Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Otuzyıl Savaşları ve Westphalia Barışı

  • (iii) Fransa’da Bütünleşme, Almanya’da Parçalanma: Otuzyıl Savaşları ve Westphalia Barışı (1648):

    Fransa’da IV. Henri (1589-1610) uzun ve yıkıcı dini iç savaşlardan sonra monarşinin otoritesini sağladı. Devlet resmen Katolik kalmakla birlikte, Fransa’nın ulusal çıkarları papalığın çıkarlarından hep ayrı düşünülmüştür. XIII. Louis’in saltanatı sırasında (1610-1643) kralın başbakanı ve kilise’nin kardinali olan Richelieu, orduyu merkezi otoriyeti kabul etmeyen kale ve kentleri ortadan kaldırmada başarılı bir biçimde kullandı. 

                Böylece, monarşi otoritesi Fransa’nın hemen hemen her yerinde ilk kez tam olarak sağlandı ve Fransız tipi mutlakıyetçi monarşi, Avrupa’nın modern hükümet biçimi olarak, başarı kazandı; öteki devletlerce öykülenecek bir model oldu. 

                Kardinal Richelieu, çıkarları gerektirdiği zaman, şimdi göreceğimiz Otuz Yıl Savaşları’nda olduğu gibi, Alman Protestanlarının yanında yer almaktan da geri kalmadı. Böylece, Fransa 1562–1598 yılları arasında dini nitelikte iç savaşlardan bütünlüğünü sağlamış, Almanya ise 1618–1648 yılları arasındaki aynı nitelikte Otuz Yıl Savaşları’ndan parçalanmış olarak çıkacaktır. 18. ve 19. yüzyılların Avrupa tarihi de zaten, Fransa’nın bu bütünlüğü ve Almanya’nın parçalanmışlığı konusu çerçevesinde dönecektir. 

                1600’lere gelindiğinde kutsal Roma İmparatorluğu resmen Katolik olmakla birlikte, imparatorluk çerçevesi içinde Protestanlar çoğunluktaydı. Çünkü 300 kadar devletin dini olduğu gibi, Habsburgların resmen Katolik olan devletlerinin de içinde çok sayıda bulunuyorlardı. Ayrıca, 1500’lerde Almanya Avrupa’nın gelişmiş bir bölgesiyken, 1600’lere gelindiğinde gerileme ve yerellik belirtileri göstermeye başlamıştı. 

                1555 tarihli Augsburg Barışı, her devletin vatandaşlarının dinini belirleme yetkisini tanımıştı. Ancak bu hak uygulamada yürümedi ve 1608’de Protestan devletler haklarını savunmak için aralarında birlik kurdular. Dışarıdan destek sağlamak için Hollanda, İngiltere ve Fransa ile görüşmelere giriştiler. 1609’da ise, Katolik Alman devletleri Kutsal Roma İmparatorluğu’nun desteği ve Bavyera’nın önderliğinde birleştiler. Bunlar da İspanya’nın desteğine güveniyorlardı. Böylece, Almanya parçalanıyor, daha doğrusu dini bir savaşa hazırlanan ve birbirine karşı dış destek sağlamaya çalışan iki kampta toplanıyordu. Tüm bu gerilim ve baskılardan kaynaklanan Otuz Yıl Savaşları’nın, karmaşık bir hal alacağı ve bir “savaşlar dizisi” olacağı, daha başlangıcından belliydi; öyle de oldu.
     

                Bir kere, Katolik ve Protestan davası üzerinde Alman iç savaşıydı. İkinci olarak, siyasal birliği korumak isteyen Kutsal Roma İmparatoru ile bağımsızlıklarını sağlamak için çabalayan üye devletler arasında bir iç savaştı. Bu iki iç savaş arasında tam bir aynılık yoktu; çünkü Protestan devletler kadar Katolik devletler de imparatorun denetimini istemiyorlardı. Üçüncü olarak, Otuz Yıl Savaşları Alman topraklarında sürdürülen Fransa ile Habsburglar, İspanya ile Hollanda arasında ve işin içine Danimarka, İsveç ve Transilvanya’nın da karıştığı uluslar arası bir savaştı. 

                Otuz Yıl Savaşları, Fransız Devrim Savaşları öncesinde en büyük Avrupa Savaşıdır ve Protestanların zaferi sonucu 1648 tarihli Westphalia (Vestefalya) Barışı ile bitmiştir. Bu barışı hazırlayacak olan konferans, Avrupa’nın en büyük ilk konferansı sayılabilir. En önemli özelliklerinden biri, daha önceki uluslar arası toplantılar dini nitelikteyken, Westphalia’nın devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmasıdır. O kadar ki, papalık temsilcisi dinlenmediği gibi, papaya da imzalattırılmamıştır. İkinci olarak, kilisenin gücü tam anlamı ile sınırlandırılmış, Augsburg Barışı’nın hükümleri yenilenmiş ve Almanya’da Katoliklik, Protestanlık ve Calvinizm[1] geçerli dinler haline gelmiştir. Üçüncü olarak, uluslar arası hukuk bakımından da Kutsal Roma İmparatorluğu’nun parçalanmış olduğu doğrulanmıştır. Hollanda ve İsviçre üzerinde de herhangi bir hak iddiası kalmamış, İsviçre bağımsızlığını kazanmıştır. 

                Westphalia Barışı ile 300 kadar Alman devleti hemen hemen hükümran siyasal birimler oldular. Üye devletlerin rızası olmadıkça imparatorluğun vergi ve asker toplamayacağı, kanun koyamayacağı, savaş ilan edemeyeceği ve barış antlaşması imzalayamayacağı hükme bağlandı. Böylece Avrupa’nın öteki devletleri mutlakıyetçi monarşi altında birleşir ve güçlenirken, Almanya, ömrü çoktan tükenmiş olan feodal bir karışıklık içine itilmiş oldu. Bundan sonra Avrupa, kendi yasalarına göre hareket eden, kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarını izleyen, serbestlik içinde ittifaklar kuran ve bozan, savaş ile barış arasında güç dengesi kurallarına göre durum değiştiren, elçi gönderip kabul eden bağımsız ve özgür devletlerden oluşacaktır. 

                Belirli kurallara göre hareket eden ve aralarında düzenli ilişkiler bulunan parçaların (devletlerin( oluşturduğu bütün, uluslar arası sistem, bugün anladığımız anlamda Westphalia ile doğmuş sayılabilir. 

                Sonuç olarak, Westphalia Barışı’nın, Katolik Habsburgların Avrupa’ya egemen olma tehdidini ortadan kaldırdığı söylenebilir. Bundan sonra çeşitli ve çok sayıda devletin uluslar arası sisteme katılması ve değişik din ve mezheplerin yan yana yaşaması, Avrupa’da normal karşılanacaktır. Ayrıca Almanya’yı küçük devletlere bölerek Fransa’nın dünya üstünlüğünü eline geçirmesine de yardımcı olmuştur. 


    [1] 1509–1564 yılları arasında yaşamış olan John Calvin, Fransa’daki Protestan reformcularının en büyüğüdür. Hıristiyanlıktaki batıl inanışlara ve görkemli törenlere şiddetle karşı çıkmış, öğretisinde Luther’in aksine, dinin devlete boyun eğmesini eleştirmiştir. İskoçya, İsviçre, Macaristan ve Kuzeybatı Amerika’da derin etkiler bırakmışsa da, bugün taraftarları çok azdır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin >> Siyasi Tarih << Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

    Otuzyıl Savaşları ve Westphalia Barışı (Vestfalya Barışı) Hakkında Ek Bilgi

    Otuz Yıl Savaşı, 1618 ile 1648 yılları arasında yapılan ve Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı savaşlar dizisidir. Temelinde, bir Protestan-Katolik mücadelesi olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasi amaçlar için savaşmıştır. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’na bağlı prensliklerin farklı taraflarda savaşması sebebiyle bir iç savaş niteliği de taşır.Savaş, 1648 yılında Protestanların zaferiyle bitmiş ve Vestfalya Antlaşması ile savaş sonucunda Almanya’yı oluşturan Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu herbiri hükümran olan birçok küçük devlete ayrılmıştır, İmparatorluk makamının yetkileri ise çok kısıtlanmıştır.  

    Savaşın Kökeni
    1555 yılında imzalanan Augsburg Barışı ile Martin Luther taraftarları ile Katolikler arasındaki savaş sona ermişti. Bu antlaşmaya göre sayıları 100’ün üstünde olan Alman prensleri, Katoliklik ve Lütercilik arasında istediği tercihi yapabilecekti. 

    Fakat anlaşmanın bu hükmü yetersiz kaldı ve uygulanamadı. İspanya’da hızla yayılan Kalvenizm gibi diğer Protestan mezhepleri bu antlaşmaya göre haklara sahip değillerdi. Ayrıca İspanya’daki Katolik Habsburg Kralları, Doğu ve Orta Avrupa’da Katolikliği tekrar güçlendirmek istiyorladı. Baltık’ta egemen olan Protestan İsveç ve Danimarka kralları ise “Protestanlığın savunucuları” olarak Roma-Cermen İmparatorluğu’ndaki nufuzlarını arttırmak istiyorlardı. 

    Augsburg Barışı’nın yetersiz kalması üzerine Kutsal Roma-Cermen İmaparatorluğu’ndaki Protestan prensler 1608 yılında bir birlik kurdular. 1609’da ise Katolik devletler İmparator’un desteği ve Bavyera’nın önderliğinde birleştiler. Böylece Almanya parçalanıyor ve din ekseninde iki kampa bölünüyordu. 

    Bu arada, her iki birlik de diğer devletlerden destek bulmaya çalıştı. Katolik Birliği, aynı Roma-Cermen İmparatorluğu gibi Habsburg Hanedanı tarafından yönetilen sert Katolik İspanya’nın desteğine güveniyordu. Protestanlar ise Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa’da Habsburg egemenliğini istemeyen devletlerle görüşmeye başladı. 

    Savaş (1618-1648)
    1618 yılında, İmparator’un gücünün artmasını istemeyenlerin ve Protestanlar’ın Bohemya’da başlattığı ayaklanma, uzun sürecek savaşlar dizisini başlatan kıvılcım oldu. İspanya Kralı 4. Philip’in yardımını alan İmparator ve Katolik Birliği Bohemia ve onu destekleyen Protestan Birliği yenilgiye uğrattı. (1618-1625) 

    Danimarka’nın savaşa dahil olması ve çekilmesi
    Kendisi de bir Protestan olan Danimarka kralı 4. Christian, Roma-Cermen İmparatorluğu’ndaki Protestanların yenilgiye uğramasından rahatsız olmuştu. İngiltere, Fransa ve Hollanda’dan aldığı destekle birlikte kendisini Protestanlığın savunucusu ilan etti ve İmparator’a ve Katoliklere karşı savaşa katıldı. Ama kendisini destekleyen devletlerin iç sorunlar yüzünden zayıf olması sebebiyle yenildi ve İmparatorla barış yapmak zorunda kalarak savaştan çekildi. (1625-1629) 

    İsveç’in savaş’a dahil olması
    Danimarka’nın çekilmesi, savaşı bitirmedi. Bu sefer, İsveç Kralı II. Gustaf Adolf (Gustavus Adolphus), Protestanları destekledi ve İmparatorluğa saldırdı. Danimarka kralı 4. Christian gibi kendisi de Fransa ve Hollanda tarafından destekleniyordu. Savaşın başında zaferler kazanmasına rağmen, 1632’de Lützen Savaşı sırasında öldü. 1634’te ise Protestan güçler yenilgiye uğradı. 

    İsveç (Protestanlar) ile Roma Cermen İmparatorluğu (Katolikler) arasında yapılan barışa göre (1635, Prag Düzenlemesi) Alman prensliklerinin dış devletlerle ittifak yapması engelleniyor ve Alman prensiliklerinin ayrı ayrı olan orduları, İmparator’un liderliği altında birleştiriliyordu. Yani, siyasi gücü çok zayıflamış olan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu tekrar güçleniyordu. 

    Fransa’nın savaşa dahil olması
    Prag Düzenlemesi’nden en çok Fransa rahatsız olmuştu. Fransa’da iktidarı elinde tutan XIII. Louis’nin bakanı Kardinal Richelieu’ya göre bu düzenleme, Kıta Avrupasındaki Habsburg etkisini çok arttırıyordu. Bu nedenle 1636 yılında Fransa, Katolik bir devlet olması ve Katolik bir başpiskopos tarafından yönetilmesine rağmen Protestanların yanında savaşa girdi. 

    Fransa, İsveç ve Hollanda ile ittifak kurdu. İspanya ise, Roma Cermen İmparatoru’nu desteklemek amacıyla İspanya Hollandasından (günümüz Belçikası) güneye doğru Fransa’yı işgale başladı ve geri püskürtülmeden önce Paris yakınlarına kadar gelmeyi başardı. 

    Savaş, Protestanlardan yana döndü. Hollanda’nın büyük zenginliği ve denizaşırı yerlerde Habsburglara karşı başarıyla savaşması, durumu İspanya için zorlaştırdı. Karada güçlü olmayan, ancak denizlerde güçlü olan Hollanda, İspanya donanmasını iki kere yenilgiye uğrattı. 

    Vestfalya Antlaşması (Westphalia Barışı)
    Birkaç antlaşmayı da içine alan (Münster Antlaşması ve Osnabrück Antlaşması) Westphalia Barışı, Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları’nın sonunda Ekim ve Mayıs 1648 tarihlerinde imzalanmıştır. Antlaşma 24 Ekim ve 15 Mayıs 1648’de Kutsal Roma İmparatorluğu, diğer Alman prensleri, İspanya, Fransa, İsveç ve Hollanda Cumhuriyeti temsilcileri arasında imzalanmıştır. Fransa ve İspanya arasında 1659 yılında imzalanan Pyrenees Antlaşması’nı da bu antlaşmanın içine dahil edebiliriz. Bu barış tarihçiler tarafından modern çağın başlangıcı olarak gösterilmektedir. 

    İki antlaşmanın metni de hemen hemen aynıdır ve Kutsal Roma İmparatorluğu kod[1]‘nun iç meselelerinden bahsetmektedir. Barış bugün bile önemini yitirmemiştir, akademisyenler bugün var olan uluslararası sistemin Westphalia ile başladığını belirtmektedirler. Bu temel ve ortaya çıkan duruma revizyonist akademisyenler ve benzer düşüncedeki politikacılar tarafından karşı çıkılmaktadır. İmzalanan barışa revizyonistler kuşku ile bakmaktadır ve bunu söyleyenlerle ve politikacılar “Westphalia Sistemi”‘nin bir sonucu olan egemen ulus-devlet sistemine karşı çıkmaktadırlar. 

    Barışın Yapıldığı Bölge
    Barış Alman Kuzey Ren-Vestfalya ve Aşağı Saksonya eyaletlerinin 50 km uzağında bulunan Münster ve Osnabrück şehirlerinde yapılmıştır. İsveç, Münster ve Osnabrück’i önermiştir, Fransa ise Hamburg ve Köln’ü. Her iki durumda da iki bölge gerekmektedir çünkü Protestan ve Katolik liderler birbirleriyle görüşmeyi reddetmektedir. Katolikler Münster’de, Protestanlar ise Osnabrück’te bulundular. 

    Dahili Siyasi Sınırlar
    Ferdinand III, Kutsal Roma İmparatorluğu yasalarına karşı gelerek tüm yetkileri kendinde toplamıştır. Alman eyalet yöneticileri de kendi bölgelerinde dini inançları ile ilgili gerekli kararları kendileri verecektir. Protestan ve Katolikler daha önceki gibi tekrar eşit haklara sahip olacaktı ve Kalvinizm yasal olarak tanındı.[2] [3] 

    Verilen Kararlar
    Westphalia barışının ana kararları

    Bütün gruplar 1555 yılındaki Augsburg Barışı ‘nı tekrar tanıyacaklar. Her prens kendi bölgelerinde dini inançlar ile ilgili doğru kararlar verecek, seçenekleri Katoliklik, Lutheryanizm, ve şimdi Kalvinizm.[2][3]
    Hıristiyanlar bulunduğu prensliklerde kabul görmeyen mezheplerin, kilise güvencesi altında kamusal alanlarda kendilerine ayrılan saatler içerisinde ve özel olarak ibadetlerini yapabilecekler.[2]
    Bölgesel düzenlemeler: 

    Barış koşullarının çoğunluğu zamanın Fransa’sını uygulamadaki (de facto) lideri Kardinal Mazarin’e atfedilebilir (Kral XIV. Louis çocuktur). Fransa savaştan biraz uzak durmasına rağmen, savaşa daha çok katılan diğerleriyle aynı konuma gelmesi şaşırtıcı değildir. Fransa, Lorraine bölgesinde bulunan Metz, Toul, Verdun piskoposluk bölgelerini, Alsace (Sundgau) bölgesinde ki Habsburg, ve Alsace’nin Décapole şehrinin (fakat Strazburg’un tamamı değil, Strazburg piskoposluk bölgesi ve Mulhouse) kontrolünü ele geçirdi.
    İsveç, Bremen ve Verden prensliği ve piskoposluk bölgesi ile Western Pomerania’nın kontrolünün yanı sıra bir de tazminat aldı. Böylece Oder, Elbe ve Weser nehirlerinin geçtiği dağların kontrolünü eline aldı ve Alman Reichstag Prensler Meclisinde üç oy hakkı elde etti.
    Bavyera Palatinate’nin İmparatoluk Seçiciler Konseyi ‘nde ki (Kutsal Roma İmparatoru seçmenleri) oylarına sahip oldu, bu haklar 1623 yılında Elector Palatine Frederick V tarafından elinden alınmıştı. Frederick’in oğlu Prens Palatine (Charles I Louis, Elector Palatine) sekizinci seçici olarak belirlendi.
    Brandenburg (daha sonraları Prusya) Farther Pomerania’yı ve Magdeburg, Halberstadt, Kammin ve Minden psikoposluk bölgelerini aldı.
    1609 yılında ölen birinin yerine Jülich-Cleves-Berg Dükleri birbirlerinin yerine geçeceği açıklandı. Jülich, Berg ve Ravenstein şehirleri Palatinate-Neuburg’a (Count Palatine of Neuburg) bağlandı, Cleves, Mark ve Ravensberg şehirleri ise Brandenburg’a bağlandı.
    Osnabrück prensliği-psikoposluk bölgesi Protestanlar ve Katolikler arasında dönüşümlü olarak yönetilmesi kabul edildi, Protestan piskoposlar öğrenciler için Brunswick-Lüneburg’dan bir ev seçti.
    Bremen bağımsız bir şehir olarak ilan edildi.
    Yüzlerce Alman prensliğine, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun aleyhine olmayacak şekilde, başka ülkelerle bağımsız bir şekilde antlaşma imzalaya bilme izin verildi.
    Palatinate, Elector Palatine Charles Louis (Frederick V’in oğlu ve varisi) ve Bavyera’lı Elector-Duke Maximilian arasında tekrar bölündü ve böylelikle Protestanlar ve Katolikler arasında da bölünmüş oldu. Rhine yakınlarına kadar Aşağı Palatinate’nin kontrolü Charles Louis’e, Kuzey Bavyera’da Yukarı Palatinate’nin kontorlü ise Maximilian’a verildi.
    Ticari sınırlar ve ticaret savaş durduktan sonra tekrar canlandı ve Rhine’de serbest deniz seferleri “bir derece” garanti altına alındı.westfalya uluslararası bir öneme sahiptir.[4] 

    Uluslararası İlşkiler Teorisindeki Önemi
    Geleneksel Realist Görüşler
    Westphalia Barışı modern uluslararası ilişkiler kuramında çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu Barış’ın varlığı başlangıç olarak uluslararası sistemi bir miktar kontrol altında tutmakta olduğu belirtilir.[1][4][5] 

    Uluslararası ilişkiler kuramcıları Westphalia Barışı’nın çok önemli birkaç ilkesinin olduğunu belirtir, bugün dünyada bu Barış’ın önemli etkilerinden bazıları: 

    1.Devletlerin egemenliği ve siyasal Self Determinasyon (Geleceklik Hakkı) esasları prensibi,
    2.Devletler arası (yasal) eşitlik prensibi,
    3.Bir devletin iç işlerine başka bir devletin karışmaması prensibi,
    Bu prensipler bugünkü uluslararası sistemde baskın uluslararası ilişkiler paradigması (siyasi realizm) yaygın bir görüştür, ve bu devletler sisteminde neden “Westphalia Sistemine” başvurulduğunu açıklar. 

    Revizyonist Görüşler
    Yukarıda tartışılan Westphalia Barışının eleştirmenleri değildirler. Revizyonist tarihçiler ve uluslararası ilişkiler kuramcıları bazı noktaları tekrar tartışmaktadırlar: 

    1.Hiçbir antlaşma egemenlikten bahsetmez. Üç ana katılımcıda daha önce (Fransa, İsveç, Kutsal Roma İmparatorluğu) zaten bağımsızdırlar, bu duruma açıklık getirmeye ihtiyaç yoktur.[1] Bazı durumlarda Alman prenslikleri, Kutsal Roma İmparatoru’nun yasalarına göre ast olarak kalır.[2]
    2.Herbir Alman prensliği kendi yasal sistemi kurdu, Temyiz Mahkemesi olarak Kutsal Roma İmparatorluğu kabul edildi, son kararı imparator kendisi verecektir. Ona getirilen dosyalar sonuçları son karadır ve alt mahkemeyi bağlamaktadır.[1] İmparator, mahkeme kararlarında eğer prenslerin hatasını görürse onları azledebilecektir ve azletmiştir.[1][6]
    3.Her iki antlaşma özel durumlarda bozulabiliyordu, Fransa ve İsveç iç işlerine imparatoru karıştırmamaktadır.[1]
    Daha doğrusu egemenlik birleşiktir, Revizyonistler, antlaşmanın statükoyu sürdürmeye hizmet ettiğini savunur. Bunun yerine antlaşmaya Landeshoheit teorisini dahil ederler, herhangi birinde belirli aktörler vardır bu da (genellikle yüksek) derecede bir özerklik olarak görülür. Fakat egemen değildirler, onların yasakları, yargıçları ve anayasası imparatora bağlıdır.[1]

    Otuzyıl Savaşının Sonuçları
    Savaşlarda ve savaşla beraber gelen kıtlık ve salgın hastalıklarda yüzbinlerce insan öldü. Burada, savaşan devletlerin kiraladığı paralı askerlerin yaptığı yağmanın yol açtığı yıkımın büyük rolü vardır. Savaşta en çok zararı Almanya gördü, 16. yy’da Avrupa’nın gelişmiş bir bölgesi olan Almanya’da 17. yy’dan 19. yy’ın ikinci yarısına kadar sürecek olan bir gerileme ve yerellik başladı. 

    Otuz Yıl Savaşı’nın en önemli siyasal sonucu, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun feodal bir karmaşaya sürüklenmesiyle Fransa’nın Kıta Avrupasında en güçlü devlet olarak ortaya çıkmasıdır. 19. yy.’da Almanya İmparatorluğu kuruluncaya kadar Avrupa siyaseti Almanya’nın bölünmüşlüğü ve Fransa’nın üstünlüğü çevresinde dönecektir. 

    Roma Cermen İmparatorluğu’ndan başka İspanya Habsburgları da gerileme sürecine girmişti. Altmış yıldır İspanya egemenliği altında olan Portekiz 1640’ta bağımsız oldu. Benzer bir başarısızlık kolonilerde Hollanda’ya karşı görüldü. 

    30 Yıl Savaşı, Avrupa’nın gördüğü son büyük din savaşıdır. Habsburglara karşı Protestanları destekleyen Katolik Fransa örneğinde olduğu gibi artık devletlerin çıkarları, dinsel bağlılıklarının önüne geçmiştir. Bu açıdan Vestfalya ile modern diplomasi ve uluslararası ilişkiler esaslarının temelleri atılmıştır. 

    Artık Avrupa, kendi yasalarına göre davranan, kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yer alan, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletlerden oluşacaktır. Günümüz devletlerarası sistem Vestfalya ile kurulmuştur. 

    Kaynakça
    Oral Sander, Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi, 13. Baskı
    Wikipedia, Thirty Years War
    1.^ a b c d e f g Osiander,Andreas ‘Sovereignty, International Relations, and the Westphalian Myth’ International Organization, Vol. 55 Issue 2 (Spring 2001) pp.251-287
    2.^ a b c d Treaty of Munich 1648
    3.^ a b Barro, RJ and McCleary, RM ‘Which Countries have State Religions? Page 5. economics.uchicago.edu/download/state_religion_03-03.pdf – URL Accessed 7 November 2006
    4.^ a b Gross, Leo ‘The Peace of Westphalia’ The American Journal of International Law Vol. 42 Issue 1 (Jan 1948) pp.20-41
    5.^ Jackson RH and Owens P (2005) ‘The Evolution of World Society’ in Bayliss J and Smith S eds. The Globalization of World Politics (Oxford: Oxford University Press) p.53
    6.^ Trossbach, Werner (1986) ‘Furstenabsetzungen im 18. Jahrhundert’ Zeitschrift fur historische Forschung Vol 13 pp. 425-54
    Ek Kaynak: Wikipedia

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

  • Trackback: Siyasi Tarih | Tarih Trackbacks
  • Yorum Yazin

    
    sitemap
    site ekle