Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Kuzey Amerika Halkının Ayırıcı Özellikleri

  • 2. Kuzey Amerika Halkının Ayırıcı Özellikleri

    Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonileri, Avrupa tipi toplumun yepyeni topraklar üzerinde ve benzersiz koşullarda örgütlenmesidir.

    Amerikan bağımsızlık mücadelesi, gerçekte İngilizlerin yenidünyaya getirdikleri ilkelere dayanılarak yürütülmüştür. Kuzey Amerika kolonileri feodal ve mutlakıyetçi bir biçimde değil, liberal bir temele dayanılarak sömürge haline getirilmişlerdi. Kuzey Amerika’ya göç edenler, bu kıtanın güneyine göç edenler gibi, altın ve elmas bularak zengin olup ülkelerine dönmek hırsıyla değil, dinsel baskından, işsizlik ve yoksulluktan kurtulmak, kendilerine özgürce yaşayacakları yepyeni bir ortam yaratmak umuduyla göç etmişlerdi. Daha göç ettikleri sırada, kafalarında özgür ve bağımsız bir biçimde yaşama düşünceleri gelişmeye başlamıştı. Ayrıca, temelli yerleşmek düşüncesiyle göç ettiklerinden, ailelerini de yanlarına alarak yeni topraklara gelmişler, Kuzey Amerika kökenli insanla karışmak gereğini duymamışlardır. Bu durum, bütünlüklerini korumada son derece önemli bir etken olmuştur.[1]

    İkinci olarak, İngiltere ve öteki Avrupa ülkelerindekinin aksine, kolonilerde aristokrasi yoktu ve monarşinin gücü hem uzakta hem de etkisizdi. İlk yerleşim bölgelerinin nüfusu artınca hem bölgenin ötesinde boş ve yeni toprakların bulunması, toprak kıtlığının yarattığı baskıları ortadan kaldırarak, son derece eşitlikçi çiftçi topluluklarının oluşmasını sağlamıştı. Ama ilk yerleşim bölgelerinde ve özellikle liman kentlerinde, 18. yüzyılda mal sahipleri ve başarılı tüccarların oluşturdukları, İngiltere’dekine benzer bir oligarşi de bulunuyordu. Böylece, çiftçi topluluklarının yanı sıra, girişimci ruha sahip İngiltere’deki iş sahipleri de Amerikan toplumunun temel dokusunu oluşturdu. Özellikle Amerikan gemiciliği, ucuz ve bol tahta, girişimci ve iş sahipleri ve Protestan inanışına sahip çalışkan gemicilerin sayesinde, en uzak denizlerde bile rakip tanımamaya başladı. Endüstriyel gelişme ise, Amerikan Devrimi’nin sonrasına kadar cılız kalacaktır. Böylece tüccarlar, gemi sahipleri ve işadamları, ülkenin içlerindeki kırsal kesiminin desteğini sağladıkları sürece, siyasal önderliği de eline geçirebilecek durumdaydı. Kendilerine rakip olabilecek monarşi, kent ve devlet aristokrasileri ile bunlar destekleyecek edilgen köylü tabakası, Avrupa’da kaldı ve Kuzey Amerika kıtasına geçemedi.

    Üçüncü olarak, çeşitli kolonilerde birbirinden çok değişik dinlerin varlığı daha başlangıcından kabul edilmişti ve hiçbir siyasal birim ya da kişi, tüm İngiltere Kuzey Amerika’sına tek bir dini zorla kabul ettirmeyi aklından bile geçirmedi. Ayıca 18. yüzyıl ilerledikçe, dini topluluklarına üyeleri atalarının dinsel heves ve coşkularından uzaklaşmışlar ve o dönemde Avrupa toplumunu dönüştürmekte olan laikleşme anlayışını paylaşmışlardı. Bazı din adamları belirli dinsel bölüntülerin en aşırı biçimde propagandasını yapabiliyordu ama bu İngiltere koloni topluluğu, tek bir kilise ya da doktrinin baskısı altında olmamakla övünmeye başlamıştı. Anayurtlarını terk etmelerinin temel nedenlerinden biri bu dinsel baskı değil miydi?

    Dördüncü olarak, 13. Koloni’nin çok değişik çevrelerden gelen insanlarını birleştiren, kader birliği yaptıran üç unsur, daha doğrusu “öfke” vardı. Birincisi, Fransa’nın yarattığı askeri ve ekonomik baskıya karşı öfkeliydi ama 1763 yılında İngiltere’ye yenilip Kuzey Amerika kıtasından çekilmeleriyle Fransa’ya karşı duyulan tepki ortadan kalktı. İkinci unsur, Kızılderililere karşı duyulan öfkedir. Bu gerçek Amerika kökenli göçebe kabilelerin, beyazların yerleşim bölgelerine sürekli bir tehdit oluşturmakla birlikte, arkalarında Avrupa saldırganlığı, hızla üreme yetenek ve isteği, acımasızlığı ve gelişmiş silah teknoloji olan beyaz Amerikalılara karşı pek bir şanları yoktu. Ayrıca ne Fransızların İngilizlere karşı oynayacak kurnazlıkları ne de tüm kabilelerin bir araya gelip önemli bir güç oluşturabilecekleri politik becerileri vardı. Yenidünyanın göçebelerinin arasından bir Kızılderili Cengiz Han çıkamadı. 13 Koloni’nin İngiliz sömürgeciliğine karşı öfkeleri ise Amerika’nın bağımsızlık savaşına yol açacaktır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.


    [1]  Güney Amerika’ya gelen İspanyol ve Portekizlilerin büyük bir bölümü, serüvenci kişilerdi. Buralarda zengin olup ülkelerine dönmeyi düşlediklerinden, ailelerini arkalarında bırakmışlar, dönmeleri gerçekleşmeyince de Güney Amerika’nın çeşitli yerlileriyle karışmışlardır. Böylece, Kuzey Amerika’dakinin aksine, Güney Amerika’da birbirinden ayrı melez ırklar ortaya çıkmıştır. Kuzey Amerika kolonileri birleşip güçlü bir devlet haline gelirken, Güney Amerika’nın yirmiden fazla devlete bölünmüşlüğünün ve birleşememelerini temel nedenlerinden biri, işte bu güç anlayışındaki farklılıktır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle