Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Osmanlının İçten Dağılma Sürecinin Başlaması

  • 4. Küçük Kaynarca ve İçten Dağılma Sürecinin Başlaması

    III. Mustafa (1757 – 1773) tahta geçtiği zaman, ülkenin yönetimini Köprülülerl’le karşılaştırılabilecek yetenekte bir sadrazam elinde tutuyordu: Ragıp Paşa. Kendisi, geleneksel yapılarla Batılaşma arasında bir uyum kurmaya çalışmaktaydı. Ragıp Paşa, dış politikasında da aynı uyum ve dengeyi aramıştır. Yüz yıldan beri Osmanlı Devleti aleyhine topraklarını genişletmekte olan Avusturya ve Rusya’ya karşı dayanabileceği bir devlet olarak, şimdi giderek güçlenmekte olan Prusya ile bir antlaşma imzalamış ve bunu bir savunma ittifakına dönüştürebilmenin yollarını aramıştır. Rusya ve Avusturya’ya karşı karşıt-ağırlık olmak üzere Prusya’nın seçilmesinin nedeni, bu devletin hiçbir Osmanlı toprağı ya da çıkarı ile ilgisinin olmamasıdır. Bu çabalar, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının ve Avrupa diplomasisi içine girerek müttefik aramasının başlangıcı sayılabilir. 19. yüzyıl boyunca izlenecek, “Avrupa’nın büyük devletlerini birbirine karşı kullanarak bağımsızlığını sürdürme politikasının” da başlangıcını oluşturur.
    Ancak, III. Mustafa bir barış adamı değildi. Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin daha savaşkan ve militan bir tutum alması gerektiğini düşünüyordu. Tam bu sırada Rusya’da da aynen kendisi gibi savaşkan bir yönetici iktidara gelmiştir. Çariçe Büyük Katerina. Katerina, tıpkı ataları gibi, Bizans’ın “mirasçısı” olarak, çift başlı ve Bizans kökenli çarlık bayrağını Boğaz’ın kıyılarına dikmeyi, dış politikasının en önemli amacı haline getirmişti. Tıpkı Prut Savaşı öncesinde olduğu gibi, başka bir Avrupa devleti yüzünden Osmanlılar yeniden Rusya ile savaşa girişeceklerdir.
    İki monark da birbirine karşı savaşçı düşüncelerini sürdürürken, Polonya Kralı öldü ve bu durum Polonya’nın bir kez daha parçalanması sorununu gündeme getirdi. Rus ve Prusya kuvvetleri, Avusturya’nın da göz yummasıyla Polonya’yı işgal ederek, Çariçe’nin bir kuklasını kral yaptılar. III. Mustafa bu duruma büyük bir tepki gösterdi. Üstelik, kaçan Polonyalıları kovalamak bahanesiyle, Rus kuvvetleri Besarabya’ya girmişler ve burada bir kaleye sığınan Polonyalıları ve Türkleri öldürmüşlerdi. Savaş yanlısı olmayan Ragıp Paşa görevinden alınarak, Rusya’ya bir ültimatom gönderildi. Burada, Rusya’nın kuvvetlerini Polonya’dan çekmesi isteniyordu. Ültimatom reddedilince Rusya’ya savaş ilan edildi. 1769 yılında askerlikten hiç anlamayan sadrazamın komutasındaki Osmanlı ordusu Tuna’yı aştı ve Boğdan’a girdiyse de, büyük ölçüde savaş malzemesinin yetersizliği yüzünden, başarılı olunamadı. Rus kuvvetleri Eflak ve Boğdan’a girdiler.
    Yılın sonuna doğru, Bizans topraklarını eline geçirmekle desteklenen hayallerin gücü, Çariçe’yi Yunanistan’ı Türklerden kurtarmak gibi bir projeye itti. Bunda kendisine, o zaman daha Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasına başlamamış bulunan ve Fransa’ya karşı her türlü devletle birlik olabilen İngiltere de yardım etti. 1770’te Rus donanması Akdeniz’den Mora’ya saldırdıysa da hiçbir başarı elde edemedi. Ancak, Rus donanması da üzerine gönderilen Osmanlı donanmasını yendi. Böylece, Rusya ve onu destekleyen İngiltere’nin 18. yüzyılda Yunanistan’ı kurtarma girişimleri başarısız oldu. Aynı politikayı 19. yüzyılın ilk yarısında da izleyecek ve bu kez başarılı olacaklardır.
    Bu arada, Kafkas ve Avrupa cephelerinde işler Osmanlılar için iyi gitmiyordu. Ruslar Eflak ve Boğdan’ı ellerine geçirmişlerdi ve Osmanlı ordusu Tuna’nın güneyine çekilmişti. Rusya’nın bu denli güçlenmesi işlerine gelmediğinden Prusya ile Rusya arabuluculuk önerisinde bulundular. 1771’de ateşkes sağlanıp Bükreş’te barış şartları görüşülmeye başlandıysa da, Osmanlılar Kırım’ın elden çıkmasına göz yummadığı için savaş yeniden başladı. 1773’te Silistre Kalesi iyi bir savunma yaparak Rus ordusunu bozdu ve Varna’ya doğru ilerleyen bir Rus birliği de püskürtüldü. Bu başarıdan yüreklenilerek 1774’te Şumla’da karşı saldırıya geçildiyse de, Osmanlı ordusu bozguna uğradı ve Küçük Kaynarca’da barış antlaşması yapıldı. Antlaşmanın imzası Ruslar tarafından dört gün geciktirilerek Prut yenilgisinin yıldönümüne getirildi. Ruslar, yenilginin anısını silmek istiyordu.
    Küçük Kaynarca Barış Antlaşması, Osmanlı Devleti’ni dışarıdan topraksal açıdan dağıtma amacına yönelik sayılamaz. Ama yeni ve belki de daha ciddi bir politikanın da başlangıç noktasını oluşturur: Osmanlı Devleti’ni içerden, çeşitli ulusları bağımsızlık için kışkırtarak ve onlara yardım ederek dağıtma. İleride görüleceği gibi, 19. yüzyıl Osmanlı tarihi, kimi başarılı kimi başarısız, hep bu politikanın uygulanmasının öyküleriyle doludur. Bu politikanın izlenmesini kolaylaştıracak bir adım olarak, Küçük Kaynarca ile, Rusya’nın İstanbul’da sürekli bir büyükelçi bulundurması resmen kabul edildi. Ayrıca, Kırım’ın bağımsızlığı Osmanlı Devleti’nce kabul edildi. Rusya, 1783’te bu bağımsızlığa son vererek Kırım’ı ilhak edecektir. Bundan sonra, Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne karşı genişlemesi sürecek ve 19. yüzyıl tarihinin ana teması haline gelecektir. Bir başka Osmanlı – Rus savaşının sonunda imzalanan 1791 tarihli Yaş Barış Antlaşması ile, Dinyeper ve Buğ akarsuları arasındaki toprakları da eline geçirecek ve böylece Karadeniz’de güç dengesi Osmanlı Devleti aleyhine bozulacaktır.
    Tüm 18. yüzyıl boyunca, İngiltere’nin dış politikası, asıl rakibi Fransa’ya karşıt-ağırlık olmak üzere, Rusya’ya meylediyor ve bu devletin Osmanlı Devletli aleyhine genişlemesine göz yumuyordu. Üstelik, Rusya ile ticaret hacmi de çok gelişti. Ama Fransız Devrimi ile birlikte Avrupa’da İngiltere’nin çok duyarlı olduğu güç dengesi değişmiş ve Rus tehdidi açık bir biçimde ortaya çıkmıştı. Böylece, İngiltere’nin Rus yanlısı politikasının temeli değişmiş oldu. Bunun sonuçlarını Viyana Kongresi sırasında İngiltere’nin izlediği dış politikada görmüş bulunuyoruz. Ancak daha önce İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumak amacıyla, 1790’da Prusya ve Hollanda ile bir ittifak da yapmış bulunuyordu. İngiltere’nin bu “Osmanlı Devleti’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü koruma politikası” ana hatlarında bir değişiklik olmaksızın 1878 yılına kadar sürecektir.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki  Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle