuklu ordusunun Suğdak’ı istilası sırasında yaşanmıştır.133
    Daha önceleri olduğu gibi bu tarihten sonra da Selçuklular yıkılıncaya kadar, Selçuklu ordusunda Kıpçakların küçümsenemeyecek derecede önemli bir yere sahip oldukları anlaşılıyor.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle