Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Osmanlı Devletinin Kuruluş Üstünlükleri

  • (i) Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Üstünlükleri: Osmanlı Türkleri, Batı Türkistan’ın Cengiz Han tarafından işgalinden sonra güneybatı yönünde göç eden bir kabiledir.[1] Orta Asya’dan çöller, dağlar geçip, yabancı diyarlardan yol bulup, yerleşebilecekleri topraklar aradılar sonunda, Selçuklu Türkleri arasında ve Anadolu platosunda yerleşim alanı buldular. O ana gelindiğinde Anadolu dil açısından Türk, din açısından Müslüman olmuştu bile. Ayrıca, burada damarlarında Hitit, İyon Frig, Truva, Lidya Glat ve Bergamalı kanı dolaşan Anadolu insanı da vardı. Ama, bunlar ata bağlarını çoktan unutmuşlardı. Zamanla, Osmanlılar bölgede önem kazandılar ve Selçukluların yıkılmasından sonra kurulan Anadolu beylikleri arasında başat öğe oldular; “Rum” ülkesinde büyümeye başladılar. Ama, irili ufaklı bir sürü belik arasında neden Osmanlılar?

    Bunu, Osmanlıların kuruluş üstünlükleriyle açıklamak yanlış olmayacaktır. Selçuklular Batı Anadolu’ya “Roma Ülkesi” diyorlardı. “Rum ve “Rumeli” (Roma ili) sözcükleri buradan gelmektedir. Daha sonra Batı Anadolu’da kalan ve Grekçe konuşanlara “Rum” denmeye başlanmıştır. Osmanlı devletinin kuruluş üstünlükleri coğrafi, siyasal ve toplumsal olmak üzere üç başlık altında incelenebilir. Osmanlı Devleti antik Bitinya bölgesinin Söğüt kasabasında kurulduğu için Bizans İmparatorluğu, yani Hıristiyan dünyası ile sınırdaştı.

    Böylece, “kâfir”e karşı Müslüman davasını yürüten bir “Gazi Cemaati” olarak, İslam dünyasında prestiji çok büyük oldu. Bu dünyanın dört köşesinden gönüllü savaşçılar çekti. Ayrıca Osmanlılar, kuruluş yıllarının dinamizmi içinde göçebe değerlerini sürdürmekteydiler ve savaşkan yetenekleriyle Hıristiyanlığa karşı önemli bir davanın en başta gelen savunucusu oldular. Üstelik coğrafi bir avantaj olarak, siyasal istikrarsızlıkla çalkalanan Trakya’nın hemen yanı başında kurulmuşlardı.

    Osmanlıların kuruluşta belki de en önemli üstünlükleri, askeri fetihlerin meyvelerini etkin bir siyasal yapı biçimine dönüştürmekteki başarılarıydı. İlk önderleri olan Osman, Orhan ve Murat gibi sultanlar, iyi asker oldukları kadar iyi de yöneticiydiler. İnanmış Müslümanlar olarak, ilk Müslüman önderlerinin saf dinsel hevesiyle doluydular. Taraftarları kendilerine çok bağlı olup, bölünmemiş kişisel hükümdarlıkları, sürükleyicilikleri vardı. Hemen batıdaki Bizans ve doğularındaki Selçuklu beyliklerindeki hanedanlık çatışmalarından uzak, birleşik bir beylik olarak kuruldular. Devlet, kuruluşunu izleyen ilk yüzyıl içinde iktidar mücadelesine sahne olmadı. Siyasal birlik sağlamdı.

    Osmanlıların bir başka üstünlüğü, daha önceki Müslüman Arap fetihlerinin yaratmış olduğu imajın aksine, düşmanlarına dinsel bağnazlıktan uzak bir biçimde bakmalarıdır. Bu son Roma İmparatorluğu’nun yakından inceleyip, yönetimsel yeteneklerinden yararlanmayı bilmişlerdir. Devletin sınırları içine giren Hıristiyanların zorla dönüştürülmesine başvurmamış, dinlerini ve kültürel benliklerini sürdürmelerine, büyük bir hoşgörü ile izin verilmiştir. Ayrıca, Bizans’ın merkezi otoritesi bozulunca, güvenlikleri kalmayan ve ağır bir vergi yükü altında ezilen Trakya’nın Hıristiyan köylüleri, Osmanlıları kurtarıcı gibi görmüşler, direnme göstermemişlerdir.

    Özetlemek gerekirse, Osmanlılar kurulup geliştirdikleri dönemde Asya ile Avrupa, Doğu ile Batı ve göçebelikle yerleşiklik değerlerini bir araya getirerek, dünya görüşünde pragmatik, daha doğudaki Türk beyliklerinin kültürel ve toplumsal sınırlamalarından uzak bir devlet oluşturdular. Yani Osmanlılar, ömrünü tamamlamakta olan Bizans’ı dönüştürebilecek tek toplumdu.

    Bizans İmparatorluğu, batısında Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından doğan boşluk üzerine kurulmuştu. Selçuklular ise doğudaki Arap imparatorluklarının bıraktıkları boşluktan yararlanarak, Türk-İslam karışımı bir uygarlık kurmuşlardı. Şimdi Osmanlı Devleti batısında Bizans, doğusunda Selçukluların bıraktıkları geniş boşluğun tam ortasında kurulmuştu ve buna doldurmaya kararlıydı. Yani, Roma İmparatorluğu’nun Avrupa’nın ortasındaki topraklarından, Arap imparatorluklarının Asya ve Afrika’daki sınırlarına kadar, merkezi Akdeniz olan geniş bölgede siyasal birliğin bu genç ve dirlik devlet tarafından kurulacağı bir bakıma önceden belliydi. Avrasya steplerinin güneyini kuşatan bu dünyanın en eski uygarlık alanında, belki de yeni bir senteze varacak devletin bereketli tohumu atılmıştı. Bu durum, şimdiye kadar sürekli belirtildiği gibi, uygarlığın merkezden çevreye doğru genişlemesi ve bağımsız küçük siyasal birimlerden güçlü, kapsamlı ve merkezi devletlere doğru gelişme yönündeki dünya tarihinin temel eğilimlerinin canlı bir göstergesi ve önemli bir aşaması olarak değerlendirilebilir.


    [1]  Türklerin Osmanlı öncesi tarihi konusunda şu kaynaklara başvurulabilir: Kamuran Gürün, Türkler ve Türk Devleti Tarihi, 2 c., Karacan Yayınları, İstanbul, 1982; Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, 5 c., Tekin Yayınevi, İstanbul, 1978; Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, 2 c., İstanbul Matbaası, İstanbul, 1976; Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, E Yayınları, Tarih Dizisi, İstanbul, 1976; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, 5 c., Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1978.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle