Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Oğuzların Dini İnanışları

  • Oğuzların Dini İnanışları

    • Totemcilik

    Eski Türklerde totemciliğin bulunduğu ileri sürülmüş, delil olarak ise kurdun ata tanınması gibi totemcilikteki fetişler gösterilmiştir. Mesela Reşid’üddin’nin Cami’üt – tevarih adlı eserinde yirmi dört Oğuz boyunu sıralarken, her dört boy için bir kuşu “ongun” (kutsal) olarak belirtmektedir. Ancak bu eski Türklerde totem inancı olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir. Çünkü totemcilik sadece bir hayvanı ata tanımakla sınırlandırılamaz. Bazı sosyal ve hukuki cepheleri vardır ve bu şartlar olmadan sistemin yaşaması mümkün değildir. Bu şartlar ise Türk toplumlarında görülmez.

    Mesela totemcilikte “anaerkil” aile yapısı bulunurken Türklerde ataerkil aile yapısı bulunmaktadır. Totemcilik bir klan dinidir. Totemcilikte avcılık ve devşirmecilik gibi asalak ekonomi söz konusu iken Türklerde hayvancılık ve tarıma dayalı bir ekonomi söz konusu idi. Totemci topluluklarda her topluluğun ayrı bir totemi mevcuttur. Oysa Türklerde tüm bir kavmin kutlu saydığı tek bir hayvan mevcuttur. Kurdun saygı görmesi, sürülerin otladığı bozkırın korkulan hayvanı olmasından ileri geldiği düşünülebilir. Bu değerlendirmenin arka planında dini bir düşünce keşfetmek güçtür.

    Türklerde kurt ya da ongun gösterilen kuşa tapılmaz, bu hayvanlar fetiş olarak değer taşımaz. Ongun kelimesi, Moğollardan önceki Türk vesikalarında geçmemektedir. Cami’üt-tevarih’te Oğuz boylarının ongunları olarak gösterilen kuşlar da, Moğol tesirinden önceki devirlerde Oğuz boylarının listesini veren Kaşgarlı Mahmud’un eserinde yoktur.

    Türklerin bayraklarında çift başlı kartal, bozkurt veya boz köpek gibi çeşitli hayvan figürlerini kullanmaları, bu hayvanların güç timsali saymaları, kendi farklılıklarını diğer milletlere gösterme amacı taşıyor olabilir.

    • Şaman İnanışı

    Oğuz Türklerinin dini inanışları içinde Şaman inancına sahip olduklarına dair bir görüş de bulunmaktadır. Bozkır sahasındaki dini inanışların Şamanlığa bağlanması adet haline gelmiştir.

    Şamanizm bazı müelliflerce bir din olarak gösterilmiştir. Bazı araştırmacılara göre Şamanizm’i bir din olarak saymamak gerekmektedir. Bir değerlendirmeye göre Şamanizm, dini sayılmasa bile yayıldığı sahada dinin yerini almıştır.

    Türk-Moğol halklarının dini inanışları hakkında en eski bilgileri Çin kaynakları vermektedir. Ayrıca eski Türk dili yadigarları, Bizans, Ortaçağ doğu kaynakları ve XIII. asırdan itibaren de seyyahların verdikleri bilgiler önem taşırlar. Mesela X. yüzyılda İbn Fazlan’ın verdiği bilgiler, Ural-Hazar havzasındaki bazı Türk boylarının Şamanist olduklarını bildirir.

    Şamanistler, kainatı gök yüzü, yer yüzü ve yer altı olarak üç kısım halinde ayırırlar. Gök yüzünde “tanrı” sayılan ve insan şeklinde tasvir edilen Ülgen bulunur, yer yüzünde de insanların yaşadığı yerdir. Yer altında ise, kötü olan ve korkunç şekillerde tasvir edilen Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar yaşarlar. Ayrıca güneş ve ay, Şaman inancında çok önemliydi. Hatta bunlara kurbanlar sunulurdu.

    Şaman, hastalara şifa verir, kötü ruhları korkutmak için ayinler düzenler, kurban ayinlerini yönetirdi. Şamanlıkta “Şaman” tabir edilen kişi, kendi hususi usulleriyle göklere yükselen, yer altına inen ve oralarda dolaşan bir sihir ve ayin ustasıdır.

    Şamanlık ile Türk inancının aynı olduğu düşüncesini uyandıran, Türkçe din adamı manasındaki “Kam” ile Şaman kelimesinin aynı olduğu yolundaki bir iddia, Şaman tabirinin Hint-İran dilinde keşfedilmesiyle geçerliliğini kaybetmiştir. Ancak Şamanlık ile Türk inancı arasında büyük bir uyum hasıl olmuş ve bu özellikle Türklerdeki atalar kültü, demircilik, su kültü ve at kurban etme geleneğinin Şamanizm’de de bir vasıf kazanmasına sebep olmuştur. Bu çerçevede belirtecek olursak; Türklerin Şaman olduklarını ispat edebilecek kesin bir kanıt bulunmamaktadır. O yüzden Oğuzların Şaman olduklarını söylemek de mümkün değildir.

    İbn-i Fazlan, X. asırda yazdığı seyahatnamesinde, Oğuz yurdunda mabet gördüğünden ve bir din adamı ile görüştüğünden bahsetmez. Ebu Du’lef ise, eserinde Oğuz yurdunda bir mabet gördüğünü ve bu mabedin içinde put bulunmadığını ifade etmiştir. Ancak Ebu Du’lef’in Oğuz yurdunda gördüğü boş mabedin o dönemde Hazar bölgesinde yaşayan ve Yahudi dinini kabul etmiş birtakım kavimler tarafından havra olarak kullanılmış olabileceği ya da Mani mabedi olabileceği ihtimali düşünülebilir. İbn-i Fazlan, Oğuz yurdunda mabet veya din adamı görmediğini bildirse de Oğuzlarda atalar anlayışının bulunduğu bilinmektedir. Oğuzlar bu manevi şahsiyetlere büyük önem veriyorlardı. Hatta bu hakimlerin oğuzların kanları ve malları üzerinde hüküm sagibi oldukları kabul edilmekteydi. Korkut Ata bu kişilerden birisiydi. Bu şahsiyetler, tabiplik yapar, yapılacak şeylerin uğurlu veya uğursuz olacağına hüküm verir, dini törenler düzenlelerdi. Önceleri bu kişilere Türkçede baba anlamına gelen “kam” mı deniliyordu? Yoksa başka bir tabir mi kullanılıyordu? Bu husus, tam bilinmemekle beraber daha sonraları ata ve baba denilmeye başlanmıştır.

    Oğuzlar, İslamiyet’e yakın olarak tek bir tanrının varlığına inanıyorlardı. Onu kadir-i mutlak olarak görüyorlar, ahrete ve cennete inanıyorları. Ancak tanrı tasvirleri konusunda pek fazla bilgi yoktur. İbn-i Fazlan Seyahatnamesi’nde kendisini misafir eden bir Oğuzun ona “Rabbinizin hanımı var mı?” diye sorduğunu, kendisinin tövbe ederken Oğuzun da bu sözleri tekrarladığını bildirir. Ancak bu Oğuzların İbn-i Fazla’ın tövbe sözlerini tekrarlaması da bunun aksini ispat etmez. Zira Oğuzların bazı durumlarda karşılarındaki kişinin sözlerini veya hareketlerini tekrarladıkları bilinmektedir. İbn-i Fazlan, bir Oğuzun haksızlığa uğradığı ya da hoşnut olmadığı bir durumla karşılaştığı zaman başını kaldırarak “bir tanrı” dediğini belirtir.

    Oğuzlar, dini inanışları gereği suya girmiyorlar, yanlarında kimsenin suya girmesine de izin vermiyorlardı. Çünkü su onlar için temiz ve arı idi. Suya girmek ise temiz olan suyu kirletmek, büyük bir günah işlemek demekti ki bu da büyük felaketlere yol açardı. Hatta suyla ilgili bu inanış yüzünden giysilerini de yıkamazlar, giysileri parça parça olana kadar onları değiştirmezlerdi. Bu konuda bilgi veren İbn-i Fazlan, Bulgar’a giderken uğradığı Oğuz yurdunda kendisini misafir eden Etrak’in kendisine hediye edilen giysileri giyerken iç giysilerinin paramparça olduğunu görmüş olduğunu söyler.

    Oğuzlardaki su kültünün dayandığı birtakım değerler vardı. Bunlardan biri Şaman inanışlarından olan ırmak ve dağlarda birtakım ruhların yaşadığına dair olan inanıştı. Suya girmenin suyu kirleteceğine inandıkları gibi bu ruhları rahatsız etmesinden de korkarlardı. Yanlarında suya giren kimselerin kendilerine büyü yapacağından korkar, bu kimseleri para cezasına çarptırılırdı.

    Oğuzlar, hastalanan kimseler için konaklama yerinin uzağında bir çadır kurarlardı. Hasta olan kimseye köle ve cariyeleri hizmet eder, aile fertlerinden dahi olsa kimse hastanın çadırına yanaşmazdı. Hastalanan kişi yoksul ise kaderine terk edilirdi. Bu olay bulaşıcı veya salgın hastalıklara yakalanma korkusundan ileri geliyordu.

    Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Demir, “Büyük Selçuklular Tarihi”, s. 22-24

Yorum Yazin


sitemap
site ekle