Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Metehan’ın Yetiştiği Ortam

  • Mete’nin Yetiştiği Ortam

    Eski Çin tarihçileri, Hun hükümdarları arasında Mete’nin hayatını ve faaliyetlerini öğrenmek için özel bir gayret göstermişlerdir. Bilindiği gibi, Hun tarihinin yazılı belgeleri Çinli komutanların resmî raporlarından ve verdiklerin bilgilerden oluşmaktadır. Kanaatimizce, eski Çin tarihçileri, Mete hakkında bilgi toplarken ilk defa resmî raporların dışına çıkarak, Hunların kendi bilgilerine de başvurmuşlardır. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, onlar, Mete’nin hayatına ve faaliyetlerine dair elde ettikleri bilgilerin büyük bir kısmını Hun halkının ağzından derlemişlerdir. Bundan dolayı bu bilgiler, olağanüstü motifler ve unsurlarla süslenmiş bir destan niteliğindedirler. Bundan da anlaşılıyor ki, Mete’nin bütün faaliyetleri Hun halkı tarafından o kadar çok beğenilmiş ve takdir edilmiş olmalı ki, onun hayatı ve faaliyetleri bir destan mantığı ve üslubu ile anlatılmıştır. Öyle ki, bu konuda gerçek tarihî olaylarla destanî unsurlar birbirine karışmıştır. Bu yüzden Mete’nin hayatında bazı olağanüstü olaylar bulunmaktadır. Bu olağanüstü olayların arkasındaki gerçekleri anlamak son derece güçtür. Öte yandan kaynağın tek olması, mukayeseye de imkân tanımamaktadır. Ancak mevcut kaynak bilgisinin sıkı bir eleştiri ve mantık süzgecinden geçirilmesi ve yorumlanması ile Mete’nin gerçek tarihî kişiliği aydınlatılabilir. Biz de bu yola giderek, Çin yıllıklarının sağladığı bilgileri tarihî ışığında geniş bir yoruma ve değerlendirmeye tâbi tuttuk. Başka bir ifade ile söylememiz gerekirse, destanî unsurlarla dolu olan bu döneme yoğun bir gayretle açıklık ve kesinlik getirmeye çalıştık.

    Burada şunu da belirtmemiz gerekmektedir: Türkiye’de Hunlar ve Mete hakkında yazmaya en ehil ve en donanımlı eski Türk tarihi uzmanı Bahaedddin Ögel’dir. Çoktan ebediyete intikal etmiş olan Bahaeddin Ögel, bize bu hususta anlaşılması zor, anlatımı karışık, geniş bilgi yığınından oluşan, millî duyarlılıkla yazılmış iki ciltlik bir kitap sundu. Bu kitaplar, Hunlar hakkında araştırma yapacaklar için, hiç şüphesiz, sağlam birer temel oluşturmaktadır.

    Mete dönemine geçmeden önce, onun içinde yaşadığı ve yetişmesinde başlıca rolü olan ortamı belirtmemiz gerekmektedir: Kaynaklarda Mete’nin içinde yaşadığı ortam, dolayısıyla onun çocukluk ve gençlik hayatı hakkında pek az bilgi bulunmaktadır. Bu hususta ilk bilgiye, Mete’nin M.Ö. 187 tarihinde Çin imparatoriçesine yazdığı mektupta rastgelinmektedir. Bu mektubun bir yerinde Mete kendi hayatının ilk dönemine dair şöyle demektedir: “Irmaklar ve göller arasında doğdum; geniş yaylalarda sığırlar ve atlar arasında büyüdüm; kendimi sık sık sınır boylarında buldum”. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere Mete, geniş yaylalarda yaşayan, hayvancılıkla geçinen ve akıncılık yapan göçebe bir topluluğun çocuğudur. Zira ifade de, göçebe hayatın temel unsurları ve faaliyetleri birer birer sayılmıştır. Bunlar; ırmaklar, göller, geniş yaylalar, hayvanlar ve eski Türk hayatında önemli bir yer tutan akınlardır. İşte Mete’nin hayatına hâkim olan ve onun yetişmesinde rol oynayan bu unsurlar ve faaliyetlerdir. Daha doğrusu Mete’nin hayatını, içinde yaşadığı tabiat, hayvancılık ve akıncılık belirlemiştir.

    Mete, özel adlarını vermeden ırmaklar ve göller arasında doğdum demektedir. Bunların Orta Asya’daki hangi ırmaklar ve hangi göller olduğunu kesin olarak bilebilmek mümkün değildir. Ancak, Mete’nin tarif ettiği yerin, Göktürk Devleti’nin merkezi olan Orhun nehri çevresi olması kuvvetle muhtemeldir. Burası hiç şüphesiz Hun hanedan ailesinin kışlık merkezi idi. Fakat Mete’nin çocukluk ve gençlik hayatının en önemli kısmı geniş yaylalarda sığırlar ve atlar arasında geçmiştir. Daha doğrusu Mete’nin hayatında kalıcı etki bırakan faaliyet, konar-göçerlilik (yaylacılık) ve akıcılıktır. Bu faaliyetler Mete’nin ufkunu son derece genişletmiş, ona üstünlük ve hâkimiyet duygusu kazandırmıştır.

    Mete’nin hayatının bu ilk döneminde yaylalarda sığır ve at güttüğünü düşünmüyoruz. Fakat onun, yaylalarda geçirdiği uzun yaz günlerinde her Hun çocuğu gibi, “koyunların sırtına binip farelere, gelinciklere, kuşlara, tilkilere ve tavşanlara ok atmak” suretiyle ilk atıcılık eğitimlerini yaparak,18 kendisini yetiştirdiği muhakkaktır. Yine her Hun çocuğu gibi Mete’nin ilk silâh eğitimi, bu çocuk oyunlarıyla sınırlı kalmamıştır. Onun iyi bir silâhşör olarak yetişmesi için bazı Hun beyleri görevlendirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu beyler de hiç şüphesiz, Mete’ye ata binmenin, kılıç kullanmanın ve ok atmanın bütün tekniklerini ve inceliklerini öğretmişlerdir. Böylece Mete, çocukluk yaşından kurtulur kurtulmaz Çin’e yapılan akınlara katılmaya başlamıştır. Onun, kendini sık sık sınır boylarında buldum demesi bunu açıkça göstermektedir. Mete’nin bu akınlarda mevkiine uygun bir görev yaptığı ve önemli rol oynadığı muhakkaktır.

    NOT: Bu ilgili makale, Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin I. Cildinde bulunmakta ve Prof. Dr. Salim KOCA’nın “Büyük  Hun Devleti” adlı makalesinden bilgiler size sunulmuştur.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle