Padişahlar – 2. Selim

Osmanli-nisani.svg II. Selim
II. Selim Han.jpg
II. Selim
Saltanatı 7 Eylül 1566- 15 Aralık 1574
Padişah Sırası 11
Doğum Tarihi 28 Mayıs 1524
Ölüm Tarihi 15 Aralık 1574
Önce Kanuni Sultan Süleyman
Sonra III. Murat
Soyu Osmanlı Hanedanı
Babası Kanuni Sultan Süleyman
Annesi Hürrem Sultan
Dini İslam
II. Selim (Osmanlı Türkçesi: سليم ثانى Selīm-i sānī) (d. 28 Mayıs 1524 – ö. 15 Aralık 1574), 11. Osmanlı padişahı. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın oğludur. Babasından 14.892.000 km2 olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.162.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya’daki türbesine gömülmüştür.
Konu başlıkları
1 Çocukluğu ve tahta geçişi
2 Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar
2.1 Yemen’in yeniden fethi
2.2 Almanya ile barış
2.3 Açe Seferi
2.4 Don-Volga Kanal Projesi
2.5 Astrahan Seferi
2.6 Kırım Hanlığı’nın Moskova seferleri
2.7 Kıbrıs’ın Fethi
2.8 İnebahtı Savaşı
2.9 Donanmanın yeniden inşası ve Venedik ile barış
2.10 Tunus Seferi
3 Eserleri
4 Ailesi
4.1 Eşleri
4.2 Erkek Çocukları
4.3 Kız çocukları
Çocukluğu ve tahta geçişi [değiştir]
Şehzade Selim’in çocukluğu İstanbul’da Eski Saray’da geçmiştir. 27 Haziran 1530′da kardeşleri şehzade Mustafa ve Mehmed ile birlikte At Meydanı’nda bir hafta boyunca süren eşsiz bir eğlenti ve törenle sünnet edildi. 16 yaşına kadar sarayda kalıp derin bir saray eğitiminden geçirildi. 1542de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı. 1544de Manisa Sancak beyi olarak tayin edildi ve Manisa Sancak beyi olarak 1558e kadar görev yaptı. Manisa’da zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir. 1558de tekrar Konya Sancak beyliği’ne ve 1562ye kadar orada kaldı.
Şehzade Selim babası Kanuni Sultan Süleyman hayatta iken, özellikle 1553den sonra, babasına varis olabilecek diğer şehzadelerle taht mücadelesine girişti. Kanuni’nin şehzadelerinden Mahmud, Murad, Mehmed, Abdullah ve Cihangir kendi ecelleri ile babaları sağken ölmüşlerdi. Kanuni’nin çok bağlı olduğu karısı Hürrem Sultan kendi oğullarından Selim veya Beyazid’in taht varisi olmasını istemekteydi. Ağustos 1553de Kanuni Nahcivan Seferi’nde iken Konya Ereğlisi’nde o sefere katılan Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan’ın yakın adamı olan Sadrazam Rüstem Paşa’nın tavsiyesine uyan, babası Kanuni tarafından idam ettirildi. Tahta varis olarak Hürrem Sultan’in iki oğlu Şehzade Beyazıd ve Selim kaldı. 1558de Hürrem Sultan ölünce bu iki kardeş birbirleriyle açık mücadeleye giriştiler. Amasya Sancak beyi olan Şehzade Beyazıd daha atak ve isyancıydı. Sabırlı ve sağduyulu davranışlı görünen Şahzade Selim babasının desteğini kazandı. 29 Mayis 1559da iki şehzade taraftarları ve kendi sancak orduları ile birlikte Konya yakınlarında bir muharebeye giriştiler. Babasının desteğini almış olan Şehzade Selim bu çarpışmadan galip çıktı. Selim kaçan Beyazid’ı Hınıs’a kadar kovalayıp Konya’ya geri döndü. Beyazıd, oğulları ile birlikte, önce Amasya’ya ve sonra babasının kendi üzerine gelmek üzere Üsküdar’da ordugaha geçtiği haberini alınca, 2.000 kişilik ordusuyla İran’a Safavi devletine sığındı. Kanuni, Şah Tahmasp ile yapılan yazışmalarla isyankar oğlunun geri verilmesini istedi. 25 Eylül 1561de Şah Tahmasp elinde bulunan şehzadeleri Kazvin’de boğdurtup naaşlarını geri gönderdi ve bu cenazeler Sivas’a getirilip gömüldüler. Boylece 1561de, Konya Sancak beyi olarak bulunan Şehzade Selim, Kanuni’nin rakipsiz tek veliahtı olarak kaldı. Bu nedenle 1562de devlet başkentine daha yakın olan Kütahya Sancak beyliğine atandı.
Şehzade Selim babasının son seferi olan 1566 son Avusturya Seferi’ne katılmadı. Selim Kütahya yakınlarında Sıçanlı sahrasında avda iken, babası’nın Sigetvar kusatması sırasında 7 Eylul’de öldüğünü, bu ölümü herkesden gizleyen Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa’nin güya fetihname olarak gönderdiği, gizli mektubundan öğrendi. Hemen lalaları Huseyin Paşa, Hoca Attaullah ve muhasibi Celal Bey ile birlikte bir alayla İstanbul’a hareket etti. 30 Eylul’de Üskudar’a vardı. Herkes babasının ölümünden habersizdi. Üskudar İskelesine saltanat kayığı ile gelen Bostancıbası Davut Ağa Sultan Selim’e ilk biatı yaptı ve onu saltanat kayığı ile Topkapı’ya geçirdi. O sırada Tersane ve Tophane’den saltanat topları atılıp yeni sultanın tahta geçtiği halka ilan edildi. Sultan Selim Köşk İskelesinden şehir kapısına kadar özel murassa giyimle at üzerinde alayla geçti ve yolda etraftan gelen halka paralar saçıldı. Saraya gelen Selim tahta oturtuldu ve İstanbul’da bulunan devlet ricali (İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Şeyhülislam Ebussuud Efendi vb) tarafından biat edildi. Bu sırada yapılan harcamaları karşılamak için, özel tören isteyen devlet hazinesi açılması yapılmadı ve ablası Mihrimah Sultan tarafından borç verilen 50.000 altın kullanıldı.
Sultan Selim hemen iki gün sonra orduyu ve babasının cenazesini karşılamak uzere İstanbul’dan ayrıldı. Edirne, Filibe, Sofya üzerinden (genellikle 30 gun çeken yolu) çok hızla geçerek 15 günde Belgrad’a ulaştı. Kanuni’nin ölumu seferden geri dönmekte olan orduya Belgrad’a dört menzil kala açıklandı ve Sultan Selim üzüntüden perişan orduyu Belgrad’da karşıladı. Belgrad’da kılınan cenaze namazından sonra Kanuni’nin naaşı acele İstanbul’a gönderildi. Belgrad’da kalan Sultan Selim orada yeniden bir cülus töreni yapılmasını redetti. Askere dağıttığı cülus bahşişi de kapıkulu askeri tarafından az görülüp kızgınlıkla karşılandı. Sultan Selim Kasım ayında Edirne’ye vardı ve orada bekledikten ve yollarda kapıkullarının yaptıkları isyankar hareketlere altında Aralık’ta İstanbul’a gelebildi.
Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar
II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmihan Sultan’ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa’ya bıraktı.
Yemen’in yeniden fethi
Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa’nın 1538 tarihli Hint Seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler. 1568 tarihli Yemen Seferi’nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs’ta Aden’i, 26 Temmuz’da da Sana’yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.
Almanya ile barış ( Edirne – Segedin Antlaşması )
Edirne-Segedin Antlaşması 1444 yılında Osmanlı Devleti ve Macaristan arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Ayrıca bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin imzaladığı ilk antlaşmadır.
Papa IV. Eugenius János Hunyadi’nin kumandanlığı altında Macar, Sırp, Bosna ve Eflak kuvvetlerinden oluşan bir Haçlı ordusunu Sultan II. Murat’ın kumandanlığı altındaki Osmanlı ordusunun üzerine gönderdi. Karamanoğulları beyliğinin de desteğini alan bu orduyu Osmanlılar yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine II. Murat 12 Haziran 1444′de Edirne’de bu barış antlaşmasını imzalayarak antlaşmanın metnini bir Osmanlı heyetiyle Macaristan’a yolladı.
Macaristan kralı I. Ulászló bu antlaşmayı onaylama taraftarıydı. Ama Papa ve Bizans İmparatoru bu antlaşmaya karşı çıktılar. Sırp despotunun ve János Hunyadi’nin de ısrarıyla kral I. Ulászló antlaşmayı 12 Temmuz 1444′de Segedin’de imzaladı. Antlaşmanın maddeleri şunlardı:
-Bulgaristan’daki Osmanlı egemenliği tanınacak.
-Sırp despotluğu tekrar kurulacak ve Osmanlılara vergi verecek.
-Eflak beyliği Macar egemenliğinde kalacak, Osmanlılara vergi vermeye devam edecek.
-Tuna nehri taraflar arasında sınır olacak.
-Antlaşmanın süresi 10 yıldı.
Bu antlaşmadan sonra II. Murat yerini 12 yaşındaki oğlu II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmet) bıraktı. Ama barış dönemi değil 10 yıl, 6 ay bile sürmedi. Haçlı tehditi altında II. Murat tekrar Osmanlı ordusunun başına geçmek zorunda kaldı. 10 Kasım 1444 tarihinde Osmanlı ordusu tekrar János Hunyadi kumandanlığı altındaki Haçlı Ordusuyla Varna Savaşını yaptı.
Açe Seferi
Açe Seferi (1569), Endonezya veya Sumatra seferi de denir. Portekizliler karşısında zor durumda kalan Sumatra adasında ki müslüman Açe Devletinin, Osmanlı Devleti’nden yardım istemesi üzerine, Osmanlı Donanması tarafından gerçekleştirilen deniz aşırı sefer.
Eskiden Hindistan’dan alınan mallar ya Kızıl Deniz yoluyla Mısır’ın İskenderiye limanına,yada Basra Körfezi yoluyla Suriye limanlarına getiriliyor ve burada bulunan Venedik ve Ceneviz gemilerine yüklenerek Avrupa limanlarına ulaştırılıyordu. Ancak çok uzaklardan gelen ve birçok ülkenin limanından geçen malların(özellikle baharat), Avrupa pazarlarına ulaşıncaya kadar fiyatları çok yükseliyor ve dolayısıyla bu mallar Avrupalılar’a pahalıya geliyordu.
Avrupalılar, yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı doğrudan ve kısa yoldan Hindistan’a ulaşmak için yeni yollar arayışına girdiler. Bunu, coğrafi keşiflere yatkın ve yetiştirdiği ünlü kaşiflerle tanınan Portekizliler 15. asrın sonlarına doğru Ümit Burnu’nu keşfederek ve Hindistan’a ulaşan yeni bir yol bularak başardılar. Ve mevcut durumdaki Hint ticaret yolunu da değiştirdiler.
Portekizliler’in Hint ticaret yolunu değiştirmesi,özellikle o dönem Mısır’ı ellerinde tutan Memlükler’in ekonomik yönden sarsılmasına neden oldu. Memlük Donanması’nın Portekiz Donanması ile boy ölçüşe bilecek bir durumda olmaması nedeniyle zamanla Bölgedeki etkinliklerini artıran Portekizli denizciler civar İslam şehirlerine ve Müslüman ticaret gemilerine zarar vermeye başladılar. 1517′de Mısır’ı fetheden Osmanlılar böylellikle bölgede Memlükler’in yerini almış oldular. Ve bölgede güçlü bir donanma bulundurulması gerektiğine inanarak Süveyş’de bir tersane kurdular.
Hint ticaret yolunun ekonomik değerini anlayan Portekizliler,ilerleyen yıllarda bölgeye çok daha güçlü donanmalar göndererek Bölge müslümanları üzerindeki baskıyı iyice arttırmaya başladılar. Bunun üzerine o dönem, dünyanın ve islam aleminin en güçlü devleti olan Osmanlı Devletine, Hint Okyanusu hinterlandındaki müslüman devletlerden yardım feryatları gelmeye başladı. Bu yardım isteğinde bulunan devletlerden biri de Bugün Endonezya’ya bağlı olan Sumatra adasındaki Müslüman Açe Sultanlığı’ydı.
Sumatra Adası’nın kuzeydoğusunda bulunan Açe Sultanlığı, o zamanlar bölgenin ekonomi ve ticaretinde önemli bir yere sahip, zengin bir devletti. Bu özelliklerinden dolayı Açe Sultanlığı’na gözlerini diken Portekizliler, Açe sahillerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Askerlik ve teknolojik bakımdan üstün olan Portekizliler karşısında fazla tutunamayan Açeliler yenilerek geri çekilmek ve bazı yerleri Portekizliler işgaline bırakmak zorunda kaldılar. Günden güne artan Portekiz baskısına daha fazla dayanamayan zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah acilen Vezir Hüseyin başkanlığındaki bir elçi heyetini Portekizliler’e karşı yardım istemek amacıyla İstanbul’a gönderdi. Sultan Alaüddin’in mektubunu getiren Açe heyeti 1565 yılın da İstanbul’a ulaştığında, o sırada, Zigetvar Seferi’nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberi geldi. Kanuni’nin yerine tahta geçen II. Selim, elçi heyetinin getirdiği mektubu alarak, Sultan’a,her türlü yardımı yapacağına dair bir cevap yazdı ve Açe heyetiyle beraber yolladı.
Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Donanması tam Endonezya’ya doğru yola çıkmak üzereyken Yemen’de Zeydi imamı Topal Mutahhar tarafından büyük bir isyan başlatıldı (1567). İsyanın tehlikeli boyutlara varmadan önlenmesi gerektiğini düşünen hükümet, donanmayı Sumatra adası yerine isyanın çıktığı Muha ve Aden kıyılarına doğru yolladı. Böylelikle Açeliler’e karşı ilk yardım girişimi yukarıda söylediğimiz sebepten dolayı başarısızlığa uğradı.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yemen’deki karışıklıklardan dolayı geçiken yardım,nihayet 1569 yılında Osmanlı’nın Kızıl Deniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında iki tanesinde top ve tüfek bulunan, 22 parçadan mürekkep Osmanlı Donanması’nın Hint Okyanusu’na açılması ve güvenli bir şekilde Açe sularına ulaşmasıyla gerçekleştirilebilmiş oldu.
Don-Volga Kanal Projesi
Don-Volga Kanal Projesi, Osmanlı Devleti sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi için yapılması planlanan kanal projesi.
Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz’le Hazar Denizi’nin birbirine bağlanması ile gittikçe güçlenen Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi amaçlanmıştır. Ayrıca bu proje ile İpek Yolu ticeretini canlandırma, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanma ve Asyada’ki Türkler ile irtibat sağlamaya çalışılmıştır.
Sokullu Mehmet Paşa, Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kasım Bey’i Beylerbeyi yaparak hem Astrahan kalesini ele geçirmek için Ruslara karşı Astrahan Seferi hem de kanal çalışmalarının başlatılmasını sağlamıştır.
1569 Ağustos’unda Kefe Beylerbeyi Çerkez Kasım Paşa tarafından çalışmalara başlandı, bu faaliyet neticesinde iki nehir arasındaki mesafenin üçte biri kazıldı. Bu faaliyetten Osmanlı Devleti’nin kendisine olan ihtiyacının azalacağı, hatta özerkliğini kaybebileceği, endişesi taşıyan Devlet Giray Han’ın, el altından propaganda yaptırması sebebiyle amele ve asker arasında hoşnutsuzluklar başgösterdi.
Rusya’nın bu projeyi önlemek için yaptığı saldırılar, Kırım Hanı’nın projeyi istememesi ve Astrahan Seferi’nin askerî yeteneksizlik nedeniyle başarısızlıkla sona ermesi bu projenin gerçekleşmesini engellemiştir. Eğer bu proje gerçekleşebilse idi, Kafkasya tamamen Osmanlı hakimiyetine girebilecekti.
Astrahan Seferi
Osmanlı Devleti’nin 1556 yılında Rusya’nın eline geçen Astrahan Hanlığı’nı Rusların elinden kurtarmak için düzenledikleri sefer.
Seferin sebepleri ve hazırlıklar
Rusya Moskova Prensliği 1552 yılında Kazan Hanlığı’na, 1556 yılında da Astrahan Hanlığı’na son vermiş, ve Don (Ten) ve Volga (İdil) nehir boylarına güçlü bir şekilde yerleşmişti. Moskova Prensi IV. İvan (Korkunç İvan) bu fetihleriyle Çar unvanını da almıştı.
İlerleyen yüzyıllarda Rus ekonomisinin candamarı haline gelecek olan bölgenin Rusya tarafından ilhak edilmesiyle, Orta Asya ile Kırım ve Anadolu arasındaki Hazar Denizi’nin kuzeyinden geçen ticaret yolu ve Hac yolu da kesintiye uğramıştı. Rus Prensliği ise Urallardan Karadeniz üzerine sarkma stratejisinin ilk adımını atmış oldu.
Padişah II. Selim ile dâmâdı ve Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, Rusya’nın Kafkasya ve Kırım’a sarkma tehlikesini sezdiler. Bunu önlemek stratejisi olarak Astrahan kalesinin fethi ve bu kalenin bir tahkim edilmiş bir savunma sisteminin merkezi olarak kullanılması gerektiği düşünüldü. Bylece Rus Prensliğinin güneye ilerlemesi önlendiği gibi Osmanlı Devleti’nin Safevi devletinin Kafkaslar ve Azerbeycan’dan atılma stratejisini kolaylaştırılacaktı. Ayrica eski doğu-batı Asya kervan yollarından biri tekrar açılabilecek ve Orta-Asya’da bulunan ve Safavi aleyhtarı olan Özbekler ile bağlantı kolaylaşacaktı.[2] Bu bağlantının kolaylaştırılması için Don ile Volga arasında bir kanal açılması ve Karadeniz ile Hazer Denizi arasında su üzerinden bağlantının sağlanması da imkan dahiline girmişti. [3] [4] Bu sırada İran Safevi Devleti’nin de Türkistan-Anadolu yolunu keserek Türkistan’dan yola çıkan hacıların engelenmesi haberi geldi. Ana stratejiyi uygulamak ve hacıların engelenmesi taktik sorununun çözümlenmesi niyeti ile bir Astrahan Seferi düzenlemesi için kesin bir şekilde karar verildi. Astrahan Seferi’nin, Don-Volga Kanal Projesi ile eşzamanlı olarak yürütülmesi de kararlaştırıldı.
II. Selim, Kırım Hanı I. Devlet Giray’a bir Hatt-ı Hümâyûn göndererek sefer hazırlıklarının başlanması talimatını verdi. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa da bu iş için, bölgeyi iyi tanıyan Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kâsım Bey’i görevlendirdi. Kendisine paşalık ve “Kefe Beylerbeyliği” ünvanı verildi.
Sefer
Asker toplandıktan sonra orduyu taşıyan donanma 4 Ağustos 1569 tarihinde Karadeniz’e açıldı ve Don (Ten) Irmağı ağzına geldi. Niğbolu, Silistre, Amasya, Canik ve Çorum sancak beyleri de askerleri ile gelip Çerkez Kasım Paşa’nın emrine girdiler. Kırım Hanı Devlet Giray da süvârileriyle bölgeye geldi.
Kuşatma, kazı ve başarısızlık
20 Eylül 1569 tarihinde Astrahan kuşatma altına alındı. Kefe, Balaklava, Menkub ve Taman halkından kanal kazısı işinde çalıştırılmak üzere yaklaşık 30.000 işçi toplandı ve 1569 senesinin Kasım ayında kazma işine başlandı. Mevsim koşullarının giderek kötüleşmesi kazı işçileri arasında firar eğilimini artırmaya başladı. Ücretlerin zamanında ödenmemesi gibi sorunlar da baş göstermeye başladı. Bir müddet sonra işçiler arasında meydana gelen isteksizlik, şehri kuşatan askerlere de bulaştı ve zaman zaman isyanlar çıktı. Bu olumsuz gelişmeler üzerine kazı faaliyetleri Kâsım Paşa’nın teklifi, Sadrâzam ve Pâdişâhın onayı ile durduruldu.
Bu eyleme destek sağlayacak olan Kırım Hanlığı, Ruslarin yaydığı, Osmanli Devleti’nin Kırım ozerkliğine karşı olduğu ve bu seferde Osmanlı başarısının bu özerkliği tehdit edebileceği korkuları ile ve sefer mevsiminin geçtiği açıklaması ile son anda desteklerini geri çektiler.
Bu faaliyetleri yakından izleyen Moskova Çarı IV. İvan, kazı faaliyetlerinin tavsadığını gördü ve bölgeye Prens Serebiyanov komutanlığında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu ordu, kazı işindeki işçileri tamamen dağıttı. Osmanlı ordusu için hazırlanan lojistik destek de yeterli değildi. Astrahan şehrini kuşatan Osmanlı askerleri, Prens Serebiyanov güçleri tarafından da kuşatılarak iki ateş arasına alındı. Osmanlı ordusu bir huruç harekâtı yaparak ve çok kayıplar vererek kuşatmayı kaldırdı, kendisini kuşatılmışlıktan kurtardı. Azak Kalesi’ni kuşatacak Osmanlı donanması ise bir fırtınaya yakalanarak büyük zarar gördü. Başarısızlığa uğrayan ve Kırım’da toplanan ordu donanma ile tekrar Anadolu’ya döndü.
Osmanlılar Don-Volga Kanal Projesinden vazgeçtiler ve 1570 yılında İstanbul’da Korkunç İvan’ın elçileriyle bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar.
Buna ragmen Kırım Tatarları (1570-72) sefer yıllarında Rusları Kabraday’dan söküp atmışlar ve ta Moskova yakınlarına kadar akıncı hücumları yapmayı başarmışlardır. Diğer taraftan da Sokollu Mehmet Paşa Rusları Karadeniz’in doğu ve batısına sarkmalarını önlemek icin Osmanlı devletinin Eflak ve Buğdan prenslikleri üzerinde olan etkilerini güçlendirmiş ve Lehistan ile çok yakın ilişkiler kurmuştur.
Kırım Hanlığı’nın Moskova seferleri
Kırım Hanı Devlet Giray Han Osmanli Devleti’nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova’ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri’ni ve Serpukhov Tahkimatı’ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi. Moskova’yı 24 Mayıs 1571′de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus’un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova’ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova’nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi’de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım’a çekilmek zorunda kaldı.
Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya’nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti’ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.
Kıbrıs’ın Fethi
Fethin nedenleri
Kıbrıs, Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır’ın alınmasından sonra, Venediklilier Memlûk Sultanlığı’na Kıbrıs için verdikleri vergiyi Osmanlılara vermeye başlamıştı. Kıbrıs adasının Rum halkının, baskılarından bunaldıkları Venediklilere karşı yardım istemesi üstüne, Kıbrıs’ın fethi kararlaştırdı. Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs Seferi’nin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferi’ne taraftar olurken, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs’ın fethine muhalif kalmıştı.
Hazırlık ve Savaşın Gelişmesi
Osmanlı donanması dönemin padişahı II. Selim’in (1566-1574) buyruğuyla sefer hazırlıklarını tamamladı ve Lala Mustafa Paşa’nın komuta ettiği orduyu alarak 15 Mayıs 1570’te Piyale Paşa komutasında İstanbul’dan ayrıldı. 1 Temmuz 1570’te adaya asker çıkarmaya başlayan Türk ordusu, 22 Temmuz’da Lefkoşa’yı kuşatıp 9 Eylül’de de ele geçirdiler. Baf, Limasol ve Larnaka kalelerinin de alınmasından sonra adanın en güçlü olan kalesi Magosa 18 Eylül 1570’te kuşatıldı.
Kış mevsiminin yaklaşması nedeniyle kaleyi ablukaya almakla yetinen Türk ordusu 1571 baharında yardımcı birliklerin de gelmesiyle, Magosa kalesini karadan ve denizden kuşatmaya başladı. Türk ordusunun yoğun taarruzu altında önemli kayıplara uğrayan Magosa’daki Venedik garnizonu teslim olmak zorunda kaldı (4 Ağustos 1571).
Adanın imar ve iskânı için, 21 Eylül 1571 tarihli Padişah fermanı ile İç Anadolu’nun (Karaman vilayeti) belli şehir ve köylerinden adaya mecburi iskan yapılması kararlaştırıldı ve adaya Türkler yerleştirilmeye başlandı. Dört sancağa (Lefkoşa, Magosa, Girne ve Baf) bölünen Kıbrıs, Alanya, İçel, Tarsus ve Sis (Kozan) sancaklarının da bağlanmasıyla bir eyalete dönüştürüldü ve adada Karaman vilayeti kanunlarının yürürlüğe konulması kararlaştırıldı.
Adanın Türkler tarafından fethi Sokullu Mehmed Paşa”nın öngörüsünü haklı çıkarmış, Venedik’in kışkırtması ile bir Kutsal İttifak oluşturulmuştur.
İnebahtı Savaşı
İnebahtı Deniz Muharebesi (İspanyolca: Batalla de Lepanto, İtalyanca: Battaglia di Lepanto), 7 Ekim 1571 tarihinde Osmanlı Devleti ile Haçlı donanmaları arasında, Korint Körfezi’nde, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz muharebesidir. Osmanlı kaynakları, bu muhaberenin adını “Sıngın” olarak yazar.[kaynak belirtilmeli] İspanyol yazar Cervantes bu savaşta elinden yaralanmıştır.
O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır – İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs’ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs’ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline getirildi (1570-1571).
Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs adasını almaları, Avrupa’da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa Pio V, İspanya kralı ve Venedik dukası, Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar (15 Mayıs 1571). Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı’nda, bu tarihlerde, bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze’den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan, Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı donanmasının başına, bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzade Ali Paşa getirildi. İstanbul’a gelen ikinci bir haber, Osmanlı sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokollu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa’ya verdi.
Osmanlı donanmasında bir vezir, dört paşa, 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi Osmanlı denizcileri de bulunuyordu.
Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına, V. Karl’ın evlilik dışı oğlu, Hollanda genel valisi Don Juan de Austria (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlilerinkinde Giovanni – Andrea Doria, Papalık donanmasında da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa’nın prens, asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.
Müezzinzade Ali Paşa ile Pertev Paşa’nın yanlış tutumları, Osmanlı denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı Deryanın görüşü uygulandı.
İki donanma, dünya tarihinin en büyük deniz muharebelerinden birine başladı. Osmanlı donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Osmanlı askeri öldü. Ölenler arasında, Müezzinzade Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali Paşa’nın kumandasındaki Osmanlı donanmasının sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Osmanlı gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu başarısından sonra Kaptan-ı Deryalığa getirildi ve “Kılıç Ali Paşa” diye anıldı.
Sokollu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa’ya, Sokullu; “Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al” demiştir ki, Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Muharebesiyle ilgili olarak “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı’da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar” diye cevap vermiştir.
Donanmanın yeniden inşası ve Venedik ile barış
Osmanlı başkenti donanmasının yenilgiye uğradığını muharebede başarılı olan tek denizcisi Uluç Ali Paşa sayesinde öğrendi. Uluç Ali Paşa kaptan-ı deryalığa getirildi ve Sokollu Mehmed Paşa’nın emriyle yeni bir donanmanın inşasına girişildi. Çok kısa bir zaman sonra oluşturulan donanma 1572 yazında Akdeniz’e açıldı. İspanya’nın da yeniden batıdaki mücadelesine yoğunlaşmasıyla yalnız kalan Venedik barış istedi. 1573 yılında imzalanan barış antlaşması ile Venedik Kıbrıs’ı Osmanlı Devleti’ne terketti ve savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.
Tunus Seferi
1573 yılında Venedik’i barışa zorlayan bu büyük donanmanın bir sonraki hedefi 1574 yılında İspanya’nın elindeki Tunus kenti ve kalesi oldu. Bu kent 1534 yılında Barbaros Hayreddin Paşa tarafından fethedilmiş, ancak ertesi yıl bizzat Alman İmparatoru ve İspanya Kralı V. Karl’ın komuta ettiği sefer sonucu Alman-İspanyol ordularınca geri alınmıştı. Özellikle Turgut Reis’in fetihleriyle Tunus ülkesinin tamamı Türk egemenliğine girmiş, geriye kukla Hafsiler’in İspanyol işgali alında hüküm sürdükleri Tunus kenti kalmıştı. Uluç Ali Paşa komutasındaki Türk donanması 13 Eylül 1574′te kenti fethetti. Aynı yıl Tunus Eyaleti kuruldu.
Eserleri
II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim’in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.
Ünlü bir beyti:
Biz bülbül-i muhrik-i dem-i şekva-yı firâkız
Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
(Ayrılığın şikayetinin yakıcı demlerinin adamlarıyız biz. Sabah rüzgarı ateş kesilir,gülistanımızdan geçse.)
Son devrin ünlü şairlerinden Yahya Kemal, II. Selim’in bu beyti için, Selimiye kadar güzel bir şiir, demiştir.
Ailesi
Eşleri
Nurbanû Sultan
Erkek Çocukları
III. Murat, Nurbanu Sultanın Oğlu
Abdullah
Osman
Mustafa
Süleyman
Mehmed
Mahmud
Cihangir
Kız çocukları
Fatma Sultan
Gevherhan Sultan
İsmihan Sultan, Nurbanû Sultan’ın kızı
Şah Sultan

II. Selim (Osmanlı Türkçesi: سليم ثانى Selīm-i sānī) (d. 28 Mayıs 1524 – ö. 15 Aralık 1574), 11. Osmanlı padişahı. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın oğludur. Babasından 14.892.000 km2 olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.162.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya’daki türbesine gömülmüştür.

Konu başlıkları

1 Çocukluğu ve tahta geçişi

2 Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar

2.1 Yemen’in yeniden fethi

2.2 Almanya ile barış

2.3 Açe Seferi

2.4 Don-Volga Kanal Projesi

2.5 Astrahan Seferi

2.6 Kırım Hanlığı’nın Moskova seferleri

2.7 Kıbrıs’ın Fethi

2.8 İnebahtı Savaşı

2.9 Donanmanın yeniden inşası ve Venedik ile barış

2.10 Tunus Seferi

3 Eserleri

4 Ailesi

4.1 Eşleri

4.2 Erkek Çocukları

4.3 Kız çocukları

Çocukluğu ve tahta geçişi

Şehzade Selim’in çocukluğu İstanbul’da Eski Saray’da geçmiştir. 27 Haziran 1530′da kardeşleri şehzade Mustafa ve Mehmed ile birlikte At Meydanı’nda bir hafta boyunca süren eşsiz bir eğlenti ve törenle sünnet edildi. 16 yaşına kadar sarayda kalıp derin bir saray eğitiminden geçirildi. 1542de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı. 1544de Manisa Sancak beyi olarak tayin edildi ve Manisa Sancak beyi olarak 1558e kadar görev yaptı. Manisa’da zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir. 1558de tekrar Konya Sancak beyliği’ne ve 1562ye kadar orada kaldı.

Şehzade Selim babası Kanuni Sultan Süleyman hayatta iken, özellikle 1553den sonra, babasına varis olabilecek diğer şehzadelerle taht mücadelesine girişti. Kanuni’nin şehzadelerinden Mahmud, Murad, Mehmed, Abdullah ve Cihangir kendi ecelleri ile babaları sağken ölmüşlerdi. Kanuni’nin çok bağlı olduğu karısı Hürrem Sultan kendi oğullarından Selim veya Beyazid’in taht varisi olmasını istemekteydi. Ağustos 1553de Kanuni Nahcivan Seferi’nde iken Konya Ereğlisi’nde o sefere katılan Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan’ın yakın adamı olan Sadrazam Rüstem Paşa’nın tavsiyesine uyan, babası Kanuni tarafından idam ettirildi. Tahta varis olarak Hürrem Sultan’in iki oğlu Şehzade Beyazıd ve Selim kaldı. 1558de Hürrem Sultan ölünce bu iki kardeş birbirleriyle açık mücadeleye giriştiler. Amasya Sancak beyi olan Şehzade Beyazıd daha atak ve isyancıydı. Sabırlı ve sağduyulu davranışlı görünen Şahzade Selim babasının desteğini kazandı. 29 Mayis 1559da iki şehzade taraftarları ve kendi sancak orduları ile birlikte Konya yakınlarında bir muharebeye giriştiler. Babasının desteğini almış olan Şehzade Selim bu çarpışmadan galip çıktı. Selim kaçan Beyazid’ı Hınıs’a kadar kovalayıp Konya’ya geri döndü. Beyazıd, oğulları ile birlikte, önce Amasya’ya ve sonra babasının kendi üzerine gelmek üzere Üsküdar’da ordugaha geçtiği haberini alınca, 2.000 kişilik ordusuyla İran’a Safavi devletine sığındı. Kanuni, Şah Tahmasp ile yapılan yazışmalarla isyankar oğlunun geri verilmesini istedi. 25 Eylül 1561de Şah Tahmasp elinde bulunan şehzadeleri Kazvin’de boğdurtup naaşlarını geri gönderdi ve bu cenazeler Sivas’a getirilip gömüldüler. Boylece 1561de, Konya Sancak beyi olarak bulunan Şehzade Selim, Kanuni’nin rakipsiz tek veliahtı olarak kaldı. Bu nedenle 1562de devlet başkentine daha yakın olan Kütahya Sancak beyliğine atandı.

Şehzade Selim babasının son seferi olan 1566 son Avusturya Seferi’ne katılmadı. Selim Kütahya yakınlarında Sıçanlı sahrasında avda iken, babası’nın Sigetvar kusatması sırasında 7 Eylul’de öldüğünü, bu ölümü herkesden gizleyen Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa’nin güya fetihname olarak gönderdiği, gizli mektubundan öğrendi. Hemen lalaları Huseyin Paşa, Hoca Attaullah ve muhasibi Celal Bey ile birlikte bir alayla İstanbul’a hareket etti. 30 Eylul’de Üskudar’a vardı. Herkes babasının ölümünden habersizdi. Üskudar İskelesine saltanat kayığı ile gelen Bostancıbası Davut Ağa Sultan Selim’e ilk biatı yaptı ve onu saltanat kayığı ile Topkapı’ya geçirdi. O sırada Tersane ve Tophane’den saltanat topları atılıp yeni sultanın tahta geçtiği halka ilan edildi. Sultan Selim Köşk İskelesinden şehir kapısına kadar özel murassa giyimle at üzerinde alayla geçti ve yolda etraftan gelen halka paralar saçıldı. Saraya gelen Selim tahta oturtuldu ve İstanbul’da bulunan devlet ricali (İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Şeyhülislam Ebussuud Efendi vb) tarafından biat edildi. Bu sırada yapılan harcamaları karşılamak için, özel tören isteyen devlet hazinesi açılması yapılmadı ve ablası Mihrimah Sultan tarafından borç verilen 50.000 altın kullanıldı.

Sultan Selim hemen iki gün sonra orduyu ve babasının cenazesini karşılamak uzere İstanbul’dan ayrıldı. Edirne, Filibe, Sofya üzerinden (genellikle 30 gun çeken yolu) çok hızla geçerek 15 günde Belgrad’a ulaştı. Kanuni’nin ölumu seferden geri dönmekte olan orduya Belgrad’a dört menzil kala açıklandı ve Sultan Selim üzüntüden perişan orduyu Belgrad’da karşıladı. Belgrad’da kılınan cenaze namazından sonra Kanuni’nin naaşı acele İstanbul’a gönderildi. Belgrad’da kalan Sultan Selim orada yeniden bir cülus töreni yapılmasını redetti. Askere dağıttığı cülus bahşişi de kapıkulu askeri tarafından az görülüp kızgınlıkla karşılandı. Sultan Selim Kasım ayında Edirne’ye vardı ve orada bekledikten ve yollarda kapıkullarının yaptıkları isyankar hareketlere altında Aralık’ta İstanbul’a gelebildi.

Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar

II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmihan Sultan’ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa’ya bıraktı.

Yemen’in yeniden fethi

Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa’nın 1538 tarihli Hint Seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler. 1568 tarihli Yemen Seferi’nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs’ta Aden’i, 26 Temmuz’da da Sana’yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.

Almanya ile barış ( Edirne – Segedin Antlaşması )

Edirne-Segedin Antlaşması
Çeşidi Barış Antlaşması
İmza
- yer
1444
Edirne, Osmanlı Devleti
İmzacı devletler Flag of Hungary 1940.svg Macar Krallığı
Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Osmanlı Devleti
Dilleri Osmanlıca, Macarca

Edirne-Segedin Antlaşması 1444 yılında Osmanlı Devleti ve Macaristan arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Ayrıca bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin imzaladığı ilk antlaşmadır.

Papa IV. Eugenius János Hunyadi’nin kumandanlığı altında Macar, Sırp, Bosna ve Eflak kuvvetlerinden oluşan bir Haçlı ordusunu Sultan II. Murat’ın kumandanlığı altındaki Osmanlı ordusunun üzerine gönderdi. Karamanoğulları beyliğinin de desteğini alan bu orduyu Osmanlılar yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine II. Murat 12 Haziran 1444′de Edirne’de bu barış antlaşmasını imzalayarak antlaşmanın metnini bir Osmanlı heyetiyle Macaristan’a yolladı.

Macaristan kralı I. Ulászló bu antlaşmayı onaylama taraftarıydı. Ama Papa ve Bizans İmparatoru bu antlaşmaya karşı çıktılar. Sırp despotunun ve János Hunyadi’nin de ısrarıyla kral I. Ulászló antlaşmayı 12 Temmuz 1444′de Segedin’de imzaladı. Antlaşmanın maddeleri şunlardı:

-Bulgaristan’daki Osmanlı egemenliği tanınacak.

-Sırp despotluğu tekrar kurulacak ve Osmanlılara vergi verecek.

-Eflak beyliği Macar egemenliğinde kalacak, Osmanlılara vergi vermeye devam edecek.

-Tuna nehri taraflar arasında sınır olacak.

-Antlaşmanın süresi 10 yıldı.

Bu antlaşmadan sonra II. Murat yerini 12 yaşındaki oğlu II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmet) bıraktı. Ama barış dönemi değil 10 yıl, 6 ay bile sürmedi. Haçlı tehditi altında II. Murat tekrar Osmanlı ordusunun başına geçmek zorunda kaldı. 10 Kasım 1444 tarihinde Osmanlı ordusu tekrar János Hunyadi kumandanlığı altındaki Haçlı Ordusuyla Varna Savaşını yaptı.

Açe Seferi

Tarih 1569
Bölge Endonezya
Sonuç Osmanlı Donanması tarafından Açe’nin güvenliğinin sağlanması
Taraflar
Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Osmanlı İmparatorluğu Flag Portugal (1495).svg Portekiz
Kumandanlar
Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis

Açe Seferi (1569), Endonezya veya Sumatra seferi de denir. Portekizliler karşısında zor durumda kalan Sumatra adasında ki müslüman Açe Devletinin, Osmanlı Devleti’nden yardım istemesi üzerine, Osmanlı Donanması tarafından gerçekleştirilen deniz aşırı sefer.

Eskiden Hindistan’dan alınan mallar ya Kızıl Deniz yoluyla Mısır’ın İskenderiye limanına,yada Basra Körfezi yoluyla Suriye limanlarına getiriliyor ve burada bulunan Venedik ve Ceneviz gemilerine yüklenerek Avrupa limanlarına ulaştırılıyordu. Ancak çok uzaklardan gelen ve birçok ülkenin limanından geçen malların(özellikle baharat), Avrupa pazarlarına ulaşıncaya kadar fiyatları çok yükseliyor ve dolayısıyla bu mallar Avrupalılar’a pahalıya geliyordu.

Avrupalılar, yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı doğrudan ve kısa yoldan Hindistan’a ulaşmak için yeni yollar arayışına girdiler. Bunu, coğrafi keşiflere yatkın ve yetiştirdiği ünlü kaşiflerle tanınan Portekizliler 15. asrın sonlarına doğru Ümit Burnu’nu keşfederek ve Hindistan’a ulaşan yeni bir yol bularak başardılar. Ve mevcut durumdaki Hint ticaret yolunu da değiştirdiler.

Portekizliler’in Hint ticaret yolunu değiştirmesi,özellikle o dönem Mısır’ı ellerinde tutan Memlükler’in ekonomik yönden sarsılmasına neden oldu. Memlük Donanması’nın Portekiz Donanması ile boy ölçüşe bilecek bir durumda olmaması nedeniyle zamanla Bölgedeki etkinliklerini artıran Portekizli denizciler civar İslam şehirlerine ve Müslüman ticaret gemilerine zarar vermeye başladılar. 1517′de Mısır’ı fetheden Osmanlılar böylellikle bölgede Memlükler’in yerini almış oldular. Ve bölgede güçlü bir donanma bulundurulması gerektiğine inanarak Süveyş’de bir tersane kurdular.

Hint ticaret yolunun ekonomik değerini anlayan Portekizliler,ilerleyen yıllarda bölgeye çok daha güçlü donanmalar göndererek Bölge müslümanları üzerindeki baskıyı iyice arttırmaya başladılar. Bunun üzerine o dönem, dünyanın ve islam aleminin en güçlü devleti olan Osmanlı Devletine, Hint Okyanusu hinterlandındaki müslüman devletlerden yardım feryatları gelmeye başladı. Bu yardım isteğinde bulunan devletlerden biri de Bugün Endonezya’ya bağlı olan Sumatra adasındaki Müslüman Açe Sultanlığı’ydı.

Sumatra Adası’nın kuzeydoğusunda bulunan Açe Sultanlığı, o zamanlar bölgenin ekonomi ve ticaretinde önemli bir yere sahip, zengin bir devletti. Bu özelliklerinden dolayı Açe Sultanlığı’na gözlerini diken Portekizliler, Açe sahillerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Askerlik ve teknolojik bakımdan üstün olan Portekizliler karşısında fazla tutunamayan Açeliler yenilerek geri çekilmek ve bazı yerleri Portekizliler işgaline bırakmak zorunda kaldılar. Günden güne artan Portekiz baskısına daha fazla dayanamayan zamanın Açe Sultanı Alaüddin Şah acilen Vezir Hüseyin başkanlığındaki bir elçi heyetini Portekizliler’e karşı yardım istemek amacıyla İstanbul’a gönderdi. Sultan Alaüddin’in mektubunu getiren Açe heyeti 1565 yılın da İstanbul’a ulaştığında, o sırada, Zigetvar Seferi’nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberi geldi. Kanuni’nin yerine tahta geçen II. Selim, elçi heyetinin getirdiği mektubu alarak, Sultan’a,her türlü yardımı yapacağına dair bir cevap yazdı ve Açe heyetiyle beraber yolladı.

Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Donanması tam Endonezya’ya doğru yola çıkmak üzereyken Yemen’de Zeydi imamı Topal Mutahhar tarafından büyük bir isyan başlatıldı (1567). İsyanın tehlikeli boyutlara varmadan önlenmesi gerektiğini düşünen hükümet, donanmayı Sumatra adası yerine isyanın çıktığı Muha ve Aden kıyılarına doğru yolladı. Böylelikle Açeliler’e karşı ilk yardım girişimi yukarıda söylediğimiz sebepten dolayı başarısızlığa uğradı.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yemen’deki karışıklıklardan dolayı geçiken yardım,nihayet 1569 yılında Osmanlı’nın Kızıl Deniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında iki tanesinde top ve tüfek bulunan, 22 parçadan mürekkep Osmanlı Donanması’nın Hint Okyanusu’na açılması ve güvenli bir şekilde Açe sularına ulaşmasıyla gerçekleştirilebilmiş oldu.

Don-Volga Kanal Projesi

Don-Volga Kanal Projesi, Osmanlı Devleti sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi için yapılması planlanan kanal projesi.

Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa, Don ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilerek, Karadeniz’le Hazar Denizi’nin birbirine bağlanması ile gittikçe güçlenen Rusların güneye doğru inmelerini engellemeyi amaçlanmıştır. Ayrıca bu proje ile İpek Yolu ticeretini canlandırma, İran ile yapılan savaşlarda donanmadan yararlanma ve Asyada’ki Türkler ile irtibat sağlamaya çalışılmıştır.

Sokullu Mehmet Paşa, Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kasım Bey’i Beylerbeyi yaparak hem Astrahan kalesini ele geçirmek için Ruslara karşı Astrahan Seferi hem de kanal çalışmalarının başlatılmasını sağlamıştır.

1569 Ağustos’unda Kefe Beylerbeyi Çerkez Kasım Paşa tarafından çalışmalara başlandı, bu faaliyet neticesinde iki nehir arasındaki mesafenin üçte biri kazıldı. Bu faaliyetten Osmanlı Devleti’nin kendisine olan ihtiyacının azalacağı, hatta özerkliğini kaybebileceği, endişesi taşıyan Devlet Giray Han’ın, el altından propaganda yaptırması sebebiyle amele ve asker arasında hoşnutsuzluklar başgösterdi.

Rusya’nın bu projeyi önlemek için yaptığı saldırılar, Kırım Hanı’nın projeyi istememesi ve Astrahan Seferi’nin askerî yeteneksizlik nedeniyle başarısızlıkla sona ermesi bu projenin gerçekleşmesini engellemiştir. Eğer bu proje gerçekleşebilse idi, Kafkasya tamamen Osmanlı hakimiyetine girebilecekti.

Astrahan Seferi

Astrahan Seferi
Tarih 1568-1570
Bölge Astrahan ve Azak
Sonuç Rusya Çarlığı’nın zaferi
Taraflar
Kok Bayraq.PNG Kırım Hanlığı Flag of Russia 1668.png Rusya Çarlığı
Kumandanlar
Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Kefe Beylerbeyi Çerkez Kâsım Paşa
I. Devlet Giray
Prens Serebiyanov
Güçler
50.000 Kırım askeri

Osmanlı Devleti’nin 1556 yılında Rusya’nın eline geçen Astrahan Hanlığı’nı Rusların elinden kurtarmak için düzenledikleri sefer.

Seferin sebepleri ve hazırlıklar

Rusya Moskova Prensliği 1552 yılında Kazan Hanlığı’na, 1556 yılında da Astrahan Hanlığı’na son vermiş, ve Don (Ten) ve Volga (İdil) nehir boylarına güçlü bir şekilde yerleşmişti. Moskova Prensi IV. İvan (Korkunç İvan) bu fetihleriyle Çar unvanını da almıştı.

İlerleyen yüzyıllarda Rus ekonomisinin candamarı haline gelecek olan bölgenin Rusya tarafından ilhak edilmesiyle, Orta Asya ile Kırım ve Anadolu arasındaki Hazar Denizi’nin kuzeyinden geçen ticaret yolu ve Hac yolu da kesintiye uğramıştı. Rus Prensliği ise Urallardan Karadeniz üzerine sarkma stratejisinin ilk adımını atmış oldu.

Padişah II. Selim ile dâmâdı ve Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, Rusya’nın Kafkasya ve Kırım’a sarkma tehlikesini sezdiler. Bunu önlemek stratejisi olarak Astrahan kalesinin fethi ve bu kalenin bir tahkim edilmiş bir savunma sisteminin merkezi olarak kullanılması gerektiği düşünüldü. Bylece Rus Prensliğinin güneye ilerlemesi önlendiği gibi Osmanlı Devleti’nin Safevi devletinin Kafkaslar ve Azerbeycan’dan atılma stratejisini kolaylaştırılacaktı. Ayrica eski doğu-batı Asya kervan yollarından biri tekrar açılabilecek ve Orta-Asya’da bulunan ve Safavi aleyhtarı olan Özbekler ile bağlantı kolaylaşacaktı. Bu bağlantının kolaylaştırılması için Don ile Volga arasında bir kanal açılması ve Karadeniz ile Hazer Denizi arasında su üzerinden bağlantının sağlanması da imkan dahiline girmişti.  Bu sırada İran Safevi Devleti’nin de Türkistan-Anadolu yolunu keserek Türkistan’dan yola çıkan hacıların engelenmesi haberi geldi. Ana stratejiyi uygulamak ve hacıların engelenmesi taktik sorununun çözümlenmesi niyeti ile bir Astrahan Seferi düzenlemesi için kesin bir şekilde karar verildi. Astrahan Seferi’nin, Don-Volga Kanal Projesi ile eşzamanlı olarak yürütülmesi de kararlaştırıldı.

II. Selim, Kırım Hanı I. Devlet Giray’a bir Hatt-ı Hümâyûn göndererek sefer hazırlıklarının başlanması talimatını verdi. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa da bu iş için, bölgeyi iyi tanıyan Şıkk-ı sâni defterdarı Çerkez Kâsım Bey’i görevlendirdi. Kendisine paşalık ve “Kefe Beylerbeyliği” ünvanı verildi.

Sefer

Asker toplandıktan sonra orduyu taşıyan donanma 4 Ağustos 1569 tarihinde Karadeniz’e açıldı ve Don (Ten) Irmağı ağzına geldi. Niğbolu, Silistre, Amasya, Canik ve Çorum sancak beyleri de askerleri ile gelip Çerkez Kasım Paşa’nın emrine girdiler. Kırım Hanı Devlet Giray da süvârileriyle bölgeye geldi.

Kuşatma, kazı ve başarısızlık

20 Eylül 1569 tarihinde Astrahan kuşatma altına alındı. Kefe, Balaklava, Menkub ve Taman halkından kanal kazısı işinde çalıştırılmak üzere yaklaşık 30.000 işçi toplandı ve 1569 senesinin Kasım ayında kazma işine başlandı. Mevsim koşullarının giderek kötüleşmesi kazı işçileri arasında firar eğilimini artırmaya başladı. Ücretlerin zamanında ödenmemesi gibi sorunlar da baş göstermeye başladı. Bir müddet sonra işçiler arasında meydana gelen isteksizlik, şehri kuşatan askerlere de bulaştı ve zaman zaman isyanlar çıktı. Bu olumsuz gelişmeler üzerine kazı faaliyetleri Kâsım Paşa’nın teklifi, Sadrâzam ve Pâdişâhın onayı ile durduruldu.

Bu eyleme destek sağlayacak olan Kırım Hanlığı, Ruslarin yaydığı, Osmanli Devleti’nin Kırım ozerkliğine karşı olduğu ve bu seferde Osmanlı başarısının bu özerkliği tehdit edebileceği korkuları ile ve sefer mevsiminin geçtiği açıklaması ile son anda desteklerini geri çektiler.

Bu faaliyetleri yakından izleyen Moskova Çarı IV. İvan, kazı faaliyetlerinin tavsadığını gördü ve bölgeye Prens Serebiyanov komutanlığında 20.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu ordu, kazı işindeki işçileri tamamen dağıttı. Osmanlı ordusu için hazırlanan lojistik destek de yeterli değildi. Astrahan şehrini kuşatan Osmanlı askerleri, Prens Serebiyanov güçleri tarafından da kuşatılarak iki ateş arasına alındı. Osmanlı ordusu bir huruç harekâtı yaparak ve çok kayıplar vererek kuşatmayı kaldırdı, kendisini kuşatılmışlıktan kurtardı. Azak Kalesi’ni kuşatacak Osmanlı donanması ise bir fırtınaya yakalanarak büyük zarar gördü. Başarısızlığa uğrayan ve Kırım’da toplanan ordu donanma ile tekrar Anadolu’ya döndü.

Osmanlılar Don-Volga Kanal Projesinden vazgeçtiler ve 1570 yılında İstanbul’da Korkunç İvan’ın elçileriyle bir saldırmazlık antlaşması imzaladılar.

Buna ragmen Kırım Tatarları (1570-72) sefer yıllarında Rusları Kabraday’dan söküp atmışlar ve ta Moskova yakınlarına kadar akıncı hücumları yapmayı başarmışlardır. Diğer taraftan da Sokollu Mehmet Paşa Rusları Karadeniz’in doğu ve batısına sarkmalarını önlemek icin Osmanlı devletinin Eflak ve Buğdan prenslikleri üzerinde olan etkilerini güçlendirmiş ve Lehistan ile çok yakın ilişkiler kurmuştur.

Kırım Hanlığı’nın Moskova seferleri

Kırım Hanı Devlet Giray Han Osmanli Devleti’nin Don-Volga Kanal Projesi ve Astrahan seferi ile ulaşmak istediği Rus tehdidinin bertaraf edilmesi hedefine doğrudan Moskova’ya yürüyüp Rus gücünü örseleyerek ulaşılabileceğini düşünüyordu. 120.000 kişilik bir orduyla Oka Nehri’ni ve Serpukhov Tahkimatı’ni aşan Devlet Giray Han direnen 6.000 kişilik bir Rus ordusunu da mağlup etti ve Moskova önlerine geldi. Moskova’yı 24 Mayıs 1571′de yakarak yerle bir eden ordu, çok sayıda sivil Rus’un ölmesine rağmen Rus ordusunu örseleyemeden geri döndü. Bir yıl sonra yeniden Moskova’ya yürüyen Han bu sefer karşısında Moskova’nın 60 kilometre güneyinde 60.000 kişilik Rus ordusunu buldu. Molodi’de 30 Temmuz-3 Ağustos arasında yapılan muharebede yakın savaşa zorlanan süvari ağırlıklı Kırım ordusu önemli bir yenilgiye uğrayarak Kırım’a çekilmek zorunda kaldı.

Bu başarısızlıkların sonucunda Rusya’nın fetihleri kabul edilmek zorunda kalındı ve ileride Osmanlı Devleti’ne büyük sıkıntılar çıkaracak bir devlet oluşmaya başladı.

Kıbrıs’ın Fethi

Kıbrıs’ın Fethi
Tarih 1570-1571
Bölge Kıbrıs Kıbrıs
Sonuç Kesin Osmanlı zaferi, Kıbrıs adası Türk egemenliğine girdi
Taraflar
• Flag of Most Serene Republic of Venice.svg Venedik Cumhuriyeti • Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svgOsmanlı Devleti
Kumandanlar
Flag of Most Serene Republic of Venice.svg Marco Antonio Bragadin Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Lala Mustafa Paşa
Flag of the Ottoman Empire (1453-1844).svg Piyale Paşa
Güçler
20.000 40.000

Fethin nedenleri

Kıbrıs, Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır’ın alınmasından sonra, Venediklilier Memlûk Sultanlığı’na Kıbrıs için verdikleri vergiyi Osmanlılara vermeye başlamıştı. Kıbrıs adasının Rum halkının, baskılarından bunaldıkları Venediklilere karşı yardım istemesi üstüne, Kıbrıs’ın fethi kararlaştırdı. Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs Seferi’nin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferi’ne taraftar olurken, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs’ın fethine muhalif kalmıştı.

Hazırlık ve Savaşın Gelişmesi

Osmanlı donanması dönemin padişahı II. Selim’in (1566-1574) buyruğuyla sefer hazırlıklarını tamamladı ve Lala Mustafa Paşa’nın komuta ettiği orduyu alarak 15 Mayıs 1570’te Piyale Paşa komutasında İstanbul’dan ayrıldı. 1 Temmuz 1570’te adaya asker çıkarmaya başlayan Türk ordusu, 22 Temmuz’da Lefkoşa’yı kuşatıp 9 Eylül’de de ele geçirdiler. Baf, Limasol ve Larnaka kalelerinin de alınmasından sonra adanın en güçlü olan kalesi Magosa 18 Eylül 1570’te kuşatıldı.

Kış mevsiminin yaklaşması nedeniyle kaleyi ablukaya almakla yetinen Türk ordusu 1571 baharında yardımcı birliklerin de gelmesiyle, Magosa kalesini karadan ve denizden kuşatmaya başladı. Türk ordusunun yoğun taarruzu altında önemli kayıplara uğrayan Magosa’daki Venedik garnizonu teslim olmak zorunda kaldı (4 Ağustos 1571).

Adanın imar ve iskânı için, 21 Eylül 1571 tarihli Padişah fermanı ile İç Anadolu’nun (Karaman vilayeti) belli şehir ve köylerinden adaya mecburi iskan yapılması kararlaştırıldı ve adaya Türkler yerleştirilmeye başlandı. Dört sancağa (Lefkoşa, Magosa, Girne ve Baf) bölünen Kıbrıs, Alanya, İçel, Tarsus ve Sis (Kozan) sancaklarının da bağlanmasıyla bir eyalete dönüştürüldü ve adada Karaman vilayeti kanunlarının yürürlüğe konulması kararlaştırıldı.

Adanın Türkler tarafından fethi Sokullu Mehmed Paşa”nın öngörüsünü haklı çıkarmış, Venedik’in kışkırtması ile bir Kutsal İttifak oluşturulmuştur.

İnebahtı Savaşı

İnebahtı Deniz Savaşı
Battle of Lepanto 1571.jpg
İnebahtı Deniz Muharebesi
Tarih 7 Ekim 1571
Bölge İnebahtı, Osmanlı Devleti (Bugün Naupactos,Yunanistan) Adriyatik Denizi
Sonuç Haçlı zaferi
Taraflar
Flag of Most Serene Republic of Venice.svgVenedik Cumhuriyeti

Flag of New Spain.svg İspanya
Emblem of the Papacy SE.svg Papalık
It-genoa.gif Ceneviz
Flag of the Sovereign Military Order of Malta.svg St.John Şövalyeleri

Ottoman Navy1453-1789.svg Osmanlı Devleti
Kumandanlar
Don Juan de Austria Müezzinzade Ali Paşa  ☠
Kılıç Ali Paşa
Güçler
206 kurekli ve yelkenli gemi, 200 kadirga, 50 kalite (galyot), 20 kirlangic ve diger ufa
Kayıplar
9,000 ölü ve yaralı, 12 kadirga 30,000 ölü ve yaralı, 200 kadirga

İnebahtı Deniz Muharebesi (İspanyolca: Batalla de Lepanto, İtalyanca: Battaglia di Lepanto), 7 Ekim 1571 tarihinde Osmanlı Devleti ile Haçlı donanmaları arasında, Korint Körfezi’nde, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz muharebesidir. Osmanlı kaynakları, bu muhaberenin adını “Sıngın” olarak yazar.[kaynak belirtilmeli] İspanyol yazar Cervantes bu savaşta elinden yaralanmıştır.

O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır – İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs’ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs’ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline getirildi (1570-1571).

Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs adasını almaları, Avrupa’da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa Pio V, İspanya kralı ve Venedik dukası, Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar (15 Mayıs 1571). Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı’nda, bu tarihlerde, bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze’den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan, Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı donanmasının başına, bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzade Ali Paşa getirildi. İstanbul’a gelen ikinci bir haber, Osmanlı sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokollu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa’ya verdi.

Osmanlı donanmasında bir vezir, dört paşa, 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi Osmanlı denizcileri de bulunuyordu.

Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına, V. Karl’ın evlilik dışı oğlu, Hollanda genel valisi Don Juan de Austria (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlilerinkinde Giovanni – Andrea Doria, Papalık donanmasında da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa’nın prens, asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.

Müezzinzade Ali Paşa ile Pertev Paşa’nın yanlış tutumları, Osmanlı denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı Deryanın görüşü uygulandı.

İki donanma, dünya tarihinin en büyük deniz muharebelerinden birine başladı. Osmanlı donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Osmanlı askeri öldü. Ölenler arasında, Müezzinzade Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali Paşa’nın kumandasındaki Osmanlı donanmasının sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Osmanlı gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu başarısından sonra Kaptan-ı Deryalığa getirildi ve “Kılıç Ali Paşa” diye anıldı.

Sokollu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa’ya, Sokullu; “Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al” demiştir ki, Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Muharebesiyle ilgili olarak “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı’da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar” diye cevap vermiştir.

Donanmanın yeniden inşası ve Venedik ile barış

Osmanlı başkenti donanmasının yenilgiye uğradığını muharebede başarılı olan tek denizcisi Uluç Ali Paşa sayesinde öğrendi. Uluç Ali Paşa kaptan-ı deryalığa getirildi ve Sokollu Mehmed Paşa’nın emriyle yeni bir donanmanın inşasına girişildi. Çok kısa bir zaman sonra oluşturulan donanma 1572 yazında Akdeniz’e açıldı. İspanya’nın da yeniden batıdaki mücadelesine yoğunlaşmasıyla yalnız kalan Venedik barış istedi. 1573 yılında imzalanan barış antlaşması ile Venedik Kıbrıs’ı Osmanlı Devleti’ne terketti ve savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

Tunus Seferi

1573 yılında Venedik’i barışa zorlayan bu büyük donanmanın bir sonraki hedefi 1574 yılında İspanya’nın elindeki Tunus kenti ve kalesi oldu. Bu kent 1534 yılında Barbaros Hayreddin Paşa tarafından fethedilmiş, ancak ertesi yıl bizzat Alman İmparatoru ve İspanya Kralı V. Karl’ın komuta ettiği sefer sonucu Alman-İspanyol ordularınca geri alınmıştı. Özellikle Turgut Reis’in fetihleriyle Tunus ülkesinin tamamı Türk egemenliğine girmiş, geriye kukla Hafsiler’in İspanyol işgali alında hüküm sürdükleri Tunus kenti kalmıştı. Uluç Ali Paşa komutasındaki Türk donanması 13 Eylül 1574′te kenti fethetti. Aynı yıl Tunus Eyaleti kuruldu.

Eserleri

II. Selim zamanında Ayasofya Camii yeniden onarıldı. Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından onun döneminde inşa edildi. Babası gibi II. Selim divan edebiyatına birçok eser bırakmış bir şairdir. Selim’in özellikle Nurbanu Sultan için yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilir.

Ünlü bir beyti:

Biz bülbül-i muhrik-i dem-i şekva-yı firâkız

Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

(Ayrılığın şikayetinin yakıcı demlerinin adamlarıyız biz. Sabah rüzgarı ateş kesilir,gülistanımızdan geçse.)

Son devrin ünlü şairlerinden Yahya Kemal, II. Selim’in bu beyti için, Selimiye kadar güzel bir şiir, demiştir.

Ailesi

Eşleri

Nurbanû Sultan

Erkek Çocukları

III. Murat, Nurbanu Sultanın Oğlu

Abdullah

Osman

Mustafa

Süleyman

Mehmed

Mahmud

Cihangir

Kız çocukları

Fatma Sultan

Gevherhan Sultan

İsmihan Sultan, Nurbanû Sultan’ın kızı

Şah Sultan

Bu yazı Padişahlar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>