Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Metehanın Babası ile Olan İktidar Mücadelesi

  • Şan-Yü Tuman ile Oğlu Mete Arasında Geçen İktidar Mücadelesi

    Hun hükümdarı Tuman, oğlu Mete’yi bertaraf etmek için kurduğu komplonun oğlu tarafından ustalıkla ve olağanüstü bir başarıyla bozulduğunu görünce, tavır değiştirip, onu ödüllendirmek yoluyla meseleyi unutturmak ve kapatmak istemiştir. Mete ise, babasının aksine bu meseleyi unutmak ve kapatmak niyetinde değildi. O, önce kendisinin komşu bir kavme rehin gönderilmesinin ve sonra da bu kavme saldırılmasının ne anlama geldiğini çok iyi kavramıştır. Artık onun, babasıyla arasındaki bağlar kopmuş, kaderleri ayrılmıştır. Daha doğrusu, babasıyla arasında iktidar kavgası başlamıştır. Bu kavgada babası ilk hamleyi yapmış ve kaybetmiştir. Sıra şimdi kendisindeydi. Amacı, zamanından önce babasından Hun tahtını almaktı. Artık Mete’ye hâkim olan ve hareketlerine yön veren duygu, iktidar ihtirasıdır.

    Türk tarihinde, veraset hukukunun tabiî sonucu olarak sık sık taht kavgaları meydana geliyor idiyse de, evlâdın babasına karşı böyle bir mücadeleye girişmesi nadir olaylardandı. Gerçi Tuman, oğlu Mete’ye karşı düzenlediği başarısız komplo ile gerekli sebebi önceden yaratmıştır. Tuman’ın tavır değişikliği ise, Mete’nin kararını hiç etkilememiştir. Nitekim o, bu olaydan hemen sonra babasının emrine verdiği tümeni, yine babasına karşı bir darbe için hazırlamaya başlamıştır. Mete’nin darbe için yaptığı hazırlık ve devlet darbesi Çin Yıllığında şöyle anlatılmıştır:

    “Mete, (hedefe giderken) ıslık çıkaran bir ok imal etti. Atlı-okçu birliğinin eğitimi esnasında kendisi bu oku nereye atarsa, erlerinin de hep birlikte o maddeyi vurmaları gerektiğini emretti. Bunu yapmayanın başını kesecekti. Avda, ıslık çıkaran ok nereye atılırsa orayı vurmayan kimsenin başı hemen gövdesinden ayrılacaktı. Bizzat Mete, ıslık çıkaran okunu değerli atlarından birinin vücuduna attı ve bu anda maiyetinden okunu atmaya cesaret edemeyenleri idam ettirdi. O, kısa bir süre sonra oku ile kendi sevgili eşini vurdu. Bu defa da maiyetinden bazıları (bu durum karşısında) donup kaldılar ve oklarını atmaya cesaret edemediler. Bunlar da Mete tarafından idam edildi.

    Bir süre sonra Mete, av sırasında ıslık çıkaran oku ile babasının değerli atını vurduğu zaman, maiyeti istisnasız hep birlikte aynı hedefe ok attı. Bu durum üzerine Mete, maiyetine tamamen güvenebileceğini öğrendi. Sonra o, babası ile ava gitti ve Hun hükümdarı (Şan-yü veya Tan-hu) olan babasına ıslık çıkaran okunu attı. Bütün maiyeti de aynı istikamete nişan aldı ve böylece Hun hükümdarı öldürüldü. Bunun üzerine Mete, üvey annesini ve üvey kardeşini, kendisine itaat etmeyen bütün devlet büyüklerini öldürdü ve kendisini Hun hükümdarı (Şan-yü) ilân etti”.

    Çinli tarihçilerin derledikleri bu bilgiler, şüphesiz, gerçek tarihî bir olayın destanlaştırılmış bir ifadesidir. Mete’nin babasına karşı yaptığı devlet darbesi Hun halkı tarafından çok beğenilmiş ve takdir edilmiş olmalı ki, dilden dile, nesilden nesle anlatıla anlatıla ayrıntıları kaldırılmış; bazı olağanüstü unsurlar ve motiflerle süslenerek, hafızalarda uzun yıllar yaşayacak bir destan şekline dönüştürülmüştür. Yukarıda anlatıldığı şekle sokulduktan sonra da Çinli tarihçiler tarafından Hun halkının ağzından derlenip yazıya geçirilmiştir. Bundan dolayı, tarihî hikâyenin içinde bazı olağanüstü unsurların ve motiflerin bulunmasına, daha da önemlisi olayların olağanüstü bir süratle gelişmesine şaşmamak gerekir.

    Yukarıdaki metinde Mete’nin babasına karşı yaptığı bir devlet darbesi anlatılmaktadır. Görüldüğü gibi, Mete, darbeyi birdenbire başlatmamıştır. Olayların seyrine bakılacak olursa, o, önce ayrıntıları iyice düşünülmüş esâslı bir plân yapmıştır. Bu plâna göre, Mete tümenini sıkı ve katı bir eğitimden geçirmiştir. Burada hemen şu soru akla gelebilir. Mete’nin emrine verilmiş olan tümen eğitimli birlik değil miydi? Şüphesiz bu tümen eğitimli bir birlik idi. Fakat Mete, yapacağı iş için bu tümenin eğitimini yeterli ve uygun bulmamıştır. Ona göre, askerlerin duygu, düşünce ve davranışları arasında tam bir uyum ve birlik bulunmalıydı. Bu da ancak özel bir eğitimle sağlanabilirdi. Mete, özellikle bu eğitimle askerlerin duygu, düşünce ve davranışlarını tamamen kendi amacına göre değiştirmek istemiştir. Askerî eğitimde deha sahibi olan Mete, şunu çok iyi biliyordu ki, ancak benzer duygu ve düşünce taşıyanlar ile benzer davranış gösterenler, aynı gayede birleşebilirler. Diğer taraftan liderin ruhu ile emrindekilerin ruhu da tam bir uyum içinde olmalıdır. Eğer bu uyum sağlanmışsa, liderler için uzun sözlere, emirlere ve talimatlara gerek yoktur. Yapılacak işler için bir jest, bir bakış, bir işaret yeterlidir.

    Mete, işe, kendisi açısından bir hayli avantajlı bir şekilde başlamıştır. Görüldüğü üzere o, sadece Hun tahtının varisi bir tigin değil, aynı zamanda kendi hayatı ile birlikte devletinin ve milletinin itibarını kurtarmış bir kahramandır. Daha doğrusu o gücünü, kendi yeteneklerinden ve başarısından almaktadır. Çünkü Mete, silâh eğitiminde ve savaşlarda kullanılmak üzere hedefe giderken ıslık çıkaran bir ok icat etmiştir. O, hem gösterdiği kahramanlıkla hem de mucitliği ile üstünlüğünü ve yeteneğini göstererek, Hun halkını ve özellikle tümenini son derece etkilemiştir. Artık çevresi, Mete’ye üstün yetenekli bir lider gözüyle bakmaktadır. Ayrıca, ona inanmakta ve güvenmektedir.

    Mete’nin uyguladığı eğitimin temelini “emre itaat, anında karar vermek ve gösterilen hedefi vurmak” gibi bugün de geçerli ilkeler ve kurallar oluşturmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, Mete’nin bu eğitimden asıl maksadı, emrindekilere, savaşlarda tek başına görevini tam yapabilecek yeteneği ve alışkanlığı önceden kazandırmaktır. Fakat Mete, ortaya koyduğu ilkelere ve kurallara uyum sağlayamayanlar için son derece acımasız olmuştur. Halbuki, askerler daha işin başın

    da yükümlülüklerini yerine getirmemenin neye mal olacağını çok iyi biliyorlardı. Zira Mete, eğitime başlamadan önce gösterdiği hedefi vurmayanların saf dışı edileceğini açıkça ilân etmiştir. Aksi durum zaten itaatsizlik ve disiplinsizlik anlamına gelecektir. Özellikle askerlik mesleği, diğer mesleklere göre daha fazla disiplin ve itaati gerektirmektedir. Bundan dolayı, Mete’nin, verdiği emri yerine getiremeyenleri, kararsız kalanları ve hedefi vuramayanları ağır bir ceza ile hemen saf dışı etmesini normal bir davranış olarak kabul etmek lâzımdır. Esâsen Mete, birliğini rakiplerine üstünlük yaratacak ilkelerle eğitmiştir. Onun anlayışına göre, birlikleri arasında korkaklara, zayıf iradelilere, yetersizlere ve yeteneksizlere asla yer olmamalıdır. Çünkü, Mete’nin planladığı işler, maddeten ve manen zayıf insanların yapacağı işler değildi. Hiç şüphesiz, bu insanlarla kaybedilenler, kazanılanlardan daha çok olacaktır. Üstelik bu insanlar, yapılacak işlerde başarısız olmakla kalmazlar, yetenekli insanlara da ayak bağı olurlar. Burada bir hüküm vermek gerekirse, Mete’nin bütün eylemleri, işte bu düşüncelerin damgasını taşımaktadır.

    Mete, emrindeki birliği eğitirken sadece katı kurallar koymakla kalmamış, bu kuralları birer birer uygulamıştır. Yalnız burada dikkati çeken bir durum vardır. O da, seçilen ve gösterilen hedeflerin hep canlı ve değerli varlıklar olmasıdır. Biz bu canlı ve değerli hedeflerin gerçekten Mete’nin kendi atı, eşi ve babasının atı olduğunu düşünmüyoruz. Bu olayı nakledenler hikâyeyi daha cazip ve etkili hale getirmek için hedef olarak bu varlıkları koymuş olabilirler. Bizim kanaatimize göre, bu hedefler Mete’nin kendi atını, eşini ve babasının atını temsil eden birer nesnedir. Yani asıl varlıkları temsil eden birer semboldür. Aksi takdirde, Mete’nin gerçek niyeti daha işin başında fark edilebilir ve faaliyeti de tehlikeye düşebilirdi.

    Eğitim sırasında seçilen ve gösterilen hedeflere bakılacak olursa, Mete, her şeyden önce birliğini hissî davranışlardan kurtarıp, bir inancın ve idealin zaferi için canlarını hiç düşünmeden verebilecek duruma getirmek istemiştir. Mete’nin anlayışına göre, bir dava uğruna en değerli varlıklar bile fedâ edilebilmelidir. Bunun için Mete, hedef olarak seçtiği ve gösterdiği varlıklar arasında az değerlisinden çok değerlisine doğru bir sıralama yapmıştır. Bu sıralamanın en sonunda devletin başı olan Tuman bulunmaktadır. Gerçek hedef budur. Diğerleri ise birer vasıtadır.

    Mete’nin harekete geçebilmesi için önünde bulunan en önemli mesele, güvendir. Bağlılığından emin olunmayan bir birliğe, şüphesiz güvenilemezdi. Onun, her şeyden önce birliği ile babası arasındaki hissî bağları koparması gerekiyordu. Çünkü, Mete, emrindeki birliği yabancı soydan bir düşmana karşı değil, kendi babasına karşı hazırlamaktadır. Bundan dolayı o, bağlılığından emin olmak için tümenini türlü sınavlardan geçirmiş ve başarısız olanları birliğinin saflarından hemen ayırmıştır. Bundan da anlaşılıyor ki, Mete’nin bu hareketinin özünü, birlikte hareket ve nefsinden fedâkârlık gibi iki temel unsur oluşturmaktadır. Böylece Mete, bütün enerjisini amacına adamış, inançlı, kararlı, sadık, hiçbir engel tanımayan demir iradeli ve disiplinli bir birlik meydana getirmiştir. Zira Mete’nin hareketlerine egemen olan düşünce daima üstün gelmektir.

    Mete, eğitim esnasında sadece emirler vermekle yetinmemiştir; verdiği emirleri daima ilk olarak bizzat kendisi uygulamıştır. O, bu davranışıyla kimsenin verdiği emir dışında kalmadığını, daha önemlisi kendisinin emrindekilerle eşit olduğunu göstermek istemiştir. İşte Türk komutanlarını tarihin her devrinde başarılı kılan ve zafere götüren bu özelliktir. Bu özelliği ile Mete, kendisinden sonra gelen bütün Türk komutanlarına örnek olmuştur.

    Burada, eski Türk askerî hayatının bir özelliğini açıklamakta fayda görüyoruz: Eski Türk devlet adamları ordu birlikleri ile sık sık av partileri düzenlemekteydiler. Toplu olarak yapılan av partileri, âdeta bir savaş tatbikatı şeklinde geçmekteydi. Ordu birlikleri, bu av partilerinde tıpkı savaşlarda olduğu gibi tertiplenmekteydi. Silâhlarla canlı ve hareketli av hayvanları üzerinde geniş eksersiz imkânı bulunmaktaydı. Yukarıya aldığımız kaynak bilgisinden anlaşılacağı üzere, Mete de, emrindeki tümenin eğitim derecesini öğrenebilmek için bu av partilerinden yararlanmış ve bu gaye ile bir dizi av partisi düzenlemiştir. Onun bu av partilerinden biri, babasına karşı girişeceği darbenin son provası şeklinde geçmiştir. Mete, bu av partisinde hedef olarak babasının atını veya bu atı temsil eden bir hedef seçmiştir. Tarihî metinde de görüldüğü gibi, Mete’nin birliği istisnasız aynı hedefe oklarını atmışlardır. Bu duruma göre, Mete de, birliğinin eğitim düzeyinin istediği kıvama geldiğini anlamıştır.

    Savaş tatbikatı anlayışı ve düzeninde cereyan eden av partilerinin sonuncusu, bu defa, Mete’nin babasına karşı giriştiği bir devlet darbesine (coup d’etat) sahne olmuştur. Bu av partisinde Mete, ıslık çıkaran okunu babasına yöneltmiş ve böylece darbeyi başlatmıştır. Burada dikkati çeken husus, taraflar arasında, yani Mete ile babasına ait kuvvetlerin eşit olmadığıdır. Çünkü, Tuman’ın büyük bir ordusuna karşılık, Mete’nin sadece bir tümenlik birliği bulunmaktadır. Mete, bu eksiğini, tümenine uyguladığı özel bir eğitimle tamamlamıştır. Zira bir askerî birliğin gücü, onda birlik ve kararlılık ruhu yaratılmak suretiyle birkaç misli artırılabilir. Bu duruma göre hüküm vermek gerekirse, kuvvet, sayıda değil, niteliktedir. Hal böyle olunca, kuvvetler dengesi Mete’nin fazla aleyhine değildir. Fakat kaynak metninin sonunda Mete, “kendisine itaat etmeyen devlet büyüklerini öldürdü” şeklinde bir ifade geçmektedir. Bu ifadeden Mete’nin darbeden az önce babasının emrindeki Hun ordusuna kendisine katılması için bir çağrıda bulunduğu ve Hun ordusunun hiç olmazsa bir kısmının bu çağrıya uyarak, kendisine katılmış olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Yine aynı ifadeden, Tuman’ın ok darbesiyle öldürülmesinden sonra, Hun ordusunun bir süre daha direnmiş olduğu anlaşılmaktadır. Daha doğrusu, Tuman’ın ölümünden sonra taraflar birbiriyle kıyasıya vuruşmuşlardır. Bu vuruşma da ancak, Mete’nin tamamen üstün gelmesiyle son bulmuştur. Fakat Mete, babasını ortadan kaldırmak ve üstün gelmekle yetinmemiş, devlet ve hanedan içinde geniş çapta bir temizlik yaparak, kendisini ülkesinde tek hâkim güç haline getirmiştir. Böylece Mete ile, Türk tarihinde yeni ve parlak bir sayfa açılmıştır.

    NOT: Bu ilgili makale, Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin I. Cildinde bulunmakta ve Prof. Dr. Salim KOCA’nın “Büyük  Hun Devleti” adlı makalesinden bilgiler size sunulmuştur.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle