Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Metehanın Orta Asya Birliğini Kurma Politikası

  • Mete’nin Hun Hakimiyeti Altında Orta Asya Birliğini Kurma Politikası

    Pe-teng kuşatması ile Çin İmparatoru Kao’ya boyun eğdiren Mete, M.Ö. 197 tarihli antlaşma ile imparatoru vergiye bağlayarak, Çin üzerinde tam bir hâkimiyet kurmuştu. İmparator Kao’nun M.Ö. 188 yılında ölümünden sonra Çin tahtı için otorite mücadelesi başladı. Çünkü İmparator Kao’nun yerini alabilecek uygun bir oğlu bulunmuyordu. İmparatoriçe Lu, imparatorun başka eşinden doğmuş bir oğlunu tahta çıkardıysa da, iktidardaki bunalım giderilemedi. Zira, imparatorun oğlu iktidarın gerektirdiği sorumluğu taşıyabilecek bir yaşta değildi.

     Sonunda imparatoriçe üvey oğlunu bertaraf ederek, iktidarı tamamen kendi eline aldı (M.Ö. 187). Böylece Hun-Çin ilişkilerinde de kısa süre de olsa bir belirsizlik dönem yaşandı. Mete, bu belirsizliğe son vermek, daha doğrusu baskısını hissettirerek Çin üzerindeki hâkimiyetini devam ettirmek için aynı yıl içinde İmparatoriçe Lu’ya bir mektup gönderdi. Mete’nin, sadece maddî güçle değil, aynı zamanda politik güçle de sahip olduklarına hükmetmesini iyi bilen bir lider olduğunu göstermek bakımından bu mektubu buraya aynen alıyoruz:

    “Ben, ırmaklar ve göller arasında doğmuş, geniş yaylalarda atlar ve sığırlar arasında büyümüş, kendimi sık sık sınır boylarında bulmuş, (ve şimdi) kendi ayakları üzerinde duramayan yalnız bir hükümdarım. Bir gün Çin’de gezinti yapma arzusundayım. Zat-ı devletleri (de) orada (Çin sarayında, dul olarak) yalnız bulunuyor. Buna karşılık, ben de, kendi ayakları üzerinde duramayan bir münzevî (yapayalınız bir kişi) olarak tamamen yalnız oturuyorum. Biz, yani her iki hükümdar için artık mutluluk kalmamıştır; bizi eğlendirecek hiçbir şey (de) yoktur. Ben, senin sahip olmadıklarını (vererek), sahip olduklarını (alarak), bunları birbiriyle değiştirmek istiyorum”. Görüldüğü gibi, Mete, kendisini Orta Asya’nın mukadderatında tek hâkim güç olarak görmekte ve kabul etmektedir. Bunun için de, Çin üzerinde egemenlik iddiasında bulunmaktadır. Daha doğrusu Mete, Çin üzerindeki baskısını kalkmadığını politik yollarla hissettirerek, bu ülkeden yıllık vergilerini düzenli olarak almak ve ticarî ilişkilerini devam ettirmek amacındadır. O, bu mektubunda diplomatik bir üslup kullanarak, amacını ve niyetini dolaylı bir ifade tarzı ile anlatmıştır. Onun, imparatoriçe ile evlenmek gibi bir niyeti bulunmuyordu.

    Çin devlet meclisinde bu meselenin enine boyuna tartışılmasından sonra, Mete’nin Çin üzerindeki baskısına ve hâkimiyetini devam ettirme kararına, karşı konulamayacağı anlaşıldı. Özellikle, bazı devlet adamları tarafından Pe-teng felâketinin hatırlatılması, Mete ile savaşma azminde olan imparatoriçeyi korkutmaya ve kararından vazgeçirmeye yetti. Artık imparatoriçe için Mete’nin isteklerine boyun eğmekten başka çare yoktu. Gururu son derece incinmesine rağmen imparatoriçenin ihtiyat duygusu hiddetine galip geldi ve Mete’ye, Çin diplomasisinin kurnazca taktiği ile yatıştırıcı bir cevap verildi. O bu mektupta, Mete’ye şöyle diyordu:

    “Şan-yü Mete, benim yıkılmaya yüz tutmuş sarayımı unutmamış, özellikle bir mektup yazarak hatırlamış. Benim, yıkılmaya yüz tutmuş sarayımı şimdi korku ve endişe sarmış bulunuyor. Gücümün azaldığı bu günlerde zihnimi çeşit çeşit düşünceler işgal ediyor. Çok yaşlandım; nefes darlığım (da) var; Saçlarım ve dişlerim döküldü. Adımlarım normal yürüyüşünü kaybetti. Şan-yü Mete, bundan dolayı beni yanlış anlamış. Kendisinin bu kadar alınmasına değmez. Şüphesiz bunda, benim yıkılmaya yüz tutmuş sarayımın suçu yok. Sizden özür dilemeyi, üzerime düşen bir görev olarak görüyorum. Sana lâyık olmasa da, dört atla çekilen imparatorluğa mahsus iki araba gönderiyorum. Bunların kabulünü rica ediyorum. Bunlarla her zaman (ülkende) gezinti yapabilirsin”.

    Anlaşılacağı üzere imparatoriçe, Mete’nin siyaset taktiğini, masumâne bir görüntü altında daha kurnazca bir taktikle bertaraf etmeye çalışmıştır. Daha açık bir ifade ile söylememiz gerekirse, imparatoriçe, Mete’nin Çin üzerindeki hâkimiyetini devam ettirme kararına açıkça karşı çıkamamış, fakat açıkça kabul de etmemiştir. Daha doğrusu, imparatoriçe, her zaman olduğu gibi, Çin’in askerî gücü ile ulaşamadığı başarıya, siyaset yoluyla ulaşmıştır. Üstelik, gönderdiği değerli hediyelerle Mete’nin gönlünü alacak jestler yapmayı da ihmal etmemiştir. İmparatoriçe Lu, dış siyasette gösterdiği bu başarısına rağmen, Mete ile Çin arasında eşi zamanında oluşan statükoyu değiştirememiştir. Çin yönetimi, hediye adı altında Mete’ye vergi vermeye devam etmiştir.

    Çin tarihleri, M.Ö. 197-187 ve 187-176 yıları arasında Mete’nin faaliyetlerinden hiç söz etmemişlerdir. Bu kadar uzun bir zamanı, Mete gibi büyük bir liderin sadece ülkesini yönetmekle geçirdiğini düşünmek mümkün değildir. Nitekim de öyle olmuştur. Mete, M.Ö. 176 tarihinde Çin imparatoruna bir mektup yazmıştır. Bu mektup, Mete’nin, 20 yıl gibi uzun bir süre Çin tarihlerinde görülmeyişinin sebebini bize tatmin edici bir şekilde açıklamaktadır. Mete’nin, bu süre içinde neler yaptığını öğrenebilmek için bu tarihî mektubu aynen buraya alıyoruz:

    “Tanrı tarafından tahta çıkarılmış büyük Hun Şan-yü’sü, Çin imparatorunun iyi olup olmadıklarını saygı ile sorar. Daha önce majesteleri evlilik yoluyla akrabalık kurmamızı teklif etmişti. Ben bu fikri uygun bularak, memnun olmuştum. Ancak, imparatorluğun sınır muhafız beylerinden biri benim beylerimden ‘Sağ Bilge Tigin’ime (Prens) saldırmış. Sağ Bilge Tigin de benim iznimi almadan Hou I-lu-hu (İlbeyi) Nan-chi gibi adamlarımın kışkırtmasıyla imparatorun muhafız beyine hücum etmiş (taktik uygulamış). Böylece, iki hükümdar arasındaki antlaşma bozulmuş ve kardeşlik ilişkilerimize gölge düşmüştür. Bu olaydan dolayı incinmiş olan imparator, bize iki defa mektup gönderdi. Ben de elçi vasıtasıyla cevabî mektubumu gönderdim. Fakat gönderdiğim elçi geri dönmedi. Üstelik imparatorun da elçisi gelmedi. Bu bakımdan imparatorun bize dostça davranmadığı kanısındayım. (Böylece) komşu devletimiz, (yani Çin) bize bağlı kalmamıştır. Antlaşmamız, yalnızca küçük memur (veya subaylar) yüzünden bozulmuştur. Bunun için, Sağ Bilge Prensimi cezalandırdım. Yüe-çileri arayıp, onlara taarruz etmesi için, batıya gönderdim.

    Tanrının lütuf ve inayeti, subay ve askerlerimizin mükemmelliği ve dayanıklı atlarımızın üstün gücü ile düşmanlarımıza baş eğdirdik; Yüe-çileri mağlup ettik; bazılarının kafasını kestik, bazılarına diz çöktürdük (bazılarını tâbi hale getirdik). Bundan başka Lo-lan (Jo-jan), Vu-sun, Hu-chie (Oğuz) topluluklarıyla civardaki 26 krallığı egemenliğimiz altına aldık ve düzene kavuşturduk. Böylece, bunların hepsi büyük Hun ailesin bir parçası, yani ‘Hun’ oldu. Yay çekebilen ve kullanabilen bütün kavimler, bir tek aile halinde birleştiler. (Şimdi) bütün kuzey ülkesi barış içinde.

    Artık, silâhlarımı bırakıp, askerlerimi dinlendirmek ve atlarımı otlağa çıkarmak (besiye almak) arzusundayım. (Ayrıca) geçmişte olan olayları unutmak (eski hesapları kapatmak), eski antlaşmalarımızı tekrar yürürlüğe koymak istiyorum. Devletlerimizin sınırlarında oturan halklar güvenlik ve barış içinde yaşasın. Çocuklarımız korkusuzca ve serbestçe oynayıp büyüsün. Yaşlılarımız da endişesiz ve üzüntüsüz bir hayat sürsün. (Böylece) halkımızın, nesilden nesle böyle barış ve mutluluk içinde yaşamasını arzu etmekteyim

    İç saray vezirimi (Hsi-fu Ch’ien), bu mektubu size sunması için gönderiyorum. Mektupla birlikten zat-ı devletlerinize bir deve, iki binek atı, iki takım araba atı sunmak istiyorum. Eğer imparator bundan sonra Hunların, Çin savunma duvarlarına yanaşmalarını istemiyorsa, subayları ile orada yaşayan halkın, (duvarlardan, yani Çin seddinden) biraz daha uzakta oturmaları için, emir buyursun.”

    Görüldüğü üzere Mete, saltanatının 20 yıl gibi uzun bir dönemini Hun hâkimiyeti altında Orta Asya birliğini kurma faaliyetle geçirmiştir. Altay dağlarından Aral gölüne kadar bütün ülkeleri ele geçiren Mete, 26 tane büyüklü küçüklü devleti ortadan kaldırarak, Hun siyasî birliğini kurmuştur. O, biraz yukarıda naklettiğimiz mektubunda bu faaliyetinin sonucunu, amacına ulaşmış bir liderin mutluluğu içinde, “Ok ve yay gerebilen kavimleri bir aile gibi birleştirdim şimdi onlar Hun oldular” şeklinde açıklamıştır. Bu sözden de anlaşılıyor ki, Mete, Orta Asya’da sadece Hun siyasî birliğini kurmakla kalmamış, aynı zamanda bu topluluklara “Hun olma”, yani millet olma bilinci de kazandırmıştır.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, Mete, M.Ö. 209 yılında, Türk tarihinde inkılap yapan bir yöntemle Hun tahtına çıkmış, kendisinden toprak talebinde bulunan Moğol kökenli Tung-huları ağır bir şekilde cezalandırmış, dünyada bir eşi dahi bulunmayan bir taktikle Çin imparatorunu kuşatıp, vergiye bağlamış, Türkçe konuşan ve Türk soyundan olan toplulukları Hun hâkimiyeti altında toplayarak, Hun siyasî birliğini kurmuş ve Hun Devleti’ni sadece Orta Asya’nın değil, bütün Asya’nın, hatta bütün dünyanın en büyük gücü haline getirmiştir. Zaman zaman Çin üzerinde siyasî baskısını hissettirerek, Hun halkına uzun bir barış ve huzur dönemi yaşatmıştır.

    NOT: Bu ilgili makale, Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin I. Cildinde bulunmakta ve Prof. Dr. Salim KOCA’nın “Büyük  Hun Devleti” adlı makalesinden bilgiler size sunulmuştur.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle