Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Kutsal Roma İmparatorluğu ve Güçlenen Devletler; Avusturya ve Prusya

  • (i) Kutsal Roma İmparatorluğu ve Güçlenen Devletler; Avusturya ve Prusya:

    Daha önce sözü çok geçen Kutsal Roma İmparatorluğu, Voltaire’nin deyişiyle, “ne kutsal, ne Romalı, ne de imparatorluktu”. Ordusu, geliri ve işleyen bir hükümet mekanizması yoktu. Otuz Yıl Savaşları’ndan sonra, nasıl sayıldığına bağlı olarak 300 ile 2000 arasında değişen sayıda hükümran haklarına sahip devletten oluşuyordu (son sayıda, Güney Almanya’da bulunan “İmparatorluğun Şövalyeleri” de vardır). Tüm bu devletler, ısrarla “Germanik özgürlükler” adını verdikleri haklarını korumak istiyorlardı. Bu da, kısaca, küçük devletlerin imparator tarafından denetlenmemesi anlamına geliyordu. İmparator seçilirken, “elektör” adı verilen devlet temsilcilerinin oluşturduğu seçici “diyet”, seçilerek imparatordan üye devletlerin ayrıcalıklarını kabul etmesini şart koşuyor, pazarlığa oturuyordu. Dolaysıyla, 15. yüzyılın ortalarından beri sürekli imparator seçilen Habsburgların yetkileri, Avrupa’nın öteki monarklarınki kadar geniş olmamıştı. Son diyet 1663’te Tuna’daki Osmanlı ilerlemesine karşı alınacak tedbirleri kararlaştırmak için toplanmıştı. İmparatorluk diyeti 1806’da Kutsal Roma İmparatorluğu tarihe karışana kadar bir daha toplanmayacaktır. Üye devletlerin imparatora karşı mücadeleleri sonucu, mutlakıyetçilik bir bütün olarak Almanya’da sınırlandırılmış oldu ama 300 devlet içinde minyatür biçimiyle sürdü. Her devlet yönetici kendini bir 14. Louis, saraylarını da bir Versailles gibi görmek alışkanlığındaydı.

                1700’lerle birlikte bunlar arasında iki tanesi, Avusturya ile Prusya, yöneticilerinin hüner ve iradesiyle güçlenmeye başladı. Uzun süre bunların, Avusturya Habsburgları ve Brandenburg ya da Hohenzollern hanedanlığı dışında sürekli kullanılan bir adları bile yoktu. Zamanla birine, yüzyıllarca Yukarı Tuna’da küçük bir arşidüklük olarak varlığını sürdüren Avusturya, ötekine yüzyıllarca Baltık kıyılarında ufak bir bölgenin adı olan Prusya denmeye başlandı.

                Avusturya, Westphalia Barışı’ndan iki üç kuşak sonra büyük ve yeni bir imparatorluk haline geldi. Belçika ve İtalya’da ortaya çıkmış olmakla birlikte, aslında başkenti Viyana’da olan bir Orta Tuna İmparatorluğu’ydu. Macaristan ve Bohemya’yı da içerdiğinden, Alp, Bohemya ve Karpat dağ sistemleri arasında yayılan bir devletti. Alman etkisi güçlü olmakla birlikte, çokuluslu bir nitelik taşıyordu.

                Habsburgların tüm çabalarına rağmen, Avusturya monarşisi, I. Dünya Savaşı’nın sonunda yıkılana kadar, bir kişi çevresinde toplanan “ulusal koleksiyonu” olarak kaldı. Avusturya İmparatorluğu’nun bu niteliği, belki I. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden birini oluşturacaktır.

                1417’de Hohenzollern ailesi modern Prusya’nın çekirdeği olan Prusya’yı yönetmeyi başladı. Modern Prusya, 17. yüzyılda bir iki küçük arazinin daha Hohenzollern Hanedanlığı’nın eline geçmesiyle ortaya çıktı. Otuz Yıl Savaşları sırasında 1640’ta Frederick Wilhelm Prusya’yı güçlü bir devlet biçimine soktu. Frederick, ülkenin küçük olduğunu, doğal savunma hatlarına sahip olmadığını ve güçlü komşuları bulunduğunu anladığından, yalnız genişlemek için değil var olabilmek için de güçlü bir orduya dayanması gerektiği sonucuna vardı. Küçük de olsa güçlü ve disiplinli bir orduyla, büyük devletlerin Prusya’yı siyasal manevralarında hesaba katacaklarına ve böylece güç dengesi politikasında bazı avantajlar sağlayabileceğine inanıyordu. Devlet, kuruluşunu ve belki de varlığını orduya borçluydu ve ordusu sayesinde güçlü bir siyasal birim haline gelecekti. Ancak, bu verilere dayanarak yaygın biçimde inanılanın aksine, tarihin son aşamaları hariç, Prusya savaşkan olmaktan çok militarist devleti sayılabilirdi. Tüm devletlerde, devlet mekanizmasının bir dereceye kadar silahlı kuvvetleri destekleme amacıyla kurulduğu doğrudur. Ama Prusya’da devletin dikkat ve enerjisinin büyük bir bölümü silahlı kuvvetlere yöneldi. Bu anlatılanların sonucu olarak, Prusya’nın toplumsal gelişme ve sınıf yapısı üzerinde ordu çok büyük etki yapmıştır.

                Prusya yöneticileri, adlarına “Junker” denen büyük toprak sahiplerinin daha iyi subay olacağına, çünkü köylüleri sürekli komutla yönetmeye alışık olduklarına inanmışlardı. Dolaysıyla, Prusya ordusunda burjuva subay hemen hemen yok denecek kadar azdı. Ayrıca, Prusya’da orta sınıf, öteki Avrupa devletlerindekilerin aksine, zengin değildi. Özel mülk sahibi olarak toplumsal güçleri de azdı. Tipik bir orta sınıf insanı, hükümet için çalışan devlet görevlisi durumundaydı. Bunlar, soylulara büyük saygı duymaz, devlete hizmet eder ve orduyla gururlanırlardı. Büyük Frederick ile birlikte bunların oluşturduğu devlet hizmeti dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla Avrupa’da ün yapmaya başladı. Kısaca, güçlü ve disiplinli ordusu, dürüst ve çalışkan devlet hizmetiyle Prusya, Avrupa’nın güçlü devletleri arasına girmeye namzetti.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle